.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

AYNI FİLİM SAHNEDE.....

  masss.jpg

 

Plan aynı Maşalar Farklı !
14 Haziran 2009 Pazar 15:06
28 Şubat'ta Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı. Şimdi İskender Evrenesoğlu ve Ömer Öngüt
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Son darbe andıcı, 28 Şubatçı zihniyetin uslanmadığını gösterdi. Andıçta 28 Şubat'ta kullanılan sahte şeyler Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı'nın yerine kendisini peygamber ilan eden İskender Evrenesoğlu ile şeyhlik iddiasındaki Ömer Öngüt 'Hazır kıta elamanlar' olarak yeraldı. İkili, selefleri gibi medyatik eylemlerde kullanılacaktı.

Genelkurmay Harekât Başkanlığı için darbe andıcı hazırlayanlanlar hükümeti yıkmak için sahte şeyhleri planlarına dahil etti. Andıç'ta 28 Şubat'ın aktörleri Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı gibi isimlerin nasıl kullanılacağına 'Hazır kıta isimler sahaya çıkarılsın' başlığı altında yer verildi. Plana göre, kendisini peygamber ilan eden İskender Evrenesoğlu ve sahte şeyh Ömer Öngüt'e 28 Şubat sürecindeki gibi medyatik eylemler yaptırılacaktı.

ANDIÇ 28 ŞUBAT'IN KOPYASI

AK Parti Hükümeti'ni yıkmak ve Fethullah Gülen cemaatini baskınlarla silahlı bir terör örgütü göstererek Ergenekon soruşturmasının rövanşını almak için hazırlanan Albay Dursun Çiçek imzalı 'İrticayla Mücadele Eylem Planı' darbeci zihniyetin Türkiye'ye ikinci bir 28 Şubat sürecinin yaşatılacağını ortaya koydu. Hükümete, Gülen cemaatine ve Ergenekon soruşturmasına karşı yapılacakların tek tek sıralandığı andıçta, tıpkı 28 Şubat'taki gibi sahte şeyhlere de görev verildi. İhanet planında 28 Şubat'ın baş aktörleri Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı'nın yerini kendisini peygamber ilan eden İskender Evrenesoğlu ve Adapazarı'nda şeyh iddiasıyla etrafına cemaat toplayan Ömer Öngüt 'hazır kıta bekletilen elemanlar' olarak yeraldı.

HAZIR İSİMLER SAHAYA SÜRÜLECEK

Sahte peygamber Evrenesoğlu ile Ömer Öngüt'ün isimleri andıçın 4 numaralı maddesi 'Hazır kıta isimler sahaya çıkarılsın' bölümünde şöyle geçiyor: “İskender Evrenesoğlu, Ömer Öngüt gibi hazırda beklettiğimiz elemanlara medyatik eylemler ve söylemler yaptırılacak ve bu kişiler FG'ciler başta olmak üzere diğer irticai gruplarla özdeşleştirilerek, kamuoyunun tüm bu gruplar arasında benzerlik kurması sağlanacak.”

CEMAATLERLE PROPAGANDA

Darbe andıcında, 28 Şubat'taki gibi din üzerinden propaganda ve kaos ortamı oluşturma eylemleri Evrenesoğlu ve Öngüt'le sınırlı değil. Planda Nurettin Veren gibi isimlerin, TV programlarında Gülen cemaati hakkında istenilen temalar doğrultusunda açıklamalar yapmasının sağlanacağı belirtiliyor. Planda “Kurdoğlu cemaati gibi cemaatlere mensup TSK personelinin TSK ile ilişkileri kesilirken FG grubuna mensup oldukları için atıldıkları şeklinde haberler yaptırılması ve FG'nin yıpratılarak, kamuoyunda FG grubunun büyük yara aldığının düşünülmesi sağlanacaktır' deniyor.


