.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

İslâm dünyasıyla alay ediyorlar....

 

islm-dunyasiyla-alay-.jpgDanimarka'nın küstah eski Başbakanı Rasmussen'in NATO Genel Sekreteri olması iyice şımarttı.

NATO'nun küstah yeni Genel Sekteri Rasmussen boş durmuyor. İstanbul'da katıldığı Medeniyetler İttifakı programından sonra ülkesine dönen iki yüzlü politikacı, iç politikaya yönelik açıklamalarında Türkiye'yi yerden yere vurdu.  İstanbul'da yaptığı konuşmada 'Taşı gediğine koydum' diyerek Türkiye'ye hakaretler yağdıran Rasmussen diğer yandan da Erdoğan ile ilişkilerinin iyi olduğunu söylemesi manidar bulundu.  Türkiye'nin Karikatür Krizi ve Roj TV'yi gerekçe göstererek NATO Genel Sekreterliği'ne karşı çıktığı Danimarka Başbakanı Rasmussen NATO Genel Sekreteri olduktan sonra ilk ziyaretini Medeniyetler İttifakı programı için İstanbul'a yapmıştı.  İslam dünyasından özür dilemesi beklenen Rasmussen ittifak programında ne özür diledi, ne de barışçıl açıklamalarda bulundu. Bütün eleştirilere rağmen 2006 yılında yaşanan Karikatür Krizi'ndeki tavrının hala sürdürdüğünü de söylemesi ilginç bulundu.

Danimarka'da taviz verdiği yönünde eleştirilere maruz kalan iki yüzlü AB'li, yaptığı açıklamada, konuşmasını çok dikkatle hazırladığının altını çizdi. Yaptığı konuşmada taşı gediğine koyduğunu söyleyerek hakarete varan açıklamalarda bulunan Rasmussen'in hakaretlere varan konuşması şöyle: "Yaptığım konuşmada taşı gediğine koydum. 2006 Karikatür Krizi sırasında hangi açıklamaları yaptımsa aynı doğrultuda bir konuşma yaptım. Konuşmamı beğenenler daha çok oldu. Anladım ki, Türkiye'de insanlar ve Müslüman dünyası söylediklerimi benim ağzımdan duymak istediler. Söylediklerimi değişik şekillerde anlamak mümkün. Aşağı yukarı söylediğim şekilde anlaşıldı. Bu nedenle Türkiye'de çok olumlu karşılandı ve ben aynı zamanda daha önce söylediklerimin arkasında durmuş oldum. Şunu saklamıyorum. NATO Genel Sekreteri olmayı isteyen biri olarak sorunu diplomatik bir şekilde çözdüm" demesi dikkat çekti.

Prof. Kırbaşoğlu: Rasmussen'in kin ve nefretinin ürünü

NATO'daki Rasmussen krizi ve karikatür küstahlığının yeniden alevlendirilmesini değerlendiren İlahiyatçı Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, "Söylenenler, düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilemez. Burada insanların inanç esaslarına, onların saygı, canlarından çok sevdiği insana yönelik bir saldırı var. Bu açıkça bir tahrik, provokasyon veya Rasmussen'in kendi kişisel kin ve nefretinin biri ürünü olarak görmek lazım" dedi. Bu olaydan ders çıkarmak gerektiğini belirten Kırbaşoğlu, " Batının maskesi bir defa daha düşmüştür. Çünkü batı, İslam ülkeleriyle ilgili her konuda sömürgeci, aşağılayıcı, emperyalist alt bir tür olarak bakıyor. Batı, bu psikolojik hastalıktan kurtulamamıştır.  Dolayısıyla AB'ye girmek için hırslı olanların bu noktayı bir kere daha düşünmesi gerekir" diye konuştu. Özellikle Fransa'da Sarkozy ve Almanya'da ise Merkel'in İslam ülkesi olan Türkiye'ye karşı tutumlarını Rasmussen üzerinden gerçekleştirdiklerini belirten Kırbaşoğlu, "Bu da Medeniyetler ittifakının batının bir palavrası olduğunu, batının emperyalist emellerinden vazgeçmediğini göstermektedir.  Hepsinden önemlisi, İslam'ın ve Müslümanların üzerine gidilmesinin tek bir sebebi var: Yeryüzündeki küresel hegemonların hedeflerine ulaşmasını engelleyen en büyük direnç noktası İslam dünyası" şeklinde konuştu.

