.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Hakiki dost ......

 

kitap25.jpgAli İmran Suresi 118- 120. Ayetlerin Tefsiri:

118- Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.

119- İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, kitabın tümüne inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıkların da "İnandık" derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.

120- Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ اْلآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ 118 هَاأَنتُمْ أُولاَءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ اْلأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ 119 إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لاَ يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ 120

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا بِطَانَةً (Ey iman edenler! Dost edinmeyin.) Bitane: kişinin dost ve sırdaş edindiği halis arkadaşıdır. Elbisenin astarından alınan bir tabirdir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ensar şiardır. İnsanlar disardır” Şiar: Alta giyilen iç çamaşırıdır. Disar: üzerine giyilen diğer şeylerdir. Bununla ensarı kiramın, insanlardan daha çok kendisine yakın olduğunu bildirmektedir.

مِنْ دُونِكُمْ (Sizi bırakıp) Müslümanları bırakıp. Edindiğiniz dost, müslümandan başkası olmasın.

لاَ يَأْلُونَكُمْ خَبَالاً (Size fesadı noksan etmezler.) Size fesatta noksanlık etmeyenleri kendinize dost edinmeyin.

وَدُّوا مَا عَنِتُّمْ (Sizin meşakkatinizi sevdiler.) Sizin sıkıntınızı temenni ettiler.

Anet: şiddetli zarar ve meşakkattir. Sizin dünya ve ahıret işlerinizde son derece sıkıntınızı temenni ettiler.

قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ (Muhakkak, ağızlarından buuz ortaya çıktı.) Sözlerinden. Zira onlar, müslümanlara olan buuzlarından dolayı ağızlarından çıkana sahip olamazlar.

وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ (Göğüslerinde gizledikleri, daha büyüktür.) İçlerinde bulu nan kin daha fazladır.

قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ اْلآيَاتِ (Muhakkak sizin için ayetleri açıkladık.) İslamda samimi olmayı gerektiren, müslümanlarla dostluğu gerektiren ve düşmanlarla düşmanlığı gerektiren ayetler.

إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ (Eğer akleder olduysanız.) Size beyan edilenleri düşünürseniz. Burda geçen dört cümle, kafirlerle dostluğun yasaklanmasının illetini beyan etmektedir. Zira size karşı fesatta kusur etmezler, sizin için şiddetli zararı temenni ederler, ağızlarından buuz ve öfke dökülür ve içlerinde gizledikleri düşmanlık daha büyüktür. Bütün bu ifadeler onlarla dost olmamayı ve Allahın düşmanlarına düşman olmayı gerektirmektedir.

هَاأَنتُمْ أُولاَءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ (Sizler şu kişilersiniz ki onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler.) Sizler ehli kitabın münafıklarına dostluk eden şu hatakar kimselersiniz. Zira size buuz eden bir kavmi seversiniz.

وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ (Siz, kitabın tamamına iman edersiniz.) Siz kitabın tamamına iman etmenizle birlikte onlar size buuz eder. Sizin, onları sevmenizdeki haliniz nicedir. Çünkü onlar sizin kitabınızdan bir şeye iman etmezler.

وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا (Size kavuştukları vakitte, inandık derler.) Alay ve nifak için.

وَإِذَا خَلَوْا (Tenhada kaldıklarında.) Sizden ayrılıp kendi adamları ile buluşunca, size yaptıkları alay ve buuzu onlara anlatarak zevklenirler. Küfürlerine küfür katıp öfke ile parmaklarını ısırırlar.

عَضُّوا عَلَيْكُمُ اْلأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ (Öfkeden dolayı sizin üzerinize, parmak uçlarını ısırırlar.) Öfke sebebiyle teessüfle ve hasretle parmaklarını ısırırlar. Şifa bulmaya yol alamazlar.

قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ (Deki: öfkenizden geberin.) Öfkelerinin devamı ile bedduadır. İslamın kuvvet bulmasıyla onların devamlı öfkelerinin artacağını bildirmektedir. Öyleki neticede bu öfke ile helak olacaklardır.

إِنَّ اللهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ (Muhakkak Allah, gögüslerde olanı bilicidir.) O, münafık ların kalblerindeki öfke ve buuzu bilir. Onların gizledikleri öfke ve buuzu sana haber vermemden şaşma! Zira ben onların kalblerindekini de, henüz hatırlarına getirmedikleri şeyleride bilirim.

إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا (Eğer size bir hayır değerse  onları üzer. Eğer bir şer size dokunursa onunla sevinirler.) Düşmanlıklarının son derece hasede vardığını beyan etmektedir.

وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا (Eğer sabreder ve takva üzere olursanız.) Dinin tekliflerine zorluklarına sabrederek haramlardan  sakınarak takva üzere olursanız.

لاَ يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا (Onların hilesi size şeycik zarar vermez.) Allahın fazlı ile. Zira Allah sabredenlerle ve takva sahibleri ile birliktedir. Burası din ve dünya işlerinde Allahtan yardım talep etmeyi öğretmektedir. Sabır ve takva güzel ahlakların en faziletlileridir.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: imanın en faziletlisi sabır ve cömertliktir. Yine buyurdu: Allahtan sakınmak (takva üzere olmak) her hikmetin başıdır. Allahu Teala buyurdu “Her kime hikmet verilirse, muhakkak bol hayra verildi” bu vera’dır.

إِنَّ اللهَ بِمَا يَعْمَلُونَ (Muhakkak Allah, yaptıklarınızı) Sabır, takva ve diğerlerinden olan şeyleri.

مُحِيطٌ (Kuşatıcıdır.) Bilir. Sabır ve takva ehlinin amelinden hiçbir şey onun katında zayi olmaz. Size düşmanlık edenleri bilir ve ona göre ceza verir.

 

(Bahrul Ulum tefsirinden….)

 

 

Pazar, 22 Şubat 2009 11:08 tarihinde güncellendi

İlme kim sahip çıkacak???

mehmet-sevket-eygi.jpgBozuk Mealler, Tercümeler, Tefsirler 

 

      
M. Şevket Eygi - Milli Gazete

    HÂTEMÜ'L-HULEFA cennetmekân Sultan Abdülhamid-i Sâni hazretlerinin devr-i saltanatında önüne gelenin Kur'ân tercümesi, meali, tefsiri basmasına izin verilmezdi. Bu iş için ehliyet, liyakat, icazet aranırdı. O devirde zaten kitap piyasasında Türkçe tercüme ve tefsirler vardı. Tibyan Tefsiri, Medarik Tefsiri, Mısır'da Türkçe basılmış Cemâlî Tefsiri gibi. Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebine uygun olan bu meal ve tefsirleri isteyen alıp okuyordu.

1908'de İkinci Meşrutiyet ilan edildikten sonra Pandor'un kutusu açıldı ve İslâm'a, Ümmete, Devlet-i Aliyyeye zarar verecek bütün kötülükler, münkerler, bid'atler ortalığa saçıldı.

Bu arada Kur'ân tercüme, meal ve tefsirleri konusuna gayr-i Müslimler, bid'atçiler, Dönmeler, İslâm düşmanları el attı. Ehliyeti, liyakati, ilmi, icazeti olmayanlar çalakalem alelacele Kur'ân tercümeleri yapmaya başladı.

Sahibi Mihran isimli bir Ermeni olan Cihan Kütüphanesi, Giritli Cemil Said diye bir adama Fransızcadan Kur'ân tercüme ettirip yayınladı.

Zeki Megamiz adlı Hıristiyan bir Arap da kutsal kitabımızı tercüme etti.

Kur'ân tercüme meal ve tefsirinde para var diyenler bu sahaya girdi.