Cennet bileti kesiyor

Evrenesoğlu, kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim. Devlet Planlama Teşkilatı'nda planlamacı iken birden eren, 'Allah ile konuştuğunu' iddia ederek sonra da peygamber olduğunu ileri sürün Evrenesoğlu Amerika'da yaşıyor. Türkiye'de yaşayanların 5 milyonu için Cennet'e, geri kalanı için Cehennem'e bilet kesen Evrenesoğlu, peygamberlik iddiasında bulunmasına rağmen Fatiha suresini bile okumaktan aciz bir kişi. 2000'de kurduğu sahte 'Universite of Allah' (Allah Üniversitesi) ile para karşılığı diploma dağıtan Evrenesoğlu'nun vaazları sürekli Nur TV'de yayınlanıyor. Evrenesoğlu'nun, 1989'de kurduğu Mihr Vakfı'na bağlı dergi, radyo ve televizyon kanalı bulunuyor.


28 Şubat'ın aktörleri Ergenekon tezgahında

Andıçta anlatılan psikolojik harekatın benzerini Türkiye, 28 Şubat sürecinde yaşadı. sahte şeyhler Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı'nın yaptıkları, 28 Şubat ekibi tarafından televizyon ekranlarına taşındı. Gündüz'ün Fadime Şahin'le Hüseyin Üzmez'in evinde basılması canlı yayınla ekrana getirildi. Ali Kalkancı ise sözde karısı olduğu iddia edilen Emire Kalkancı ile ekranlarda boy boy yer aldı.

 
 28 Şubat sürecinde istenilen amaca ulaşıldıktan sonra tüm bu isimler ortadan kayboldu. Ali Kalkancı geçtiğimiz aylarda uyuşturucu imalatından tutuklandı. Kalkancı, Gündüz, Emire Ersoy ve Fadime Şahin'in 28 Şubat sürecinin aktörleri tarafından kullanıldığı, bütün bu organizasyonun Sisi lakaplı Seyhan Soylu tarafından yürütüldüğü Ergenekon soruşturmasında ortaya çıktı.

Yenişafak-Aktifhaber

Pazar, 14 Haziran 2009 10:47 tarihinde güncellendi

Zaman yazarı Hüseyin Gülerce ye cevab geldi....

Zeki Ceyhan
 
Aramızda niye mesafe var?
 
 
Zaman yazarı Hüseyin Gülerce ile yapılan ve Milli Görüş ile ilgili görüşlerini içeren röportajı ilk okuduğumuzda gönlümüzden "Bunlara cevap vermeye değmez, bize karşı peşin hükümlüler, bugüne kadar uyarılarımızı ne kadar ciddiye aldılar ki, şimdi yapacağımız ikaz etkili olsun" gibi düşünceler geçti!
Ama sonradan "Hüseyin Gülerce de netice itibarıyla alnı secdeye varan biri ve birbirimizden hiç hoşlanmasak da o bizim din kardeşimiz" diye düşündük ve bir şeyler söyleme ihtiyacını duyduk!
 

Gülerce ve O`nun gibi düşünenler gerçekten de bizim din kardeşlerimiz ama öyle kardeşler ki atsan atılmıyor, satsan satılmıyor! Mecburen kahırlarını çekmek zorunda olduğumuz kardeşlerimiz!

Şimdi Gülerce`ye sormak isteriz: Yalanla iman bir arada durur mu?

Aynı öğretiden beslenmiş biri olarak "Hiç öyle şey olur mu? Yalanla iman bir arada durur mu?" diye isyan ettiğini görür gibiyiz!

Bu tespiti yaptıktan sonra gelelim Gülerce`nin röportajında dile getirilmiş olan "İmam Hatipler arka bahçemizdir" yalanına!

Hüseyin Gülerce bunun koskocaman bir yalan olduğunu bilmez mi? Bu yalan ortaya atıldığı zaman Millî Gazete`nin "İspatlamayan şerefsizdir" manşeti ile iddia sahiplerini ispata davet ettiğini de hatırlamaz mı?

Bu lafın Mesut Yılmaz tarafından edildiği ve sonradan Erbakan hocaya mal edildiği niye böyle ısrar ve inatla görmezden gelinir?

Diyelim ki bunun kuyruklu bir yalan olduğunu bilmiyordu ama bakın bugün öğrenmiş oldu! Kendisinden bir daha böyle bir iftira sadır olacak olursa o manşetimizi istemeden bir daha hatırlatmak zorunda kalırız!

