.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

İki duble rakı haram değilmiş - Sarhoş Y. Nuri


alkol.jpg08 Haziran 2009 Pazartesi 13:14
'Şarap dışındaki içkiler az içilmesi kaydıyla haram değil' Yaşar Nuri Öztürk bunun İslamın bin yıllık fıkıhı olduğunu söylüyor

İlahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hanefi mezhebindeki fıkıhlara göre "şarap dışındaki içkilerin sarhoşluk kaydıyla haram" olduğunu söyledi.

Fatih Altaylı'nın Habertürk'teki Teke Tek programına katılan Öztürk islamda fıkıhların öneminden bahsetti ve İmam-ı Azam'ın devrim niteliğindeki fikirlerinden birini anlattı. İmam-ı Azam'a göre, Hanefilerde şarap dışındaki içkilerin sarhoşluk kaydıyla haram olduğunu söyledi.

10 KADEH İÇTİM 11.DE SARHOŞ OLDUM

Öztürk fıkıh ve kelam bilgini İmam-ı Azam'ın hocası ırak fıkıhının babası sayılan İbrahim El Nehaiye'nin bir anısını şöyle aktardı:

"Nehaiye'ye soruyorlar: " 'Nebiz (şarap dışındaki sarhoş eden içkilerin tümü) içtim' diyor, '10 kadeh içtim, hiçbir şey olmadı. 11. kadehte sarhoş oldum. Şimdi ben 11. kadehten mi sarhoş olacağım, o beni sarhoş eden son kadehten mi?' "O son kadehten' diyor..."

İBN-İ ABBAS DA AYNISINI SÖYLÜYOR

Yaşar Nuri Öztürk aynı anlatıma İbn-i Abbas'ta da rastladığını söyledi ve orada yazılanları da şöyle anlattı: " Bu benim garibime gitmişti. İbrahim El Nehaiye gibi mühteşem bir fakih bunu neden söylüyor? Şaka da olsa söylemez! demiştim. Dün İbn-i Abbas-ı okuyordum. İbn-i Abbas'ı biliyorsun, sahabenin hocası... İbn-i Abbas'ın nebizlerle ilgili fikrini okudum. İbrahim El Nehiye'nin bu tabiri kelimesi kelimesine yazıyor. Orada 10-11 yerine kadeh olarak 9-10 diyor yalnızca. Sahabi gelmiş İbn-i Abbas'a sormuş. "9 kadeh içtim 10. da sarhoş oldum" Demiş ki İbn-i Abbas "Hamr yani şarap Kuran'da ismen haram olduğu için azı da çoğu da haramdır. Şarap dışındaki içecekler nebizgillerdir. Bunlar sarhoşluk kaydıyla haramdır"

ÖZTÜRK: BEN BU FİKRE KATILMIYORUM

Ancak Yaşar Nuri Öztürk hem Nehaiye'den hem de İbn-i Abbas'tan alıntı yaparak anlattığı bu fikre katılmadığını da sözlerine eklemeden edemedi: "Bana sorarsan sen bu fikre katılıyor musun? diye... Ben katılmıyorum. Ben şöyle karşı çıkıyorum: İllete bakıyorum. Hanefilik burada kıyası kullanmamış. Hanefiler Nisa suresinden "sarhoş olduğunuzda namaza durmayınız" ayetinden yola çıkıyor.

SARHOŞ OLMADAN İÇİYORUM DİYENE İSLAM AÇISINDAN KIZAMAM

Ama biri çıkar da bana "iki tek rakı içiyorum, ama sarhoş olmuyorum. Ben hanefiyim. Hanefi fikhının bu fetvasına saygım var" derse, ben bu adamı islam açısından sorgulamayam, ona kızamam. Bin yıllık fıkıh ortada

Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:08 tarihinde güncellendi

İstanbul'u bekleyen büyük tehlike? Su sıkıntısı....

sudamla.jpgİstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), havaların ısınmasıyla birlikte, "kentte günlük su tüketiminin 2 milyon metreküpü aştığı" uyarısıyla, vatandaşlardan tasarruf yapmalarını istedi.


