.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

HİZMETTE ÖLÇÜ....

humayun_.jpgHizmet Ehli Nasıl Olmalıdır?

Abdurrahman-ı Taği k.s. b.r gün şöyle buyurdular:

“Bir müridin nisbet alması ve başkalarının hidayetine sebeb olmasına mani olan haller şunlardır: Baş olma sevdası, mal biriktirme hırsı.

Gerek halifeleri, gerekse seçkin müridleri irşad ve hizmetten alıkoyan en büyük sebep mal biriktirme hırsı ve varlık duygusudur.

Benim için, arzu ve sitek sahibi olan ve tarikatın nisbetinden etkilenip te fayda görmeyen bir mürid; bu yolda etkilenip fayda gördüğünü söylediği halde, dünya sevgisinden ve varlık duygusundan sıyrılmamaı müridden daha sevimli ve efdaldir.

Müridlerin hallerini araştırıp onların fiilleri hakkında bilgi toplamanın ve zaman zaman imtihan etmenin hikmeti şudur: Baş olma arzusu, varlık duygusu ve dünya sevgisinden kurtulup kurtulmadıklarını tespit içindir.”

Zamanımızdaki hizmetlerin aksamasının illeti budur. İnsanlar çok kere perde arkasında kamak yerine, sahnede baş rolü oynamak isterler.

Sahnenin şaşaasına kapılıp başarılı olmayı düşünmüyorlar. Alkışlanmasalar da sahneden çekilmeye niyetleri yok. Çocuksu haller ve davranışlarla, illa da sahnede kalmanın yolunu bulmaya çalışıyorlar.

Hizmetin Altın Kuralları:

Hizmet ehlinin dikat etmesi gereken bir takım kaideler:

1-       İstikamet ve ihlas üzere olmak.

2-       Hizmeti sadece Allah rızası için yapmak.

3-      Yaptıüı hizmetten dolayı şımarıp kendini diğerlerinden üstün görmemek, bu fırsatı vediği için Allahu teala’ya şükretmek.

4-      Daime kendi kusurlarını görmek.

5-      Herkesi sevip geçimli olmak.

6-      Mütevazi olup kendini herkesten küçük görmek.

7-      Hakarete uğradığından sabredip kinci ve hasetçi olmamak.

8-      Merhametli, affedici ve kabahat örtücü olmak.

 

Bir hizmet gurubunda yapılması gerekenler:

Hizmet edenler üç, beş veya daha fazla miktarda olabilir. Bunların başına en mükemmel olanını seçmek gerekir. Dersini tamamlamış veya ilerlemiş, ahlakı güzel, dirayetli, çalışkn ve merhametli olanı tercih edilir. Diğerleri onun etrafında yardımcı olurlar.

Birlikte bazen istişare ederler. İstişarelerde herkes fikrini açıkça söylemelidir. İstişare sonucunun muhakkak tatbik edilmesi gerekir. Adet yerini bulsun diye toplanıp, konuşulanlara kafa sallamakla yapılan görüşmeler faydadan çok zarar getirir.

Baş olan kardeş, diğerlerinin kıymetini takdir ederek, nezaket ve şefkatle davranır. Diğerleri de ona karşı hürmetli ve itaatli olurlar.

Herkes, üzerine aldığı vazifeyi noksansız ve vaktinde ifa etmelidir. Allahu teala’nın rızası için yapılan hizmetlerdeki meşakatler ve sıkıntılar, neticede yorgunluk ve bıkkınlık vermez.bilakis insanın şevkini artırır.

Hizmet ehli, bazen cahiller tarafından hakarete ve taarruza uğrayabilirler. Bu durumda hizmet ehlinin sabırlı olup affedicilikle davranması lazımdır, hemen kin tutmayıp bağışlayıcı olması gerekir.

Yolculuklarda üç beş kişi de olsa, içlerinden birini sefer başkanı şeçmelilerdir.

Hizmet fırsatı herkese nasib olmaz. Hizmete muvaffak olanlar da hizmeti minnet bilip tevazularını artırmalıdırlar.

