.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Diyalog noksanlığı....

in_zulm.jpg

Gülen cemaatine mensup olmaktan içeri girdiler..

  Gülen cemaatine mensup olmaktan

3'ü Türk olmak üzere 11 kişi, Fethullah Gülen cemaatine üye olmak ve bu ülkede yasadışı yollardan kendi inançlarını yaymaktan 6.5 ile 8 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı.

Özbekistan'da 3'ü Türk olmak üzere 11 kişi, Fethullah Gülen cemaatine üye olmak ve bu ülkede yasadışı yollardan kendi inançlarını yaymaktan 6.5 ile 8 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldı.

Özbekistan Devlet Televizyonu, Gülencilerin kullandığı “nur” kelimesine atfen “Karanlığa Giden Işık” adını verdiği programda, “Türk Nurcuları” adını verdiği kişilerin, Özbekistan'ın çeşitli kentlerinde açılan liselerde “Nurculuğu yaydıkları”ve “Pan Türkist” propaganda yaptıklarını ileri sürdü.

Özbek televizyonu, Türkiye'den gelen Nurcuların kurduğu okulların özellikle yatılı statüyle faaliyet gösterdiğini, bundan amacından da öğrencileri ailelerinden ve çevrelerinden uzaklaştırarak, 24 saat kendi denetimleri altında, daha kolay etkilediklerini iddia etti.

Bu okulların 1990'lardan itibaren Özbekistan'da faaliyet göstermeye başladığını belirten kanal, Özbek lider İslam Kerimov'un talimatı üzerine bu okulların kapatıldığını ve bazı “Türk Nurcuların” sınır dışı edildiğini ve çok sayıda Özbek okul yöneticisiyle 3 Türk Nurcunun tutuklandığını kaydetti.

Özbek Televizyonu, Taşkent Mahkemesi'nde yıkıcı faaliyet ve dini propagandadan yargılanan 3'ü Türk, 11 kişinin 6.5 yıl ile 8 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldığını duyurdu.

“Türk Nurcuları” adını verdiği Gülen cemaati üyelerini “Binlerce yıllık Özbek kültür ve geleneklerini yıkıp din yoluyla beyin yıkamakla” suçlayan Özbek Televizyonu, bu okullardan mezun olan iyi eğitimli, “Türkçü” çocukların ileride devletin kilit noktalarına gelmesinin amaçlandığını iddia etti.

Milliyet

Pazar, 22 Şubat 2009 09:14 tarihinde güncellendi

İlimlerin tasnifi...

ilim-2-.jpgFelsefe ve diğer bazı ilimler...

Felsefe Yunanca bir sözdür. Mânası ziynetli hüküm, yani dışı süslü, içi fâsid demektir. «Bu âlem kadimdir.» Ve emsali küfür ve harama müeddi sözler bu kabildendir.

İhyâu'l-Ulûm'da beyan edildiğine göre felsefe başlı başına bir ilim değildir. Dört cüzden meydana gelmiştir.

Birincisi hesap ve hendesedir. Bunları öğrenmek mubahdır. Bunlar vâsıtasıyla çirkin ilimlere kayacağından kor-kulmayan kimse, hesap ve hendese okumaktan men edilmez.

İkincisi mantık'tır. Mantık, delilin veçhini, şartlarını ve tarifin veçhini, şartlarını araştırmaktır. Bu iki şey kelâm ilmine dahildir.

Üçüncüsü İlâhiyattır. Bu, Allah'ın zâtını, sıfatını araştır maktır. Feylesoflar bunda mezheplere ayrılmışlardır ki bazısı küfür, bazısı bid'attır.

Dördüncüsü tabiiyyâttır. Bunların bazısı şeriata muha-liftir. Bazısı cisimlerin sıfatlarını, hassalarını ve nasıl istihale geçirip değiştiklerini araştırmaktan ibarettir. Bu dördüncü cüz doktorların muâyenesine benzer. Ancak doktor sadece insanın bedenine, hasta olup olmaması yönünden bakar. Bunlar ise değişip hareket etmeleri yönünden bütün cisimlere bakarlar. Ama tıp bundan hayırlıdır. Çünkü ona ihtiyaç vardır. Felsefe-cilerin tabiiyyât hakkındaki bilgilerine ihtiyaç yoktur.

