.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

İsrail'de Peygamberimize hakaret!

israeel0.jpgFilistin'deki Müslüman halkı her fırsatta ezen ve İslam Dünyası'nın büyük tepkisini toplayan İsrail'den bir tahrik daha!

 
İsrail'de Hristiyanları kızdıran programın ardından bu kez de TV programında yarışmacılardan birinin ayakkabısına "Muhammed" adını takması, İsrailli Arapları ve İslam toplumu liderlerini öfkelendirdi.

Haaretz gazetesinin internet sitesindeki habere göre, İsrail'in kanal 10 televizyonunda yayımlanan yarışma programı "Surviver"ın Natan Beşevkin adlı yarışmacısı, elenen İsrailli Arap yarışmacı Nesrin ile alay ederken ayakkabısının birine "Nesrin" birine de "Muhammed" diye hitap etti.

Arapları öfkelendiren bölüm, Kanal 10'la bağlantılı Nana10 adlı internet sitesinde de yayımlandı.

Yarışmanın başlarında elenen Nesrin'le sınır polisi olan Beşkevin'in yarışma boyunca anlaşamadığı, daha önceki bölümlerde de Beşkevin'in, Nesrin'le alay ettiği belirtildi.

İsrailli Arap milletvekili Şeyh İbrahim Tzarzur, Nana10'da yayımlanan bölümü "onur kırıcı ve çirkin bir kampanya" olarak nitelendirerek, Kanal 10'u İslam ve Hristiyanlığa karşı kampanya düzenlemek ve "ateşle oynamakla" suçladı.

İsrail Başbakanı Ehud Olmert, birkaç gün önce, yine Kanal 10 televizyonundaki bir talk şov programında Hz. İsa ve Hz. Meryem'le alay edilmesi nedeniyle Hristiyanlardan özür dilemek zorunda kalmıştı.


Cumartesi, 28 Şubat 2009 09:03 tarihinde güncellendi

Danimarka'da kürtaj sayısız can alıyor....

danimarka.jpgDanimarka'da her yıl onlarca kız çocuğu kürtajla doğmadan hayata veda ediyor



Kürtaj Temyiz Kurulu'dan yapılan açıklamaya göre, 2007 yılında gerçekleşen "özel izinli kürtajın" 818 olduğu ifade edilirken, özel izinle alınan bebeklerin tamamını kız çocukları oluşturuyor.

Ultrasyonda doğacak çocuğun cinsiyetinin kız olduğunu öğrenen çiftler kürtajı tercih ediyor. Danimarka'da kürtaj hakkı 12. haftaya kadar veriliyor. Bu haftadan sonra olacak kürtaj için özel izin alınıyor. Kürtaj Temyiz Kurulu'ndan özel izin alınarak 12. haftadan sonra gerçekleştirilen kürtajların tamamına yakının cinsiyeti kız çocuklardan oluşuyor. Kız çocuklarının dünyaya gelmeden kürtajla alınmasının kendilerini çoke ettiğini ifade eden Kürtaj Temyiz Kurulu yetkilileri, "Yasal süreden sonra yapılacak kürtaj için özel izin gerekiyor. Müracaat formunda 'iki kızım var, bu erkek olsaydı kürtaj olmayacaktım' ifadelerini okumak bize şoke ediyor" açıklamasını yaptı.

Kız çocuğu istemeyenlerin büyük bölümünü Danimarkalılar oluştururken, azımsanmayacak sayıda yabancı kökenlinin de kız çocuğunu istemeyerek kürtajı tercih ettiği ifade edildi. Kürtaj Temyiz Kurulu'ndan Birgit Petersson, "Geçtiğimiz hafta 3 kız çocuğu olan bir İsveçli özel izinle Danimarka'da kürtaj oldu. Daha önce iki kez kürtaj olduğunu ifade eden İsveçli bayan, ikisinin de kız olduğunu, kendisinin erkek çocuğu istemesinden dolayı kürtajı tercih ettiğini söyledi" açıklamasını yaparak, kız çocuklarının kürtajla alınmasını anlamakta zorluk çektiğini söyledi.

