.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Erbakan Hocadan, özür Diledi...

erbakn.jpg
 
 
 
Erbakan Hocam, özrümü kabul et!

1996 yılında Refah Partisi ile DYP arasındaki koalisyon görüşmelerinin ayrıntılarını gündeme getiren dönemin DYP yöneticilerinden emekli subay Manisa Milletvekili Tevfik Diker, Refahyol hükümetinin yıkılmasına nerede karar verildiğini açıkladı

  Bugün elini vicdanına koyarak dönemi değerlendirdiğinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın hassasiyetlerini yeterince anlayamamaktan duyduğu üzüntüyü dile getiren Diker, "Refahyol Hükümeti'nde yardımcılığınızı kabul etmediğim ve Refahyol'a karşı mücadele ettiğim için sizden samimi bir özür diliyorum. Lütfen kabul ediniz" dedi. İşte o yazı...

  24 Aralık 1995 tarihinde 79 ilde, 83 seçim çevresinde % 10'luk Ülke barajlı d'Hont sistemi uygulanarak yapılan Milletvekili Genel Seçimleri'nde 34.155.981 seçmen toplam 138.608 sandıkta oy kullanmışlardır.

Bu genel seçim ile TBMM 20. dönem milletvekilleri seçilmiştir.

Seçimde RP.21.38-DYP.19.18 oy almışlardır.

  RP'nin Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, DYP'nin Genel Başkanı ise Prof. Dr. Tansu Çiller'dir.

  Bendeniz de DYP Genel Sekreteri ve Manisa DYP Milletvekili Listesi birinci sıradan seçimlere katılmış sonuçta Tevfik Diker, Rıza Akçalı, Yahya Uslu (rahmetli) ve Aysel Gökseli Manisa Milletvekili olarak 20.dönemde TBMM'ye girmiştik.

   Seçimlerden sonra hükümet kurma pazarlıkları başlamış uzun süre "Ana Refah Hükümeti" (Anavatan-Refah arasında) kurulması çalışmaları gündemi işgal etmişti.

  Mesut Yılmaz' ın tavırları hükümetin kurulmasının önünü tıkamış ve Yılmaz'ın tutumu, RP Genel Başkanı Millî Görüş'ün Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı DYP Genel Başkanı Çiler'e yönlendirmişti.

  O günlerde Çiller hakkında haksız mal varlığı edinme başta olmak üzere birçok şaibe gündemde idi.

  TBMM'de Yılmaz ve Çiller haklarındaki aklama komisyonları kararları "Akmatik" değerlendirmesi halkın dilinde idi.

  Çiller'de; "Yılmaz başta olmak üzere bazı odakların kendisini Yüce Divan'a götürerek hapse atılacağı korkusu vardı" Bunu bana çok açık seçik ifade etmiş ve "Onların hesabı beni Yüce Divan'a göndermek" demişti.

  Refah Partisi ile hükümet kurma görüşmeleri yapıldığı günlerde Çiller'e "İlk Başbakanlığı siz alınız, Demirel ve Ecevit geçmişte böyle yapmışlardı, MGK sistemi Başbakana göre yapılandırılmıştır. Erbakan Hocaya bilahare Başbakanlığı veriniz dediğimde; "Mecburum Hoca Başbakanlığı istiyor" dedi.

  O günlerde ben ve İrfan Demiralp, Şinasi Altıner, İ. Yaşar Dedelek,  Refahyol Hükümeti'nin kurulmasına karşıydık.

Hepimiz parti yöneticisiydik.

Kurulması halinde Refahyol Hükümeti'nin ülkedeki bazı dengeleri bozacağı ve ülkeye huzur getirmeyeceği kanaatindeydik.

Nitekim endişelerimizde haklı çıktık, Türkiye 28 Şubat'a gitti.

Bu arada şunu açıkça ifade edeyim AKP, 28 Şubat'ın ürünüdür.

Bir gerçeği de açık yüreklilikle ifade edeyim ben ve arkadaşlarım 28 Şubatçı olmadık.

Bizler Refahyol kurulmadan önce 21 Haziran1996'da tavır koyduk.

28 Şubatçılar Çiller'e hükümeti kurdurup bakanlık koltuğuna oturan Yalım Erez, Yıldırım Aktuna, Rıfat Serdaroğlu, Turhan Tayan gibi isimlerdir.

Refahyol Hükümeti'nin kurulması aşamasında DYP Genel Başkanı Çiller, Erbakan Hoca'nın Başbakanlığında kurulacak hükümete girmeyeceğini ve Başbakan Yardımcısı olarak bizlerden birini görevlendireceğini söyledi.