Böylece Kur'ân'a saygısızlık edildi.

Maalesef Kur'ân tercüme, meal ve tefsirleri furyası günümüzde de vardır.

Tefsir yapma ehliyeti olan, arabî âlet ilimlerini ve 'âli ilimleri bihakkın bilen, akidesi sağlam, niyeti sahih hocaefendileri tenzih ederim.

Lakin bu sahada çok uygunsuz işler yapılmıştır, yapılmaktadır.

Her yayıncıyı suçlamam ama bazı yayıncılar "Mealde iyi ticaret var, bizim de bir mealimiz olsun..." bozuk niyet ve zihniyetiyle hareket ediyor, ehliyetsiz kimselere çabucak bir meal hazırlatıp bastırıyor.

1950'li yıllarda Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu adında bir zat da kendi kafasına, re'yine, hevasına göre bir meal çıkartmış ve buna isim olarak "Kur'ân" demişti, Kur'ân-ı Azimüşşan'ın tercümesine Kur'ân denilemez, "Kur'ân Tercümesi" (veya meali) denir.

Bu zat doğru dürüst Arapça bilmezdi. Bazı kelimelerin mânâsını öğrenmek için Osmanlıca bir sözlük olan Lügat-i Nâci'ye baktığını itiraf etmiştir.

1950'li, 60'lı yıllarda memlekette hayli gerçek alim vardı. Bunlar eski medreselerde, Ezher'de, Bulgaristan'ın Şumnu Nüvvab medresesinde, Şam'da, Bağdad'ta ve sair İslâm beldelerinde okuyup icazet almışlardı. Bu muhterem zevatın bazısı, yanlışlıklarla dolu meal, tercüme ve tefsirleri tenkit ederlerdi.

Bugün artık böyle tenkitler yapılmıyor. Bu tenkit ve şikayetlerimi kimse çarpıtmaya kalkmasın. Bendeniz Kur'ân Türkçeye çevrilmesin, Türkçe meal ve tefsir yazılmasın demiyorum. Elbette bu hizmetler yapılacaktır ama bunun birtakım zarurî şartları vardır.

Bir: Niyet sahih olacak. Allah rızası için yapılacak. Para için, telif ücreti için, voli vurmak için yapılmayacak. Sahih niyetle yapmış, onun yanında bir miktar da telif ücreti veya ticaret olarak para kazanmış, buna da bir şey demiyorum. Lakin ana niyeti para, kazanç, voli vurmak olursa, doğrusu çok ayıplarım.

İki: Arapça bilmek, Kur'ân tercümesi ve tefsiri yapmak için yeterli değildir. On dört Arabî ilmi okumuş ve bunlardan icazet almış olacaktır. Bu da yetmez. Zamanın genel kültürüne sahip olacaktır. Bir üçüncüsü daha var: Allah kendisine, Kur'ân tercüme ve tefsiri yapmak için vehbî bir ilim daha vermiş olacaktır.

Allah beni böyle bir şeyden korusun, istesem ben de, daha önce yapılmış yüz kadar meal ve tercümeyi alırım, onun yanına beş on Fransızca tercüme koyarım ve bunlara baka baka ben de bir Kur'ân tercümesi yazarım. Yazarım ama ahıretimi berbat etmiş olurum. Men fessere'l-Kur'âne bi re'yihi fekad kefer... buyurulmuştur. Yani Kur'ân-ı Kerîm'i (ilmi, icazeti, ehliyet ve liyakati olmadığı halde) kendi re'y ve hevası ile yorumlayan kâfir olur. Ya küfre yol açan vahim bir yanlışlık yapar dinden çıkar, yahut en büyük ilâhî nimet olan Kur'ân nimetine küfranda bulunmuş olur.

Tezelden yedi kişilik bir ilmî heyet kurulmalı ve piyasadaki meal, tercüme ve tefsirler kontrol ettirilip netice bir raporla millete arz edilmelidir.

