.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Yaşayan Filistin Sempozyumu

filistin-yasayan.jpgHAMAS temsilcisi Muhammed Nezzal, İsrail'in Filistin direnişini kıramadığını ve bunun en açık örneğinin de 2006 ve 2009'daki Gazze'ye yapılan saldırılarda görüldüğünü belirtti.

İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği'nin organize ettiği Uluslar arası Yaşayan Filistin Sempozyumuna katılan HAMAS temsilcisi Muhammed Nezzal, İsrail'in Filistin direnişini kıramadığını ve bunun en açık örneğinin de 2006 ve 2009'daki Gazze'ye yapılan saldırılarda görüldüğünü belirtti.

Muammer Bat -İstanbul

40 ülkeden 150'den fazla sivil toplum kuruluşunun temsilcisinin katıldığı Uluslararası Yaşayan Filistin Sempozyumuna katılan HAMAS temsilcisi Muhammed Nezzal, İsrail'in Filistin direnişini kıramadığını ve bunun en açık örneğinin de 2006 ve 2009'daki Gazze'ye yapılan saldırılarda görüldüğünü belirtti. İstanbul Grand Cevahir Otel'de düzenlenen sempozyumun açılış konuşmasını yapan İDSB Genel Sekreteri Necmi Sadıkoğlu yaptı. Son yüzyılın en büyük sorununun Filistin meselesi olduğunu belirten Sadıkoğlu, "Filistin'in sadece Filistinlilerin ve Arapların değil, tüm Müslümanların davasıdır. Gazze halkının kahramanca mücadelesini ve İsrail işgal devletinin terörünü yeniden masaya yatırmamız lazım. Hür ve bağımsız bir Filistin kuruluncaya kadar, Filistinli mülteciler evlerine dönünceye kadar bu tür çalışmalarımız devam edecektir. Önümüzdeki yıllar İslam dünyasının diriliş yılları olacaktır" dedi.

Bağlılık yemini ettiriyorlar

Sempozyumda bir konuşma yapan 48 Toprakları İslam Hareketi lideri Raid Salah ise, Filistin davası için artık sözler yerine harekete geçilmesi gerektiğine vurgu yaparak, "Her kim Ahiret gününe inanıyorsa, doğruyu söylesin. Gün gönül alma sırası değil. Filistin bugün ateş altında. Filistin sorununun çözülmesi için 5 milyondan fazla olan Filistinli'nin tekrar topraklarına dönmesi gerekir. Bugün 48 topraklarında 1 milyon 200 bin Filistinli yaşıyor. Siyonistler onları da göçe zorluyor ama şunu bilsinler ki, bunun için 1 milyon 200 tabut hazırlamaları gerekir. Bizim ancak tabutumuz oradan çıkar. Şimdi de Siyonizm'e bağlılık yemini etmeyenleri hapse koyacaklar. Allah'a yemin ederim ki, asla böyle bir şey yapmam. Biz hapisten korkmuyoruz. Biz sadece Allah'tan korkuyoruz" dedi.

UluslararasI güçler en büyük tehdİt

Sempozyuma katılan Filistin'in en büyük gruplarından HAMAS temsilcisi Muhammed Nezzal, İsrail'in Filistin direnişini kıramadığını ve bunun en açık örneğinin de 2006 ve 2009'daki Gazze'ye yapılan saldırılarda görüldüğünü belirtti. Sempozyumda konuşan MÜSİAD eski Başkanı ve Filistin Dayanışma Platformu Başkanı Erol Yarar, İslam dünyasının kendi gücünün farkında olmadığını belirterek, Müslümanların kendilerine öz eleştiride bulunması gerektiğini söyledi. Filistin Büyükelçisi Nebil Maruf konuşmasında, 1948'den beri devam eden işgale rağmen direnişin devam ettiğini kaydederek, "Bu savaş İsrail'in gücü ya da Filistin'in güçsüzlüğü ile ilgili değil. Uluslararası güçler Filistin'in zafere ulaşmasının önündeki en büyük engeldir" dedi. Sempozyumda konuşan Irak Müslüman Âlimler Birliği Genel Sekreteri Şeyh Haris ed Dari de, Filistin'İ şanlı Osmanlı'nın savunduğunu ve bugün aynı şekilde Osmanlı'nın torunları olan Türklerin de aynı davayı yürüttüklerini kaydederek, "Filistin davası hiçbir zaman akıllarımızdan çıkmayacaktır. Siyonistler Mescid-i Aksa için komplolar yürütüyor" ifadelerini kullandı.

