.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

DOMUZLARIN ETİ VE NİYETİ....

domuz-eti-yakalandi.jpgTIR dolusu domuz eti yakalandı

İtalya'dan yola çıkan ve domuz etinden yapılan yüzlerce kiloluk et ürünü ve makine parçası taşıyan TIR, İstanbul'da yakalandı.


İstanbul Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğü'nün Kaçakçılık, İstihbarat, Narkotik Gümrük Müdürlüğü ekipleri İtalya'dan deniz yoluyla yola çıkacak TIR'la ilgili önemli bir istihbarat alınca harekete geçti. Gümrük görevlileri Pendik Limanı'na gelen Ro-Ro gemisinden gümrük alanına alınan iki dorseli TIR'da arama yaptı.

İtalya'dan yola çıkan ve domuz etinden yapılan yüzlerce kiloluk et ürünü ve makine parçası taşıyan TIR, İstanbul'da yakalandı. Son kontrolleri yapılan TIR'a daha sonradan nasıl kaçak mal yüklendiği, Türkiye'deki kontrollere kadar anlaşılamadı. Domuz eti ve ürünlerinden yapılan yüzlerce kiloluk ürünün araca yükleniş biçimi filmlere konu olacak cinsten. İstanbul Gümrük Muhafaza Başmüdürlüğü'nün Kaçakçılık, İstihbarat, Narkotik Gümrük Müdürlüğü ekipleri İtalya'dan deniz yoluyla yola çıkacak TIR'la ilgili önemli bir istihbarat alınca harekete geçti. Gümrek görevlileri Pendik Limanı'na gelen Ro-Ro gemisinden gümrük alanına alınan iki dorseli TIR'da arama yaptı. 30 Mart 2009 tarihinde yapılan operasyonda aracın evraklarında yükünün "kargo ile taşınan ev eşyası" olduğu belirlendi. Ancak araçta yapılan aramada yaklaşık 1 tonluk makine parçası ile gıda maddeleri ele geçti. TIR'a el koyan yetkililerin belirlemelerine göre ele geçrilen eşyanın gümrüklenmiş değerinin 110 bin TL olduğu ifade edildi.

 

Perşembe, 02 Nisan 2009 07:48 tarihinde güncellendi

EBU HUREYRE R.A.

ebu_hureyre.gif EBU HUREYRE r.a. (MEKTUBAT-I RABBANİ’DEN)
Şu Rafızîler Ebu Hüreyre'ye (r.a.) taan ederler. Bilmezler ki ona taan etmek ahkamı şer'iyenin yarısına taan etmektir. Şunun içinki muhakkık alimler dedilerki, ahkamı şer'iyyeden üç bin hüküm sünnet ile sabit oldu, bunlardan binbeşyüzü Ebu Hüreyre'nin rivayetiyle oldu. Ona taan etmek Ahkamı şer'iyyenin yarısına taan etmek olur.

İmamı Buharî derki: Ebu Hüreyre'nin ravileri Ashabı kiram ve tabiin'in büyüklerinden sekizyüzden fazladır. Onlardan birisi de ibni Abbas'tır. Aynı şekilde İbni Ömer, Cabir ibni Abdullah ve Enes bin Malik, Ebu Hüreyre'nin ravileridir.

Hz. Ali (r.a.) den Ebu Hüreyre'ye taan etmesi hususunda nakledilen hadis, ulemanın tahkik ettiğine (incelemesine) göre iftira edilen bir haberdir. (Yani Hz. Ali efendimiz, Ebu Hureyre’ye taan etmemiştir, o gibi sözler sadece iftiracı şii kitablarında bulunur.)

Peygamberimizin (s.a.v.) Ebu Hüreyre'nin anlayışlı olması için dua etmesi hakkın daki hadisi şerif, ulema arasında malumdur.

Ebu Hureyre dediki, Resulullah meclisinde hazır oldum. Efendimiz buyurduki: “Sizden kim ridasını döşerki ona bir takım sözlerimi akıtayımda onu kendine bürüsün, bundan sonra o sözleri unutmaz.”

Hırkamı yere döşedim, Efendimiz s.a.v. ona kavillerini akıttı, onu göğsüme bastır-dım, bundan sonra bir şey unutmadım. (burası, Ebu Hureyre’nin r.a. çok hadis rivayet etmesine aklı yetmeyenlere  cevabtır.)