Gelelim Hüseyin Gülerce kardeşimizin "Milli Görüş ile aramızda mesafe var" sözüne! Aziz dostum aramızda niye mesafe var? Siz dünyanın dört bir tarafına kol atıp, herkese kucak açmış(!) bir hareketin temsilcisi, değil misiniz?

Evet, papalara, papazlara, hahamlara bile sevgi ve hoşgörü ile yaklaşıp diyalog kurmak için can atan bir hareketin önde gelen ismisiniz!

Herkese kucak açıp baş tacı ederken, Milli Görüş`e neden dirsek çevirdiğinizi hiç düşündünüz mü?

Hepimizi besleyen İslami öğretide müminlerin birbirlerine karşı yumuşak, şefkatli ve hoşgörülü oldukları diğerlerine karşı ise tavizsiz oldukları söylenmiyor mu?

Yoksa Papalar, papazlar ve hahamlar şefkat ve hoşgörü ile bağra basılırken biz Milli Görüşçüleri mi "diğerleri" sınıfında mütalaa ediyorsunuz? Bir mümin`e, diğer mümin kardeşine karşı böyle dışlayıcı davranması yakışır mı?

Siz ki cemaat olarak Demirel`i göklere çıkarmış, Ecevit`e methiyeler düzmüş bir ekolsünüz! Şimdi de son röportajınızda Baykal`a karşı olan hüsn-ü zannınızı dile getiriyorsunuz! El insaf aziz dostum el insaf!

Allah`ın rızasını böyle din kardeşlerinizi dışlayıp diğerlerini baştacı ederek mi kazanacaksınız?

"Aramızda niye mesafe var?" diye nefs muhasebesi yapmanızın zamanı daha gelmedi mi? Unutmayın ki bu mesafeyi koyan bizatihi sizlersiniz!

Mümin`in mümine dirsek çevirmesi rıza mı kazandırır azap mı?

Dileriz bu defa ne demek istediğimizi kavrar ve ona göre davranırsınız!

Zeki Ceyhan - Milli Gazete

Mevdudî - M. Şevket Eygi - Milli Gazete

         
mehmet-sevket-eygi.jpgM. Şevket Eygi - Milli Gazete
   
2009-06-09
Mevdudî
 Son kırk yıl içinde, ülkemizdeki İslâmî uyanış hareketine Pakistanlı Mevdudî kadar etkisi olmuş bir kimse yoktur. Kitapları dilimize tercüme edilmiş, fikir ve görüşleri desteklenmiş, ideolojisi ve doktrini benimsenmiş, reçetesi Türkiye'yi kurtaracak plan ve program olarak genç nesillere takdim edilmiştir.

Gençliğimde merhum Mevdudî'nin taraftarı ve hayranı idim. Hakkındaki tenkitleri öğrendikten sonra vaz geçtim. Aşırı hareket etmiyorum, "merhum" diyorum.

Mevdudî, klasik ve geleneksel mânada bir İslâm âlimi miydi? Bence değildi. Onun ağır basan tarafı Müslüman bir politikacı oluşuydu. Aktivist bir şahsiyetti. Bir parti lideriydi.

Pakistan'ın resmî ismi "Pakistan İslâm Cumhuriyeti"dir. Pakistan, kuruluş tarihinden bu yana hiçbir zaman gerçek mânada bir İslâm devleti olamamıştır. Bir İslâm devleti değildi ama anayasasında Şeriat'a aykırı kanun çıkartılamayacağı yazılıydı.

İşte Mevdudî böyle bir ülkede siyasî bir parti kurmuş ve uzun yıllar boyunca süren bütün gayret ve çabalarına rağmen başarılı olamamıştır. Partisi serbest seçimlerde çoğunluğun oyunu alamamış ve iktidara geçememiştir.

Mevdudî, başta kendi ülkesi Pakistan olmak üzere Ehl-i Sünnet uleması tarafından tenkit edilmiştir.