Karikatürler yine sahnede

Rasmussen'in Başbakanı olduğu Danimarka'da yeni bir skandala daha imza atılmaktan geri durulmuyor. Üç yıl önce Hz. Peygamber'e (SAV) hakaret edercesine çizilen karikatürler ile krize neden olan ülkede aynı karikatürler tekrar sahneye çıktı. Küstah karikatürist geçen hafta yaptığı açıklamada, hiç kimseden korkmadığını söyledikten sonra karikatürlerinin satılmasına izin verdiği ortaya çıktı. Danimarka Özgür Basın Derneği, yaptığı açıklamada, bin adet kopyanın her birini, karikatürist Kurt Westergaerd'in imzasıyla 1400 Danimarka Kronu'na satışa çıkardıklarını bildirdi.

"Nasıl kandırdık!" tavrı

NATO'nun küstah yeni Genel Sekreteri Rasmussen boş durmuyor. İstanbul'da katıldığı Medeniyetler İttifakı programından sonra ülkesine dönen iki yüzlü politikacı, iç politikaya yönelik açıklamalarında Türkiye'yi yerden yere vurdu. İstanbul'da yaptığı konuşmada 'Taşı gediğine koydum' diyerek Türkiye'ye hakaretler yağdıran Rasmussen'in diğer yandan da Erdoğan ile ilişkilerinin iyi olduğunu söylemesi manidar bulundu.

Rasmussen'in kini

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Demircan, Rasmussen'in açıklamalarına tepki göstererek, hakaretin ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesinin söz konusu olmadığını ifade etti. İlahiyatçı Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu ise, "Burada insanların inanç esaslarına, onların saygı, canlarından çok sevdiği insana yönelik bir saldırı var. Bunu açıkça bir tahrik, provokasyon veya Rasmussen'in kendi kişisel kin ve nefretinin biri ürünü olarak görmek lazım" dedi.

Demircan: Türkiye zararlı çıktı

Öte yandan bu konuya ilişkin tepkiler de gelmeye başladı. Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Demircan, Rasmussen'in açıklamalarına tepki göstererek, hakaretin ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesinin söz konusu olmadığını ifade etti. NATO ülkelerinin Rasmussen'i bu göreve aday göstermesinin bile söz konusu olmaması gerektiğini kaydeden Demircan, "Türkiye'nin bu tavrı doğru ve yerinde bir adım. Ancak maalesef Başbakan IMF ve Davos'ta olduğu gibi burada da geri adım atmıştır. NATO Genel Sekreterliği için birden fazla hata yapmıştır. Bu hatalardan ilki NATO üye ülkeleri gerekli istişareleri önceden yapmış ancak bundan Türkiye'nin haberi yok. Buna Türkiye itiraz ettiyse de kabul etmek zorunda kaldı" dedi.

Fransa'ya onay gizlendi

Rasmussen Krizinde başka şeylerin gözden kaçırıldığını da sözlerine ekleyen Demircan, Fransa'nın NATO'nun askeri kanadına dönmesinin sessiz sedasız Türkiye'nin kabul ettiğini kaydetti. Demircan, "Bilindiği gibi Fransa Türkiye'nin AB konusundaki karşıtlığında taviz vermemektedir ve bunu sürdürmektedir. Fransa'nın NATO'nun askeri kanadına dönmesi Türkiye'nin onayına bağlıdır. Türkiye'ye karşı olan tavrında en ufak bir değişiklik yapmayan Fransa'ya karşı yapılan bu sessiz sedasız verilen onay önemlidir. Bu da tüm kamuoyunda Rasmussen Krizi ile saklanmış ve adeta gizlenmiş oldu" diye konuştu.

