.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Hz. OSMAN Zinnureyn r.a. -1-

hazreti_osman_.jpg

Hz. Osman, Müslüman olmadan önce ticaretle uğraşırdı. Zengin bir tüccardı. Cemiyette, sevilen, sayılan bir kimseydi. İtibarı yüksek idi. Hz. Ebû Bekir’in de arkadaşı, yakın dostu idi. Önemli işlerinde ona danışır, onun fikrini alırdı. Cahiliye devrinin pisliklerine bulaşmadı. Müslüman olmasını şöyle anlatır:

Benim firâset sahibi (ileri görüşlü) olan bir teyzem vardı. Hastalandığında ziyaretine gitmiştim. Bana dedi ki:

- Yâ Osman! Sen öyle biri ile evleneceksin ki, ne o senden önce bir erkek görmüş olacak, ne de sen ondan önce bir kadın görmüş olacaksın. Bu kız çok güzel olup, sâliha biridir. Ayrıca bu kız, Peygamber kızı olsa gerek.

Ben teyzemin bu sözüne çok hayret ettim. Çünkü peygamber olarak bildiğim kimse yoktu. Hiç ortada böyle bir şey yok iken, teyzem bunları nereden çıkartmıştı. Şunu da biliyordum ki, teyzem pek çok lâf etmezdi. Benim hayretler içinde kendisine baktığımı görünce konuşmasına şöyle devam etti:

- Merak etme, O kimseye cenâb-ı Haktan vahiy gelmeye başladı. Sen O’nu bulmakta güçlük çekmeyeceksin!

- Ey teyzem, hep sır olan şeyler söylüyorsun. Beni meraklandırıyorsun. Sözlerini biraz açarak beni meraktan kurtar.

- Muhammed bin Abdullah’a peygamberliği bildirildi. Artık halkı hak dine davete başladı. Çok zaman geçmez ki, sen O’nun dinine girer kurtulursun. O’nun dîni, bütün âlemi aydınlatacaktır. Bu mesele benim zihnimi çok meşgul etmeye başladı. Her önemli meselede fikrini aldığım, Hz. Ebû Bekir’e koştum. Teyzemin söylediklerini kendisine aynen bildirdim. Bana dedi ki:

- Teyzen doğru söylemiş. Yâ Osman, sen akıllı adamsın. Hiç görmeyen, işitmeyen, fayda veya zarar veremeyen şeye nasıl tapınılır? O nasıl ilâh olarak kabul edilir?

- Yâ Ebâ Bekir, doğru söylüyorsun. Ben de bu mantıksızlığın farkındayım. Fakat çâre bulamamıştım.

- Merak etme, artık bize hak yolu gösteren zât geldi. Ben kendisinin peygamber olduğuna inandım, îmân ettim. Gel seni de huzuruna götüreyim, sen de îmân et!

 

Beraberce Resûlullahın huzuruna vardık. Bana buyurdu ki:

Cumartesi, 04 Temmuz 2009 23:19 tarihinde güncellendi

RIZKIN BOLLAŞMASI VEYA KISILMASI

rzk.jpgRIZKIN BOLLAŞMA SEBEBİ

Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'an'ı) doğru dürüst uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifade ede rek refah içinde yaşarlardı). Onlardan aşırılığa kaçma yan (iktisatlı, mutedil) bir zümre vardır; fakat çoğunun yaptıkları ne kötüdür! (Maide Suresi 66)

Şayet onlar kendilerine indirilen Tevrat ve İncil’deki hükümlerle amel etseydiler, sonra indirilen Kur’anı tatbik etseydiler, elbette bol bol rızıklanırlardı. Bu üç kitabın hükümlerinin aynı anda tatbiki manasında değildir, ancak bü üç kitab ve diğer ilahi sahifelerin hepsindeki ana hususlar ve itikadi hükümler aynıdır birbirleriyle ittifaklıdır, aralarında ihtilaf yoktur. Ancak hükümlerin tatbikinde zamanlarındaki değişiklikler o dönemle kayıtlı kalmıştır. Yeni kitab gelince eskisinin hükmü kalkmıştır.

Elbette Allahu teala gökten yağmur damlalarını indirir, onunla yerde taneler ve bitkileri bittirirdi. Meyveleri çıkartırdı.