Din büyüklerinden olan büyük bir şahsı, sırf zan ile Hz. Ali'ye düşman bilmek onun hakkında sövmeye, taan etmeye, lanete cevaz vermek insaftan uzaktır.

Şu anlatılanların tamamı aşırı muhabbetin afetlerin dendir. Nerdeyse kafalarının iman bağından çıkaracaklardır.  >>>


ISTILAHAT-I FIKHIYYE KAMUSU 1. CİLT SAHİFE 352

Merhum Ömer nasuhi Bilmen Efendi, ulemanın tercümeyi hallerini zikrederken Ebu Hureyre r.a. maddesinde şunları zikretmiştir:

<<<Abdurrahman ibnü Sahrı Ezdî, hayber gazvesi senesinde imana gelmiş, bu savaşa iştirak etmiştir. Huzuru nebeviden ayrılmazdı, ashabı Suffe’den sayılır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dualarına mazhar olmuştur. Bu sebeble hafıza kuvveti çok fazla idi. 5374 hadisi şerif rivayetine muvaffak olmuştur. Kendisinden hadis rivayet eden ashabı kiram ve tabiinin adeti sekizyüzden fazladır.

Hazreti Ömer r.a. tarafından Bahreyn valiliğine gönderilmiştir. Hazreti Osman r.a. tarafından Mekke-i Mükerreme kadılığına tayihn edilmiştir. Daha sonra hazreti Muaviye r.a. tarafından bir aralık medine-i Münevvere valiliğine tayin edilmiştir.

Ebu Hureyre r.a. hazretleri fukahadandır. Ashabı kiram arasında fetva vermekle temayüz eden zatlardandır. 59 tarihinde yetmiş sekiz yaşında olduğu halde medine-i Münevvere’de vefat etmiştir. Allah ondan ve diğerlerinden razı olsun.>>>


 

iffet sahibiydi, eli açık ve cömertti. Hz. Osman'ın sehid edilmesinden sonraki fitne olaylarinda köşesine çekildi. Halk onun bu halinden kendisine söz ettiklerinde Rasûlullah (s.a.s.)'in su hadisini rivâyet ediyordu: "Fitneler çıkacak. O zamanda, oturanlar ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen koşandan daha hayırlıdır. Kim dönüp bakmaya yönelirse, o da ona yönelir. Kim bir sıgınak veya korunak bulursa onunla korunsun" (Buhâri, Menâkib, 25; Müslim, Fiten, I0).

Hoş sohbet, temiz ve ince duygulu, saf gönüllü idi (Zehebî, Tezkire, 1, 33). Emirlik ve valilik ona kibir vermedi. Üstelik alçak gönüllülügünü arttırdı. Medine valisi Mervan'a vekâlet ettiği siralarda, üzerine semeri baglanmış bir eşekle, hurma lifinden örülmüş bir başlık başında olduğu halde çarşıya çıkar ve, "Savulun emir geliyor!" dermiş (ibn Sa'd, et-Tabakatü'l-Kübrâ, Beyrut 1380/1960, IV, 336).

imam Şâfii gibi büyük âlimlerin bildirdigine göre Ebû Hureyre kendi dönemindeki hadis nakledenlerin içinde hafizasi en sağlam olanıdır (ibn Hacer, el-isâbe fî Temyîzi's-Sahâbe, Mısır 1328, IV, 205). Hz. Peygamber ile nisbeten kısa sayılabilecek bir süre birlikte olmasına ragmen, onun hadislerini bu kadar büyük bir sayıda elde edebilmesinin sırrı ve sebebleri şöyle açıklanabilir:

a) Birinci sebep: Hz. Peygamber ile sık sık görüşmesi ve ona hiç çekinmeden her çesit sorular sormasıdır (ibn Hacer, a.g.e., IV, 206). Nitekim Buhâri ve Müslim'in naklettiklerine göre Ebû Hureyre şöyle demiştir: "Siz, Ebû Hureyre'nin çok hadis rivâyet ettiğini söyleyip duruyorsunuz. Ben fakir bir kimseydim. Karın tokluğuna Hz. Peygamber'e hizmet ediyordum. Muhâcirler çarşıda, pazarda alışverişle, Ensâr da kendi malları, mülkleriyle uğraşırken, ben Hz. Peygamber'in meclislerinin birinde bulunmuştum; buyurdu ki: 'içinizden kim cübbesini yere serer de ben sözümü bitirdikten sonra toplarsa benden duyduğunu bir daha unutmaz. 'Bunun üzerine ben üzerimdeki hırkayı yere serdim, Hz. Peygamber de sözünü bitirince, onu topladım. Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o andan sonra ondan duyduğum hiçbir sözü unutmadım" (Müslim, Fadâilü's-Sahâbe, 159; Buhâri, ilim, 42).