Hedefleri İslâm dünyası

Hükümetler ve İslam dünyası yöneticilerinin ABD ve AB ile işbirlikçi bir tavır sergilese de toplumların ABD'nin ve Avrupa'nın emperyalist politikalarına, küresel kapitalizme, zulümlere, işkencelere büyük bir nefretle karşı çıktığını vurgulayan Kırbaşoğlu, "Afganistan'da, Irak'ta ABD'nin başarısızlıkların verdiği bir hırçınlık da var. Dolayısıyla, karikatür gibi şeyler bahane. Önemli olan İslam dünyasına karşı tavır sergilemek. Bütün bunlar bu coğrafyada, İslam dünyasının bir öncü olmaya hazır olması gerektiğini gösteriyor" diye konuştu.  Türkiye'nin Rasmussen'in seçilmesine yönelik itirazının iç politikaya dönük bir atraksiyon olarak değerlendiren Kırbaşoğlu, "Yapılan bu itiraz hem bizim iç politikada oya tahvil edilmesi hedefine hem de Rasmusses'in işine yaradı.  Davos, Obama vs gibi şovlar dizisinin bir devamı. Türkiye'de atılan bu tür adımlar söylem düzeyindedir. Asıl önemli olan icraattır. İcraata bakıldığı zaman Davos'taki söylemin tam tersi adımların atıldığını, İsraille ilişkilerin askıya almak söyle dursun sıkılaştığını görüyoruz"

Cumartesi, 11 Nisan 2009 07:21 tarihinde güncellendi

SÜNNETE İTTİBA....

gul.jpgSAHABELERDE SÜNNETE İTTİBA

Hadis alimleri Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den sadır olan söz, fiil ve takrirlere, yaratılış ahlakı ve gidişata dair her türlü sıfatı sünnet kabul ederler. Ahlak ve davranışlarındaki niteliklerinde peygamberliğinden önceki devresi ile sonrası arasında fark görmedikleri gibi bunlarla şer'i bir hükmün konulup konulmamasını da dikkate almazlar.

Bazı yazarlar şeriat için vacip ve haram nitelikleri ile yetindi ve mendub, mubah ve mekruhu  şer'i hükümler arasından çıkardı. Bazıları da mendub ve mekruhu da kattılar, sadece mubahı çıkardılar. Böylece sünneti teşriiye ve sünneti gayri teşriiye diye ikiye ayırdılar. Muhammed Selim bunlardandır. Bu çok tehlikeli bir genellemedir. Çünkü Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ibadet haricindeki işlerinden şer'ilik sıfatını kaldırmış olduğundan böyle bir genelleme kabul edilemez. Zira Rasulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’den yeme, içme, uyuma, elbiseyi uzatma ve kısaltma konularında varid olan sözlerin bazısı bu işlerin yapılmasını bazısıda yapılmamasını istiyor. Bu durumda bunları teşri'in dışında bırakmak insafa sığar mı? 

Dünya işlerinden olup emir ve yasak ifade eden hadisler hadis kitablarında mevcuddur. Sahabenin, dini emirleri yerine getirmesi de sünnet sayılır ve onunla amel edilip ona müracaat edilmesi gerekir. Onların sözü muteber, amelleri rehber ve huccettir.

Hudeybiyede sahabelerin bağlılığını müşahede eden Urve bin Mesud kureyşlilere şöyle demiştir; "Ey kavmim, vallahi ben bir çok krallar gördüm, heyet olarak Kaysere, Kisraya ve Necaşiye gittim. Vallahi Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabının ona tazim ettiği kadar hiçbir kralın adamlarının tazim ettiğini görmedim…" Yine Hudeybiye sulhünü yenilemek için Medineye gelen fakat olumlu cevap alamayan Ebu Süfyan da Mekkeye vardığında; "Size hepsinin kalpleri tek bir kalbe bağlı bir kavimden geldim" demiştir.

Meymun Bin Mihran radıyallahu anh dedi ki; "EbuBekir radıyallahu anh'a bir dava geldiğinde Allah'ın Kitabına bakar, bulamazsa Sünnetten hüküm verirdi. Eğer Sünnette bulamakta güçlük çekerse ; "Siz Rasulullahın sünnetinden bu hususta bir şey biliyormusunuz?" diye sahabelere sorardı. Sünnette de hüküm bulamazsa insanların en hayırlılarını toplar ve istişare ederdi. Onların görüşleri bir noktada toplanınca da karar verirdi."