İstanbul'u bekleyen tehlike

İSKİ'den yapılan yazılı açıklamada, son 2 yıllık yağış rejimini kurak geçiren ve 2 yılda son 50 yılın en düşük yağış miktarını alan İstanbul'da 2008-2009 yılı yağış rejiminin bereketli geçtiği belirtildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Barajların doluluk oranı 2009 yılında 11 Nisan 2009 tarihinde yüzde 97,41'e kadar çıktı. Mayıs ayından itibaren yağışların azalması ve sıcaklıkların artması ile barajların doluluk oranı düşmeye başlarken, yılın ilk 5 ayında en fazla günlük su tüketimi 17 Mayıs 2009 tarihinde 2 milyon 216 bin metreküp olarak gerçekleşti.

Geçtiğimiz yıllarda yaşanan kuraklık sebebiyle tasarrufa riayet eden İstanbullular sayesinde 2008 yılı ortalama günlük su tüketimi ise 1 milyon 960 bin metre küp olarak gerçekleşmişti. Şu an itibariyle içme suyu kaynaklarımızda yüzde 92,90 doluluk oranıyla 807 milyon metre küp su bulunuyor"

Tasarruf için neler yapmalı?

Açıklamada, İstanbulluların basit yöntemlerle tasarruf yapabilmeleri için öneriler de şöyle sıralandı:

"Dişlerimizi fırçalarken, bulaşık yıkarken ya da tıraş olurken musluklarımızı açık bırakmayalım. Duş alırken ihtiyacımız kadar su kullanalım. Gereksiz yere sifon kullanmayalım. Bozuk musluklarımızı ve tesisatımızı mutlaka onaralım. Kapı önü, balkon, teras gibi yerleri temizlerken hortumla su tutmak yerine süpürge kullanalım. Bahçemizi sulamak için buharlaşmanın az olduğu gece saatlerini tercih edelim. Arabamızı yıkarken kova ve sünger kullanalım, hortumla yıkamayalım. Az su tüketen aletleri tercih edelim. Çamaşır ve bulaşık makinelerimizi tam dolunca çalıştıralım. Su kullanımında tasarruflu olmayı çevremizdekilerle de paylaşalım."

Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:07 tarihinde güncellendi

RESULULLAHIN S.A.V VEFATI - Son sözleri...

gul.jpgRESULULLAHIN S.A.V VEFATI

Tasavvuf düşüncesinde ilk yaratılan, varlıkların başlangıç sebebi olan Nur-ı Muhammedî’dir. Yaratılmışlar arasında herşeyden önce o vardı. Yunus Emre Divanında bu konuyu uzun anlatır. Hz. Muhammed’in (sav) tüm varlık aleminde ilk yaratılan olduğunu ifade eden manzume ve beyitleri vardır.

"Allah’ın ilk yarattığı şey, benim nurumdur” hadis-i şerifinin devamında âlemin yaratılış safhaları sırayla, kalem, levh, arş, hamele-i arş olan melekler, kürsi, diğer melekler, gökler, yerler... şeklinde ifade edilir. Göklerin ve yerlerin yaratılmasından önceki safhalarda, yaratılış doğrudan doğruya Nur-u Muhammedîden gerçekleştiği bilgisine yer verilmektedir. Her şeyin bir sebebe bağlandığı bu hikmet dünyasında, şu görünen âlemin başlangıcının böylece takdir edilmiş olması İlâhî hikmete muvafık düşmektedir.
Son sözleri...
Mevzuya yaptığımız bu girişten sonra, gelelim bundan 1377 yıl öncesine, 8 Haziran 632 tarihine...
Peygamber Efendimizin vefatından bir gün önceydi...
Herkes nefesini tutmuş bekliyordu. Çünkü az evvel Hazreti Peygamber, “Bende bir hakkı olan varsa gelsin alsın” dediğinde, orada bulunan sahabelerden biri; “evet, benim bir alacağım var. Bir gün kırbacınızın ucu o sıra açık olan sırtıma değmişti de, canım yanmıştı” dedi. Hz. Peygamber hiç tereddüt etmeden üstündeki kıyafeti sıyırdı, arkasını döndü ve ‘vur’ dedi.
Herkes şaşkındı. O sahabe hemen koşturdu ve elini yüzünü Hz. Peygamber’in mübarek sırtına sürdü, doyasıya öptü. Ardından da, “teninizin değdiği yerleri cehennem ateşinin yakmayacağını bildiğimden, mübarek bedeninize dokunabilmek için mahsus böyle söyledim” dedi. Hz. Peygamber bu davranışıyla, kul hakkının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.
Vefatına çok az bir süre kala göz nuru kızı Hz. Fatma’yı yanına çağırdı ve kulağına bir şeyler söyledi. Hz. Fatma’nın önce üzüldüğü sonra sevindiği görüldü. Hikmeti sorulduğunda; “Babam bana yakında vefat edeceğini söyleyince çok üzüldüm. Fakat benim yanıma ilk sen geleceksin dediğinde ise sevindim” cevabı verdi. Nitekim Hz. Fatıma Peygamber Efendimizden 6 ay sonra vefat etti.
Peygamber Efendimiz vefat etmeden az önce eşi Hz. Ayşe’nin dizine uzandı ve mübarek başını Hz. Ayşe’nin çenesi ile göğsü arasına yasladı. Misvak istedi. Takatsiz olmasına rağmen, zaten inci tanesi gibi olan dişlerini temizledi. Rabbi’nin huzuruna tertemiz gitmek istiyordu.
Bu vesile ile şu noktanın da altını çizelim.
Peygamber Efendimizin son nefesini vermeden az önce dişlerini temizlemesi, kıyametin kopmak üzere olduğunu bilseniz bile elinizde bir fidan varsa dikiniz tavsiyesini ve benzeri binlerce örnek davranışını kendimize de, toplumumuza da, insanlık alemine de yeterince anlatamadık ya, ona yanıyorum. Dünya Çevre Haftası’nın kutlandığı şu günlerde başka söze gerek kalır mıydı?
Benzer örneklere diğer dinlerin mühim şahsiyetlerinin hayatlarında bu kadar yoğunlukla denk gelinmiş olsa, tüm dünya çoktan onların dinlerine dahil olmuş olurdu. Hz. Peygamber’i ve bu dine ait değerleri ve güzellikleri insanlığa anlatmakta geç kaldık, vesselam... Eğer bugün dünyada ineğe tapanların sayısı Müslümanların sayısına yakınsa, kristal misüllü değerlerini dünyaya anlatamayanların “ah benim öküz kafam” diye düşünmesi ve hicap duyması gerekir.