Bana bu görevi teklif etti.

Ben kabul etmedim.

Bilahare Nahit Menteşe bu görevi üstlendi.

Bu kadar anekdottan sonra önemli bir tarihi bilgimi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

Bilmeyenler için hatırlatmak isterim.

Bendeniz Hava Kuvvetleri'nde, Genelkurmay Karargahında, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde çalışmış bir emekli subayım.

Askeri cenahta birçok devre arkadaşım ve eski, yeni ve emekli dostlarım var.

Diyaloglarım hâlâ devam etmektedir.

Önemli bir gerçeği de hatırlatmak isterim.

Tercih oylarıyla siyasete girdim.

* * *

Tarihe ışık tutacak olay!...

Şimdi ileteceğim olayı bana ileten e-general arkadaşımın ricası ile ismini deşifre etmeyeceğim.

"ABD CIA Başkanı George Tenet, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir ve MGK Genel Sekreteri Hv. Org. İlhan Kılıç, ABD'de bir araya gelirler. Ortak bir karara varırlar. Refahyol iktidarı yıkılmalı."

Bu karardan sonra malum olaylar yaşanır ve Refahyol yıkılır.

Muhterem Hocam, Başbakanım, Değerli Prof. Dr. Necmettin Erbakan,

Bu olayı AKP kurulduktan sonra bizzat birinci ağızdan öğrendim.

AKP'nin kuruluş günlerinde de çok önemli bilgilerim oldu.

Bunları da ayrı bir makalede kamuoyuyla paylaşmak istiyorum

Dünden bugüne geldiğimde; elimi vicdanıma koyarak bir öz eleştiri yaptım.

Ülkemde yaşayan 20 milyon aç ve yoksul ve yapılan talan ile hortumlar, emperyalist hesaplar, akan kanlar beni uyandırdı.

Zattı alinizin "Millî Görüş" hassasiyetinizi yeterince algılayamadığım, Refahyol Hükümeti'nde Yardımcılığınızı kabul etmediğim ve Refahyol'a karşı mücadele ettiğim için sizden samimi bir özür diliyorum.

Lütfen kabul ediniz.

Tevfik Diker

19-20.Dönem Milletvekili

DYP eski Genel Sekreteri

milli gazete

Pazartesi, 23 Şubat 2009 07:01 tarihinde güncellendi

Mecelle de ictihad...

kitp-mecel.jpg

 

16. MADDE:

 

İctihad, misli ile bozulmaz.(1)

Müctehidin biri şeri’ bir meselede ictihad edip onun hük-münce amel edince, sonra kendisi için başka bir görüş zahir olsa, ikinci ictihadı, evvelki ictihadının hükmünü bozmaz. Aynı şekilde bir müctehidin hükmü üzerine başka bir müctehid başka bir şekilde hüküm verse, evvelki müctehidin ictihadı üzere dayanan hüküm bozulmaz.

Müctehidlerin bazı şartları var ki, usul kitablarında zikredilmiştir. Alim için, şartlarına haiz olmadıkça müctehid denmez. Bununla beraber  sonra gelen alimler, hükümlerin dağınık olmasından korktukları için ictihad kapısının kapan-dığına hükmetmişlerdir. Hemde mevcut olan dört mezheb hakkında yeterli olan hükümler söylenmiştir. Ancak şiadan olan bazılarına göre ictihad kapısı kapanmamıştır ve kendile-rinde her an müctehidin bulunduğunu iddia ederler. İran ve ırak bölgesinde bu hal mevcuttur.

Müctehidin hükmünün, evvelki ictihadın hükmünü boza-mamasının sebebi, bir ictihad için diğeri üzerine tercih sebebi bulunmamasıdır. Hem de ikinci ictihad, evvelkiden daha isabetlidir demek te mümkün değildir. Zira ictihad, zannı gali-bin hasıl olmasından ibaret olup kendinde hataya da ihtimal mevcuttur. Bütün ictihadların isabetli olması caiz olduğu gibi, aynı şekilde hatalı olmaları da caizdir.

Mesela Ebu Bekir Sıddık radıyellahu anhu tarafından yapı lan bazı ictihadlarda, o mecliste Ömer radıyallahu anhu oldu-ğu halde ve görüşü de Ebu Bekir’e (radıyellahu anhu) muhalif olduğu halde, yerine halife olduğu zamanda onun ictihadların-dan bir şeyi nakzetmiş (bozmuş) değildir.

