.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Efendi Hazretlerinden.....

 

Düşman Karşısında Devamlı

Cepheyi Beklemek Lazım!

Daima uyanık olun. Mevla; kâfirlerin silahları, aletleri, güçleri çok diye Müslümanların kâfirlere teslim olmalarını mâzur (özür) kabul etmiyor. Kâfirlere boyun eğin demiyor. Zaten ölecek değil misiniz? Bu yolda ölseniz daha güzel değil mi? Bu ders âyeti çok büyük bir âyet. İnsan bir saniye boş dursa veya şeriatın gayrı ile meşgul olsa gitti gürültüye. Sadece kellesi kopmayacak, namusu da, memleketi de, çoluk çocuğu da, gidecek.
Çarşamba, 21 Nisan 2010 15:34 tarihinde güncellendi

Vah Medinem vah! Seni de kaybettik....

medine15.jpgMedine'nin yeni imarı bu mu olacak?

 

Suudi Arabistan, Harem-i Şerif'in genişletilmesi için başlattığı çalışmaların ardından bir benzerini de Medine'de bulunan Mescid-i Nebevi etrafına yapacak. İşte imar fotoları..

Harem-i Şerif'in genişletilmesi için başlattığı çalışmalar çerçevesinde binden fazla bina ve otelin yıkımına devam eden Suudi Arabistan Mescid-i Nebevi çevresinde de benzer bir imar planı tasarladığı ortaya çıktı.

Medine'nin yeni imar fotosunda Mescid-i Nebevi ortada kalırken gökdelenler mescidin etrafını saracak.
İlk olarak TİMETÜRK'ün ele geçirdiği Mekke'nin imar planı çerçevesinde binden fazla bina ve oteli yıkımına yol açan Suud yönetimi Medine'de de tarihi dokuyu yokedecek benzer bir çalışma içerisine girecek.

Mekke'deki imara İslam dünyasında birçok tepki yükselmişti.
Medine'de yapılması planlanan bu yeni plana tepkilerin olması bekleniyor.






















Timetürk

Cumartesi, 28 Şubat 2009 09:21 tarihinde güncellendi

DİN, SEN DUR.... HERKESE HÜRRİYET...

diynt_log.jpgDiyanet reformundan beklediğimiz
 

“Diyanetten Taharet” başlıklı çalışmamıza gelen tepkiler, nasıl bir yaraya parmak bastığımızın alâmeti oldu. Konu bizim belirtmeye çalıştığımızdan çok daha vahim buudlarda. Diyanet, Müslümanların vicdanında her geçen gün derinleşen ve kangrenleşen bir yara.

Bir okuyucumuzun dediği gibi, Diyanet’i kaldırıp atmak çare değil. Evet, Diyanet yarasına muhakkak bir neşter vurulmalıdır, icabında büsbütün kaldırılıp atılmalıdır, ama yerine ne konulacağının da hesabıyla… Bu hesap yapılmadıkça, Diyaneti kaldırıp atmak çözüm olmayacaktır.

Diyanet, hesapsız ve kitapsızca kaldırılıp atılacak olursa, ardından bir kaos ve curcuna başgösterecektir. Camilerin vakıflara ve derneklere havale edildiğini düşünelim; bugünkü mânâsıyla bu teşekküllere havale, “özelleştirme” demektir. Özelleştirme ise, bölünme, parçalanma ve bugünkünü aratır bir çirkef iklimi…

Halbuki yapılması gereken özelleştirme benzeri bir şey değil, “özerkleştirme”dir. Diyanet, hükümetin bir bakanlığına bağlı bir memuriyet makamı olmaktan çıkarılmalı ve tıpkı Yök gibi hükümet üstü bir kurum olmalı veya futbol federasyonu gibi, hükümetten bağımsız, “özerk” bir statüye kavuşturulmalıdır.

Diyanet kelimesi, tarihçesi boyunca kabaran diyanet dosyası sayesinde, kirlenmiş ve kokuşmuştur. İşe, bu kavramı atarak başlamak lâzımgelir. Onun yerine “Din İşleri Reisliği”, ne güzel bir alternatiftir. Bu reisliğin rütbesi de, dediğimiz gibi hükümetüstü, siyasetüstü, yasama organına paralel bir mevkide, kendi mevzuunda her şeyin üstünde olmalıdır.