Şa'beze-ki doğrusu Şâ'veze'dir - Kamus'ta beyan edildiği vecihle sihir gibi el çabukluğudur. Güneşi, aslı olmadık şekil de gösterir. Lâkin el-Misbah'da bu kelimenin Şâ'vere ve şâ'beze şekillerinde okunabileceği ve bedevî Arapların sözünden olmadığı bildirilmiş, «Şa'beze bir oyundur ki, insan onunla sihir gibi hakikati olmayan şey! görür», denilmiştir.

İbn-i Hacer yollarda halkalar kurarak insanın başını kesip tekrar yerine koymak, topraktan para yapmak gibi garip şeyler gösteren kimselerin yaptıklarının sihir mânâsında olduğunu söylemiştir. Velev ki sihirbazlardan sayılmasınlar. Böyle şeyler ne onlara câizdir, ne de başkalarına onları seyretmek mubahtır.

İbn-i Hacer bundan sonra Malikîlerin «el-Müdevvene» adlı kitabından şunu nakletmiştir: «Bir adamın elini kesen yahut karnına bıçak sokan kimse sihir yapıyorsa öldürülür. Yaptığı sihir değilse cezalandırılır».

Tencîm: Gök cisimlerinin teşekküllerinden, âdi hâdise-lerin vukubulacağına istidlâl ilmidir.

Merginâni'nin «Muhtarü'n Nevazil» adlı eserinde şöyle deniliyor: «Bilmiş ol ki, ilm-i nücûm (Astronomi) haddizatında kötü değildir. Çünkü o iki nevidir.

Birincisi: hesap yolu iledir ve haktır; Kur'an'da zikredilmiştir. Allah Teâlâ «Güneş ve ay husban iledir», buyurmuştur. Bundan murad, güneşle ay'ın seyretmeleri hesapladır, demek-tir.

İkincisi, istidlâl yolu iledir. Yıldızların seyri ve feleklerin (gezegen dairelerinin) hareketi vasıtasiyla hâdisatın Allah'ın kaza ve kaderi ile vukubulacağına istidlâl edilir. Bu câizdir. Ve doktorun nabzına bakarak hastalığa veya sıhhate istidlâli gibidir.

      Ama hâdisatın Allah'ın kazası ile olduğuna inanmaz, yahut kendisinin gâibi bildiğini iddia ederse kâfir olur.

Bunlardan namaz vakitlerini ve kıbleyi bilecek kadar bir şeyler öğrenmekde beis yoktur».

Merginâni'nin bu izahatından anlaşılıyor ki fazlasını öğrenmekte beis vardır. Hatta «el-Fusul» da bunun haram olduğu açıkca söylenmiştir. Kitabımızın şarihi Muhammed Alâaddin de bu yoldan gitmiştir. Zâhire bakılırsa Merginânî ilm-i nücumun ikinci kısmını kasdetmiştir. Onun içindir. ki İmam Gazâlî, İhyâu'l-Ulûm'da, «İlm-i nücum. haddizatında kötü değildir. Çünkü o iki kısımdır...» demiştir.

Hazreti Ömer (r.a.), «İlm-i nücumdan karada, denizde yolunuzu bulacak kadarını öğrenin; geri kalanından vaz geçin!». demiştir. Fazlasından men etmesinin sebebi üçtür:

Birincisi: Bu ilim, halkın ekserisine zararlıdır. Çünkü kendilerine bu eserlerin yıldızların hareketi neticesinde meyda na geldiği anlatılınca yıldızların hakikî müessir olduğu kanaatine varırlar.

İkincisi: Yıldızlar hakkındaki hükümler sadece bir tahminden ibarettir. İlm-i nücûm, rivayete göre İdris Aleyhisselâmın mucizesi imiş; sonra ortadan kalkmış.

Üçüncüsü: Bu ilimde bir fayda yoktur. Zira mukadder olan mutlaka meydana gelecektir. Ondan korunmaya imkân yoktur.