b) Ikinci sebep: ilme olan tutkunluğu ve Hz. Peygamber'in ona bildigğni unutmamasi için dua buyurmasidir. El-Hâkim en-Nisâbûrî, Müstedrek'te (111, 508) su haberi vermektedir: "Bir adam Zeyd b. Sâbit'e gelerek ona bir mesele sordu. O da Ebû Hureyre'ye gitmesini söyledi ve şöyle devam etti; çünkü bir gün ben, Ebû Hureyre ve bir başka sahâbî Mescid'de oturuyorduk, dua ve zikirle meşgul idik. O sırada Hz. Peygamber geldi, yanımıza oturdu; biz de dua ve zikri bıraktık. Buyurdu ki: 'Her biriniz Allah'tan bir dilekte bulunsun. ' Ben ve arkadaşım, Ebû Hureyre'den önce dua ettik, Hz. Peygamber de bizim duamıza âmin dedi. Sira Ebû Hureyre'ye geldi ve söyle dua etti: 'Allah'im, senden iki arkadaşımın istediklerini ve de unutulmayan bir ilim dilerim.' Hz. Peygamber bu duaya da âmin dedi. Biz de, 'Ey Allah'in Rasûlü, biz de Allah'tan unutulmayan bir ilim isteriz' dedik. Hz. Peygamber, 'Devsli genç sizden önce davrandı' buyurdu.

Buhâri, ilim bahsinde, hadise olan tutku bâbında (nr. 33) Ebû Hureyre'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Ey Allah'in Rasûlü, kiyâmet gününde senin şefâatine nâil olacak en mutlu kişi kimdir?" diye sordum. Rasûlullah buyurdu ki: "Ey Ebû Hureyre, senin hadise olan aşırı tutkunluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyâmet gününde benim şefâatime nâil olacak en mutlu kişi Lâilâhe illallah diyen kimsedir."

c) Üçüncü sebep: Ebû Hureyre'nin büyük sahâbîlerle görüşmesi, onlardan birçok hadis alması ve bu sayede ilminin artıp ufkunun genişlemesidir (ibn Hacer el-Askalâni, el-isâbe, IV, 204).

d) Dördüncü sebep: Hz. Peygamber'in vefâtından sonra uzun süre yasamış olmasıdır. Nitekim Hz. Peygamber'den sonra kırkyedi yıl yaşamış, hadisleri halk arasında yaymakla meşgul olmustur (Muhammed Ebû Zehv, el-Hadis, ve'l-Muhaddisûn, Kahire 1958, 134).

Bütün bunlarin neticesinde Ebû Hureyre, Sahâbe içerisinde hadisi en iyi bilen, hadis almada ve rivâyet etme hususunda diğerlerinden daha üstün bir duruma gelmiştir. Onun rivâyet ettiği hadisler, diğer sâhâbilerde veya birçoğunda dağınık halde bulunuyordu. Bu yüzden onlar Ebû Hureyre'ye başvuruyor, hadis rivâyetinde ona dayanıyorlardı. ibn Ömer, onun cenaze namazında, ona Allah'tan rahmet dileyerek, "Hz. Peygamber'in hadisini müslümanlar adina muhâfaza ediyordu" demiştir (ibn Sa'd, Tabakât, IV, 340). Buhâri, 'Ebû Hureyre'den 800 kadar sahâbe ve tâbiîn âlimleri hadis rivâyet etmişlerdir' diyor (ibn Hacer, a.g.e., IV, 205).

Kendisinden beşbinüçyüzyetmiş dört hadis gelmiş, bunlardan üçyüzyirmibeş tanesini Buhâri ve Müslim müstereken, doksanüç tanesini yalnız Buhâri, yüzseksendokuz hadisini de yalnız Müslim Sahîh'lerine almışlardir (Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 134).