Pazar, 31 Mayıs 2009 10:40 tarihinde güncellendi

SUDAN İYİ YOLDA.....

   sudan.jpg"Sudan’da İsrail bayrağı asla sallanmayacak"   
Sudan'ın kadın ve aileden, gençlik ve çocuk eğitiminden sorumlu mevcut devlet bakanı Sami Abdudaim Yasin Vakit'e konuştu.

Mustafa R. Özgür / Vakit

Yasin; "Sudan'da kurtlar kuzulara saldırmak istiyor. Biz büyük adımlarla yürümeye başlayınca birileri telaşlandı. Uluslararası haydutlar bize saldırmaya devam etse de biz yolumuza devam edeceğiz. Çünkü biz biliyor ve inanıyoruz ki onlar hile kuruyorlar ve onların hilelerini Allah boşa çıkaracaktır. Biz çok yasalar, kanunlar çıkardık ancak bununla beraber şuna iman ediyoruz ki, en büyük yasa Allah'ın yasasıdır. En büyük kanun İslâm kanunudur. En büyük söz İslâm’ın anayasasıdır, İslâm’ın değerleridir. Bakın, onlar bizim hükümetimize gerçekten çok önemli bir teklifte bulundular. Dediler ki, eğer isterseniz biz bu savaşı 48 saat içerisinde bitiririz. Ancak bir şartımız var. Bize; "Sizin İsrail ile ilişkilerinizi normalleştirmeniz lazım" dediler. "Normalleşme süresi içerisine girin" dediler. Bunu yaparsak, İsrail'in bölge üzerindeki hedeflerini gerçekleştirmesine olanak verirsek eğer, çıkardıkları savaşı da sonlandıracaklar. Ancak biz Hartum'da İsrail bayrağının dalgalanmasına asla müsade etmeyeceğiz. Siyonist medyadan haber almak istemiyouz. Sudan'a dair haberleri siz de Siyonist medyadan almayın. Size haber getirenlerin ne olduklarına dikkat edin. Fasıklara aldanmayın" dedi.

Sudan'ın mevcut Devlet Bakanı; "Türkiye'yi ve liderlerini çok seviyoruz. Bizi buraya davet eden çok değerli büyüğümüz mücahit Prof. Dr. Necmettin Erbakan beyefendiye büyük sevgi ve saygı duymaktayız. Onu Allah'ın selamı ile selamlıyorum, Rabbim ona uzun ömür versin. Onun gibi değerli bir insanı tanımak ve sevmekten çok memnunum" diye konuştu.

Sudan, keşmekeşin hakim olduğu bir İslâm yurdu. Ayağa kalkmasına ve kendini toparlamasına bir türlü izin verilmeyen bu ülke 20 yıldan beri Batılılar tarafından tetiklenen savaşlarla uğraşmak zorunda bırakıldı. Başta İsrail olmak üzere birçok Batılı hükümetin bölge üzerinde birtakım hedefleri var. Biz de Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından düzenlenen 18. Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi nedeniyle Türkiye'ye gelen Sudan Devlet Bakanı Sami Abdudaim Yasin ile tüm bunları konuştuk.

Sudan'ın kadın ve aileden, gençlik ve çocuk eğitiminden sorumlu mevcut devlet bakanı olan Sami Abdudaim Yasin, Sudan'ı, Sudan üzerinde oynanan oyunları ve Siyonist medyasını Vakit'e anlattı.

Buyrun;İslâm Coğrafyasının mazlum bir ülkesinden geliyorsunuz, hoşgeldiniz.

Teşekkür ederim. Sudan Hükümeti ve Sudan halkı adına Türkiye'ye çok selam ve sevgi getirdim.

Sudan'da neler oluyor?

Sudan'da kurtlar kuzulara saldırmak istiyor. Biz büyük adımlarla yürümeye başlayınca birileri telaşlandı. Şimdi bunun cezasını bize ödetmek istiyorlar.

ULUSLARARASI HAYDUTLAR BİZE SALDIRIYOR

Ne yaptınız ki?

İktidara geldikten sonra hızlı bir gelişme ve kardeşlik teminine başladık. Bizim kalkınmamız BM rakamlarına göre %8'dir. Kültürel anlamda, sosyal alanda, ekonomik alanda büyük bir gelişme içerisine girdik ve bu birilerini çok rahatsız etti. Fakat uluslararası haydutlar bize saldırmaya devam etse de biz yolumuza devam edeceğiz. Çünkü biz biliyor ve inanıyoruz ki onlar hile kuruyorlar ve onların hilelerini Allah boşa çıkaracaktır.