İlm-i remil: Birtakım çizgi ve noktalardan meydana gelen şekillerle malûm kaideler tahtında harfler çıkaran ve bunlardan ileride olacak şeylere delâlet eden cümleler kuran bir ilimdir. Bunun kat'î haram olduğu malûmdur. Aslının İdris Aleyhisselâm'a mahsus olduğunu az yukarıda gördük. Onun şeriatı mensuhtur.

İbn-i Hacer'in «F e t â v â» sında bu ilmi öğrenmenin ve öğretmenin şiddetle haram olduğu beyan edilmektedir. Çünkü bu ilimde avam tabakasını aldatarak remilcinin gaibi bilmek hususunda Allah'a ortak olduğunu vehmettirmek vardır.

Tabii ilim: Çeşitli hallerde değişip değişmemesi yönünden cismin halinden bahseden ilimdir. İbn-i Hacer'in «Fetevâ» sında bu ilmin felsefeciler yolu üzere olanının haram olduğu bildirilmiştir. Çünkü birçok mefsedetlere yol açar. Bu âlemin kadîm olduğuna inandırması bu kabildendir. -Tabiî ilim- haram olması hususunda ilm-i nücûma benzer. Zira her ikisi de ayni şekilde mefsedetlere yol açarlar.

Pazar, 22 Şubat 2009 08:58 tarihinde güncellendi

Farzın kısımları ilmin kısımları ve önemi....

belge_2.jpg

 

Farz-ı ayın ve farz-ı kifaye:

Bilmiş ol ki, ilmi öğrenmek farz-ı ayın ve kifâye olmak üzere evvelâ iki nev'idir.

Farz-ı Ayın : Bir kimsenin dini için muhtaç olduğu miktar ilimdir.

Farz-ı Kifâye: Başkalarına fayda vermek için halen muhtâç olduğu mikdardan fazlasını öğrenmektir.

İZAH

İlimden murad : Âhirete ulaştıran ilimdir.

Allami, «Fusûl» ün de şunları söylemiştir:

«Kulun, dinini icrâsı Allah için amelinin ihlâsı ve kullar ile muâşereti hususunda muhtâç olduğu ilmi öğrenmesi İslâm'ın farzlarındandır. Her erkek ve kadının din ve hidâyet ilmini öğrendikten sonra abdest, gûsül, namaz ve orucunu öğrenmesi, nisaba malik olanın zekâtı, kendisine hac farz olanın haccı, ticaretle meşgul olanın alışverişi öğrenmesi farzdır. Tâ ki sair muamelatta şüphelerden ve mekruh olan şeylerden korunabilsinler. San'at sahipleri ve diğer her hangi bir işle meşgul olanlarda böyledir. Haramdan korunmak için onların da meşgul oldukları işin hükmünü bilmeleri farzdır.»

‘Tebyinü'l-Maharim’ adlı eserde de şöyle deniliyor:

«Beş farz ile ilm-i ihlâsı öğrenmenin farz olduğunda şüp he yoktur. Çünkü amelin sahih olması buna bağlıdır. Helali, haramı ve riyâyı öğrenmek te farzdır. Zira ibadet eden kimse riya yaparsa amelinin sevabından mahrum olur. Hasedle ucbu (yani kendini beğenmeyi) öğrenmesi dahi farzdır. Çünkü bu iki şey ateşin odunu yediği gibi ameli yerler.

Alış veriş, nikah, talâk gibi şeyleri yapmak isteyenlerin de bunları öğrenmeleri farzdır. Haram kılan, küfre götüren sözleri öğrenmek de farzdır. Yemin ederim ki, şu zamanda bunlar en mühim şeylerdendir. Zira çok defa avamın küfre varan sözler söylediklerini işitirsin. Halbuki onlar bundan gafillerdir. İhtiyaten cahil, imanını her gün, karısının nikâhını da ayda bir veya iki defa iki şahid huzurunda tazelemelidir. Çünkü hata, erkekten sadır olmasa bile kadınlardan çok sudur eder».