Mevdudî "Kur'ân'da Dört terim" adlı kitabında, üçüncü hicrî yüzyıldan sonra Müslümanların Kitabullah'ın dört ana terimi olan "Rab, İlah, Din, İbadet" konusunda doğru yoldan çıktıklarını iddia etmiştir. Onun bu haksız ve ağır iddiasına karşı çağımızın büyük Ehl-i Sünnet alimi Hindistanlı Ebu'l-Hasen en-Nedvî "İslâm'ın Siyasî Yorumu" (Bedir Yayınevi, 0212/519 36 18) adını taşıyan bir reddiye kaleme almış, Mevdudî'yi çürütmüştür.

Mevdudî hakkında Türkiye Müslümanlarının, doğru cevabını bulmak hususunda derin derin düşünmeleri gereken soru şudur:

Mevdudî'nin kendi vatanı Pakistan'da, bunca olumlu şartlara ve bol imkanlara rağmen başarılı olmayan ideolojisi, çare ve çözümleri, reçetesi Türkiye'de başarılı olabilir miydi?

Bence olamazdı. Zaten durum ortadadır.

Keşke, Türkiye'nin yakın tarihindeki İslâmî uyanış hareketi Mevdudî gibi bir aktivistin rengine boyanacağına, mesela Şeyh/İmam Şâmil'in 19'uncu asır Kafkasya'sındaki "Müridizm Hareketi"ne paralel bir meşrebte olsaydı.

Mevdudî'nin Ehl-i Sünnetten ayrıldığı birkaç noktayı arz edeyim.

İslâm'ı Anlamak kitabından imanın şartlarını beşe indiriyor, "Kadere iman" akidesini ve şartını zikr etmiyor.

Öncelikle bir din olan İslâm'ı, siyasî bir sistem olarak görüyor ve gösteriyor. Evet, İslâm'da din ve dünya ayrımı yoktur ama İslâm öncelikle dindir.

Ashab-ı kiramın bazısını ağır şekilde tenkit ediyor...

Tefhimü'l-Kur'ân'da şefaat meselesinde Vehhabîleri ve Selefîleri geçen bir aşırılığa sapmıştır.

Ülkemizde hayli Mevdudî hayranı bulunmaktadır. Onların, hayran oldukları ve doktrinini benimsedikleri zata yöneltilen tenkitleri bilmelerinde hayır ve yarar vardır.

Kim bilir, belki de, Mevdudî'nin başarısızlığında, Ehl-i Sünnete aykırı aşırı ve şazz fikir, yorum ve görüşleri rol oynamıştır.

DİNDE DEFORM

Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Hikmet Çetinkaya diyor ki: "Türkiye'de devletin hâkim sistemi iki şeyi aradı durdu. Mümkünse İslâm'ı değiştirmek, ona gücü yetmezse Müslümanların din anlayışını değiştirmek. Kemalizm'in en önemli özelliklerinden biri dinde reformu amaçlaması idi. Bunda muvaffak olunamadı. Çünkü İslam'ın kitaba bağlı karakterleri böyle bir reformasyona ve deformasyona izin vermiyordu. Bu Müslümanlara da kabul ettirilemedi. Ağır baskı dönemleri yaşandı Türkiye'de ama dinde reform kabul görmedi." www.angelfire.com/ms/siyaset/index.html

Son yıllarda dinde reform faaliyetleri yoğunlaşmış ve hızlanmıştır.

Reform için çok büyük paralar harcanmakta, birtakım kimselere yüklü "ücretler" ödenmektedir.

Bazı reformcular, "hizmetlerine" karşılık dolar mültimilyoneri yapılmıştır.

Bundan yetmiş seksen sene önce medreseler kapatıldı. Bir gecede 40 bin medrese talebesi sokağa atıldı, camilerin yüzde sekseni kapatıldı, harap edildi, yıkıldı, satıldı, kiraya verildi, din hürriyeti ayaklar altına alındı, çok zulümler yapıldı ama İslâm yine yıkılamadı. Şu anda, gerçek İslâm'ın yerine "Yeni bir İslâm" türetilmeye çalışılıyor.