İnşallah. Siz kadın, aile, gençlik ve çocuktan sorumlu devlet adamısınız. Bakanlık olarak neler yapıyorsunuz?

Bakanlığımız yeni kuruldu. Bazı bakanlıklar ve görevler birleştirildi. Kadın ve çocuklarımız çok sıkıntılı. Savaş ve yoksunluk birçok problemi de beraberinde getiriyor. Bakanlık olarak çocuklarımızı, ailelerimizi ve kadınlarımızı korumakla alakalı çok önemli faaliyetlerimiz var. Kadını, gençleri, çocukları koruyan birtakım yasalar çıkarıyoruz. Biz çok yasalar, kanunlar çıkardık ancak bununla beraber şuna iman ediyoruz ki, en büyük yasa Allah'ın yasasıdır. En büyük kanun İslâm kanunudur. En büyük söz İslâm’ın anayasasıdır, İslâm’ın değerleridir. Biz ne kadar kanun koyarsak koyalım bir taraftan açık veriyoruz. Ne yaparsak yapalım kadını ve çocuğu koruyamıyoruz. Önemli olan İslâmi değerlerin Sudan'a ve tüm dünyaya yayılmasıdır, benimsenmesidir.

Darfur'da neler oluyor?

Biliyorsunuz, burada özellikle birileri birçok kirli iş çeviriyor. Avrupa ve ABD'nin büyük oyunları söz konusu. Bazı hesapları var. BM bizim üstümüze saldırıp duruyor. 20 yıldan beri bir savaş sürmekte. Savaşı onlar çıkardı, tetikleyen de onlar. Bazı vaatleri de vardı fakat hepsi kaldı. Biz İslâmlaşmaya çalıştıkça bizimle uğraşıyorlar. Başımıza yeni yeni problemler açıyorlar. Bizi köşeye sıkıştırmak istiyorlar. Bizim üzerimize yükleniyorlar. Güney Sudan'da, Kuzey Sudan'da bize saldırıyorlar.

İSRAİL İLE İLİŞKİ KURMAMIZI İSTİYORLAR

Savaş hep sürecek mi?

Bakın, onlar bizim hükümetimize gerçekten çok önemli bir teklifte bulundular. Dediler ki, eğer isterseniz biz bu savaşı 48 saat içerisinde bitiririz. Ancak bir şartımız var. Bize; "Sizin İsrail ile ilişkilerinizi normalleştirmeniz lazım" dediler. "Normalleşme süresi içerisine girin" dediler. Bunu yaparsak, İsrail'in bölge üzerindeki hedeflerini gerçekleştirmesine olanak verirsek eğer, çıkardıkları savaşı da sonlandıracaklar. Ancak biz Hartum'da İsrail bayrağının dalgalanmasına asla müsade etmeyeceğiz. Asla buna muktedir olamayacaklar.

Eyvallah. Peki, siyasi olarak Sudan'da sizin durumunuz nasıl?

Biz yüzde 20'lik oy oranına sahibiz. 2010 yılındaki seçimler için yapılan anketlerde çok yüksek oy oranlarına sahip olduğumuz ortaya çıkıyor. 17 parti var ve biz İhvan-ı Müslim'in teşkilatı olarak seçimlere giriyoruz.

Savaş can yakıyor elbette...

Evet. Bugün Sudan'da karşılaştığımız problemlerin başında birtakım silahlı örgütlerin sınır tanımayan zalimlikleri gelmektedir. Çocuklarımız asker olarak kullanılıyor. Çocuklarımızı korumamız lazım. 26 vilayetimiz var, bunlara subaylarımız sayesinde hakim olduk. Çocukların savaşlarda kullanılmaması için önemli adımlar attık ve başarılı da olduk. Bu arada, bu bahsettiğim subayların önemli bir kısmı askeri eğitimlerini Türkiye'de tamamladılar.

Türkiye ile bağlarınız güçlü yani.

Elbette. Türkiye'yi ve liderlerini çok seviyoruz. Bizi buraya davet eden çok değerli büyüğümüz mücahit Prof. Dr. Necmettin Erbakan beyefendiye büyük sevgi ve saygı duymaktayız. Onu Allah'ın selamı ile selamlıyorum, Rabbim ona uzun ömür versin. Onun gibi değerli bir insanı tanımak ve sevmekten çok memnunum.

Medya ile ilişkileriniz nasıl?