Yerden olan bereket, yerin bittirdiği mahsulün, diğer yenilen şeylerin bolluğu manasındadır.

Katade şöyle der: Bu durumda, gök bereketini, yer nebatını onlara verirdi.

Südiyy: Şayet kendilerine indirilenle amel etseydiler, demiştir.

Mücahid: Tevrat’ın ikamesi; onunla amel etmektir. Rablerinden kendilerine indirilen; Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ve O’na indirilen Kur’andır.

Üstlerinden yemeleri; Onlara yağmurun gönderilmesidir. Ayaklarının altından; Onların ihtiyacı olan rızkın topraktan bittirilmesidir.

İbni Abbas ra: Gökten indirilen rızıktan yerlerdi.

Bazıları derki: Bu ayetin manası, rızkın bolluğudur.

Cin Suresi: 16: “Şayet doğru yolda gitselerdi, onlara bol bol su içirirdik.”

Hak yol üzere istikametli olurlarsa ve iman ederlerse, elbette üzerlerine bolluk verirdik.

Bunun zıttında: “Her kim Rabbisinin zikrinden yüz çevirirse, onu zor bir azaba sokar…”

Yani şu Kur’andan yüz çevirirse, onu dinlemekten yüz çevirirse, onunla amel etmezse, Allahu teala onu şiddetli / meşakkatli azaba düçar eder. Bu, kendinde hiç rahat olmayan şiddetli azabtır.

Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve Rablerinden onlara indirileni (Kur'an'ı) … (Maide Suresi 66)

Bu ayetin tefsirinde İbi Kesir şöyle der: Ellerinde peygamberlerinden kalan kitapları ile, olduğu gibi, değiştirmeden bozmadan amel etselerdi, elbette bu durum onları, Hakka ittibaya ve gereği ile amel etmeye götürürdü. Zira kitabları kesin olarak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e tabi olmayı ve O’nu tasdik etmeyi açıklamaktadır.

Mukatil derki, Cin Suresi: 16: “Şayet doğru yolda gitselerdi, onlara bol bol su içirirdik.” Bu ayet,  senelerce yağmuru men edilen Kureyş kafirleri hakkında inmiştir. Denildiki yedi sene yağmurları kesildi.

Hazreti Ömer r.a. bu ayet hakkında: “Nerde su bulunursa orda mal bulunur, mal nerde olursa orda fitne olur.” Demiştir.

Büyüklerden bir topluluk ta buna benzer olarak şöyle demişlerdir: Vallahi Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı, söz dinlerlerdi, itaat ederlerdi, onlara Kisra’nın, Mukavkıs’ın, Kayser’in ve Necaşi’nin hazineleri feth edildi, onlarla fitnelendiler ve imamlarına karşı dikildiler ve ölümüne sebeb oldular. Yani halife Osman r.a.

Razi Tefsirinde şöyle der: Bilki Yahudiler, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlamakta ısrar edince, onlara şiddet ve kıtlık isabet etti. Öyleki şonunda şöyle dediler: “Allahın eli bağlıdır.”  Allahu teala onlara bildirdiki, şu küfrü terk ederlerse, bolluk ve genişlik haline dönüşeceklerdir.

« إن الرجل ليحرم الرزق بالذنب يصيبه »

“Kişi elbette kendine isabet eden günahı sebebiyle rızıktan mahrum edilir.”

Demekki kişiye isabet eden sıkıntı ve meşakkatler, suçlarının uğursuzluğundandır, yoksa Feyyaz olan mevlamızın feyzi akıtmasındaki noksanlıktan değildir.

Pazar, 12 Nisan 2009 18:56 tarihinde güncellendi

Guantanamo (ABD nin ve Batının Yüz karası..)


mehmet-sevket-eygi.jpgM. Şevket Eygi - Milli Gazete
   
Guantanamo'da Müslüman Olan Yankee
 

DÜNYANIN en güçlü uzmanları, en derin bilginleri, en gelişmiş beyinleri, en büyük kütüphaneleri, en imkânlı araştırma merkezleri ABD'dedir. Yeryüzünde kaç ülke ve devlet varsa, ABDonlardan beyin, vasıflı insan ithal etmiştir ve çalıştırmaktadır. Harvard Üniversitesi'nin kütüphanesinde 15 milyon kitap ve belge bulunmaktadır.Orada 2500 üniversite vardır.