 

Perşembe, 02 Nisan 2009 08:24 tarihinde güncellendi

Hz. Ebû Bekir Sıddîk

ebu_bekir_radiyallahu_anh.jpgHilâfeti


    Hz. Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Rasûlullah’in teçhiziyle uğraşırken, Ensâr, Beni Sâide sakifesinde toplanarak Hazrec’in reisi olan Sa’d b Uhâde’yi Rasûlullah’tan sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde’ye gittiler. Orada Ensâr ile konuşulduktan ve hilâfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ile Ebû Ubeyde’nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey’at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi.
     Hz. Ebû Bekir’in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebû Bekir’e bey’at etti ve “Ey Ebû Bekir, Müslümanlara sen Rasûlullah’in emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey’at ediyoruz. Rasûlullah’a hepimizden daha sevgili olan sana bey’at ediyoruz” dedi. Hz. Ömer’in bu âni davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir’e bey’at ettiler. Bu özel bey’attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî’de Hz. Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey’at edildi. Rasûlullah’in defni salı günü gerçekleşirken, onun nereye defnedileceği hakkında da bir ihtilâf meydana geldiğinde Hz. Ebû Bekir yine firasetini ortaya koydu ve “Her peygamber öldüğü yere defnedilir” hadisini ashaba hatırlatarak bu ihtilâfı giderdi. Rasûlullah’in cenaze namazı imamsız olarak gruplar halinde kilindi. Bütün bunlar olurken, Hz. Ali’nin Hz. Fatima’nin evinde Hasimogullari ve yandaşları ile toplandigi ve bey’ata ilk zamanlar katılmadığı nakledilir. Hz. Ali rivayetlere göre, el-Bey’atü’l-Kübra’ya bey’at edildiği haberini alır almaz, elbisesini yarım yamalak giydiği halde evden fırlamış ve gidip Hz. Ebû Bekir’e bey’at etmiştir (Taberî, Tarih, III, 207). Onun aylarca Hz. Ebû Bekir’e bey’at etmediği haberleri gerçeğe uygun olmasa gerektir. Çünkü onun Ebû Bekir’in üstünlüğünü bildiği, onun hakkında yaptığı konuşmalar ve tarihin akışı, diğer rivayetlere aykırıdır.

Resulullah’ın en yakin Eshâbı arasında -hatta Ebû Bekir ile Ömer arasında- zaman zaman ihtilâflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk iki halife zamanında da görüldüğü gibi daima birliktelik devam ettirilmiştir. Anlaşmazlık gibi görünen hâdiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol oynuyordu. Meselâ Ebû Bekir yumuşak ve sakin davranırken, Ömer sertlik yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebû Bekir’in yönetiminde, Hz. Ali ve Zübeyr b. Avam, Ridde savaşlarında kararların içinde, namazlarda Ebû Bekir’in arkasında yer almışlardır. (İbn Kesir, el-Bidâye ve’n Nihaye, V, 249) Hz. Ali, Rasûlullah’in bir vasiyeti olsaydı ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş (Taberî, a.g.e., IV, 236) ancak, İbn Abbas’in Rasulallah hastalandığı zaman ona gidip hilâfet işini sormak istemesini geri çevirmiştir. Yani Hz. Ebû Bekir’in halifeliğine karşı kimseden bir çıkış olmamıştır. Zaten tabii, fıtrî, akli ve maslahata uygun olan da onun halifeliğidir. Hz. Peygamber ölmeden önce yazılı bir ahitname bırakmamış, ancak Hz. Ebû Bekir’in faziletine dair Mescid’de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine imam tayin etmiştir.

Hz. Ebû Bekir, kendisine Rasûlullah’in mirasından pay almak için gelen Hz. Fatma’ya, “Rasûlullah’in yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam” diyerek, Fatma’nın peygamberin kızı olmasını dinin üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Rasûlullah’in yanındayken ondan ne duymuş, ne görmüşse onu tatbik etmiştir. (Taberî, III, 220) Sonraları Hz. Ali’nin hilâfeti zamanında Fatma’ya -ki, Ebû Bekir’e gidip miras isterken onu savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashabın Rasûlullah’in sünnetine nasıl itaat ettiklerinin delilidir.
Hz. Ebû Bekir “Rasûlullah’in Halifesi” seçildikten sonra Mescid’de yaptığı konuşmada, “Sizin en hayırlınız değilim, ama başınıza geçtim; görevimi hakkiyle yaparsam bana yardim ediniz, yanılırsam doğru yolu gösteriniz; ben Allah ve Rasûlü’ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez…” demiştir (Ibn Hisâm, es-Sire, IV, 340-341; Taberî, Târih, III, 203).

