.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Hz. Ömer-ul Faruk r.a.-2

hazreti_omer_radiyallahu_anh.jpgHz. Ömer, haksızlık karşısında çok hiddetli olduğu gibi, adâletin yerine getirilmesinde de o kadar şefkâtli idi. Bu yüzden adâleti ile meşhûr olmuştur.

 

Bir gün at satın almak istedi. Atı tecrübe etmek niyetiyle biniciye verdi. Ata binen kimse, koştururken, at tökezleyip kazâya uğradı. Hz. Ömer atı satıcısına geri vermek istediğinde, satıcı almadı. Sonunda durum, Kâdî Şüreyh hazretlerine intikal etti. Kâdî sordu:

 

- At, sahibinin izniyle mi koşturuldu?

 

Hz. Ömer dedi ki:

 

- Hayır, ben denemek için koşturdum.

 

Atı almak macbûriyetindesiniz

 

Bunun üzerine, kâdî şu hükmü verdi:

 

- Şâyet at sahibinin rızâsı ile tecrübe edilseydi, sahibine iâde edilebilirdi. Fakat, siz sahibinden izin almadığınız için geri veremezsiniz, atı almak mecbûriyetindesiniz.

 

Hz. Ömer;

 

- Hak ve adâlet husûsunda boynumuz kıldan incedir, deyip atın bedelini verdi.

 

Hz. Ömer, sonu pişmanlık olan iş yapmazdı.

 

Onun zamanında, Müslümanlar İslamiyeti İran içlerine kadar yaydılar. İranlı meşhur kumandan Hürmizân, teslim olmamak için çok direndi, fakat hayatının tehlikeye girdiğini görünce teslim oldu. Hz. Ömer, huzuruna çıkartılan Hürmizân’a sordu:

 

- Bize söyleyeceğin bir şey var mıdır?

 

- Var! Fakat önce ölecek miyim, kalacak mıyım bunu bilmem lâzımdır.

 

- Konuş, sana zarar gelmeyecektir.

 

- Ey büyük halîfe, önceleri biz İranlılar siz Arapları öldürüyor, zorla mallarınızı ellerinizden alıyorduk. Ne zaman ki, Allah size peygamber gönderdi. Ondan sonra bizim üstünlüğümüz sona erdi. Siz aziz, biz zelil olduk.

Hz. Ömer, Enes bin Malik’e sordu:

 

 

- Ne yapalım bunu?

 

- Öldürmeyelim! Çünkü arkasında büyük bir kalabalık vardır. Belki onlar, ileride Müslüman olabilirler.

 

- Fakat o, Resulullahın kıymetli arkadaşlarını şehid etti. Onu sağ bırakmamız uygun olur mu?

 

- Yâ Ömer bunu öldürmememiz lâzımdır. Çünkü, “Konuş sana benden zarar gelmez” diye söz de vermiştin.

 

Hz. Ömer, kim tarafından söylenirse söylensin, doğru sözü hemen kabul ederdi. Enes bin Malik hazretlerinin bu sözleri üzerine, onu öldürmekten vazgeçti. Birçok sahabenin şehid olmasına sebep Hürmizân'ın hayatını bağışladı.

 

Bir müddet sonra da, Hürmizân Müslüman oldu. Ayrıca onun vesilesi ile birçok kimse imana geldi. Hz. Ömer eski can düşmanını bile maaşa bağladı. Çünkü adalet bunu gerektiriyordu. Adalet, şahsî fikrin, hissiyatın üzerinde idi.

 

Hz. Ömer Şam’ı ziyaret ettiğinde, ordusunun kumandanı Ebû Ubeyde bin Cerrâh hazretleri büyük bir kalabalıkla karşıladı.

 

SPORCUNUN ANLAYIŞI BU KADAR....

adnn__polat.jpgBasın toplantısında konuşan Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat, Avustralyalı askerleri, Türk askerleriyle birlikte 'Şehit' olarak nitelendirirken, Çanakkale Savaşı'ndan ise anlamsız diye bahsetti.
 
HARRY KEWELL NERELİ!
 
Polat, Galatasaray'ın Avustralyalı yıldızı Harry Kewell'dan ise Avusturya Milli Takımı'nın oyuncusu olarak söz etti. 
Adnan Polat, Galatasaray'ın Çanakkale Savaşları'nın içinde olduğunu hatırlatırken, "Şehitlerin isimleri arasında Galatasaray Lisesi'nin talebelerinin isimlerini görürsünüz. O dönemde Galatasaray Lisesi talebeleri aynı zamanda Galatasaray futbol takımının da oyuncularıydı.
 
Tabii bu savaştan dolayı Galatasaray takımının da oyuncuları Çanakkale'ye gitti ve orada tamamı şehit oldu. O dönem, Galatasaray takımı içinde futboldaki müsabakaların başarısı veya başarısızlığından daha çok, cepheden gelen acı haberlerin olduğu bir dönemdi" dedi.