Bu heyet yeminli olacak ve Allah rızasından başka bir şeyle bağlı olmayacaktır.

Kimsenin gözünün yaşına da bakılmayacaktır.

Bozuk tercüme meal ve tefsirlerin belli başlı yanlışlıkları belirtilecek ve "Ey millet!.. Bunları alıp okuma..." denilecektir.

Menfaatleri bozulanlar buna çok bozulacaklar, çeşitli yalan ve iftiralara başvuracaklardır. Olsun...

Aslında yapılacak iş şudur:

Çok büyük ve güçlü bir "Kur'ân'a Hizmet Vakfı" kurulacak, milyarlarca dolarlık bir imkâna sahip olunacaktır. Bu vakıf şu işleri ve hizmetleri yapacaktır:

1. Çeşitli boylarda ve hatlarda nefis Mushaflar bastırılacaktır.

2. Ehl-i Sünnet ve Cemaate uygun olarak Kur'ân meal ve tercümesi yaptırıp bastıracaktır.

3. Yine Ehl-i Sünnet âlimlerine bir tefsir hazırlatılıp yayınlanacaktır.

Basılan tercümeler, mealler, tefsirler, Mushaflar maliyet fiyatına halka verilecektir.

Vakfın gelirleri: Bu hizmetleri gören dindar halk para yardımı yapacak, evini, arsasını bağışlayacaktır.

Vakfın hesapları, faaliyetleri son derece şeffaf ve temiz olacak, bir kuruş bile ziyan ve israf edilmeyecektir.

Bu vakfa hem ilim, hem ahlâk, hem kültür bakımından ehliyetli zevat idareci ve hizmetkâr olacaktır.

Türkiye Müslümanları bu hizmeti yapamazlar mı?

Yapamıyorlar ki, ortada böyle hizmetler yoktur.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Diyalogçu bir cemaat bir Kur'ân meali bastırıp yayınlamış. Her ayetin altına muharref Tevrat'tan ve muharref İncil'den ayet numaraları koymuşlar. Fesubhanallah...

Diyanet bunları görüyor mu?

Görmüyor... Diyanet'in yayınladığı yeni bir tefsir var ki, içindeki hatalı yorumlar dillere destan.

Biz bu kafayla gidersek, Kur'ân bizden şikayetçi olacaktır.

Mahkeme-i Rûz-i Cezada ne diyeceğiz?

Ey ilim sahipleri, ey gerçek ve icazetli ulemâ!.. Niçin susuyorsunuz?

Pazar, 22 Şubat 2009 10:21 tarihinde güncellendi

Atatürkçü Düşünce camilerde saz çalınmasını

yildirim3y.jpg ADD'den İslam'a, Osmanlı'ya hakaret


   Atatürkçü Düşünce Derneği'nin Zonguldak'ta düzenlediği panelde konuşan Prof. Dr. Şahin Filiz, İslami değerler ve Osmanlı'ya karşı ağza alınmayacak sözler sarf etti.
Prof. Filiz, camilerde saz da çalınmasını, ibadet dilinin Türkçe olmasını istedi. Filiz, 600 yıllık şanlı geçmişi ile tarihe geçen Osmanlı Devleti'ni de 'mezbelelik' olarak nitelendirdi.
 
GMİS Şemsi Denizer Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Zonguldak İl Başkanı Osman Yayla, CHP Zonguldak Belediye Başkan Adayı İsmail Eşref, Genel Maden-İş Başkanı Ramis Muslu'nun da katıldığı panelde konuşan ADD Genel Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şahin Filiz, "İslam diye tanıtılan din bizim bildiğimiz din değildir. Bu siyasetçilerin veya siyasi amaçlarla dini kullanan insanların yaratmış olduğu bir siyaset dinidir." iddiasında bulundu. Filiz, "İstismarcıların dininde çalıp çırpmak sevap haline gelmiştir. İnanan bir müslüman çalarsa bırakın günah olmayı, sevap olmaktadır. 'Bizimkiler çalarsa bunun bir sebebi hikmeti vardır' anlayışındalar." dedi.