Mürtedlerle Mücadele, Irak ve Suriye Fütuhatı

Hz. Ebû Bekir Rasûlullah’in halifesi olduktan sonra, onun vefatıyla Arabistan’da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere, “namaz kılarız, ama zekât vermeyiz” diyenlere karşı savaş açtı. Esvedu’l-Ansi, Müseylemetü’l-Kezzâb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekât yeniden toplanmaya ve Beytü’l-Mal’e konulup dağıtılmaya başlanmıştır. Rasûlullah’in hazırladığı, ancak vefatı sebebiyle bekleyen Üsâme ordusunu Ürdün’e yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarını bastırmıştır. İçte isyancılarla mücadele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans’ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Hîre, Ecnâdin ve Enbâr, savaşlarla İslâm diyarına katilmiş, Irak fethedilmiş, Suriye’nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yermük savaşı devam ederken Hz. Ebû Bekir vefat etmiştir. Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardır: “Kadın, çocuk ve yaslılara dokunmayın, yemiş veren ağaçları kesmeyin, ma’mur bir yeri tahrip etmeyin, haddi aşmayın, korkmayın.” Gerçekten İslâm ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, Müslüman olmayıp da cizye vererek İslâm’ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yasamışlardır.

Kur’ân-i Kerim’in Toplanması, “Mushaf”ın Meydana gelmesi

Hz. Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve kurrâ’nın birçoğunun şehid olması üzerine, Hz. Ömer’in Kur’ân’ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur’ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır. Rasulallah zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashabın çoğu da Kur’ân hafızı idi. Ancak, yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da azalınca Kur’ân’ın muhafazası hususunda endişe edildi. Ebû Bekir, Zeyd b. Sabit’in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti. Ayrıca şahitlerle âyetler doğrulanıyor, kurrâ’ ile te’kid ediliyordu. Böylece bütün âyetler toplandı ve “Mushaf” meydana getirildi. Bu Mushaf Ebû Bekir’den Ömer’e, ondan da kızı Hasa’ya geçti ve Hz. Osman zamanında çoğaltılarak Dârü’l-İslam’ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı.

Vefatı

Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz. Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz. Ebû Bekir Hicrî 13. yılda Cemâzi-yel ahir ayinin başında hicretten sonra Medine’de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer’in namaz kıldırmasını istedi. Ashapla istişare ederek Hz. Ömer’i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi.
     Hz. Ömer’in sert ve kaba olusu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osman’a yazdırdı. Ebû Bekir (r.a.) de, çok sevdiği Rasulallah gibi altmış üç yaşında vefat etti. Vasiyeti gereği Rasûlullah’in yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanin, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.

Kişiliği ve Yönetimi

Tüccar olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir, dürüstlüğü ve takvası ile ashap içinde ilk sırada yer alır. Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevazu ile belirgindi. Hz. Ayşe’nin rivayetine göre, “gözü yaşlı, gönlü hüzünlü, sesi zayıf” biri idi. Cahiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı. Rasûlullah’in en sadik dostu olan Ebû Bekir’in Mirâc olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona “es-Sıddık” lâkabını kazandırmıştır. O bu olayda “O ne söylüyorsa doğrudur” demiştir. Cömertlikte ondan üstünü de yoktur. Bütün malini mülkünü İslâm için harcamış, vefat ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iade edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka bir şey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olan hazreti Ebû Bekir, kızı Ayşe’yi Rasulallah ile hicretten sonra evlendirmiştir (Tabakat-i Ibn Sa’d, VI, 130 vd.; Ibnu’l-Esir, II, 115 vd).