Ali Ramiteni k.s. Hazretleri şöyle buyurur: “Minnetle (başa kakarak) hizmet eden çoktur, hizmeti minnet bilenler ise azdır. Siz hizmette bulunma fırsatını ele geçirmiş olmayı minnet bilir ve hizmet ettiklerinize minnettar kalırsanız, herkes sizden memnun kalır. Şikayetçiniz azalır.”

Hizmet ehli devam ettikçe, başkalarına ikram yolunu tercih etmelilerdir. Her şeyi ben yapayım derse, çabuk yorulur ve öğsü daralır, görüşleri değişir. Herkesi küçük görmeye başlar, hallerinde gerileme olur. Baş olma sevdasına esir olur.

Diğer hizmet isteklilerine de yol açılmalı, onlarada hizmet için fırsatlar verilmelidir. Zira insanların kabiliyyetleri farklıdır, birinin yaptığını diğeri yapamaz. Herkese yapabileceği vazifeyi vermeli.

Vazife taksiminde son derece müsamahakar olmalıyız, başkalrını tercih etmekle, onların hazzını kendi hazzına tercih etmiş oluruz.

Allah dostlarından biri sohbet ederken fakir ve üstü çıplak biri gelir. Bunu gören gözde hizmetçilerden biri hemen atılır ve fakire kendi elbisesini giydirir. Bunu gören o Allah dostu üzülür ve der:

“Niçin acele ettin? Keşke sabırlı olsaydın da belki başka bir kardeşin çıkıp bu işi yapardı ve bunun sevabını alırdı, sen de bundan büyük zevk duyardın.”

Allahu teala hizmetlere destek olmayı, engel olmamayı nasib eylesin. Hizmetlerimizi kabul eyle. Her tarafa ulaştıracak maddi manevi imkanlar nasib eyle. Âmîn!

 

 

 

 

 

Çarşamba, 21 Ekim 2009 06:01 tarihinde güncellendi

YAPILANLARI UNUTTULAR MI.....

     ‘Olmayacak’ tamam da, ya ‘olmadı mı’?!
 