Biz dünyadan habersiz yaşamıyoruz. Biz bu dünyada yaşıyoruz ve medyayı takip ediyoruz. Bizim elimizde her türlü medya aracı var. Ancak o araçların içerisinde yer olacak konulara ihtiyacımız var. Bizim gençlerimize ve çocuklarımıza hitap edebileceğimiz yayınlara ihtiyacımız var. Siyonist medyadan haber almak istemiyouz. Sudan'a dair haberleri siz de Siyonist medyadan almayın. Size haber getirenlerin ne olduklarına dikkat edin. Fasıklara aldanmayın.
Pazar, 31 Mayıs 2009 10:35 tarihinde güncellendi

Boğanın intikamı bu ise.....

152256.jpgBoğanın intikamı böyle oldu 


 
 

 
Madrid'in Las Ventas arenasında düzenlenen festivalde matador Israel Lancho, öldürmeye çalıştığı bir boğa tarafından feci şekilde boynuzlandı.

Ispanya'nın en önemli turizm gelir kaynaklarından biri olan ancak hayvanseverler tarafından çok eleştirilen boğa güreşlerinde korkunç bir olay yaşandı.

Başkent Madrid'de düzenlenen San Isidro Festivali'nde, Las Ventas arenasına çıkan İspanyol matador Israel Lancho, kılıç ve mızrak darbeleriyle yaralayıp çılgına çevirdiği boğa tarafından feci bir şekilde boynuzlandı. Hastaneye kaldırılan matadorun durumu ağır...


























                                                                                         

                                                                                         
Pazar, 31 Mayıs 2009 10:26 tarihinde güncellendi

AKLIMIZI BAŞIMIZA ALALIM...... LANETLİ KAVİMDEN UZAK DURALIM......

israeel0.jpgİsrail şirketinin ne işi var orada!

İsrail'in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'nin, Suriye sınırı boyunca yerleştirilen mayınların temizlenmesi konusunda tartışmaların tırmandığı bir dönemde Urfa'da söylediği sözler, özel bir anlam yüklenmese bile, yakışıksızdı. "Bu bölge hem Müslümanlar için hem Yahudiler için çok önemli bir yer. Biz küçüklüğümüzden beri nereden geldiğimizi ve tarihimizi biliyoruz. Bunu küçük çocuklarımız da biliyor. Tabii her Yahudi için bu topraklar ve atalarımızın dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli. Özellikle Şanlıurfa ve Harran bizim için çok önemli…" diyen Bergama doğumlu Levy'nin sözleri, en masum bakışla kamuoyu hassasiyetini istihza ila karşılamaktı. Bu sözlerin, hem de Urfa'da hem mayın tartışmasının alabildiğini tırmandığı bir dönemde hem de İsrail'in bölgeye ilgisinden duyulan rahatsızlık varken söylenmesi çok ciddi bir dikkatsizlik örneğidir. Tarihsel gerçekler, Arz-ı Mev'ud tartışmaları değil kastettiğim. Bazı İsrailliler'in hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayallerinden başka anlam ifade etmeyen söylemler değil. Bugünün, bölgenin gerçeklerinden hareketle söylüyorum bunu. Bir diplomatın, hele bu İsrail gibi bütün bölgede güvensizlik kaynağı olan bir ülkenin büyükelçisi ise, böyle bir hata yapması kabul edilir bir şey değildir.

Türkiye'de İsrail'e yönelik duyarlılığı hafife almak hatta küçümsemek kimsenin haddine değildir. Bu son derece gerçekçi bir tepkidir. Yahudi düşmanlığı ile, yabancı düşmanlığı ile, popüler siyasi söylemin moda ifadeleriyle açıklanacak bir durum değil bu. Daha dün Gazze'deki kıyım yaşanırken Türkiye ayağa kalkmamış mıydı? Kıyımı yapanlar değil de buna reaksiyon gösterenler mi, Türkiye-Suriye sınırına bir İsrail şirketinin yerleşmesine karşı duranlar mı yanlış yapıyor! Üstelik bu duyarlılık sadece Suriye sınırı boyunca değil, bütün Türkiye'de var, bütün bölgede var, bütün dünyada var. Dünyanın her bölgesinde İsrail'e karşı özel bir dikkat söz konusu. Bir olayda İsrail'in daha varsa o olay daha bir özenle ele alınır. Bu gerçeğin suçlusu bütün insanlık değil, İsrail'in kendisidir! Kendisini eleştiren herkesi, her ülkeyi antisemitizmle karalama yaptırımına mahkum olmadan gerçekleri söylemeye, duyarlı olmaya ısrarla devam edeceğiz.