Madalyonun öbür yüzü: Dünyanın en cahil halkı Amerikan halkıdır. ABD ordusunun cehaleti korkunç boyuttadır. ABD'de ya hiç okuma yazma bilmeyen, yahut zar zor çat pat okuyabilen 75 milyon vatandaş bulunduğuna dair yazılar okumuştum.

ABD zirveler ve uçurumlar ülkesidir. Bir yanda hukuk, demokrasi, bilgi, insan hakları, din ve düşünce hürriyeti zirveleri; öbür yanda cehalet, ahlâksızlık, azgınlık, haksızlık, içki, fuhuş, bin türlü sapıklık, eşitsizlik, sömürü gayyaları.

ABD çağımızın Roma'sıdır. ABD çağımızın Babil'idir. ABD çağımızın Sodom Gomore'sidir...

İşte bu zirveler ve gayyalar Amerika'sının çocuklarından biri, Terry Holdbrooks, orduda mukaveleli bir askerlik işine/hizmetine başlar. Vazifesi Guantanamo üssündeki Müslüman mahpuslara (haps edilmişlere) gardiyanlık yapmaktır.

Herhangi bir dine bağlı olmayan, Allah'a inanmayan er Terry orada cehennemi görür. Harp hukukunu tanzim eden Cenevre sözleşmelerindeki esir statüsünde bile bulunmayan tutuklulara ne korkunç işkenceler ve zulümler yapıldığına şahit olur. Arkadaşları Yankee'lerin orada, boş zamanlarında genellikle iki eğlencesi vardır: Porno film seyretmek, pingpong oynamak. Vazife saatlerinde de Müslümanlara işkence ve eziyet etmek.

Orada zulüm, ahlâksızlık, vahşet o dereceye varmıştır ki, Kur'ân yırtılıp ayaklar altına atılmış ve parçaları tuvalete süpürülmüştür.

Guantanamo'da insanlık yoktur.

İşte bir gece Allahsız ve dinsiz Terry'nin kalbinde hidayet şimşeği çakar ve konuştuğu Faslı Müslümana "Bana bir kağıda Kelime-i Şehadet'in İngilizcesini ve Arapça telaffuzunu (okunuşunu)yaz" der. Sonra kağıdı alır ve okuyup Müslüman olur.

Gizli gizli namaz kılmaktadır. Beraber kaldığı odadaki iki arkadaşı onun bu seçimine saygı gösterirler ama üstleri şüphelenir. Guantanamo'dan başka bir yere nakl ederler ve bir müddet sonra da kontratını fesh ederler.

Gördükleri, başından geçenler Terry'nin dengesini bozar, kendisini alkole ve pavyonlara verir, içki içmeye başlar, alkolik olur.

Geçirdiği bir trafik kazasından sonra tekrar İslâm'a döner. Bir yazarla anlaşır ve gördüklerini kitap haline getirir. Böylece rezaletleri ve dehşetleri dünyaya bir Yankee, bir daha ilan eder.

TEKRARLAMAYA DEVAM EDECEĞİM

YAZILARIMDAN hoşlanmayan bir din kardeşimiz sinirlenmiş "Bu adam hep aynı şeyleri yazıyor!.." demiş.Eyvallah, doğrudur, bazı şeyleri sık sık yazıyorum. Lakin, eski yazdıklarımı yeniden yayınlayarak değil, o konuda yeni yazılar kaleme alarak.

Nİçin?.. Zarurî, lüzumlu, faydalı, iyi fikirleri bir kere söylemek ve yazmak yeterli değildir. Bıktırmamak, usandırmamak, bezdirmemek şartıyla bunların tekrar edilmesi, devamlı şekilde bildirilmesi, duyurulması gerekir.

Muhalif okuyucumun düşünce ve duygularına elbette hürmet ederim. Lakin, onun da elinde çok imkânlar vardır. Beğenmiyorsa okumaz. Ne kadar kolay değil mi? Beğenmediğin bir TV programını kapattığın gibi...

Sanırım onun asıl şikayetçi olduğu husus, bendenizin bazı konuları tekrar etmem değil, "Onun sevmediği, istemediği, hoşlanmadığı konuları tekrar" etmemdir. Aradaki farka dikkat buyurmanızı istirham ederim.