amerkabayraivb2.jpgHüseyin mi, Barack mı olduğuna; ileriki günlerdeki icraatlarına bakarak karar vereceğimiz ABD Başkanı, dünkü TBMM konuşmasında, değinmedik konu bırakmadı..
Topu topu 25 dakikalık konuşmaya, her şeyi sığdırdı..
Atatürk’ten başladı, Türkiye’nin laik yapısından çıktı.. ABD’de basketbol oynayan Hidayet’e, Mehmet’e kadar her şeyden bahsetti.
Çaktırmadan, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılışına yönelik mesajını da verdi..
Türkiye’de DGM’lerin kaldırılmasına ilişkin gelişmeyi de, Ceza Kanunu ve Basın Kanunu’ndaki değişiklikleri de olumlu bulduğunu hatırlatıp, kutladı.
Ama gariptir ki, Türkiye’de en önemli sorunlar arasında yer alan “başörtü yasağı” ile ilgili tek kelime etmedi.
Etsin demiyorum..
Türkiye’nin içişlerine bir yabancının karışmasını, ilke olarak pek doğru bulmuyorum.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tümünün temsilcisi olan milletvekillerinin huzurunda bu kadar konuya müdahil olan bir yabancı, türban konusuna da müdahil oluversin artık, değil mi?
Türban konusuna da, dindar vatandaşların çocuklarını gönderdikleri İHL’lerden mezun olanların yaşadıkları ayrımcılık konusuna da..
Birkaç yüz kişinin konusu olarak görebileceğimiz Heybeliada Ruhban Okulu’nu, bir “sorun” olarak gören ABD Başkanı’nın, yüzbinlerce insanın sorunu olan konulara da, konuşmasında yer vermesini beklemek, aşırı bir talep mi olur sizce?
TBMM’deki konuşmasında şu ifadeye de yer vermiş Obama: “ABD hiçbir zaman İslam ile savaşta değildir, olmamıştır, olmayacaktır.”
Bu cümledeki “değildir” ve “olmayacaktır” ifadelerini, ABD Başkanı’nın iyiniyetli bir hedefi olarak görmek mümkün..
Peki ya “olmamıştır” ifadesi?
ABD’nin bugünkü başkanı, “olmamıştır”ı nasıl söyleyebilir?
Bunu milyarlarca insanın gözünün içine baka baka nasıl dillendirebilir?
Bugün Irak’ta yaşanan savaş, neyin savaşıdır?
Afganistan’daki işgal, neyin işgalidir?
Kendi ülkesinden binlerce kilometre uzaklıkta onbinlerce ABD askeri ne yapmaktadır?
Sorumlusu Obama’dan önceki başkanlar olabilir.. Obama’nın bu savaşta bir sorumluluğu olmayabilir.. Hatta bu savaşı sona erdirme niyetinde de olabilir.
Ama, yaşananları da çarpıtmaya hiç kimsenin hakkı olmasa gerek..
Hepimiz hatırlıyoruz, ABD, Irak’ı işgal ederken, “Nükleer silah var, onları imha edeceğiz” demişti..
Tek bir nükleer silah bulabildi mi?
Hayır...
O halde o işgalin sebebi ne idi?
Bugün de devam eden işgalin sebebi ne?
Afganistan’ı işgalin gerekçeleri hepten uydurma..
Afganistan dağlarında, nükleer silah da yok, nükleer silah çalışması da..
Afganistan niye işgal ediliyor?
Bugün dahi, Türkiye’den de yardım istenerek sürdürülmek istenen o işgalin arkasında ne var?
Buyursunlar, açıklasınlar!
Afganistan SSCB’ye karşı direnirken, ABD katkı sağlıyordu.. SSCB dağılınca, komünist tehlike ortadan kalkınca, ne oldu da Afganistan’ın kendisi tehlike gibi görülmeye başlandı?
ABD Başkanı’nın dün TBMM’de yaptığı konuşmadaki net ve öz ifadelerinden cesaretle bunları soruyorum..
Bugünkü ABD Başkanı’nın, Bush ile arasında çok büyük mesafeler olduğu açık.. Lafı dolandırmıyor. Gizemli konuşmalarla konuyu çetrefilli hale getirmiyor..
Ama eski dönemi savunmak da, ona kalmıyor herhalde..
Bıraksın, o işgalin, o savaşın müsebbibleri versinler katliamların hesabını..
Irak’ta 1 milyona yakın insan öldü..
Ne uğruna?
Saddam şöyle zalim idi, böyle zalim idi.. Ama ABD işgali yaşanmasaydı, bugün toprak altında olan 1 milyon insanın % 99’unun hayatta olacağı, acı bir gerçek olarak karşımızda değil mi?
Dünün hesabını Obama’dan sormayalım.. Ama Obama da, dünün sorumluluğunu üstlenmesin..
Çaktırmadan Türkiye’nin içişlerine karışma anlamına gelecek mesajlar kotarmasın..
“Uluslararası dostluk çerçevesinde, nezaketen iyiniyetli bir talep olarak bunu dile getiriyorum” diyorsa, tarafsız olsun.. Daha önemli ve daha geniş kesimleri ilgilendiren sorunlar hakkında da aynı iyiniyetli, nazik talepleri dile getirsin!..
Sadece Irak’tan değil, Afganistan’dan çekilme tarihini de versin..
Dünya devletlerinin tepe noktasındaki konuma kendisini aday görüyor ise, İsrail ile Filistin arasındaki ihtilafa taraf olmasın..
“Mağdurdan yana olsun” bile demiyorum, en azından taraf olmasın.. Yani; hiç mi olmasın, zalimi tutmasın!

 

Ali Karahasanoğlu - Vakit
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız    

Perşembe, 09 Nisan 2009 08:06 tarihinde güncellendi

YALANCININ MUMU....

amerkabayraivb2.jpgObama’nın yalanı ve tasfiye plânı!..
 
