.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

SULTAN ABDUL AZİZ DEN, PEYGAMBERİMİZE MEKTUB....

osmanli-nisani.svg.jpgMektubun orijinal hali bugün Topkapı Sarayındadır. Muhtemelen Fahrettin Paşa’nın emanetleri İstanbul’a naklettiği o listede bu mektup da yer almıştır. Sultan’ın kendi kaleminden, gönlünden düşen kelimelerle yazdığı her satırından belli olan o mektup bugün Hırka-i Saadet’te bulunuyor.

Mektupta Hazreti peygambere ümmet, Mekke ve Medine’ye hadim (hizmetçi) olmak şerefine kavuştuğunu belirten Sultan Aziz, mektubuna Besmele ve Salat-u selamla başlıyor. Kendi eliyle hazırladığı zarfı iki yerinden kırmızı mum ile mühürleyip adeta “özel”leştirmiş.

Mektup o kadar nazik bir dille kaleme alınmış ki Osmanlıca’nın leziz ve mütevazi üslubu tümüyle yansımıştır. Giriş bölüm salat, selam ve hamdle başlayan mektup, bu sözlerle size mektup yazmak suretinde bulunan "ben günahkarı bağışlayın” diye devam ediyor.

Sultan’ın Kendisini tarif eden cümleleri mektuptan aktarmama izin verin: “İşbu mücrim-ü asi ve her bir karı asi Abdulaziz Han bin Mahmud Han Gazi ümmetini nezd-i risaletpenahinizde cürm-i isyani hesab olunacağını munkır ve mu’terif olarak der-i merhamet medarınıza arzuhal-i pür melal takdimine cür’et eyledim” Bu nasıl bir hürmet, nasıl bir tazimdir mektub.jpg

Diyor ki Sultan Aziz, “Ben ki Mahmud han oğlu; günahkar, isyankar Abdulazizim. O hesap gününde ümmetinizi koruyup, gözettiğiniz o günde merhametinize sığınmayı arz etme cüretinde bulunuyorum efendim”  Ve mektubuna aynı hürmet ve af dileyen, günahkar bir kul ruhuyla devam ediyor Sultan Aziz, üzerindeki bütün emanetlerin gereğini layıkıyla yerine getirmek, Allah ve kul haklarını eda etmek, Müslümanların kendi idaresinde olan mallarını israfa düşmeden yerli yerinde sarf etmek, gizli ve açık bütün düşmanlar üzerine galip gelmek, bütün mü’minler ile birlikte sıhhat ve afiyet içinde, rıza-i ilahiyyeye muvafık ömür sürmek, mahşer günü arz yıkılmadan ilk girenler ile birlikte cennete girmek için Rasulullah (sav)’in şefaatine sığınıyor.

Ve günahkar ve mücrim haliyle böyle bir mektubu kaleme almaya cüret ettiği için tekrar tekrar özür diliyor ve; “Ene’l abdul müznibüd daif el muhtacu ila fuyuzatı meliki’l latif el muncı ve’lmunteci ila ra’feti’r rauf. El müsemma bi Abdulaziz Han ibni’l Gazi Mahmud Han sellmehu’l meliku’l Mennan” diye sona erdiriyor
***

Müminlerin hizmetkarı, sorumlusu, halifesinden,  Rasulullah’a yazılan bu mektup baştan sonra bir sadakat, samimiyet ve iltifat kokusu yayıyor. O koku hala Topkapı’da her okunduğunda Sultan Aziz’in hürmetine ve mütevaziliğine şahadet ediyor.

Çarşamba, 10 Haziran 2009 10:00 tarihinde güncellendi

EFENDİ HAZRETLERİNDEN SELAM VAR.....

efendi_hz01.jpgŞam-ı Şerif Evliyasını kucakladı     

Şam-ı Şerifde bulunan Mahmud Ustaosmanoğlu k.s, Meşhur Alimler tarafınca büyük bir sevinçle kucaklandı. Aynı zamanda kabir ziyaretlerinde bulunan Mahmud Efendi Hz. sağlığı her geçen gün dahada iyiye gidiyor. Pazar günü İstanbula dönecek olan Efendi Hazretleri k.s. bütün ihvana selam ve dualarını bildirdi...


Çarşamba, 10 Haziran 2009 09:58 tarihinde güncellendi

Ayasofya için idam

 ayasofya_1.jpgAyasofya için idamla yargılandı
03 Haziran 2009 Çarşamba 08:52
Ayasofya tekrar açılsın dediği için 1953 tarihinde idamla yargılanan Osman Yüksel Serdengeçti'nin avukatlığını yapan Süleyman Arif Emre'nin açıklaması

“O davayı, Ayasofya meselesini tarihe mal etmek için almıştım”

Ayasofya daha önce birçok defa yine bu nedenle gündeme gelmişti. 1952 senesinde Türkiye'ye gelen Patrik Atenegoras, dönemin Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar'dan, Ayasofya'nın kiliseye çevrilmek üzere kendilerine verilmesini istemişti. Bu haber üzerine Osman Yüksel Serdengeçti sert bir makale yazarak, Ayasofya'nın kilise yapılmasına karşı çıkmıştı. Bunun üzerine birtakım işgüzarlar Serdengeçti'nin aleyhine ‘Millî mukavemeti kırdığı, Türk Yunan dostluğunu ihlal ettiği' iddiasıyla Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde bir kamu davası açtırmışlardı.