Ömer Radıyallahu anh Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin yaptıklarını sebebini araştırmaksızın aynen yapardı. O Haceri Esved hakkında; "Çok iyi biliyorum ki sen bir taşsın, senin ne zararın olur, ne faydan. Eğer rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin seni öpüp selamladığını görmeseydim bunu yapmazdım."

Rasulullah sallallhu aleyhi vesellem Mekkenin fethi anında  sa'y yaparken müşriklere karşı güçlü görünmeleri için omuzlarını açıp harvele yapmalarını ashabından istemişti. İslam her tarafa hakim olduktan sonra da harvele(remel) yapılması hakkında Ömer radıyallahu anh der ki; "Allah İslamı hakim kılıp küfrü izale ettiği halde neden hala harvele yapılıyor ve omuzlar açılıyor diye aklıma geldi. Fakat böyle olmakla birlikte Rasulullah s.a.v. zamanında yaptığımız bir şeyi asla bırakamayız."

Osman radıyallahu anh Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem hayatta iken O'na hizmet ve bağlılıkta nasıl hassas idiyse, vefatından sonra da sünnetine ittibada da o ölçüde titiz ve gayretli olmuştur. Ahkamla ilgili konularda olduğu gibi günlük işlerinde de Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemi kendisine örnek almıştır. Bir defasında Mescidi Nebevinin ikinci kapısında oturup, kesilmiş hayvanın bir kürek kemiğini getirip yemiş, sonra kalkıp namaz kılmış ve şöyle buyurmuştur; "Rasulullah s.a.v. in oturduğu yerde oturdum, Onun yediğinden yedim ve Onun yaptığı gibi yaptım."

Ali Kerremallahu vechehu da bir konuda sünnet varsa bu hususta onunla amel edip kıyası terk yoluna gitmiştir. Mesela; "Eğer din re'y ile olsaydı ben ayakların üstündense  altını meshetmenin daha uygun olacağını düşünürdüm. Fakat Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin üstüne meshettiğini bizzat gördüm." Diyerek sünnet karşısında kendi görüşünü terk etmiştir.

Ömer radıyallahu anh'a ;"İnsanlar bugün emniyettedir, o halde niçin seferde namazları kısaltıyoruz?" diye sorulduğunda buyurdu ki; "Bunu Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme ben de sormuştum. Bana; "Bu Allah Azze ve Cellenin sizlere bir ihsanıdır. Allah'ın ihsanını kabul edin" buyurdu."

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Cuma günü minbere çıktığında cemaate; "oturun" buyurur. Bu hitabı henüz yolda iken işiten Abdullah Bin Mes'ud radıyallahu anh bulunduğu yere oturuverir. Bunu öğrenen Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem Ona; "Allah senin itaatini artırsın" diye dua etmiştir.

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin kendisine; "Köleleriniz sizin kardeşlerinizdir. Allah onları ellerinizin altına vermiştir. Kimin elinin altında böyle bir kardeşi varsa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin, gücünün yetmediği işi ona yüklemesin…" şeklindeki tavsiyelerine Ebu Zerr radıyallahu anh harfiyen uymak için sahip olduğu iki parça kumaşını hizmetcisiyle paylaşmış, ona ayrı bir kumaş satın almamıştır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in verdiği bey'at esaslarından biri de insanlardan bir şey istememek idi. Bu şekilde bey'at alan sahabiler binekleri üzerinde kırbaçları bile düşse kimseden istemiyor, inip kendileri alıyorlardı.

İbni Ömer radıyallahu anh'e "Ey Ebu Abdurrahman! Biz korku namazı ile hazarda kılınan namazı Kur'anda bulduğumuz halde, sefer namazını onda bulamıyoruz." Denilince; "Biz hiçbir şey bilmezken, Allah bize Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemi gönderdi. Biz ancak onun yaptığını yapıyoruz" buyurdu.

Seleme Bin Ekva radıyallahu anh sırf Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem orada namaz kıldı diye sürekli belli bir yerde namaz kılmıştır.