Obama, yaklaşık yüz yıl önceki “Ermeni tehciri” konusunda “cesur adımlar” atmamızı (!) isterken...
Daha dün sınırlarımızın dibinde yaşanan olaylar hakkında “yalan” söylemekten çekinmedi...
Şuna bak;
“ABD hiçbir zaman İslâm’la savaşta değildir. Olmamıştır, olmayacaktır!”
Meclis’teki temsilcilerimizin gözlerinin içine baka baka, böyle dedi...
•
Selefi Bush’un, Afganistan ve Irak saldırıları öncesinde “Bu bir haçlı seferidir (crusade)” ifadesini kullanmış olması bir yana...
Irak’taki eğitim atışları sırasında Kur’an-ı Kerim’i hedef tahtası olarak kullanmamış mıydı ABD askeri?..
Afganistan’daki büyük sokak gösterilerinin sebebi, ABD askerinin “Kur’an-ı Kerim yakmaları” değil miydi?..
Bush’un akıl hocaları Benny Hinn, Franklin Graham, Jimmy Swaaggart ve diğer WASP’lar (Beyaz Anglosakson Protestan), Hazreti Peygamber’e ve Kur’an-ı Kerim’e “savaş açtıklarını” dışa vurmamış mıydı?..
İşgal gücünü komuta edenlerden general William Boykin; Müslümanların “putperest” olduklarını iddia ederken, Felluce katliamının sorumlularından general James Mattis, Müslümanları öldürmenin “çok eğlenceli bir şey” olduğunu söylememiş miydi?!
Bu zihniyetten Franklin Graham’ın “zırvasını” kim unutabilir:
“İslâm’ın Tanrısı başka bir Tanrı ve ben İslâm’ın çok şeytani bir din olduğunu düşünüyorum!..”
•
Bir “Dine” daha nasıl savaş açılır?..
Müntesiplerini; çoluk, çocuk, kadın, yaşlı dinlemeksizin katlet!..
Tecavüz et!..
Camilerini, mescidlerini yık!..
“Kutsal kitabını” ateşe ver, hedef tahtası yap!..
O dine her fırsatta hakaret yağdır!..
“Müslüman öldürmenin ne kadar zevkli bir şey olduğunu” söyle!..
Bütün bunlar ve daha fazlası “dine savaş açmak” değilse, “dine savaş açmak” nedir öyleyse?..
Daha ne yapmalıydı, sapık Neocon takımı?
•
Obama; terörist selefi Bush ile etrafındaki Neoconların yaptıklarından dolayı “özür dilemese” de olurdu...
En azından Hazreti Peygamber’e hakaret içeren karikatürleri savunduğu için “özür dilemek” yerine, “yarım yamalak bir açıklamayla” durumu idare etmeye çalışan Rasmussen gibi yapabilirdi...
Mesela; “ABD’nin zaman zaman giriştiği operasyonlar ve ölçüsüz kuvvet kullanımı, İslâm’la savaş algılamasına yol açmıştır. Yeni ABD yönetimi, bu durumun yol açtığı olumsuz algının giderilmesi için her türlü gayreti ortaya koyacaktır” filan diyebilirdi...
O, bunu yapmak yerine, “ABD’nin İslâm’a hiçbir zaman savaş açmadığını” iddia etmek suretiyle, milyarlarca Müslüman’ı aptal yerine koymayı tercih etti!..
•
Hiç şüphe yok ki;
ABD, “Neocon”lar döneminde “İslâm”a savaş açtı!...
Peki, Obama’nın yapmak istediği nedir?..
Halkı Müslüman ülke olarak Türkiye’yi seçmesinin anlamı ya da mesajı nedir?
Çok açık;
Obama, “ABD İslâm’la hiç savaşmadı ki” yalanına başvururken, bundan sonrasının stratejisini de “ele” veriyor aslında...
Bir bütün olarak “Müslümanlar”ı hedef almanın anlamı yok...
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un halihazırdaki Ortadoğu Danışmanı Martin Indyk’in “Ortadoğu’da dengelere geri dönüş” (Indyk., M.S. and Wittes, T.C., 2008, Back to Balancing in the Middle East, Brookings Institution, Washington) isimli çalışmasında, yeni yönetimin yol haritası açıklanmakta...
Özetle:
1) (Başta Hizbullah lideri Nasrullah ile İran Devlet Başkanı Ahmedinejad olmak üzere) Amerikan karşıtı popüler liderler tasfiye edilecek.
2) Onlar yerine ABD ile uyumlu çalışabilecek türden liderlere destek verilecek.
3) İran-Suriye-Hizbullah-Hamas hattı kırılacak.
•
Raporun “ana damarını” Hamas ve Hizbullah’ın tasfiye edilmesi oluşturuyor...
“Planı” açıkça ortaya koyan M. Indyk’in raporunda, bölgenin tek “Laik-Müslüman” devleti (!) olan Türkiye ile bu konularda “işbirliği” yapmanın önemine de sık sık vurgu yapılıyor!..
•
Peki, Türkiye böyle bir plana yatar mı, yatıyor mu?..
Amerikan basınına konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Hamas’ın dışlanmasına karşı çıkacaklarını” söylemiş olması iyi...
“Hamas’sız bir çözümün mümkün olmadığını” döne döne dile getirmesi de öyle...
Lâkin; benim endişelerim devam ediyor!..
Umarım, Türkiye’nin “sıkışık” durumundan istifade, birtakım adımlar attırmaya zorlamıyorlardır!..
Umarım!..
Serdar Arseven - Vakit
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
Perşembe, 09 Nisan 2009 08:08 tarihinde güncellendi