Kaynak: Ajanslar

Cumartesi, 28 Şubat 2009 08:58 tarihinde güncellendi

Bakara Suresi: 8 - 10

 

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4

BAKARA SURESİ AYET: 8-10 TEFSİRİ

بسم الله الرحمن الرحيم

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ8

يُخَادِعُونَ اللهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُم وَمَا يَشْعُرُونَ 9

فِي قُلُوبِهِم مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ 10

8- İnsanlardan iman etmemiş oldukları halde, Allah'a ve ahıret gününe inandık diyenler vardır.

9- Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya kalkışırlar. Sadece kendilerini aldatırlarda bunun farkında değiller dir.

10- Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah'da (inat ettikleri için) hastalıklarını ziyade etti.

وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ (İnsanlardan bazısı var ki 'Allah'a ve ahıret gününe inandık' derler.) Allahu Subha-nehu bu sureyi dostları ve halis kullarının zikri ile açıp ikinci olarak küfürde inatçı olan zahir ve batınen küfre ısrar eden azgın düşmanlarını zikretti, üçüncü olarak ağızları ile iman edip kalpleri ile iman etmeyenleri zikrederek taksimatı tamamlamış oldu. Bu (münafıklar) kafirlerden daha habisdirler ve Allah Teala tarafından daha fazla buuz edilenlerdir. Zira bunlar küfürlerini hile ve alay için (iman kılıfı ile) örterler. Bu yüzden Allahu Teala onlar hakkın da kelamını uzun tuttu ve onlar hakkında on üç ayet indirdi. Onla rın habasetini ve cehaletini açıkladı, onların işlerini maskaralığa nisbet edip onlara alay muamelesi yaptı. Onların azgınlıklarını tescil etti, ve onlara sağır, kör ve dilsiz diye çağırdı. Onlar için adi (düşük) misaller beyan etti. Onlar hakkında 'Muhakkak müna fıklar cehennemin en aşağı tabakasındadır' buyurdu. Bu kıssa evvelki inatçıların kıssasına bağlıdır.

مِنْ lafzı, taksimatı bildirmektedi. İnsanların kısımları vakı'da akıl itibarıyla da üçtür. Bu ayetler üç kısmın hepsini içine alır. Zira insanlar ya mü'min ya da kafirdir. Kafir olanlar ya imanlı olduklarını göstermeye çalışır ya da böyle değildir. İmanlı olduğunu göster meye çalışanlar münafıklardır.

'Nas' kelimesinin aslı 'ünas' tır.

مَنْ İsmi mevsuldur. Sanki denildiki 'küfür üzerine ısrar eden- ler kimdir. Cevapta 'nifak üzere ısrar eden şu kavimdir' denildi. Bunlar Abdullah ibni Übey ve arkadaşlarından olan samimi münafıklardır. Zira bunlar, bu bakımdan kalblerine mühür vurulan kafirler cümlesine dahildirler.

Allah'a ve ahıret gününe imanın tahsis edilmesi, bunların imandan en büyük asıl maksat oldukları içindir. Onların nifakta ısrarlı olduklarına, kendilerini samimi imanlı zannettikleri şeyde münafık olduklarına tenbih vardır.

Yahudilerin Allah'a ve ahıret gününe iman etmesi iman sayılmaz, zira onlar teşbihe itikad ederler, Allah'ın çocuk edindiğini iddia ederler, kendilerinden başkasının cennete giremeye- ceğini söylerler. Aynı şekilde bu münafıklar müslümanları da kendileri gibi iman etmiş görürler, onların 'Allah'a ve ahırete inandık' sözü onlardan kat kat habaset ve küfür oldu. Onların imanı iman sayılmaz, müslümanlara alay etmek için bunu söyle- meleri nasıl iman sayılsın!

