Endülüs Emevi Devlet’inin nerede kurulduğunu ve ne kadar yaşadığını biliyor
musunuz?
Biliyorsanız, şimdi
onun yerinde yeller estiğini ve o koca medeniyetten, sadece bir Elhamra
sayrı ile içinde kilise kurulmuş bir iki camiden başka hiçbir şeyin kalmadığını
da biliyorsunuzdur.
Bilmiyorsanız veya
umurunuzda değilse bu yazıyı okumayın, çünkü anlamazsınız…
Bu tembihten sonra
birkaç not daha yazıp ad verme işini size bırakacağım.
* * *
Yunanistan, son
yıllarda baş döndürücü bir silahlanma içinde. Eskiden Türkiye ile Yunanistan
arasında askeri güçler konusunda belli bir orana dikat edilirdi. Yunanistan
bunu deldi ve son derece yüksek imha ve vuruş kabiliyeti olan silahlar almaya
başladı. Almaya da devam ediyor. Yeni edindiği füze sistemleri ile Ankara’nın
ve Adana’nın doğusunu ve tabii Kıbrıs’ı vurabilecek konuma geldi.
Soru; Yunanistan bu
kadar uzun menzilli ve son derece gelişkin silahları kime karşı kullanacak?
* * *
Türk F-16’ları,
Yunan ve İsrail uçaklarını vurabilecek donanımlara sahip değildir. Herhangi bir
savaşta veya kapışmada, bizim pilot ez kaza bir yunan uçağıyla karşılayıp da
onu indirmek için ateş butonuna basarsa, bizim uçağımız, pilotunu ‘dost kuvvetlere ateş edemezsin’
diye uyarıyor ve ateşleme yapmıyor. Çünkü o uçaklara ateş etme kabiliyeti yok
bizim uçaklarda. Ama onların pekâlâ jetleri bizim uçağı vurabiliyor…
Bu sizi rahatsız
ediyor mu?
* * *
İsrail’in kendisine
Tanrı tarafından vaad edildiğini ileri sürdüğü toprakların nereler olduğunu
biliyor musunuz?
O toprakların içinde
Türkiye’nin de büyük bir kısmı var. Alman Die Welt Gazetesi’nin
bir yıldızı vardı eskiden. O yıldızın içinde, vaad edilmiş toprakların küçük
bir haritası bulunurdu. Bilmiyorum hala duruyor mu?
Bilmeyenler ve
üşengeçler için söyleyeyim; Harput, vaad edilmiş
toprakların kuzey-doğu uc şehridir, Tarsus, vaad edilmiş
toprakların kuzey – batı uc şehridir. Oradan buraya bir çizgi çekin, işte
güneyinde kalan araziler ‘vaad edilmiş topraklar’dır.
………..
Ara not: Siz gülün, inanmayın. Ama onlar inanıyorlar, inanmakla
da kalmıyorlar, azimle ve gayretle bu topraklara sahip olmanın planlarını
kuruyorlar. İsrail’in, Kuzey Irak’a ve bilumum Kürt hareketlerine yakınlığının
sebeplerinden biri de budur.
Hans Von Derschwam diye bir alman papaz, 1546- 60 yıllarda Marmara
civarını dolaşır ve notlar alır. Orada derki, “Ben Yahudilere şaştım. Her aile her gün bir Şekel
atıyor kumbaraya. Güya Filistin diye bir yer varmış, bir gün orada devlet
kuracaklarmış!” Siz de herhalde şaşardınız ama
bugün o topraklarda o devlet var ve hem de Müslümanları (afedersiniz) davar
keser gibi katlediyor dünyanın gözü önünde…
…………..
Bunu bilmediğiniz
takdirde, Osmanlı’yı içerden göçertme projelerinden biri olan Paris menşeli
Siyonist Allianse
İzrael okullarının ilkinin neden Harput’ta
kurulduğunu da bilemezsiniz.
Ve keza, bu
okulların ikincisi olan -bugün Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüştürülmüş- Robert Collage’in,
neden Fatih’in,
gemileri karadan yürüttüğü var sayılan tepeye
kurulduğu da umurunuzda olmaz…
Ve yine üçüncü
okulun neden Mersin veya Adana değil de illa da Tarsus’a kurulduğunu –ki
hala hizmet vermeye devam ediyor- da anlamak istemezsiniz.
*
* *
Bir kısmımız
miyobuz, bir kısmımız hipermetrop. Ben çocukluğumdan beri, yakını iyi
göremezdim, şimdi de öyle. Ama elhamdülillah uzağı hep iyi gördüm.
2002 yılında bir üst
düzey yetkiliye İsraillilerin neden gelip Güneydoğu şehirlerinde doğum
yaptıklarını merak ettiğimi söylemiştim. Sonra o zat bana döndü ve ‘vehim’
yaptığımı söyledi. Sandığım kadar yokmuş!