TEBERRÜK BÖYLE OLUR.....

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Mübarek Teriyle Teberrük:


 

İshak ibni Abdullah ibni Ebi talha, Enes’tem rivayetle şöyle demiştir: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ümmü Süleym’in evine girer, kendisi orda olamyınca (onun) ve yatağında uyurdu.

Bir gün kendisine denildi: Şu işte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yatağın üzerinde uyuyor. Yanına vardı, şiddetli şekilde terlemişti. Bu durum çok sıcak bir günde olmuştu. Bir şişe aldı, Resulullah’ın terinden alıp onu bir kabın (şişenin) içine koydu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem uykusundan uyandı; ne yapıyorsun? Dedi.

Ümmü Süleym: Senin bereketin Ya Resulellah! Onu kokumuzun (şişenin) içine koyuyorum.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: İsabet ettin, dedi. (Sahihi Müslim- Beyhaki: 3/ 114)

Arapça metni: 

السنن الكبرى للبيهقي - (ج 3 / ص 114)

[ 1130 ] أخبرنا أبو بكر محمد بن الحسن بن فورك رحمه الله تعالى ثنا عبد الله بن جعفر ثنا يونس بن حبيب ثنا أبو داود ثنا عبد العزيز بن أبي سلمة ثنا إسحاق بن عبد الله بن أبي طلحة عن أنس قال كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يدخل بيت أم سليم وينام على فراشها وليست ثم قال فأتت يوما فقيل لها هو هذا رسول الله صلى الله عليه وسلم على فراشك فانتهت إليه وقد عرق عرقا شديدا وذلك في الحر فأخذت قارورة فجعلت تأخذ من ذلك العرق فجعلته في القارورة فاستيقظ رسول الله صلى الله عليه وسلم فقال ما تصنعين فقالت بركتك يا رسول الله نجعله في طيبنا فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم أصبت رواه مسلم في الصحيح

 

 

Bu ve benzeri pek çok rivayetlerde, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in mübarek teri, tükrüğü, kanı, saçı sakalı, tırnakları hatta kanı ile teberük eden ashabı kiram, bütün bu fiillerinde takdir almıştır, kabul görmüştür. Ama bu zaman reformcu aydın din hırsızlarına göre bu haraketler, anlamsız fuzuli işler, hatta şirk maddeleridir ve sakınılması lazımdır. Bunlar dinin ruhunda habersiz sadece suretle yetinen beton kafalı robot müslümancıklardır. Bunların anlayışı madde ötesine ulaşamadığındna hemen inkar ederek kurtulmaya bakarlar, ama inkarla kurtulan kimseyi görmedik. İnkar çare değil işin aslını anlayıp tasdik ve tatbik çaredir.

 

 

 

Çarşamba, 08 Temmuz 2009 10:49 tarihinde güncellendi

Sayfa 205 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.