Laikliğin bir gereği olarak, devlet dinden elini çekmelidir. Nasıl ki, sivil devlet olmak, askerlik uğraşını askerlere bırakmayı gerektirir. Aynı şekilde laik devlet olmak da, din işlerini din adamlarına bırakmayı gerektirir. Onun için, Din İşleri Reisliği, tıpkı modern devletlerde ordunun yeri gibi, okuluyla, akademisiyle, cami ve imam varlığıyla “özerk” bir kurum olmalı ve her önüne gelen Din İşleri Reisi’ne iş buyuramamalıdır. Asker nasıl siyasetin dışında tutulmalıysa, din işleri reisliği de aynı şekilde siyasetin dışında tutulmalıdır.

Din İşleri Reisliği’nin kapısında “din ve dünya işleri ayrı değildir, din, ahıret için dünyayı tanzim edici bir İlahî ölçüler manzumesidir; her kim dine inanıyorsa, bu manzumeye uyar, her kim dine inanmıyorsa uymaz; devletin, din ile dindar arasında vasıtalık görevi ve din işleri reisliğine din dikte etme hakkı yoktur; laiklik de bu kadardır…” düsturu yer almalıdır.

Din İşleri Reisliği, sadece ülke içine yönelik olarak değil, bütün İslâm âlemine ve bütün insanlığa yönelik olarak proğramlanmalıdır. Dinin asliyeti olması gereken millî din anlayışımız, tüm insanlığa ilân edilmeli, Avrupa’dan Asya’ya, Afrika’dan Amerika’ya kadar her diyarda bu ilânını öğretici ve hizmet götürücü olarak uygulamalıdır. Hâsılı Din İşleri Reisliği, sadece ülke içinde değil, tüm dünyadaki dindarları bağlayıcı bir uzmanlık ve fetvâ makamı olmalıdır.

Kızılay ve Yeşilay gibi kuruluşlar, millî şefkat ve hayır elimiz olarak, Din İşleri Reisliği’ne bağlanmalıdır. Dünyanın her köşesindeki Müslümanlara ve muhtaçlara bu şefkat ve hayır ellerimiz uzanmalı ve her uzandığı noktada Din İşleri Reisliği’nin broşürlerini bırakmalıdır. Ve bu kuruluşlar Kızılay ve Yeşilay’la sınırlandırılmak zorunda da değildir; devlete ait tüm yardım ve hayır kuruluşları bu kapsama girebilir…

Din İşleri Reisliği, bugünkü diyanetin uyduruk ve üfürük dini yerine gerçek İslamiyet ölçülerince oluşturulmalı ve bu ölçülerin dışında kalan hiçbir mezhep, tarikat, cem evi vesaire arayışlarla ne dost, ne de düşman olarak hiçbir ilgisi bulunmamalıdır. Aksine, bu ölçülere uyan bütün tarikat, cemaat ve oluşumları içine almalı ve bünyesinde temsil payesiyle onurlandırmalıdır.

***

Bu türlü bir reforma reform mu yoksa inkılap mı denir bilemeyiz ama, bundan doğacak binbir faydayı tek tek sayabiliriz. Her şeyden önce, din, bazıları için “birinci tehdit” olmaktan çıkar. Daha da önemlisi, lider ülke olmak kurusıkı lâflarla değil, yepyeni bir insaniyet hamlesi ve bu hamlenin örnekleştirilmesiyle olur. Ve bunun birinci şartı da diyanetin ve onun sahte din politikasının lağvedilmesi ve din işlerinin “özerk” bir statüye kavuşturulmasıdır.

Cumartesi, 28 Şubat 2009 09:07 tarihinde güncellendi

ÇARE EHLİ SÜNNETİ YAŞAMAKTA...EDEBİYAT PARÇALAMAKTA DEĞİL.....

yazar.jpgRisale-i Nur Efsanesi Çöküyor  
 
 İslami dip dalganın önüne 'dalgakıran' olarak dikilmeye çalışılan ılımlı İslam projesinin amiral gemisi olarak Neo- Nurcu hareket görülüyor.