Adnan Polat'ın skandal sözleri ise bu cümlenin hemen arkasından geldi. Avustralyalı askerleri de şehit sayan ve 250 binden fazla şehit verdiğimiz Çanakkale Savaşı'nı anlamsız olarak nitelendiren Polat'ın o şok sözleri ise şöyle:

"O dönemde, Avustralyalı askerler de Türk askerleriyle beraber, Galatasaraylılarla beraber şehit düştüler. Bugün Çanakkale'deki Şehitler Anıtı'nda Türk askerlerinin, Avustralyalı askerler ve diğer askerlerin beraber, yan yana yattığını hepimiz biliyoruz.

O dönemki bu anlamsız savaşın neticesinde, bir savaşın arkasından dostluk tohumları filizlendi. Bugüne kadar da bu dostluk sürdü. Bu dostluğun simgesini bugün Galatasaray'da görebiliyoruz. Avusturya Milli Takımı'nın yıldızı Harry Kewell ve Türk Milli Takımı'nın yıldızı Arda Turan aynı forma için mücadele ediyorlar. Dostluğu çok güzel simgeliyorlar." (Gazeteport)

Cumartesi, 11 Nisan 2009 15:45 tarihinde güncellendi

Rauf Denktaş Zorda

rauf_denktas.jpgAdı Ergenekon soruşturmasına karışan Rauf Denktaş, bir CIA ajanının 1981 seçimlerinde kendisini ölümle tehdit ettiğini açıkladı. Denktaş, "Ekarte edilmek isteniyordum" dedi.

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 1981'deki seçimlerde bir CIA ajanının kendisini ölümle tehdit ettiğini söyledi. O dönemlerde 'şahin' olarak tanımlandığını anlatan Denktaş, "Klerides 'barışçıl', ben ise 'uzlaşmaz' gösteriliyordum. Ekarte edilmek istendim" diye konuştu. Ergenekon soruşturmasının KKTC'ye de sıçraması Ada'da ilk gündem maddesi oldu. KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in savcılıktan soruşturulmasını istediği iddialar arasında ismi geçen Rauf Denktaş, önceki gün Kıbrıs TV'ye konuk oldu. Denktaş, 1981 seçimlerini ima ederek bir CIA ajanı tarafından tehdit edildiğini açıklarken, şunları söyledi:

"Ben o dönemlerde Kıbrıs konusunda yine şahin olarak addediliyordum. Klerides barışcıl, ben ise uzlaşmaz gösteriliyordum. Onların Kıbrıs hükümeti dedikleri eli kanlı yönetimi kabul etmiyoruz diye ekarte edilmek istendim. Oysa bütün barışçıl teklifler benden geliyordu. Bize Kıbrıs içerisinde yapılan bazı işler konusunda öyle bir ihbarlar geliyor ki, bunların ciddi olduğunu görünce yetkililere bildirdim. CIA ajanının da ölüm mektubunu Türkiye'ye bildirdim ve Türkiye de arkamızda durdu." Denktaş, Turgut Özal döneminde de ABD'li senatörlerin kendisine baskı yaptığını, ayrı devlet ve egemenliğe karşı çıktıklarını kaydetti. "AK Parti beni gözden çıkardı" diyen Denktaş, şöyle konuştu: "Bize Rumlar'ın istediği bir çözüme imza atmamız konusunda baskı yaptılar, ayrı devlet ve egemenlik istememek gibi, Denktaş ile olmaz söylemini en son AK Parti kabul etti. Halkın iradesi benim istediğimin dışında çıkınca, Türkiye hükümeti de bunu benimseyince, benim tekrardan seçime girmem anlamsızdı. Bizleri Papadopulos'un 'Hayır'ı kurtardı. Sayın Gül'ün dediği gibi 'Rumlar evet deseydi Türk askeri adada kalmayacaktı.' Türk askerinin adada kalmadığını düşündüğüm zaman uykularım kaçıyor."

ABD PARA DAĞITTI

Denktaş, İngiliz Yüksek Komiseri ve Amerikan büyükelçilerinin de söyledikleriyle seçimlere müdahale ettiklerini belirterek "Ya ABD'nin dağıttığı 30 milyon dolar? Bunlara müdahale demeyenler, Türkiye'nin müdahalesi olduğunda ayağa kalkıyorlar ve bağırıyorlardı" diye konuştu.
Cumartesi, 11 Nisan 2009 11:46 tarihinde güncellendi

SON GÜNLERDE ÜÇ BÜYÜK HATA....

amerkabayraivb2.jpg
Mustafa Özcan - M. Gazete
2009-04-10

AKP tarzı dış politika
 

Obama, Türkiye'ye geldi ve gitti. Lakin yansımaları ve yankıları hala devam ediyor. Türk halkının yüzde 52'si Obama'dan etkilenmiş, yaklaşımlarını ve tarzını olumlu bulmuş.