Itban Bin Malik radıyallahu anh bir özrü sebebiyle cemaate gelemez olunca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden kendisi için evinde bir namaz yeri tayin etmesini istemiş, orada namaz kılmasını taleb ederek Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin kıldığı yerde kılmayı arzu etmiştir.

İbni Ömer radıyallahu anh Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin Kabe içerisinde nerede namaz kıldığını Bilal radıyallahu anhden öğrenmiş ve orada namaz kılmıştır.

İbni Ömer R.A. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Zu-Tuva denilen yerde geceleyip, sabah olunca namazını kıldığını, guslettiğini ve Seniyyetül Ulyadan Mekkeye girdiğini haber vermiş, kendiside böyle yapmıştır.

İbni Ömer radıyallahu anh Mekke ile Medine arasında Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in gölgelendiği ağaca gidip onu sulamıştır.

İbni Ömer radıyallahu anh Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in öyle yaptığını gördüğü için yakasının düğmeleri çözük vaziyette namaz kılardı.

Cabir Bin Abdullah ikinci bir giysisi olduğu halde sünnete uymak için tek bir giysi ile namaz kılardı.

Enes Bin Malik radıyallahu anh sırf Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem seviyor diye kabak yemeğine iştah duymaya başlamıştır.

Meymune radıyallahu anha Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yemediği yemeği yememiş ve "ben ancak Rasulullahın yediğini yerim" buyurmuştur.

İbni Ömer radıyallahu anh Mekke yolunda devesinin başından tutup çevirmiş ve "Belki devemin ayakları Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin devesinin ayak izlerine basar" demiştir.

Ömer radıyallahu anh Beytullahı tavaf eden cüzamlı bir kadına rastladı. Ona ;"Ey Allahın cariyesi! Eğer evinde oturup başkalarına zararın dokunmasa daha iyi olurdu" dedi. Bunun üzerine kadın derhal oturdu. Bundan daha sonra bir adam gelerek; "Seni tavaftan men eden öldü, haydi tavafa çık" deyince kadın; "Onun dirisine itaat edip ölüsüne asi olacak değilim" dedi.

Hasen elBasri radıyallahu anh der ki; "Allahın dinine göre şahsi kanaatlerinizi ve hevalarınızı bastırın. Dininiz ve nefsiniz için Allah'ın Kitabına kulak verin"

İbni Abbas radıyallahu anh der ki; "Kim Allahın kitabında olmayan ve Rasulünün sünnetinde geçmeyen bir görüş ortaya koyarsa Allah Azze ve Celle ile karşılaştığı gün ondan olması gereken şekilde oraya gelmez."

Talk Bin Ali radıyallahu anh babasından naklen, merfuan bildiriyor; "Ya Ali ! seni re'yden (şahsi görüşle dini yorumlamaktan) sakındırırım. Şüphesiz din Allah'tan re'y ise insanlardandır."

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki; "Kim din hakkında kendi görüşü ile konuşursa Beni itham etmiş olur"

İbni Abbas Radıyallahu anhden merfuan;"Hevadan sakının. Şüphesiz heva kişiyi kör ve sağır eder"

Za'ferani, İmam Şafii’den; "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin  bir sünnetine rastlayınca ona tabi olun. Başkasının sözüne bakmayın"

"Ümmetimin son demlerinde bir topluluk olacak, onlara öncekilere verilen sevablar kadar sevab verilecektir. Onlar münkeri reddedip fitneci topluluklarla savaşacaklardır." Hadisinde bahselenlerin kimler olduğu İbrahim Bin Musa'ya (Ebu İshak erRazi elFerra) sorulduğunda; "Onlar Ehli Hadistir. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şunu yapın şunuda yapmayın buyurdu diye söyleyeceklerdir."