Resûlullah’tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir’dir. O, Hz. Peygamber’in veziri, fetvalarda en yakini idi; Rasûlullah’in, “insanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir’i edinirdim” (Buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: Ibn Mâce, Mukaddime, II) ve “Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir hariç.” demesi ve son hutbesinde, “Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti.” diye Ebû Bekir’i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz. Ebû Bekir’in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri göstermektedir. Hz. Ebû Bekir’in Allah ve resulünün koyduğu kurallara aykırı hiçbir görüsü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir seçimi yoktur. Ebû Bekir nâsih(hükmü iptal edilen) sünneti çok iyi biliyor, Resülüllah’ı herkesten çok tanıyordu. Bu yüzden hilâfetinde kendisine karşı içte muhalif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir (Buhâri, Fedâilü’l-Ashâbi’n-Nebî, 3 ). İhtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bidatler onun devrinde yaşanmamıştır. “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” buyuran Rasûlullah’in haberi sanki lafızda ve manada Hz. Ebû Bekir’de zahir olmuştur.

Kaynaklarda onun, “Ben ancak Resûlullaha tabiyim, birtakım esaslar koyucu değilim” diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir (Taberî, IV, 1845; Ibn Sa’d, III, 183). Bir meseleyi hallederken önce Kur’ân’a bakar, bulamazsa Sünnet’te araştırır, orda da bulamazsa ashapla istişare eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhacir-Ensar eşitliğinin ihtilâfa yol açmasında Ömer’in Muhacirlere daha çok pay verilmesini savunmasına rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür. O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çıkmadı. Yani Ebû Bekir, Rasûlullah’in tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslâm’a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini söyleyen ashabına uymuştur. Müslümanlar henüz otuz sekiz kişiyken Mekke’de Mescid-i Haram’da İslâm’ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebû Bekir’e hilâfetinde “Halifet-u Rasûlillah” denilmiş, sonraki halifelere ise “Emîrü’l-Mü’minîn” denilmiştir. Mâlî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kaza işlerini Hz. Ömer, kâtipliğini Zeyd b. Sabit ve Hz. Ali, başkumandanlığını Üsâme ve Halid b. Velid yapmıştır. Medine Dârü’l-İslâm’ın başkenti olmuş, Mekke, Taif, San’a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cures, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beste biri Beytü’l-Mal’de toplanmıştır.

Hz. Ebû Bekir, Mukillîn denilen çok az hadis rivayet eden ashaptan sayılır. O, yanılıp da yanlış bir şey söylerim korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivayet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivayeti nakledilmiştir. Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir:

“Rasulüllah vahiy ile korunuyordu. Ben ise, beni yalnız bırakmayan bir şeytanim vardır… Hayır islerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var… Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur… Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur… Amelin sırrı sabırdır… Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir… Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz (Ebû Nuaym, Hilye, l )

Perşembe, 02 Nisan 2009 10:45 tarihinde güncellendi

Kabir Ziyareti Delilleriyle


uhud.jpgSon zamanların en çok inkar edilen hususlardan biri de kabir ziyaretidir. Bu hususta elimizdeki Şamile Külliyesinden yaptığımız taramada 1088 adet çeşitli veya benzer rivayetleri elde ettik. Bunlardan bazılarını arapça olarak sitemize yerleştirdik ki, inkarcılarda şayet biraz ilim varsa bakarla da asıl ibareleri gözleriyle görürler, belki insaf ederler. Değilse siz ehli sünnet kardeşlerimiz de ibarelerin delillerin aslını görün ve itikadınız sağlamlaşsın, ağzınızla birkaç kelime söyleyin veya sitemizin (bültenimizin) adresini verin de islama hizmet edelim, milletin aldatılmasına mani olalım.

الآثار لأبي يوسف - ج 1 / ص 423

عن علقمة بن مرثد عن ابن بريدة عن ابيه رضى الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم انه قال كنا نهيناكم   عن ثلاث عن زيارة القبور فزوروها فقد اذن لمحمد صلى الله عليه وسلم في زيارة قبر امه

المغني لابن قدامة المقدسي - (ج 10 / ص 349)

وقال على بن سعيد : سألت أحمد عن زيارة القبور تركها أفضل عندك أو زيارتها ؟ قال : زيارتها وقد صح عن النبي ـ صلى الله عليه وسلم ـ أنه قال : ( كنت نهيتكم عن زيارة القبور , فزوروها فإنها تذكركم الموت ) رواه مسلم والترمذي بلفظ : " فإنها تذكر الآخرة " .