Durum böyle olunca, Amerikan Başkanı Obama konuşmasında Kur’an’dan bir iki alıntı yaptı diye avunup duruyoruz. Bir örnek abide olarak Hz. Peygamber insanlığı çepeçevre kuşatıncaya ve O’nun mesajı herkese ulaşıncaya kadar kendimizi yeterince birşey yapmış duygusu içinde hissetmemeliyiz.

Son anları...
Peygamber Efendimiz vefatından az önce son sözleri olarak; Namaza dikkat edilmesini, kadın haklarının korunmasını, idare altındakilere iyi muamele edilmesini, emanetlerin yerlerine ulaştırılmasını istedi." (Câmiü's-Sağîr, c.3, s.188/3190) İnsanlık sırf bu öğütlere kulak verse, daha yaşanılabilir bir dünya oluşturmak işten bile değildir.
Son cümlelerini tamamlamıştı ki, bir ara kapı çaldı. Gelen Hz. Cebrail’di. Selam verdi. Peygamberlik görevinin sona erdiğini söyledi. Ardından, kapıda bekleyen bir misafir daha olduğunu ve eğer izin verirse ancak içeri girebileceğini söyledi. Hz. Peygamber “o kim?” diye sordu. Hz. Cebrail, ölüm meleği Hz. Azrail dedi. Hz. Peygamber, “gelebilir, ben hazırım” cevabı verdi. Şahadet parmağını yukarı kaldırdı; “Yüce Dosta" gittiğini söyleyerek ruhunu teslim etti. Hz. Ayşe seslendi, cevap alamadı. Hz. Peygamber’in mübarek gözünden bir damla yaşın yanağına süzüldüğünü gördü.
Bilemiyoruz artık Hz. Peygamber niçin ağlıyordu. Geride bıraktığı dost ve arkadaşlarının hasretine mi, yoksa Müslümanların emanete yeterince sahip çıkamayacakları endişesi ile mi?
Ya Rasül... Emanetine yeterince sahip çıkamadık, doğrudur. Ama bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman yeni bir kıpırdanışın arefesinde... Kar çiçekleri sert kışın ardından yeniden boy göstermeye başladı...
Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:06 tarihinde güncellendi

GAZETE MÜÇTEHİDİ KONUŞTU.....