İmam Malik radıyallahu anh Ömer Bin Abdülaziz radıyallahu anh'ın şöyle dediğini naklediyor; "Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bize bir sünnet bıraktı, ondan sonra gelen halifelerde birer sünnet bırakmışlardır. Bu sünnetlere uymak, Allah'ın kitabını tasdiktir, Allah'a itaatin devamıdır, Allah'ın dini üzere güçlü olmaktır. Allah'ın mahlukatından hiç kimsenin bu sünnetleri değiştirme yetkisi yoktur. Onlara aykırı olan hiçbir şey önemsenmez. Kim bu sünnetleri izlerse, o hidayeti bulur. Kim onlara uyarsa muvaffak olur. Kimde onlara muhalefet eder, mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa Allah Azze ve Celle onu döndüğüne döndürür ve Cehenneme yaslar. Ne kötü bir dönüş yeridir Cehennem!"(son cümle için bkz.: Nisa suresi 115)

Hevalarına tabi olanlar, dini şahsi kanaatleri ile yorumlamaya kalkıyor, haramları helal, helalleri haram sayma yoluna gidiyorlar. Buna da aklın yolunu tutmak diyorlar. Allah Ümmeti şerlerinden muhafaza buyursun, tuttukları yolun öncüsü şeytandır. Zira Allah’ın emri karşısında aklıyla(!) kıyasta bulunup sapıtanların ilki odur. Yukarıdaki nakillerimizden onların yanlış bir yol tuttukları ayan beyan ortaya çıkmaktadır.

Sünnetin zıddı heva ve bid'attir. Kişi imanını ancak sünnetlere tabi olmakla tamamlar. Sahabenin sünnete ittibada gösterdikleri titizlik ile ilgili rivayetler naklettiklerimizden çok daha fazladır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin her fiilini taklid hakkında bazıları edebsiz lakırdılar etmektedir. Halbuki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin tavır ve davranışlarına benzeme gayreti, O'na karşı muhabbeti artırır, Ona benzemenin bereketine nail olmaya vesile olur. Çeşitli insanların bazı meşhurlara duydukları muhabbetten dolayı aynen onların davranışlarını taklid etmeleri vakıa iken, alemlere rahmet olarak gönderilen Allah’ın Habibini (sallalahu aleyhi ve sellem) her hususta örnek alan kimseyi imanlı bir kimse yadırgayabilir mi?

 

Perşembe, 09 Nisan 2009 19:31 tarihinde güncellendi

KOLAY ZAFER YOK....

(...) Zafer Nedir, Hezimet Nedir ?

allah_c.c.jpg“Yüce Allah'ın dünya hayatında peygamberlerine ve müminlere zafer vaadi nerede?” diye sormadan evvel görüntü ve değerlerle ilgili bizim yorumumuz nedir diye bakmaya ihtiyacımız var.

Bununla birlikte yakın ve görünür bir şekilde zaferin tamamlandığı birçok durum vardır. Bu, bahsedilen yakın görünür şekiller, baki ve sabit şekillere bağlandığında gerçekleşir.

Hz. Muhammed (sav) hayattayken zafere ulaştı; çünkü bu zafer bu akidenin yeryüzünde tam anlamıyla ve bütün yönleriyle ikame edilmesiyle bağlantılıdır. Ve bu akide ferdin yüreğinden egemen olan devlete kadar insanlığın toplumsal hayatını ve genel gidişatını kuşatmadan tamama ermez.

Bu yüzden Allah diledi ki, bu akidenin önderini hayattayken zafere ulaştırsın. Ki bu akideyi kamil manada gerçekleştirsin ve bu hakikati yaşanmış, sınırlı bir tarihi vakıada yaşanmış olarak bıraksın; böyle olunca yakın vadeli zafer, uzun vadeli zafere bağlandı. Allah'ın takdiri ve düzenlemesiyle görünen suret, hakiki suretle birleşti.
(...) 

Yardım ve Zafer Neden Gecikiyor

ZAFER GECİKİYOR; çünkü mümin ümmetin bünyesi henüz tam olgunluğa eremedi, bütünlüğe ulaşamadı, gücünü toplayamadı, bütün hücreleri potansiyelini ve gücünü kavrayarak harekete geçip birleşemedi. Bu durumdayken zafere ulaşsa bile en kısa zamanda yine kaybeder; zira onu uzun süre koruyacak güçten yoksun. 

Mümin ümmet kuvvetinin son damlasını ve elinde kalan son imkanı harcayana, hiçbir şeyi sakınmayıp gönül hoşluğuyla Allah yolunda harcayana kadar ZAFER GECİKECEKTİR.