  CAMİLERDE SAZ ÇALINMASINI ÖNERDİ

  İslamiyet'in en önemli mekanlarından biri olan Camileri "hiçbir sosyal faydası bulunmayan mekanlar" olarak nitelendiren Prof. Şahin Filiz'in şu sözleri, son günlerde, Kur'an Kursu ve Başörtüsü açılımları ile dikkat çeken CHP'li siyasetçilerden hiçbir tepki çekmedi. Türkiye'de 80 bin cami olduğunu hatırlatan Şahin, "Bu camiler 75 milyon insanın vergileriyle yapılıyor değil mi? Madem ki herkes bir birini Müslüman kabul ediyor, bu camileri vakit namazlarında namaz kılanlar için ayırırsınız; semah yapılacaksa aynı camilerde semah da yapılır. Efendim biz saz da çalmak istiyoruz. Tabi ki çalacaksınız, adam öldürülüyor camide de saz niye çalınmasın? 80 bin cami, bütün masrafı, emeğiyle hepsi sadece 5 vakit namaz kılınmak için. O da üç beş insanın namazını imam eşliğinde kılmaları için israf edilen mekanlar olarak karşımıza çıkıyor. Ve sosyal hiçbir faydası yok bunların."

TEK PARTİ ZİHNİYETİNİ SAVUNDU: İBADET DİLİ TÜRKÇE OLMALI

  Filiz Müslümanların nasıl ibadet etmeleri gerektiği konusunda da yol gösterdi. "İbadet dili mutlaka Türkçe olmalıdır" diyen ADD'li Profesör, Ezan'ı da 'gürültü' olarak nitelendirdi: "Ezan vakit bildirmek içindir bağıra bağıra insanları rahatsız etmek için değildir. Bakın bunu söylediğiniz zaman burada da bir kısmı karşı çıkıyor. Ama çok iyi istismar aracı olarak kullanılıyor. Bu yüzden ibadet dili mutlaka Türkçeleştirilmelidir. Çare ortadadır. Biz Cumhuriyet ilkelerine sahip çıkıyoruz diyen siyasi partiler, iktidar olduktan sonra tarikat ve cemaat liderleriyle en fazla biz görüşürüz demezlerse eğer, rahmetli Ecevit de onu yapmıştı ve en büyük hata oydu." dedi.

Pazar, 22 Şubat 2009 10:09 tarihinde güncellendi

Ermeniye bak.... Değişmedi... Kendimize gelelim....

harit_petrl.jpg'Büyük Ermenistan’ı kuracağız!'

Ermenistan Cumhurbaşkanı, iyiye giden Türkiye-Ermenistan ilişkilerini esas gayesini açıklayarak mahvetti..

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Büyük Ermenistan’ın kurulması için var gücüyle çalışmasının boynunun borcu olduğunu söyledi.

Novasti Armeniya Ajansı’nın haberine göre, “benim büyük vatanım, benim yeni vatanım” diyebilecekleri günü yakınlaştırmaya çalıştığını söyleyen Sarkisyan, “Büyük Ermenistan’ı kurma uğrunda çalışmayı, devlet imkanlarının yanında kendi imkanlarımı da bu uğurda kullanmaya kendimi borçlu hissediyorum” dedi.

Erivan, Büyük Ermenistan tanımını Fırat Nehri’nden Kür Nehri’ne, Hazar Denizi’nden Urmiye Gölü’ne kadar olan topraklar için kullanıyor. Öte yandan “Türkiye Ermenistan’la yakınlaşmak için Dağlık Karabağ şartından vazgeçti” haberi Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlandı.

vakithaber
Pazar, 22 Şubat 2009 10:02 tarihinde güncellendi

Sayfa 241 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.