Neo- Nurcu hareketi de doğru anlamak için herşeyden önce köklerini doğru tahlil etmek gibi bir mecburiyetimiz var. Kökleri Rislae-i Nurlara dayanan bu hareket zaman içinde Risale-i Nur çizgisinden sapmalar da göstermiştir.

Yapı itibariyle Risale-i Nur da İslam'ın sosyal, siyasal ve ekonomik taleplerine bir cevap üretmiyor. Böyle olunca da doğal olarak ılımlı İslam gibi naylon bir projede en müsait dolgu malzemesi olarak kullanılabiliyor. Neo- Nurcu hareket kapalı bir yapıya sahip olduğu için de gücü ve güçsüzlüğü hakkında peşin bir kanaate varmamız her haliyle yanıltıcı olacaktır. Ama bilinen bir gerçek var ki cemaat her fırsatta kendini güçlü imiş gibi göstermeye çalışıyor. Olduğundan daha güçlü imiş pozlarına yatmak bir cemaat için tek anlama gelir ki; o da güçsüz yanlarını gizlemeye çalışyor demektir. Aslında kendi zayıf yanlarını perdelemeye çalışıyorlar da diyebiliriz. Gazete tirajlarını şişirmek, ücretsiz olarak gazetelerini belirli lüx semtlerde bedavadan dağıtmak kendilerine güçlü imiş imajı vermenin bir başka tezahürüdür. Kendini hemencecik ele veren bu gayret aslında içerde o kadar da güçlü olmadıklarının da işaretlerini vermektedir.

Zengin işadamlarını ve belli merkezlerde nüfuz sahibi kişileri cemaaate üyeymiş gibi gösterip toplum içinde bir prestij kazanma çabasındaki bu gurubun gücü dış mihraklar tarafından şişirilmiş bir balondan başka bir şey değildir. Kendine has örgütlenme biçimiyle zaaflarını gizleyen bu gurubun seçimlere doğrudan girmeyip belli kilit noktalara pazarlık usulüyle adam yerleştirme gayreti herkesin malumudur. Özellikle siyasilerin gözünü boyayarak belli yerlerde kadrolaşmak istemeleri belki de hiç hak etmedikleri nüfuzu kendilerine vermektedir.

Cemaat tabanı dik ve diri tutmak için de ellerinde tek tutamak noktası olarak Risale-i Nurlara sahiptir ki; Şeyh Nazım Kıbrısi'nin de ifade ettiği gibi artık risale okuma devri kapanmıştır. Hiç bir mantıki açıklaması olmayan bu risale okumalarını dikkatle izlediğinizde ne hazin bir sığlıkla karşı karşıya olduğumuzu da anlarız. Hemen hemen hiç birinin hiçbir şey anlamadığı lise ve üniversite öğrencilerini ısrarla bir kitabın başına toplamanın hiç bir ilmi izahı olamaz. İlahiyat nosyonuna sahip herhangi birinin bile rahatlıkla farkedeceği gibi bu metinler derme çatma ve sağdan soldan toplama metinlerdir. Okuduğum metni rahatlıkla anlayacak bir birikime sahip olduğum için çok rahat söyleyebilirim ki bu metinlerde öyle dünyayı kurtaracak derecede sadre şife bir şey de yoktur. İlme sadakati olan herkesin kolaylıkla hakkını teslim edeceği üzere bu metinlerde orjinal bir taraf yoktur.Risale yazarının yaşadığı devirde efkarı umumiyede dolaşan fikirlerin bir başka tekrarından başka bir şey olduğunu hiçkimse ispat edemez.