Mümin ümmet bütün güç ve imkanlarını ortaya koyana ve bu güç ve imkanların Allah'ın desteği olmadan tek başına zaferi garantilemeyeceğini idrak edene kadar ZAFER GECİKECEKTİR.
Mümin ümmet dert ve elem çekip darmadağın olurken, Allah ile bağını güçlendirsin diye ZAFER GECİKECEKTİR. 
(...)

ZAFER GECİKİYOR; çünkü mümin ümmetin karşı karşıya olduğu şer cephesi içinde hala hayırdan bir parça var. Yüce Allah, şerri hayırdan tamamen arındırmak ve öyle yok etmek istiyor.

ZAFER GECİKİYOR; çünkü mümin ümmetin savaştığı batılın gerçek yüzü insanlara tam anlamıyla görünmüş değil. Müminler onu alt ederse aynı anda, ona aldanmış, kötülüğü ve yok olması gerektiği konusunda henüz ikna olmamış insanlardan yardımcılar bulur; kendilerine hakikat gösterilmemiş masumların nefislerinde kök salmaya devam eder. Bu yüzden Cenab-ı Allah, insanlara bütün çıplaklığıyla görünene kadar batılın sürmesini ve sonra da kalıntısız bir şekilde ardından üzülünmeyecek bir şekilde yok olmasını diliyor.
(...)

Ey, şanlı Gazze'deki cihat ve direniş ehli! 

Siz, Yüce Allah'a sebat konusunda, davet ve cihat konusunda, geri adım atmama konusunda biat ettiniz. 
Allah'ın (cc) yardımı konusunda ümitsizliğe düşmeyiniz. 
(...)

Bunlar kritik zamanlardır. Batıl; azgınlık ve zorbalık göstermekte, ihanet ve kötülüğüne devam etmektedir. Peygamberler ilahî vaadin gerçekleşmesini bekliyorlar; fakat onlar için vaat bu yeryüzünde gerçekleşmiyor; ruhlarına derin bir kaygı yerleşiyor... “Acaba vaat gerçekleşmeyecek mi?” Acaba bu dünya hayatında başarı ve zafer dileme konusunda nefisleri onlara yalan mı söyledi? 

Bir peygamber, sıkıntı, üzüntü ve eziyet bir beşerin taşıyabileceği seviyenin üstüne gelmeden böyle bir duruma düşmez.

Konuyla ilgili öbür ayeti de zikredeyim: 

“Sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle ‘Allah'ın yardımı ne zaman?' diyordu...” (Bakara, 214)
Perşembe, 09 Nisan 2009 08:08 tarihinde güncellendi

PAPAZI BULDULAR....

 papaz_klise.jpgPara papazı bozdu     
 ABD'de kilisenin bakımı için toplanan 85 bin doları estetik ameliyatlara ve lüks yaşantısındaki harcamalara yatıran papaz yakayı ele verdi

ABD, sahtekar 2 rahibin kilise paralarını kumara yatırdığı olayın ardından, bu kez 'botokslu papaz' skandalıyla sarsıldı. New York'a bağlı St Paul's Memorial Episcopal Kilisesi'nde görevli William Blasingame'in (66), 2005'ten bu yana, kilisenin onarımı ve yoksullara yardım için toplanan 85 bin doları cebe indirdiği anlaşıldı.

Kilise yerine bakımı kendisine yapan papazın, parayı estetik ameliyatlara ve pahalı kıyafetlere yatırdığı, botoks merkezlerinden çıkmadığı öğrenildi. 30 yıl görev yaptığı kiliseden Ocak ayında ayrılan Blasingame'in yeni görüntüsü kiliseye gelenlerin de dikkatini çekiyordu.

Hapis yolunda

İkinci dereceden hırsızlıkla suçlanan papazın çaldığı paralarla arabalarına sigorta yaptırdığı da ortaya çıktı. Blasingame, suçunun kanıtlanması halinde 15 yıla kadar hapis cezası alabilir.
Perşembe, 09 Nisan 2009 07:58 tarihinde güncellendi

Sayfa 204 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.