Aynı şekilde kendilerinin imanın iki tarafını cem edip kuşattıklarını vehmetmek tedirler. 'Ba' harfinin iki kere tekrarında herbirer lerine aslı üzere sıhhat ve sağlamlık ile iman ettiklerini iddia etme-leri vardır. Allah'a inandık sözü ile mebde' (yaratılıştan bu ana kadarki) meseleler, allahın sıfatları, fiilleri, Peygamberlik meselele rine iman kasdedil-miştir. Ahıret gününe iman ile mead (ahıret halleri) meselelerine inandıklarının haberi vardır. Böylece imanın her iki tarafını kuşattıklarını ifade etmek istemişlerdir.

'Ahıret günü' kıyamet günüdür, zira günlerin sonu kıyamet günüdür. Haşır vaktinden sonsuza dek olan zaman olduğu söylendi. Veya vakitle sınırlandırılan en son an ki cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girdikleri vakittir, zira ondan sonra vaktin sınırı yoktur.

وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ (Onlar mü'min değildir.) Burdaki ما harfi olumsuzluk için, ب harfi de bu olumsuzluğu kuvvetlendirmek içindir. Zira menfi olan isim cümlesi kuvvetlen-dirilirse, mananın sabit ve devamlı olduğunu ifade eder. Yani Onlarda imanın olmaması onlardan öteye geçmez, onlara ait kalır.

Ayeti kerime, imanın kalbin işi olduğuna delaleti vardır, lisanın işi değildir. Zira onlar lisanlarında imanı sabit ettiler fakat onlardan iman nefyedildi. Her kim samimi kalb ile olmayan, halis itikadla bulunmayan bir imanı iddia ederse o mü'min değildir. Çünkü her kim lisanında sırf şehadet kelimesini, kalbi ona uygun olmaksızın gafletle söylerse mü'min olamaz.

يُخَادِعُونَ اللهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا (Allah'a ve iman edenlere hile yapıyorlar) Burası evvelinden ayrıdır, zira evvelini izah edicidir. Şöyle ki onlar lisanları ile kendilerinin mü'min olduklarını vehmettirdiler. Halbuki onlar kalblerinden mü'min değillerdi. Bu durumda hile etmiş gibi oldular.

Hile etmiş hükmünde oldular denmesi şundandır ki Allah ve Mü'minler hile edilmesi sahih olmayanlardır, zira her gizliyi ziyade siyle bilen Allahu Teala aldanmaz, yaptığı her şey hikmetlidir. Mü'minler Allah'ın nuru ile baktıkları için onlar da aldanmaz.

وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُمْ (Ancak kendilerine hile ederler) Hile lerinin zararı ancak kendilerine döner. Kurdukları tuzak ancak onları yakalar. Nefislerine hile kurmaktadırlar, çünkü kendileri için batılı temenni etmektedirler.

وَمَا يَشْعُرُونَ (Farkında değiller.) Hilelerinin zararının onlara bitişmesi hissedilen şey gibidir, halbuki onlar sürekli gaflette oldukları için bunu hissetmezler. Bunların derecesi hayvanların duru mundan daha aşağıda olmaktadır.

فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللهُ مَرَضاً (Kalblerinde hastalık vardır. Allah onları hastalık bakımından artırdı.) Maraz, hakikatten acı veren hastalık demektir. Burda, mecazen kalbin kötü inançları kast edilmiştir. Fesat, cehalet, kötü itikad gibi kalbte olan âfetler ile hased, masıyetlerin sevgisi, küfür ve buuz gibi kötü ahlaklar kast edilmiştir.