المغني لابن قدامة المقدسي - (ج 10 / ص 350)

وإذا مر بالقبور أو زارها استحب أن يقول ما روى مسلم , عن بريدة قال : ( كان رسول الله ـ صلى الله عليه وسلم ـ يعلمهم إذا خرجوا إلى المقابر فكان قائلهم يقول : السلام عليكم أهل الديار من المؤمنين والمسلمين , وإنا إن شاء الله بكم للاحقون نسأل الله لنا ولكم العافية )

المغني لابن قدامة المقدسي - (ج 10 / ص 351)

قال : ولا بأس بالقراءة عند القبر , وقد روى عن أحمد أنه قال : إذا دخلتم المقابر اقرءوا آية الكرسي وثلاث مرات قل هو الله أحد ثم قل : اللهم إن فضله لأهل المقابر

المغني لابن قدامة المقدسي - (ج 10 / ص 352)

وقد روى عن النبي ـ صلى الله عليه وسلم ـ أنه قال : ( من دخل المقابر فقرأ سورة يس خفف عنهم يومئذ , وكان له بعدد من فيها حسنات ) وروى عنه عليه السلام ( من زار قبر والديه أو أحدهما فقرأ عنده أو عندهما يس غفر له ) .

المغني لابن قدامة المقدسي - (ج 10 / ص 353)

الله تعالى : { والذين جاءوا من بعدهم يقولون ربنا اغفر لنا ولإخواننا الذين سبقونا بالإيمان } [الحشر: 10]. وقال الله تعالى : { واستغفر لذنبك وللمؤمنين والمؤمنات } [محمد: 19]. ( ودعا النبي ـ صلى الله عليه وسلم ـ لأبي سلمة حين مات ) وللميت الذي صلى عليه في حديث عوف بن مالك , ولكل ميت صلى عليه ولذي النجادين حتى دفنه وشرع الله ذلك لكل من صلى على ميت ( وسأل رجل النبي ـ صلى الله عليه وسلم ـ فقال : يا رسول الله إن أمي ماتت فينفعها إن تصدقت عنها ؟ قال : نعم ) رواه أبو داود

المغني لابن قدامة المقدسي - (ج 10 / ص 354)

( وقال للذي سأله إن أمي ماتت , وعليها صوم شهر أفأصوم عنها ؟ قال : نعم )

وهذه أحاديث صحاح وفيها دلالة على انتفاع الميت بسائر القرب لأن الصوم والحج والدعاء والاستغفار عبادات بدنية , وقد أوصل الله نفعها إلى الميت فكذلك ما سواها مع ما ذكرنا من الحديث في ثواب من قرأ  يس , وتخفيف الله تعالى عن أهل المقابر بقراءته

 و روى عمرو بن شعيب عن أبيه عن جده ( أن رسول الله ـ صلى الله عليه وسلم ـ قال لعمرو بن العاص : لو كان أبوك مسلما , فأعتقتم عنه أو تصدقتم عنه أو حججتم عنه , بلغه ذلك )

سنن النسائي (المجتبى) - (ج 4 / ص 133)

أخبرني محمد بن آدم عن بن فضيل عن أبي سنان عن محارب بن دثار عن عبد الله بن بريدة عن أبيه قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم نهيتكم عن زيارة القبور فزوروها

سنن النسائي (المجتبى) - (ج 4 / ص 134)

[ 2034 ] أخبرنا قتيبة قال حدثنا محمد بن عبيد عن يزيد بن كيسان عن أبي حازم عن أبي هريرة قال زار رسول الله صلى الله عليه وسلم قبر أمه فبكى وأبكى من حوله وقال استأذنت ربي عز وجل في أن أستغفر لها فلم يؤذن لي واستأذنت في أن أزور قبرها فأذن لي فزوروا القبور فإنها تذكركم الموت

السنن الكبرى للبيهقي - (ج 21 / ص 382)

قالت كان رسول الله صلى الله عليه وسلم كلما كان ليلتها من رسول الله صلى الله عليه وسلم يخرج من آخر الليل إلى البقيع فيقول السلام عليكم دار قوم مؤمنين وآتاكم ما توعدون غدا مؤجلون وإنا إن شاء الله بكم لاحقون اللهم اغفر لأهل بقيع الغرقد