 Serdengeçti'nin avukatı olan Süleyman Arif Emre ise o davayı  şöyle anlattı; “O davayı, Ayasofya meselesini tarihe mal etmek için almıştım. Çünkü durumumuzu Ayasofya'ya bakarak anlayabiliriz. O bizim Türkiye'deki halimizi görmemiz için iyi bir göstergedir O davanın sevk maddesi, TCK'nın 161. maddesidir. Bu maddenin metni, o günkü şekliyle cezayı, idamdan başlatıyordu. Bu maddeye göre Sanık Yüksel'in, önce garnizon komutanlığı mahkemesinde ilk sorgusu yapılmış, zamanın Millî Savunma Bakanı Seyfi Kurt imzasıyla, Osman aleyhinde dava açılmasına, resmen izin verilmiştir. Bu işlem çok dikkat çekicidir” dedi.

BERAATLE SONUÇLANDI

Arif Emre davanın detaylarını ise şöyle anlattı; “Davaya bakan Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'ne, davayı takip eden savcı Nuri Süer'in iddiaları çok enteresandır. Savcı 17/1/1953 tarihli iddianamede: ‘Muharririn Ayasofya'yı, kilise yapmak isteyenlere cevap verdiği yolundaki müdafaasının, samimi olduğunu kabul etmek te mümkün değildir. Çünkü aslında kilise olan Ayasofya'nın evvela cami yapılması, sonra da müze haline konulması idari bir muameleden ibarettir' deniliyor. Eğer bu mantık geçerliyse, Fatih Sultan Mehmet Hazretleri'nin, halen, fiilen, kanunen ve resmen cami sayılması gereken vakfiyesini hükümsüz saymış oluyor. Bu mantık yürütülürse Malazgirt'ten bu yana ecdadımızın bin seneyi aşkın vatan saydığı yurdumuzun da aslında Rum malı olduğu neticesine varılır. Tabii, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi bu davayı beraat ile bitirdi. Yargıtay Birinci Ceza Dairesi, beraat hükmünü onayladı.”
Çarşamba, 10 Haziran 2009 09:57 tarihinde güncellendi

AHIR ZAMAN - 2

akm--.jpg

AHIR ZAMAN HALLERİ -2 

 

Halid ibin Velid r.a. şöyle dedi: “Fitne, bir arazide olup orda masıyetler işlenir ve ordan çıkıp masıyet işlenmeyen yere gitmek istersin de onu bulamazsın.”

 

Ali r.a., imandan soruldu: “Fitne olur da, onu elinle ve lisanınla değiştiremezsin.”

 

Ubeyde ibni Umeyr şöyle dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hucre ehline (ailelerine) çıkıp buyurdu: “Ey Hucre ahalisi! Ateş yanaştı,  fitneler geldi; sanki onlar karanlık gece parçaları gibi. Şayet benim bildiğimi bilseniz, elbette az güler çok ağlardınız.”

 

Zeyneb binti Cahş radıyellahu anhâ validemiz dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün korkulu yüzü kızarmış bir halde çıktı, şöyle diyordu: “Lâ ilâhe illellah, yazık (veyl) araplara yakınlaşan şerden. Bu günü ye’cüc ve me’cüc ün seddi şunun gibi yıkıldı/delindi (baş parmağını ve yanındakini halka yaptı.) Dedimki: Ey Allahın Resulü! İçimizde salihler olduğu halde helak olurmuyuz?

Buyurdu: “Evet, kötülükler çoğaldığı zaman.”

               

Ebu Hureyre’den r.a. rivayetle şöyle dedi: “Yazık (veyl) olsun araplara, altmış sene başında yakınlaşan şerden. Emanet ganimet olur, sadaka borç olur, şehadet tanıdıklar için olur, hüküm hevaya göre olur.”

Ebi Bekre’den r.a. rivayetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Yakında fitneler olacak, orda yan yatan oturandan daha hayırlıdır.oturan ayaktakinden daha hayırlıdır. Ayaktaki yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen koşandan daha hayırlıdır.”

Adamın biri: Ya Resulellah! Bana ne emredersin? Dedi.

Buyurdu: “Kimin devesi varsa ona katılsın, kimin davarı varsa ona katılsın, kimin arazisi varsa ona katılsın,kimi bir şeyi yoksa kılıcına yaslansın, keskin tarafını taşa çarpsın. Sonra gücü yeterse kurtulmanın çaresine baksın.” 

Çarşamba, 03 Haziran 2009 04:06 tarihinde güncellendi

Sayfa 175 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.