Ilımlı, light, fıkıhsız ve şeriatsız, sulandırılmış, ehlîleştirilmiş, beşerî bir hümanizma veya ideoloji haline getirilmiş yeni bir İslâm.

Avrupa Birliği standartlarına uygun bir İslâm.

Feminist bir İslâm.

Cihadsız bir İslâm.

Diyalogçu ve hoşgörülü bir İslâm.

Allah katında tek hak din olma özelliğinden arındırılmış bir İslâm.

Resmî ideolojiye ayarlanmış bir İslâm.

Kitaba, Sünnete, icmâya dayanan gerçek İslâm'ın yerine yepyeni bir İslâm çıkartmak istiyorlar.

Bu yeni İslâm için yeni tefsirler yazılıyor.

Yeni hadîs külliyatları hazırlanıyor. Ayıklanmış hadîsler...

Yeni ilmihaller hazırlanıyor.

Reformcu, yenilikçi, değişimci, naylon müctehid reformculara çuval çuval ücret ödeniyor.

Aman, Batılıların hoşuna gidecek yeni bir İslâm türetelim...

Parmaklarını Müslümanların gözlerine sokarak, sahih hadîslerin bugün geçerli olmadığını iddia ediyorlar.

Kur'ân ahkamı tarihselmiş, nice ayet bugün geçersizmiş.

Reformcular, yenilikçiler, değişimciler "Ayıklanmış bir İslâm" üretmek ve türetmek için çalışıyor. Bedavaya çalışmıyorlar. Yüklü ücretler.

Fazlurrahmancılar... Ankara Ekolü...

Afganîciler...

Sürü sepet müctehidleri var. Geçenlerde bunlardan biri uçakta abdestsiz namaz kıldığını iftiharla ilan etti. Gerçek İslâm ne diyor? Su bulamazsanız veya abdest alacak haliniz yoksa teyemmüm edersiniz. Abdestsiz, teyemmümsüz namaz kılınmaz. Böyle ictihad olmaz.

Bu dinde reform hareketi gerçek İslâm'a zıttır. Bunda hiç şek ve şüphe yoktur.

İslâm'ın, Kitaba ve Sünnete mutabık ve uygun en doğru yorumunu icazetli ulema, fukaha, müfessirîn, muhaddisin, eimme-i müctehidîn, Selef-i Sâlihîn yapmışlardır.

Reformcuların, Fazlurrahmancıların, Afganîcilerin, bid'atçilerin yorumları, bazısı küfre ulaşan vahim yanlışlarla doludur.

Müslümanlar Müslümanlar Müslümanlar!.. Reformcuların yalanlarına kanmayınız aldanmayınız. Cumhur-i ulema yolundan, dinde Sevad-ı A'zamdan kıl kadar ayrılmayınız.

Avrupa Birliği standartlarına uydurulmuş İslâm gerçek İslâm değildir.

Kur'ân'a ve Sünnete dayanan gerçek İslâm'a bağlı kalınız.

Reformcuların tuzaklarına düşerseniz ebedî saadetinizi yitirmek felaketine uğrayabilirsiniz.
Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:05 tarihinde güncellendi

İSLAMSIZ TOPLUM ÇÖKÜYOR.....

mardin_dehset.jpgToplum cinnet geçiriyor

Şişkin egolar çağında yaşadığımızı söyleyen Psikiyatrist Prof. Dr. Kemal Sayar, "Ailenin bir ferdi diğer bütün fertlerini öldürebiliyor, öz anneler çocuklarını katlediyor. Acımasızlığın şahikası. Türkiye toplumu da dünyanın yaşadığı toplumsal değer aşınmasını bütün hızıyla yaşıyor. İnsan insana yabancılaşıyor. Aile üyeleri ve komşular birbirine düşman kesiliyor" diye konuştu.