Bu hastalıktan murad, Allah'ın yardımı ve melekleri göndermesi, Hak dini diğerlerine karşı galip etmesi, kalblerine korku atması, mü'minlerin azametli olması anında münafıkların kalblerine girmiş olan korku, sakınmak, zafiyyet halleri olması da muhtemeldir. Onların zafiyyetinin artması, Resulullah'ın kullar üzerine hakim olmakta artmasıyla orantılı olarak ilerlemektedir. 'Fakat Allah, Resulünü dilediği kimseler üzerine musallat eder.'

Hastalığın artması küfrün, hasedin, zafiyyetin artmasıdır. Zira her ne zaman vahiy Peygamberimiz'e indiğinde onu işitip küfreder lerdi. Bu şekilde küfürlerine küfür eklenerek artardı. Her nezaman Resulullah'a yardım gelip beldeleri feth ederse onların hasedleri ve öfkeleri çoğalır, kalblerinde zafiyyet ve korkaklık artardı.

وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ (Onlar için elem verici azab var.) Azabı, fecaattan bir nevi ile sıfatladı. Beşir ve nezir lafızları, mübeşşir (müjdeci) münzir (korkutucu) manalarına geldiği gibidir. Bazıları 'elemlenmiş azab' manası vermiştir.

بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ (Yalanlamaları sebebiyle) Yalancı olmaları sebebiyle. Bu yalanları 'Biz Allah'a ve ahıret gününe inandık' demeleridir. Burda sadece yalancı olmaları bahsedilmiştir, halbuki bunlar kafirlerin en habisidir ve daha pek çok kötü huyları vardır. Zira yalan çok büyük bir günahtır, ondan sakınmak gerekir. Onlara elim azabın verilmesi yalan söylemelerine bağlanmakla gizli bir inceliğe dikkat çekilmiştir. Münafıkların azabı gerektiren pek çok kötü huyları olmasına rağmen yalan sebebi ile azablandırılmaları, yalandan sakınmaya dikkat çekmek içindir.

Yalan, bir şeyden vakı'da olanın hılafı ile haber vermektir. Her hüküm iki iş arasında deveran eder. Ya vakı'da o hüküm sabittir veya menfidir. O hükümden olduğu hal üzere haber vermek sıdıktır. Hılafı ile haber vermek yalandır. Denildiki yalanın her çeşidi haramdır, çirkindir. Fakat bu görüş doğru değildir. Zira peygamberi veya bir veliyi, alimi kurtarmak için yalan söylemek lazımdır, farzdır.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki 'Ya- lan ancak üç yerde helal olur. Kişi hanımını razı etmek için yalan söyler, savaşta yalan söylemek, insanların arasını sulh etmek için yalan söylemek.'

İbrahim (Aleyhisselam) 'ın da üç yerde Allah'ın dini için yalan söylediği rivayet edilmiştir, bunlara yalan denmez. Birinde 'Ben hastayım' dedi. İkincisi 'Belki o (putları) en büyükleri kırdı' Üçüncüsünde cebbar sultanın arazisine girdiğinde cebbar kırala 'Bu beldeye İbrahim isimli biri geldi ve yanında insanların en güzeli olan bir hanım vardır' dediler. Cebbar kıral İbrahim (Aleyhis selam)'ı çağırtarak o hanımın kim olduğunu surdu. O da benim kardeşimdir dedi. Kendisine onu getirmesini istedi. İbrahim (Aleyhisselam) hanımı Sare'nin yanına varıp 'Ona, senin benim kardeşim olduğunu söyledim. Allah'ın dininde kardeşiz. Beni yalancı çıkartma, zira yer yüzünde sen ve benden başka Allah'ın dinine inanan kimse yok' dedi. Kıssanın devamında rivayete göre Sare Validemiz ve İbrahim (Aleyhisselam) salimen kurtulmuş- lardır. (Bu rivayet Ebu Hureyre radıyellahu anhudandır.)

İbrahim (Aleyhisselam) ın 'Ben hastayım' sözünden muradı 'Onların yıldızları ilah edinmelerine kızgınlığı' manasındadır.