Pazar, 22 Şubat 2009 08:32 tarihinde güncellendi

İlmin alimin kıymeti.....

rahle.jpg

 

Hazreti Ali (r.a.), «Fazîlet, ancak ehl-i ilme mahsustur. Çünkü onlar doğru yoldadır; hidâyet arayana yol gösterirler. Herkesin kadir ve kıymeti başarısına göredir. Cahiller ehl-i ilme düşmandırlar. İmdi sen ilim elde etmeye bak, ilmin ebediyyen cahili olma! İnsanlar ölü, ehl-i ilim diridirler» demiştir.

Hazreti Ali (r.a.) nın sözündeki cahillerden murad, şer'î ilimleri bilmeyenlerdir. Böyleleri başka ilimleri bilirlerse de ulemaya, avamdan daha fazla düşmanlık ederler. Câhilin düşmanlığına sebeb Hakk'ı bilmemesi, yahud âlimin onun fikrine muhalif fetva vermesi ve insanların âlime olan teveccühünü görmesidir. İnsanların ölü olmasından murâd, hükmen ölü olmalarıdır. Zira hiçbir faydaları yoktur. Onlar nebat yetiş-tirmeyen çorak toprağa benzerler.

Allahu Teâlâ Hazretleri; «Yoksa ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine verdiğimiz nurla insanlar içinde yürüyen kimse, karanlıklar içinde olan gibi midir!», buyurmuştur. Bu âyet-i kerimedeki ölüden murâd câhil, diriltmekten murâd ilim verilmesidir. Karanlıklar içinde yüzen de cahildir. Yani cahil iken öğretilerek nurlandırılan bir kimsenin, cehâlet karan lıkları içinde bocalayan cahillerle bir olamayacağı beyan buyurulmaktadır. Yahut ölüden maksad kalblerinin ölmesidir.

 

İlyau-Ulûmi'd-Dîn'de şöyle deniliyor:

Fethu'l-Mevsılî, «Hastaya yiyecek, içecek ve ilâç verilmez se ölmez mi?» demiş. -Evet ölür- demişler. «İşte kalb de öyledir. Ona üç gün hikmet ve ilim verilmezse ölür!» demiş. Gerçekten doğru söylemiş! Çünkü kalbin gıdası ilim ve hikmettir; onun hayatı bunlarla kâimdir. Nitekim vücûdun gıdası da yemektir. Kimde ilim yoksa onun kalbi hastadır, ölmesi lâbüddür/kesindir.

 «İlim her fazilete vesiledir», «İlim köleyi krallar meclisine yükseltir». «Ulema olmasa ümera helâk olurdu». derler. Şâir de. «İlim, erbabı için azli olmayan bir sultandır. Gerçek emîr odur ki, azledildiği zaman dahî emîr kalır, velâyeti elinden gitse de fazîleti saltanatında kalır.» demiştir.

İhyâu'l-UIûm'da beyan edildiğine göre Peygamber (s.a.v.), «Hikmet kişinin şerefine şeref katar; köleyi yükselterek krallar meclisine oturtur», buyurmuştur. Aleyhisselam Efendimiz, bununla ilmin dünyevi semeresine işaret buyurmuştur. Malûmdur ki âhiret daha hayırlı ve baki-dir. İmam Gazâlî bundan sonra Salim bin Ebi Ca'd'ın şu sözü-nü nakletmiştir:

«Sahibim beni üçyüz dirheme satın alarak azâd etti: acaba ne iş tutsam dedim ve ilmi san'at edindim. Bir sene geçer geçmez Medine'nin Emiri ziyaretime geldi. Ama ziyare-tine izin vermedim».

Evet ilim sahibi azledilmez bir sultandır. Çünkü onun saltanatı ilâhidir, kulların onu azle güçleri yetmez.

Mu’temed kavle göre Allahu Tealâ Hazretleri'nin. «Allah'a itâat edin! Resûlü'ne ve sizden ülü'l-emir olanlara da itâat edin» âyet-i kerimesindeki Ülu'l-emirden murad ulemadır. İhyâu'l-Ulum'da beyan edildiğine göre Ebu'l-Esved «İlimden kıymetli bir şey yoktur. Sultanlar insanlara hükmederler; ulema ise sultanlara hükmederler» demiştir.

 

 

 

Pazar, 22 Şubat 2009 05:14 tarihinde güncellendi

Sayfa 243 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.