Aynı şekilde bir hakimin, evvelki hükmünün hılafına ola-rak ikinci bir mes’elede başka bir hüküm vermesi de caiz olup bu ikinci hükmü, evvelki hükmünü iptal etmez.

 

Ancak bu kaideden bir mes’ele müstesnadır:

Umuma ait bir meselede, umum hakkında maslahat varsa, evvelki ictihad, umumun menfaatine olarak ikinci bir ictihad ile bozulur.

--------------------------------------------

(1) - Metnin arapçası:

َاْلاِجْتِهَادُ  لاَ  يُنْقَضُ  بِمِثْلِهِ

 

 

Pazar, 22 Şubat 2009 18:10 tarihinde güncellendi

İlahları eriyor.....

para_altn.jpg

 

Soros'tan inanılmaz kriz yorumu!

Para sihirbazı olarak tanınan ünlü spekülatör George Soros, yaşanan küresel mali krizin "Büyük Buhran'dan daha kötü" olduğunu söyledi.

Dünya mali sisteminin dağıldığını belirten Soros, yakında bir çözüm olacağına ilişkin bir işaret bulunmadığını da belirterek mevcut durumla Sovyetler Birliği'nin çöküşü arasında benzerlik kurdu.

Columbia Üniversitesi'ndeki bir yemekte yaptığı konuşmada George Soros, "Mali sistemin çöküşüne tanıklık ettik. Sisitem yaşam destek cihazına bağlandı ve hálá bağlı. En dibe yakın olduğumuzun hiçbir işareti yok" diye konuştu.

ABD Başkanı Barack Obama'nın ekonomi danışmanı Paul Volcker'ın da toplantıda benzer ifadeleri dikkat çekti. Aynı zamanda eski FED Başkanı olan Volcker'ın, "Büyük Buhran dönemi dahil, herşeyin bütün dünyada böyle hızla ve birlikte düştüğü bir zamanı hatırlamıyorum" şeklindeki sözleri yemeğe damgasını vurdu.

Pazar, 22 Şubat 2009 13:35 tarihinde güncellendi

İSLAM KONFERANSI NERDE????

       
kabe_inat.jpg

Mekke ve Medine’de neler oluyor?

 

 Cemal Nar                                                                                           Suudi Arabistan Harem-i Şerif'in genişletilmesi için başlattığı çalışmalar çerçevesinde binden fazla bina ve otelin yıkımına devam ederken, Medine’de Mescid-i Nebevî çevresinde de benzer bir imar planı tasarladığı ortaya çıktı.


Medine'nin yeni imar fotosunda Mescid-i Nebevi ortada kalırken gökdelenler mescidin etrafını saracak. İlk olarak TİMETÜRK'ün ele geçirdiği Mekke'nin imar planı çerçevesinde binden fazla bina ve oteli yıkımına yol açan Suud yönetimi Medine'de de tarihi dokuyu yokedecek benzer bir çalışma içerisine girecek.

Mekke'deki imara İslam dünyasında birçok tepki yükselmişti. Medine'de yapılması planlanan bu yeni plana tepkilerin olması bekleniyor.( Çarşamba, 31 Aralık 2008 14:33 Emrullah Öztürk / TİMETÜRK)

Acaba bu işler bilinçsizce mi yapılıyor, yoksa keskin bir bilincin eseri mi? Ya da o keskin bilincin kurnaz bir yönlendirmesi mi?

Suudi yönetiminin kutsal şehirlerimizi tarihi dokusundan arındırmasından bahsediyorum. Son gittiğim sanırım 2005 veya 6 idi. Osmanlı kalesi yıkılmış, yerine kaleden daha büyük bir gökdelenin yarısı yapılmıştı. Mekke’ye girerken bizi bilgilendiren genç bir kardeşimiz, “yıkılsın, ne olur ki? Oraya büyük bir otel yapıyorlar. Hacılarımız, umrecilerimiz rahat edecekler” diyordu.

Ben otöbüsün orta bir yerindeydim. Oradan söz aldım: “Burada tartışmak iyi değildir. Ama siz konu açıyor, bizi mecbur bırakıyorsunuz. Bu fevkalade yanlıştır. Fakat tartışmayalım. Siz de bizi Mekke ve oradaki görevlerimiz hakkında bilgilendirin. Bu kültür ve sanat eserlerini koruma, manevi yapıyı zedelememe, kadim medeniyetimizi yok etmeme gibi meselerimizi gündeme getirmeyin, bize de cevap hakkı doğmasın.” Dedim.