kitap01.jpgHayrettin Karaman - Yeni Şafak
  
Nassın bulunduğu yerde ictihad 

İctihad, "konu ile ilgili âyet ve hadislerden (naslardan) amele dair hüküm (farz, vacib, mekruh, haram, şart, rükün…) çıkarmak için alimin yaptığı çaba" olarak tarif edilir. Yalnızca bu tarife bakarak dahi "ictihadın, nassın bulunduğu yerde" de yapılacağı sonucunu çıkarmak mümkündür. Naslarda (ayetlerde, hadislerde) bir konu (mesela bir olayın hükmü) açıklanırken daima aynı üslub kullanılmamıştır; apaçık, üstü kapalı, detaylı, detaysız, doğrudan, dolaylı… anlatımlar vardır. Bir konu ile ilgili birden fazla nassın bulunduğu ve bunlar arasında bazen birbirini açıklama, bazen de –ilk bakışta- çatışma ilişkisi bulunduğu da görülür. İşte bütün bu açıklama ictihaddır.

Nassın bulunduğu yerde yapılan ikinci ictihad çeşidi "mesalih: fayda-zarar, ihtiyaç, zaruret" esasına dayalı ictihaddır. Müctehid, hakkında nas bulunan bir meselenin, bir olayın, bir ilişkinin uygulanmasında güçlük, uygulama alanının geçici durumu yüzünden zarar, nassa aykırı uygulamada zaruret olup olmadığını araştırır ve bazı durumlarda "konu ile doğrudan ilgili naslara aykırı" olan, ama Kitap ve Sünnet'in genel ilkelerine, dinin gayesine uygun bulunan hükümler çıkarır ve bunlarla fetva verir.


Üçüncü ictihad çeşidi nassın bulunmadığı yer ve durumlarda yapılan ictihaddır ki, bu genellikle "kıyas" şeklinde uygulanır ve Mecelle'ye de girmiş bulunan "mevrid-i nasta ictihada mesağ yoktur: nassın bulunduğu yerde ictihad yapmak caiz değildir" cümlesi işte bu çeşit ictihad içindir; çünkü nas varsa, bunu yok sayıp başka bir konu ile ilgili nassın hükmüne kıyas yapmak gereksiz olur. Ama bu durumda da gerektiğinde, yukarıda zikredilen "delaleti belirleme, mesalihe riayet etme" ictihadları yapılır.


İctihadı ancak ehli olan; yani ilmi ve ahlakı ile dini hükümleri kaynağından çıkarmaya ve fetva vermeye yetkisi bulunan kimseler yapar. Günümüzde ve ülkemizde, yetkisi/yeterliği olmadığı halde ictihad edenler bulunabilir, bunları engellemek de liberal demokratik ortamda mümkün olmaz, ama telaş etmeye de gerek yoktur; çünkü bu gibi kişiler ve onların "fetvaları" kabul görmez, köpük gibi -televizyonlarda, diğer yayın organlarında- bir süre kabarır, kocaman ve parlak gözükür, ama kısa zamanda sönüp gider ve yalnızca yapanların kötü şöhretleri devam eder.

Bir zamanlar "ictihad kapısının kapalı olduğu, bundan sonra müctehid yetişmeyeceği, eskilerin ictihadlarının feza çağında bile yeterli olduğu, onları tekrarlamaktan başka bir şeye ihtiyacın bulunmadığı" söylenir dururdu; bu ilme ve dine aykırı hurafe önce teorik olarak yıkıldı, sonra da bütün İslam dünyasında, ilim kurumlarında, ferd veya topluluk tarafından ictihad metodu ile yapılan çalışmalar, çözümler yaygınlık kazandı. Üniversitelerde yapılan doktora çalışmalarının büyük kısmı birer ictihaddır.

  

abdulselam diğer yorumları
   

2009-06-07 16:19:09

hocanın yazısının son paragrafını okuyun

"dine ve ilme aykırı hurafe" diye adlandırdığı ve "teorik olarak" yıkıldığını söylediği "hurafe"nin yerine önerdiğine bakın hele.. çağdaş ve laik üniversitelerin bir üst makama geçmek için olmadık yorumlar ve yalakalıklar ile yaptıkları ve adına "doktora" dedikleri mügalata ve "kıl-ü kal"lere içtihad diyor. müslümanlara söylüyorum "hurafe"lerinize sahip çıkın.sizin o kadim hurafeleriniz bu modernlerin "ayet"lerinden ve kurana dayandırdıklarını iddia ettikleri çağdaş "içtihadlarından" bin kat daha değerlidir

 
Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:04 tarihinde güncellendi

Sayfa 174 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.