Obama'nın ziyaretiyle alakalı olarak Türkiye cephesine geçecek olursak; bir haftada birkaç dış politika kaybı birden verdik. Bu kayıplar yıllara bedel kayıplar. Bunun nedeni Tanzimat'tan bu yana kimi devlet adamlarımızı saran Batı hayranlığı ve kompleksidir. Onları memnun etmekten garip bir haz alıyoruz. Bir hafta içinde en az AKP hükümeti üç dış politika hatası birden yaptı.

Bunlardan birisi, Fransa'nın NATO'nun askeri kanadına dönüşünün bu kadar yağdan kıl çeker gibi kolay gerçekleşmesi ve Türkiye'nin bundaki payıdır. Türkiye neye binaen Fransa'nın NATO'ya dönüşünü onayladı? Zaten hemen ardından Sarkozy Obama'nın Türkiye'nin AB üyeliği perspektifini teyit eden sözlerini eleştirdi. Dönek Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner de önceden Türkiye adaylığına verdiği desteği Rasmussen itirazından sonra geri çektiğini söyledi. Adam Fransa'nın NATO'ya geri dönüşüne izin verdiği için Türkiye'ye teşekkür edeceği yerde nankörlük ediyor ve Rasmussen'in davasını güdüyor. Şu küstahlığa bakın. 'Erkeklik bizde kalsın' diye adamların önünü açıyorsunuz. Bu affedilebilir bir durum değil. Yıllar yılı Kenan Evren'in Rogers'dan asker sözü almasına mukabil Yunanistan'ın NATO'nun güney kanadına dönüşüne vize vermesini eleştirir dururuz. Halbuki bu yenileri Kenan Evren'in çırağı bile olamazlar. Kenan Evren hiç olmazsa yazılı olmasa da tutulmasa da bir asker sözü almış. Bu yeniler deve dikeninden başka ne devşirdiler acaba?

İkinci facia Rasmussen faciası olmuştur. Türkiye'nin önünü açmasına mukabil adam özür falan dilemedi. Güya Türkiye pazarlık yapmış ve kazanımlar elde etmiş. Yalan. Adamlar bizi zaten Afganistan'a bulaştırmak istiyorlar ve o yöne itiyorlar biz de kalkmışız yükü avantaj olarak görüyoruz. Afganistan'da görev almayı kazanım ve pazarlık olarak değerlendiriyoruz. Adamlar bizim Afganistan'da görev almamıza dünden razılar ve adamlar hamaliyesini sırtımıza yıkmak istiyorlar.

Obama ile alakalı boyut daha ziyade Ermenistan boyutu. Bu hususta da zımni verilen taahhütler ve bunların duyum olarak alınması Azerileri üzmüştür. Türkiye'nin sınırlarını kapalı tutması 1915 olaylarıyla alakalı değil Yukarı Karabağ'ın işgali ve Hocali gibi Ermeni mezalimi nedeniyledir. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım. Bir hafta içinde yaşanan bu fiyaskoların arkasında Başbakan Erdoğan'dan ziyade Abdullah Gül'ün inisiyatifi olduğu seziliyor. Batı meselesinde Abdullah Gül'ün daha kırılgan ve tavize yatkın olduğu görülüyor. Şunu söylemek lazım, hükümetin bir hafta içinde yaptığı yanlışlar senelere sığamazdı. Abdullah Gül yumuşak zeminden Türkiye'nin çıkarlarına ve bölgenin çıkarlarına ters politikalar icra ediyor. Recep Tayyip Erdoğan'ın çıkışları ise daha ziyade şahsi tepki makamında kalıyor. Siyesete dönüşmüyor ve sistematik hale gelmiyor. Davos'tan sonra Rasmussen meselesinde de bir kez daha çıkışların refleksten ibaret kaldığı ve politikaya dönüşemediği görülüyor. Bu halk diplomasisi açısından iyi ama dış politika açısından bir fiyaskodur. Arkasını getiremediğiniz çıkışların sonu kendi kalenize gol atmaktır. Nitekim Fransız basını Rasmussen meselesinden çark etmemizi böyle değerlendirmiştir. Yalan mı? Ahmet Davudoğlu'nun mimarlığını yaptığı herkese mavi boncuk ve herkesi herkesle kucaklaştırma, barıştırma ve kaynaştırma politikası politika değildir sadece içtimai meselelerde bir yöntem ve tarz meselesi olabilir. Devletlerarası komşuluklarda değil hanelerarası komşuluklarda geçerli olabilir. Böyle bir politika olamaz. Politikanın somut ve net hedefleri olur, Pollyanna politikacılığıyla bir yere varılamaz. Zaten ilk denemede bu Pollyannacılık politikası coğrafya ve bölge gerçekleriyle çarpışarak tuz buz olmuştur. Hadi Lieberman ile Esad'ı barıştırsınlar bakalım da marifetlerini görelim...

Cumartesi, 11 Nisan 2009 07:19 tarihinde güncellendi

Sayfa 203 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.