Şöyle yazılar yazsa idim:

Hazret-i Muhterem çok büyüktür...

Hazret-i Muhterem pek büyüktür...

Hazret-i Muhterem yaman büyüktür...

Hazret-i Muhterem'in fikirleri çok büyüktür...

Aman Hazret-i Muhterem...

Medet Hazret-i Muhterem...

Canım ciğerim Hazret-i Muhterem...

Bu tekrarlardan kimbilir ne kadar hoşlanacak, bana tahsinler, tebrikler, aferinler yağdıracaktı. Nur ol, var ol, elin dert görmesin, yaz yaz yaz... Bizim Hazret-i Muhteremi yaz... Hep onu yaz... Onun marifet ve menkıbelerini yaz...

Bendeniz hiçbir Hazret-i Muhterem'i isim vererek, kimlik göstererek tenkit etmem. Anonim (ortaya) tenkitler yaparım. Ucu Falana veya Filana dokunuyormuş. Bu beni ilgilendirmez.

Bazıları üzülecek ve bozulacak diye fıkhın lüzumundan, mezheplerin lüzumundan niçin bahs etmeyecekmişim?

Nİçin, Allah katında hak ve muteber tek din İslâm'dır demeyecekmişim?

Niçin, bazı diyalogçuların görüşlerinin çok yanlış olduğunu söylemeyecekmişim?

İyi, doğru, güzel şeyler hep tekrar edilmeli.

Zihinlere yerleştirilmeli.

İman, İslâm,Kur'ân, Şeriat, fıkıh, İslâm ahlâkı, İslâm hikmeti gerçekleri hep söylenmeli, hep yazılmalı.

Öyle ki, bu konudaki gerçekler halkın ve gençliğin vicdanlarında yer etsin.

Bozuk, yanlış, hatâlı fikirler, görüşler de tenkit edilmeli.

Bu tekrarlar, bu tenkitler yapılırken İslâm kardeşliği bozulmamalı.

İsim vererek, kimlik göstererek kimse karalanmamalı. Ismarlama gömlek dikilmemeli, hazır gömlek dikilmeli.

"Efganî'nin aleyhinde bulunanlar onun taharet bezi olamazlar..." gibi ucuz, galiz, yakışıksız tenkitler yapılmamalı; konu, elden geldiği kadar edepli, vasıflı, seviyeli bir şekilde tartışılmalı. Efganî'nin masonluğu, "Onu tenkit edenler onun taharet bezi olamazlar..." edebiyatı ile savunulabilir mi? Varsa elinde delilin, gerekçen onlarla konuş. Efganî sadece Mason değildir, azılı bir Masondur. (Bu konuda ileride gerekçeli bir yazı kaleme alacağım.)

Bazılarına dall ve mudil (Hem sapık, hem de saptırıcı) diyormuşuz...İsim veriyor muyuz.Vermiyoruz... Ne diyoruz? Kur'ân'da kesin olarak bildirilen bir emri veya yasağı inkâr eden dall ve mudildir. Adam Kur'ân'da tesettür yoktur diye bas bas bağırıyor. Bu kişiye hidayet meş'alesi diyecek halimiz yok...

Bazı kişiler, hakkında 14 asırlık bir icmâ olan "Kadınların hayız halinde namaz kılamayacaklarına" dair kesin fıkıh kuralına aykırı fetvalar veriyor. İsim vermeden onları niçin tenkit etmeyecekmişiz...

Biz Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanları "Kur'ân'ı ehil olmayan, icazeti bulunmayan kişiler re'y ve heva metoduyla tercüme ve tefsir edemez" diyoruz. Bazıları bizi bu yüzden Kur'ân düşmanlığı ile suçlamaya yelteniyor. Bu kadar haksızlık ve insafsızlık olur mu?

Evet İman, İslâm, Kur'ân, Sünnet,Şeriat ve Ahlâk hakikatleri tekrar edilecektir.

Buna paralel olarak bid'atler, bozukluklar, yanlış görüşler tenkit edilecektir.

Bârika-i hakikat müsâdeme-i efkârdan doğar.

Bu tenvir (aydınlatma) ve tenkit (eleştiri) faaliyetleri esnasında isim verilmeyecek, şahıslar veya cemaatler hedef gösterilmeyecektir.