بلوغ المرام من أدلة الأحكام لابن حجر - (ج 1 / ص 495)

592- وَعَنْ أَنَسٍ - رضي الله عنه - قَالَ: " شَهِدْتُ بِنْتًا لِلنَّبِيِّ - صلى الله عليه وسلم - تُدْفَنُ , وَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - جَالِسٌ عِنْدَ اَلْقَبْرِ، فَرَأَيْتُ عَيْنَيْهِ تَدْمَعَانِ " رَوَاهُ اَلْبُخَارِيّ ُ 

القراءة عند القبور لأبي بكر بن الخلال - (ج 1 / ص 2)

حدثني عبد الرحمن بن العلاء بن اللجلاج ، عن أبيه ، قال : إني إذا أنا مت ، فضعني في اللحد ، وقل : بسم الله ، وعلى سنة رسول الله ، وسن علي التراب سنا ، واقرأ عند رأسي بفاتحة الكتاب وأول البقرة وخاتمتها  فإني سمعت عبد الله بن عمر يقول ذلك

القراءة عند القبور لأبي بكر بن الخلال - (ج 1 / ص 3)

مولى آل سعد بن أبي وقاص قال : سمعت عطاء بن أبي رباح المكي ، قال : سمعت ابن عمر ، قال : سمعت النبي صلى الله عليه وسلم يقول : « إذا مات أحدكم فلا تجلسوا ، وأسرعوا به إلى قبره ، وليقرأ عند رأسه بفاتحة البقرة ، وعند رجليه بخاتمتها في قبره »

القراءة عند القبور لأبي بكر بن الخلال - (ج 1 / ص 5)

4 - أخبرني العباس بن محمد بن أحمد بن عبد العزيز ، قال : حدثنا جعفر بن الحسين النيسابوري ، عن سلمة بن شبيب ، قال : « أتيت أحمد بن حنبل فقلت له : إني رأيت عفان يقرأ عند قبر في المصحف ، فقال لي أحمد بن حنبل : ختم له بخير »

القراءة عند القبور لأبي بكر بن الخلال - (ج 1 / ص 6)

5 - أخبرني الحسن بن الهيثم البزاز ، قال : « رأيت أحمد بن حنبل يصلي خلف رجل ضرير يقرأ على القبور

القراءة عند القبور لأبي بكر بن الخلال - (ج 1 / ص 10)

9 - أخبرني أبو يحيى الناقد ، قال : سمعت الحسن بن الحر ، وهو يقول : « مررت على قبر أخت لي ، فقرأت عندها تبارك لما يذكر فيها ، فجاءني رجل فقال : إني رأيت أختك في المنام تقول : جزى الله أبا علي خيرا ، فقد انتفعت بما قرأ »

القراءة عند القبور لأبي بكر بن الخلال - (ج 1 / ص 11)

10 - أخبرني الحسن بن الهيثم ، قال : « كان خطاب يجيئني ويده معقودة فيقول : إذا وردت المقابر فاقرأ قل هو الله أحد ، واجعل ثوابها لأهل المقابر »

القراءة عند القبور لأبي بكر بن الخلال - (ج 1 / ص 12)

11 - أخبرني الحسن بن الهيثم ، قال : سمعت أبا بكر بن الأطروش ابن بنت أبي نصر التمار ، يقول : « كان رجل يجيء إلى قبر أمه يوم الجمعة ، فيقرأ سورة يس ، فجاء في بعض أيامه فقرأ سورة يس ، ثم قال : اللهم إن كنت قسمت لهذه السورة ثوابا فاجعلها في أهل هذه المقابر ، فلما كان في الجمعة التي تليها ، جاءت امرأة فقالت : أنت فلان بن فلانة ؟ قال : نعم ، قالت : إن بنتا لي ماتت ، فرأيتها في النوم جالسة على شفير (1) قبرها ، فقلت : ما أجلسك هاهنا ؟ فقالت : إن فلان بن فلانة جاء إلى قبر أمه فقرأ سورة يس ، وجعل ثوابها لأهل المقابر ، فأصابنا من روح ذلك ، أو غفر لنا أو نحو ذلك »

 

Cumartesi, 04 Nisan 2009 13:26 tarihinde güncellendi

Sayfa 208 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.