'Belki büyükleri yapmıştır' sözü ile zarar def edemeyen ve menfaat veremeyen şeylerin ilah edinilmesinin caiz olmadığına tenbih vardır.

'O benim kız kardeşimdir' diye hanımı Sare hakkında söylemesi din kardeşimdir manasındadır.

Bil ki insanların arasını ıslah için, karı koca arasını ıslah için ve dinden zararı def etmek için harbte söylenen yalanların haricindekiler haramdır. Bunlardan sakınmak gerekir. Ebu Bekir Sıddık (Radıyallahu anhu) hazretlerinden şöyle rivayet edilmiştir. 'Yalandan sakının, zira o imandan uzaklaştırıcıdır'

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu 'Münafığın misali iki sürü arasında tereddüt eden koyun gibidir. Bazı kere bu tarafa, bazı kere şu tarafa gider.'

Pazartesi, 12 Nisan 2010 10:44 tarihinde güncellendi

EFENDİ BABANIN MEKTUBU....MEKTUB BÖYLE OLUR....

belge_2.jpgALİ HAYDAR AHISHAVİ (EFENDİ BABA) K.S. NİN

KIYMETLİ OĞLU HALİD ABİYE MEKTUBU

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu. Ve ala men meakum min ibadillahissalihin.

(Size ve yanınızdaki, Allahın salih kulları üzerine, Allahın selamı, rahmeti ve bereketi olsun.)

Yaramaz babanın yaramaz ananın yaramaz oğlu, Halid’imiz. Gözlerinden öper, dua ideriz. Mektublarini vakti vaktince gönderiyorsun, memnun oluyoruz.

Evladım! Bazı kazalar geçirmişsiniz; kendinizin sağlığına ve selametine müteşekkir ve duacıyız.

Evladım! Zinhar (sakın ha):

Namazını bırakmayasın.

Allahını unutmayasın.

Asla yalan söylemeyesin.

Siğara ve sair meşrubat (gazlı içeçekler) tatmayasın.

Ahlaksızlarla karışmayasın.

Mushafı şerfini elden, behemahal her gün okuyasın ve hurmet idesin.

Tevbe ve istiğfara çok çok devam edesin.

Kendini ve lisanını fena fiillerden ve kelamlardan katiyyen muhafaza idesin, sakınasın.

İşte bu şartlar ile, seni tanır ve evlad diye severiz ki, ancak sizi halk iden (yaratan), insan iden, iman ve din ihsan iden Hazreti Mevla da, böyle olursan sever, dünya ve ahıretini ma’mur ve mes’ud ider.

Böyle değilse, dünya ve ahıretini kendin harab etmiş olursun. Ve hiçbir taraftan imdad ve necat bulamazsın.

Her işin, her sözün, her hal ve hareketin, amel defterine yazıldığını yakinen bilesin. Yarın mahşerde kendi defteri a’malin ile muamele olunacağını unutmayasın.

İşte şu vechile cennet veya cehennemi kazanmak kendi elindedir.

Gözünü aç, ayık ol, selamet yolunu anla, öğren. Tedarikini bunda gör, bunda yap evladım!

Hazreti Mevla, tevfik ve hidayette, istikamette daim kılsın. Âmîn!

 

Duacınız : Ananız-babanız: Hanife- Haydar.

 

 

Not:

Büyüklerimizin kısa ve veciz sözleri, islamı en güzel şekilde tebliğ ve takdim etmektedir. Evladın da olsa, asla taviz yok…… 

Evladını seven, ona acıyan, onun da ahıretini düşünen anne-babalar, islamı doğru öğrenip evlatlarına da öğretsinler, yaptırmaya gayret etsinler ki, ahırette ayrı kalmasınlar, vebal altında olmasınlar…..

Cumartesi, 28 Şubat 2009 08:54 tarihinde güncellendi

Sayfa 236 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.