Bütün Müslümanlar kardeştir. Uyarmak, aydınlatmak, olumlu tenkitler yapmak fitne ve fesat olarak görülemez.

HEYBELİADA MEKTEBİ AÇILIRSA

OBAMA hazretleri emir ve tavsiye buyurmuşlar, Heybeliada'daki Rum Ortodoks Ruhban mektebini açarsanız iyi olur demişler. Ankara ricali bu tavsiye karşısında ne yapar bilmem ama bendeniz Müslüman bir Türkiyeli olarak daha fazla din, inanç, inandığı gibi yaşamak, eğitim hürriyeti isterim.

Heybeliada ruhban mektebi açılırsa...

Müslümanlara da, yüzde yüz hür ve bağımsız kendi okullarını, medreselerini açmak hürriyeti verilmelidir.

Diyanet İşleri üzerindeki "rejimsel" ve ideolojik baskılar kaldırılmalıdır.

ABD'den, AB'den, İsrail'den gelen tavsiyeler doğrultusunda, Türkiye İslâmlığını Fazlurrahman mezhebi haline getirmek zorlamalarından vazgeçilmelidir.

Yine dışarıdan gelen ilhamlarla sahih hadîsleri ayıklamak faaliyetleri derhal durdurulmalıdır.

Eşitlikse biz Müslümanlar da bu eşitlikten yararlanmak istiyoruz.

Masonlar çok eşit, Müslümanlar az eşit.Böyle eşitlik olmaz olsun.

Kemalizmle İslâm'ı bağdaştırmak isteyenler, bunun tutacağına sahiden inanıyorlar mı?

Biz Müslümanlar kimseden lütuf istemiyoruz. Haklarımızı istiyoruz.
 

Pazar, 12 Nisan 2009 16:15 tarihinde güncellendi

Tatilin adresi???


   
ebubekir_sifil.jpgEbubekir Sifil - Milli Gazete

 

Müslümanların oluşmaya başlayan tatil kültürü, özellikle de 5 yıldızlı otellerde tatil yapma konusunda kafam karışık.

1. 5 yıldızlı otellerde tatil yapmak hakkında haram, mekruh vb. bir hüküm verilebilir mi? Yoksa helalden istifade olduğu için iyi bir şey denebilir mi? Varsa mahsurları nelerdir?

2. Mahsurları var dersek, müslümanlar eğlenmek ve dinlenmek için ne yapmalı? Özellikle bayanlar da yüzme nimetinden istifade etmek istiyorlar.

Cevap

Modern zamanların müslümanların gündemine soktuğu olgulardan birisi tatil. Problemin iki boyutu var:

A. "Müslümanlar tatil yapmaz; İslam'da tatil yapmak yoktur" deyip işin içinden çıkmak ilk anda çözüm gibi görünebilir. Ancak bu, önemli bir gerçeğe gözümüzü yummak anlamına gelir. Kim ne derse desin "tatil", modern şehir hayatının temposu, stresi içinde kaçınılmaz olarak yorulan bedenin, zihnin ve ruhun dinlendirilmesi için iyi bir fırsattır. Çalışma hayatının, büyük şehirlerin karmaşa, gürültü ve koşturmacasının müslümanlar üzerinde hiç olumsuz etki bırakmadığını kim iddia edebilir?

B. Yukarıda söylenenler doğru. Ama bir doğru daha var: Modernite, müslümanca yaşamanın önündeki en büyük handikaplardan biri, hatta en önemlisi. Bu söylediğim, evet, modernitenin İslamî hükümlere riayeti zorlaştıran fizik şartlarını ihtiva ediyor. Ramazan'da mesai saatlerinin iftara yetişmeyi imkânsız kılması, Cuma namazının mesai saatlerine denk geldiği için kılınamaması ya da tesettüre riayeti engelleyen uygulamalar... Bütün bunlar İslamî hükümlerle hayat arasındaki engeller. Ama bence işin esas önemli yanı "görünmeyen" boyutta ortaya çıkıyor: Zihniyet dönüşümü. Müslüman, İslam'ın ideal ölçülerde yaşanmasını engelleyen modern durumla mücadele etmesi gerekirken, modernitenin gereklerini ve taleplerini yerine getirmek suretiyle önce "zihniyet olarak" modernleşmekte, modern durumun devamını mümkün kılan çarkın dişlilerinden birisi haline gelmekte, İslamî taleplerini, hassasiyetlerini, heyecanlarını yitirmektedir. "Zihniyet dönüşümü" dediğim durum bu.