Peki neden ısrarla bu metinler üzerinden bir ılımlı İslam projesi yükseltilmek isteniyor?
Bilindiği gibi bu metinlerde İslam'ın siyasi ve ekonomik taleplerine bir önerme yoktur. Onun için de dünyanın belli merkezlerinde küresel sistemin ayaklarını sarsmayacak bir ılımlılık aranmaktadır. Bu metinler sadece dünyanın emperyalist güçlerinin amaçlarına hizmet ettiği için ön plana sürülmek istenmektedir. Böyle olduğu için de ılımlı kuşak oluşturma çabalarında ellerinin altında kullanabilecekleri hazır bir şablon olarak onlar için biçilmiş kaftan olabilir ama bizim için asla ve kata çare ve çözüm değildir. Küresel baronların saltanatını tehdit etmeyecek bir İslam üretmek isteyenler bu yolu tercih etmektedirler. İslam'ın siyasal, sosyal ve ekonomik taleplerinin karşısında dalgakıran gibi durmaya devam ettikçe de bu türden naylon İslam anlayışlarını desteklemeye devam edeceklerdir.

Dünyanın bu gün geldiği noktada kime itibar edeceğimiz de dünyamızın geleceğini şekillendirecektir. Bu hareketin başarı şansı nedir diye soracak olursanız sıfırdır diyebilirim. Nedenini de soracak olursanız çünkü dışarda cemaatın dışında gürül gürül akan bir dünya var. Bu cemaat kendi içinde bile bu ağırlığı taşıyamaz hale gelmiştir. Dünyayı doğru bir biçimde algılayan soran ve sorgulayan bir gençlik yükseliyor. Bu kendini bilen nesil kendine giydirilmek istenen bu dar elbiseyi parçalayıp atmasını bilecektir.

Bir cemaati ayakta tutmak için sadece işadamlarına ve köyden gelmiş yoksul öğrencilere ihtiyacınız varsa siz bu yapıyı uzun süre ayakta tutamazsınız. Temel tezlerinizin çöktüğü yerde sadece para gücüyle ayakta duramayacağınızı da anlamak zorundasınız. Bu çarkın farkına varan herkes sizden birer birer yüz çevirmeye başlayacaktır.

Artık hepimiz biliyor ve görüyoru ki; Neo- Nurcu hareketin Türkiye ve dünya sorunlarına herhangi bir çözüm önermesi mümkün değildir. Onlara umut bağlayanlara da diyebilirim ki; tuttuğunuz dal elinizde kalacaktır. Kaldı ki Türkiye'de en katı, en dar ve en sığ olarak bilinen bir cemaati dünyaya ılımlı İslam diye pazarlamaya kalkışmak işin traji komik bir tarafıdır.

Risale-i Nur neden çökmeye mahkumdur?
Bir kere Risale şakirtleri içe kapalı bir örgütlenme içinde oldukları için dışa açılmaya çalıştıkça aynaya bakma ihtiyacı hissediyorlar. Her aynaya baktıkça bu hallleriyle İslam için bir çıkış üretemeyeceklerinin de farkına varıyorlar. Tekparti döneminin baskıcı uygulamaları karşısında muhalif bir dil ile beslenen bu cemaat bu günkü demokrasi zemininde o eski muhalif damarı kaybetti. Demokratik meşvereti bir kenara bırakıp bir abiler saltanatına dönüştüğü için de kendi hakimiyet alanlarında belki de istemeyerek de olsa anlamsız uygulamalara imza attılar. Cemaatin girdiği toprakları akıl terketti. Emperyalist ve Amerikancı politikalarla uzun yıllardan beri paralel bir görüntü vermeleri de artık mızrağın çuvala sığmadığının işaretlerini vermektedir.

Bu noktadan sonra neler yapılmalı sorusunu soran arkadaşlarımıza İslam'ın sosyal, siyasal ve ekonomik taleplerini dillendirecek gerçek manada İslam'ı temsil edebilecek bir zihni örgütlenmeye ihtiyacımız var diyorum.

İdare-i maslahat artık Müslümanların sorunlarını çözmek yerine daha da çözümsüzlüğün içine batırıp bırakmaktadır. Tereddüt eder cemaati karşımıza almayalım dersek, her fırsatta belden aşağı ve arkadan vurmaya devam etmeyeceklerine dair hiç kimse bir garanti veremez. Onun için yeni bir dünya kurmak istiyorsak ayağımıza dolanan bu türden balonlara toplu iğne batırmak zorundayız....

Umut BULUT-Marmara Haber
Cumartesi, 28 Şubat 2009 09:10 tarihinde güncellendi

Sayfa 235 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.