Mekke’de bir fakülteden mezun olmuş, çok zeki ve bilgili, işini severek yapan ve gerçekten bizlere canla başla hizmet eden, daha sonra tanıştığımız ve seviştiğimiz sevgili Musa Şen kardeşim ise onayladı ve başka konularda bilgilendirmeye devam etti.

Nerden çıktı bunlar mı?

Okuduğum yürek burkan bir haberden…

“Suudiler Mekke'yi bu hale getiriyor.” Bu yazıların yanında etrafı diken gibi gökdelenlerle çevrili sanki yere batmış gibi duran Mescid-i Haram ve Kabe var. Haberin devamı şöyle:

“Mekke-i Mükerreme'yi İslami kimliğinden arındırma planı son aşamasına geldi. Suudilerin, beton gökdelenlerle, Mekke'nin tarihi ve İslami kimliğini yok edecek projeleri artık uygulanma aşamasında. Mekke'de altı projeyle 14 milyar dolarlık bir harcama yapacak olan Suudiler, Kabe-i Muazzama'nın etrafını devasa gökdelenlerle çeviriyorlar.

Mekke'nin yapısını değiştirecek projelerden örnekler:

Otel projeleriyle, Harem-i Şerif'in kuzey tarafı tamamen dev bloklara ayrılırken, şehri kuşatan bu otel zinciri, Kabe-i Muazzama'ya tahakküm eden bir görünüm de sergiliyor. Böylece ibadet alanı açmak için büyütülen Harem kısmı, otellerin hacmi karşısında bir nevi küçültülerek, Mekke'nin merkezi olmaktan çıkarılıyor.

Suudiler, bu inşaatlar arasında, Cidde istikametine dört de tünel açacak. Tünel inşaatlarının üç yıl içinde bitirilmesi planlanıyor. Ayrıca Cebel-i Ömer tepesi, yeni lüks otel inşası için düzlenerek yerle bir edilecek. Cebel-i Ömer'e, 30'ar katlı 60 gökdelen inşa edilmesi planlanıyor.

Osmanlı Devleti, Kabe-i Muazzama'nın etrafını çevirdiği revakları bile hürmeten Kabe'den daha aşağıda tutmuştu.

Suudiler ise, Kabe'nin çevresini, otel plazalarla çevirmeyi önemli bir işmiş gibi Müslümanlara sunuyor. Mekke Valisi Prens Halid El Faysal, şehri geliştirmek için açıkladığı 10 yıllık stratejik planı anlatırken, şu ifadeleri kullandı: "Üçüncü Dünya statüsündeki ülkemizin, gelişmiş ülkeler seviyesine çıkması gerekiyor."

Çalışmalar bittiği yani Kabe-i Muazzama devasa lüks otellerle kuşatıldığı zaman, İslam Dünyası'nın kalbi, tanınmaz hale sokulmuş olacak, eskiyi hatırlatan, eskiden kalan hiçbir şey kalmamış olacak.

Şu anda, artık, Mekke-i Mükerreme'de, ayakta kalabilen tek tarihi yapı, Efendimiz (s.a.s)'in doğduğu ev.” (*)

Eski evler, sokaklar gittiği gibi, eski dağlar da gidiyor. Evet, koca koca dağlar bile kökünden kazınıyor ve tarihi doku yerle bir ediliyor. Artık “Resulullah (sav) Efendimiz şu dağa çıktı, şu sokaktan geldi, şurada konuşma yaptı” diyemiyeceksiniz. Artık orası kutsal bir kent olmak yerine, devasa gökdelenlerle çevrili modern bir batı kenti olacak. Ne kadar yazkı değil mi?

Keşke oraları hiç değişmeseydi… Evleri, sokakları, dağları, vadileri hiç değişmeseydi. İnsanlara otel lazımsa, şehrin dışında yeni uydu kentler yapar ve raylı sistemle beş dakikada Kabe’ye taşırsınız. Ama o kafa nerde?

Acaba Amerika, İngiltere, Fransa… tarihi bir taşın bile yerinden oynatılmasına izin verir mi?

Acaba biz ve başka ülkeler, yer altındaki antik kentleri bile binbir emek ve masrafla tekrar düzmeye neden kalkışırız?

Acaba Suudi’ler, İslam tarih ve medeniyetini neden yerle bir etmek isterler?

Bu istek kendilerinden mi kaynaklanıyor, yoksa birileri bunu dikte mi ettiriyor?

Başlıktaki soru bu işte: acaba hangisi?

Pazar, 22 Şubat 2009 11:29 tarihinde güncellendi

Sayfa 240 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.