İşte "tatil" olgusu da tam bu noktada "zihniyet dönüşümü"ne hizmet eden unsurlardan birisi olarak karşışımıza çıkıyor. Müslüman, modern hayatın içinde, onu var kılan unsurlardan birisi olarak işlev görüyor: Çalışıyor, üretiyor ve yoruluyor; bunun tabii sonucu olarak da modern hayattaki yerini daha etkin ve işlevsel biçimde doldurabilmek için enerji depolama ihtiyacını gidermek üzere "tatil" mekanizmasından geçerek yenilenmek zonurda kalıyor.

Bu bir "sarmal"dır ve bundan kurtulmak zorundayız. Elbette nihai çözüm olmamakla birlikte, "tatil" meselesi bağlamında şunları söyleyebiliriz:

1. Tatil için -çoğu kimsenin zaten yapmakta olduğu üzere- insanlardan, çevremizden kaçmak yerine, tatil kavramına bir "sıla-i rahim" muhtevası yüklemek. Tatili "kaçamak" olmaktan çıkarıp, bir ma'rufu işleme vesilesi haline dönüştürebiliriz.

2. Sıla-i rahim yapacak adresi olmayanlar varsa eğer, onlar tatili "kamp" anlayışı içinde yapılabilirler. Grup halinde gidilebilecek uygun mekânlarda meşru sınırlara riayet edilerek hem dinlenilebilir, hem de uygun sportif faaliyetler, sohbetler, gezi ve bilgilenme amaçlı organizasyonlar yapılabilir.

3. Tatili temelde "eğlenme" amaçlı bir faaliyet olarak değil, "dinlenme" amaçlı bir faaliyet olarak tasarlamak ve mekân seçimini ve faaliyetleri buna göre tesbit etmek.

4. Tatil, yapısı gereği "harcama" ölçülerinin aşıldığı, israf olgusunun devreye girdiği bir faaliyet. Bu noktaya da dikkat etmek, 5 yıldızlı otellerde eğlenerek Allah Teala'nın rızasına ulaşmanın, "ma'ruf" sınırlarını aşmadan eğlenmenin mümkün olup olmadığını iyi düşünmek gerekir.

5. "Tatil"in bize ait olmayan bir faaliyet olduğunu unutmamalı. "Ötekiler" nasıl tatil yapıyorsa, aynısını, sadece "İslamî motifler" katarak tekrarlamak yaptığımız işi İslamî kılmaz. Yani birileri şarkılı-türkülü tatil programları tertip ediyorsa bizim de aynı tarz müzikler üzerine İslamî motifler taşıyan sözler yazılmak suretiyle "uyarlanmış" ezgiler eşliğinde tatil yapmamız çözüm müdür, iyi düşünmek lazım. (Esasen bu "İslamî müzik" meselesini müstakil olarak ele almak şart!) Haremlik-selamlığa riayet edilerek de olsa denize girerken meşru sınırlara olması gereken ölçüde riayet ettiğimizi içimiz rahat olarak söyleyebiliyor muyuz, bir kere daha sorgulamak lazım.

Sonuç olarak, tatil meselesi hakkında şunu söyleyebiliiriz: Haram-helal sınırlarının aşılmadığı tatil faaliyetlerinin "mübah" olduğunu söylemek mümkündür. Hatta kişiden kişiye değişecek şekilde -ve elbette yine meşru sınırları aşmamak kaydıyla- tatilin kendilerin için "vacip" kategorisine girdiği insanlar da olabilir. Sağlık amaçlı tatiller böyledir mesela.

Ama haram-helal hudutlarının aşındığı, haremlik-selamlık hassasiyetinin kaybolduğu, "başkalarına benzeme"/"başkaları gibi hissetme" durumunun ortaya çıktığı, israfa dayalı tatil faaliyetlerinin haram olduğunu söylemek mümkündür.

Vallahu a'lem.

Pazar, 12 Nisan 2009 16:10 tarihinde güncellendi

Sayfa 202 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.