Türkiye ve Suriye, bugün birbirine çok yakın iki ülke. Hiç kimsenin tahmin edemeyeceği oranda bir yakınlık söz konusu. Bundan en fazla rahatsız olan elbette İsrail. Soğuk Savaş döneminde iki ayrı siyasi kampta yer almalarının bedelini iki ülke de ödedi. Bugün, o dönemde örülen kalın duvarları yıkma zamanı. Dikkat edelim; İsrail duvarlar örerken biz duvarları yıkıyoruz. Siyasi yakınlık, ekonomik yakınlık, askeri yakınlık her geçen gün daha da artıyor. Dokuz yüz kilometrelik sınır şimdi işbirliği ve dostluk sınırıdır. Eğer bu sınırın bir bölümünde yüz binlerce mayın varsa, bu elbette ortadan kaldırılacaktır. Geç bile kalındı. Bunun için Ottawa Sözleşmesi gerekmiyor. Bunun için 2014 yılını beklemek gerekmiyor.

Teknik anlamda mayın temizleme konusunda ciddi bir kafa karışıklığı var. Herkes bir başka öneride bulunuyor. Ama şurası gerçek; Mayınları temizlemeyi becerebilen sadece İsrail firmaları değil. Böyle bir şey yok. Türk firmaları da aynı şeyi yapabilir. Daha önce yaptı da. O zaman İsrail'in bu işe bu kadar talip olması sadece ekonomik bir yatırım olarak mı görülmeli? Bununla mı sınırlı? Ya da İsrailli firmaları buraya sokmak için ısrarcı olmanın anlamı ne? Elli yıl önce döşenmiş mayınları temizleyecek bir teknoloji yok mu bu ülkede? Orta ölçekli Anadolu girişimcilerine bölge bölge dağıtılsın, onlar bunun teknolojisini de bulacak, mayınları da pekala temizleyecektir. Günlerdir izliyoruz. Sadece belli çevreler değil, Türkiye'nin hemen tamamı İsrail'in bölgeye girmemesi konusunda ısrarlı. Buna taraftar olan neredeyse yok. O zaman neden bu ısrar?

Bugüne kadar bu ülkeye verilen savunma ihaleleri kamuoyunda ciddi endişelere, itirazlara neden oldu. Haklılık payı olduğu sonraları ortaya çıktı. İhalesiz verilen siparişlere, sonraki fiyat artırmalarına bakınca bu ortaya çıkıyor. Türkiye-Suriye sınırı bizim Ortadoğu ile bağlantımız. Burada hiçbir güvensizlik oluşmamalı. Irak işgali öncesi yine bu güzergah tartışmaya açılmıştı. İskenderun Körfezi'nden Irak sınırına kadar olan kuşak tezkere tartışmalarının içindeydi. Bundan sonra da öyle olmaya devam edecek.

Mesele sadece mayınların temizlenmesiyle sınırlı teknik bir konu mu? Ya da temizlik sonrası organik tarım meselesi mi? Acaba daha başka, Bilediğimiz boyutları mı var? Mesela petrol…

Suriye geçtiğimiz aylarda ulusal petrol rezervini açıkladı. Uzun süren çalışmalar sonrası bir rapor yayınlandı. Pek kimsenin dikkatini çekmedi. Rezervinin 24 milyar varil civarında olduğu ifade ediliyor. Ama daha dikkat çekici yönü, bu rezervler ülkenin kuzey ve kuzey doğusunda. Yani Türkiye'ye yakın yerlerde. Sınırın Türkiye tarafında son zamanlarda yapılan aramalarda ümit verici sonuçlar elde edildi. Mayınların temizlendiğini düşünelim. 180 milyon metrekarelik bir toprak parçası elbette tarım için olağanüstü bir zenginlik. Peki ya petrol için?

Buraların petrol sahaları olabileceğini düşünsek ne olur? Gerçekten bu mayınlar sadece Batı-Sovyet Bloku'nun sınırları olduğu için mi, Suriye'den gelebilecek tehditleri önlemek için mi döşenmişti?

Hiç kimse, bu ülkenin insanının duyarlılığını yadırgamasın. Ayıplamasın, küçümsemesin. Bu duyarlılığın toplumun her kesimi tarafından paylaşıldığını, derin bir akıldan kaynaklandığını düşünüyorum. Türkiye'nin şu an endişe edildiği gibi bir hata yapacağına da inanmıyorum. Yapmamalı. Böyle bir lüksü yok. Varsın İsrail firması olmasın. Ne kaybedeceğiz?      
İbrahim Karagül - Yeni Şafak
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız  

 

Cuma, 29 Mayıs 2009 07:56 tarihinde güncellendi

Sayfa 179 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.