Keza, Fırat
havzasında ciddi bir yeniden yapılanma yaşandığını; bir kısım ‘Türk vatandaşları’nın
birileri adına harıl harıl çiftlik aldığı yolunda iddialar olduğunu söyledim.
Ona da vehim dediler.
Sonra duydum ki,
Suriye ile aramızdaki mayınlı arazinin temizlenmesi işi İsrail’e verilmiş.
Karşılığında, 49 yıl organik tarım yapacakmış orada.
Sonra buna ‘derin’
itirazlar geldiği söylendi. Çünkü mevcut tohumların genlerinin kırılması, bir ekimlik
tohum üretilmesi ve arılara varıncaya kadar her türlü zirai ürün ve araçların
yapısıyla oynanması konusunda asıl vebal sahibi olan İsrail’e o toprakların
verilmesinin ne anlama geldiği açıktı! (GDO’nun peşine bir düşün bakalım
internette..
* * *
1992 yılında,
hükümet, mayınlı arazinin temizlenmesi işini askeriyeye havale etti. Askeriye
el ile temizleme işinin uzun süreceğini ileri sürerek, üç tane mayın temizleme
makinesi alınmasını istedi.
Türkiye’nin bu
talebi gündeme gelir gelmez İsrail devre’ye girdi. “Bu işi ben bedava yapayım, siz
de o toprakları 49 yıllığına bana kiralayın” dedi.
Çünkü her bir makine 5 milyon dolardı… 15 milyon doları vermek, o günün
hükümetleri için ‘ağır’
geldi. Bunun üzerine askeriye yükü üzerinden atıp işi maliye bakanlığına
bıraktı! Sonra arazinin temizlenmesi işi ihaleye çıkarıldı.
Spekülasyonlar
çoğalınca ihale ertelendi… Sonra Türkiye, kendi imkânlarıyla temizleme
işini yapmak karar verdi ve makine alımı için kolları sıvadı…
Fakat o da ne? Daha
önce 5 milyon dolar isteyen firma bu kere makine başına 15 milyon dolar
istiyordu. Türkiye ne kadar direttiyse firma fiyatları düşürmedi.
Türkiye’yi adeta o toprakları temizleme işini ihaleye çıkarmaya zorladı.
(Türkiye silah alımlarında da böyle kucağa oturtulmuyor mu?)
Sonunda gerçekten
Türkiye makineleri almaktan vazgeçip yeniden ihale açmak zorunda kaldı. Çünkü
astarı yüzünden pahalıya gelecekti. Ama hiç kimse, makine üreticisinin neden
fiyat yükselttiğini, kimin veya kimlerin baskı veya lobi faaliyetleriyle bu işi
yaptığını merak etmedi!
Evet Türkiye ihale
açtı, 14 firma da temizlik için baş vurdu. Fakat bir tuhaflık var. Çünkü MSB
aynı zamanda 50 mayın temizleme sistemi tedariki için de ihale açmış bulunuyor?
Bu ne perhiz bu ne lahana?
* * *
Benim merak ettiğim şu:
1- Türkiye, bu
toprakları 44 yıllığına kiralamak üzere temizleme ihalesi açıyorsa neden 50
adet mayın temizleme sistemi almak istiyor.
2- Makineleri
alacaksa neden o toprakları –temizleme karşılığında- başkalarına kiralamaya
çalışıyor.
Temizlik işine 14
firma talip. Bu firmaların kimliği, aidiyeti ve amacı biliniyor mu? Her konuda
hassasiyetini vurgulayan askeriye, üzerindeki sorumluluğu neden Maliye
Bakanlığına attı? Acaba askeri bakımdan starteajik ortağımız olan israil’in
hususi ricası mı var?
* * *
Şimdi bir daha
Endülüs’ü düşünmenizi istiyorum. Çünkü Endülüs İslam Medeniyeti’nin
kurduğu en gözde ve en ileri devletlerden biriydi. Bugünkü İspanya ve Portekiz
toprakları üzerinde kurulu idi. 750 yıl devam etti. Sonra müşterek haçlı
güçleri tarafından yok edildi. Bir iz bile kalmadı.
Üstelik Endülüs bir ‘Şark Meselesi’
bile değildi. İstanbul ve Anadolu, ise ‘yeniden alınması için’
üzerine ant içilmiş bir bölge!
Çünkü bu topraklar,
Hıristiyanları
Ben fikir jimnastiği
yaptım, yapıyorum… Siz de yapabilirsiniz ve bu yazıya bir başlık
koyabilirsiniz… Hadi meydan sizin…
Mehmed Ali Bulut