Dünyanın değiştiğini, yerle bir olmaya başladığını ifade eden Prof. Dr. Kemal Sayar, "Gerek Mardin gerekse de Adana kitle katliamlarında arsız bir narsizmin izini sürmek mümkün" dedi. "Aile katilliği, Türkiye'nin yeni şiddet biçimi olarak sinir uçlarımızı törpülüyor" diyen Sayar, aile fertlerinin bile ekmeğinin büyük dilimini kapma davası güttüğünü belirterek, sadece kendisi için yaşayan, kafalarındaki küçük hesaplar engellendiğinde, itiraz sahiplerini şiddet kullanarak yola getirmek isteyen sapkın ruhların bulunduğuna dikkati çekti.

Fatih Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Sayar, gerek Mardin gerekse de Adana kitle katliamlarında arsız bir narsizmin izini sürmek mümkün dedi.

  • Toplum cinnet geçiriyor -

Fatih Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal Sayar, ayakta ve hayatta kalmanın önemli mesele olduğu bir çağda yaşandığını, günlük gazetelerde nasıl sağlıklı ve uzun bir ömür sürebileceğine dair öğütler okunduğunu belirtti. Bilinen dünyanın değiştiğini, yerle bir olmaya başladığını ifade eden Sayar, şöyle konuştu: Aile katilliği, Türkiye'nin yeni şiddet biçimi olarak sinir uçlarımızı törpülüyor. Oysa aile 'kişinin sadece kendisi olduğu için sevildiği yer' değil miydi? Artık bir ailenin yüzleri de fotoğraflar kadar kısa ömürlü. Aile de insan gezegeninin soğumasından nasibini alıyor. Ailenin içinde de küçük, bir birine ulaşmaz adacıklar beliriyor. Aile fertleri de ekmeğin büyük dilimini nasıl alabileceklerinin davasını güdüyor. Narsisizm kültürü, bütün dünyayı kasıp kavurduğu yetmezmiş gibi, iştahlı bir köpek balığı halinde bizim sahillerimize vuruyor. Sadece kendisi için yaşayan, kafalarındaki küçük hesaplar engellendiğinde, itiraz sahiplerini şiddet kullanarak yola getirmek isteyen sapkın ruhların bulunduğuna dikkati çeken Sayar, şunları söyledi:

Gerek Mardin gerekse de Adana kitle katliamlarında arsız bir narsisizmin izini sürmek mümkün. Şiddet uygulayan insanların öz saygılarının düşük olduğu ve şiddeti uygulamakla kendilerini güçlü hissettikleri önermesi artık psikoloji biliminin tozlu raflarına terk edilmiş bulunuyor. Saldırgan insanlar, öz saygıları yüksek, kendilerini fazlasıyla beğenen kişiler. Saldırganlığın özünde bir çarpışma yatıyor. Kişinin kendisini algılama biçimiyle bu algıyı paylaşmayan, onu tenkit eden kişinin yükselttiği ses çarpışıyor. Tehdit altındaki egotizm. Evet, egotizm, egoizm değil. Siz kendinizi beğeniyorsunuz, birisi sizi beğenmiyor. Size sizin zannettiğiniz kadar mükemmel olmadığınızı söyleyen kişiye yumruğu indiriyorsunuz.

TOPLUM CİNNET GEÇİRİYOR

Şişmiş öz saygıları olan insanların hayattan daha çok ego tehdidi algıladığını anlatan Sayar, sözlerini şöyle tamamladı: Kendilerini olduklarından değerli algılayan kişiler, bu algıya tehdit olarak gördükleri her durumda saldırganlaşabilir. Söz gelimi ABD'de tecavüz mahkumlarıyla yüz yüze görüşme yoluyla yürütülmüş bir çalışma, bu kişilerin kendilerini gayet yetenekli, becerikli ve başarılı olarak tarif ettiğini göstermektedir. Şişkin egolar çağında yaşıyoruz. Ailenin bir ferdi diğer bütün fertlerini öldürebiliyor, komşular veya öz anneler çocukları katlediyor. Acımasızlığın şahikası. Türkiye toplumu da dünyanın yaşadığı toplumsal değer aşınmasını bütün hızıyla yaşıyor. İnsan insana yabancılaşıyor. Aile üyeleri ve komşular birbirine düşman kesiliyor.

Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:10 tarihinde güncellendi

Sayfa 173 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.