.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

HAHAM FETVA VERDİ.....

israil_isgal-.jpg“İşgal Tanrının emri”

Batı Şeria'nın Tanrı tarafından kendilerine verildiğini iddia eden Haham Savir, Arapların yaşamak için başka topraklar bulmaları gerektiğini iddia etti.

Yahudi yerleşimciler İsrail kuvvetleri tarafından yıkılan illegal binaları tekrar inşa ettiler. İsrail hükümeti, yeni Yahudi yerleşim yerleri inşaatlarının durdurulması için yapılan uluslararası uyarılarını dinlememeye devam ediyor.

Press TV'nin bildirdiğine göre, Haham Yaakov Savir, Tanrının "bu toprakları" Yahudilere verdiğini iddia ederek Batı Şeria'da Yahudi yerleşim yerleri inşaatlarının durması için yapılan uluslararası çağrıların saçma olduğunu söyledi.

İsrailli haham, sözlerinde daha da ileri giderek Arapların kendi evlerini inşa etmek için başka yerler bulmak zorunda olduğunu ifade etti.

Haham Savir, "Bu toprak Yahudi toprağıdır." diyerek Benjamin Netanyahu başkanlığındaki hükümetin uluslararası baskılar karşısında işgal edilen topraklardaki Yahudi yerleşim yerlerini yıkmayacağını söyledi.

İsrailli haham, "Yahudi halkı burada İncilde verilen hakla yaşıyor. Araplar yaşamak için başka bir yer bulmalı." dedi.

18 Mayıs'ta Netanyahu ile Washington'da görüşen ABD başkanı Barack Obama, Yahudi yerleşim yerleri inşaatının tamamen durdurulması gerektiğini söylemişti.

İşgal altındaki topraklarda bir grup arkadaşı ile yeni ev inşaatında çalışan 20 yaşındaki Daniel Landesberg, "Buraya yerleşmeliyiz. Tanrı bu toprakta yaşamamızı emretti. Güvenlik güçleri yedi evimizi yıktı fakat onun yerine 14 ev inşa edeceğiz." diye konuştu.

Çarşamba, 03 Haziran 2009 04:10 tarihinde güncellendi

AHIR ZAMAN -1

bat.jpg

 

AHIR ZAMAN HALLERİ-1

 

İbni  Abbas radıyellahu anhuma şöyle rivayet etti: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, namazların peşinden dört şeyden Allaha sığınırdı. Şöyle derdi:

“Kabir azabından Allaha sığınırım.

Cehennem azabından Allaha sığınırım.

Fitnelerin açık olanından ve gizli olanından Allaha sığınırım.

Yalancı şaşı (tek gözlü Deccal) in fitnesinden Allaha sığınırım.”

 

Sehl inbi Sa’d es Saidî r.a. şöyle rivayet etti: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Allahım! Beni, alime tabi olunmayan ve halimden haya duyulmayan zamana ulaştırma. Kalbleri acem kalbi, lisanları arap lisanıdır.”  

 

Huzeyfe r.a. şöyle dedi: işittimki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu.

“Fitneler, kalblere arız olur, hasır gibi parça parça gelir. Hangi kalb onu içerse, onda siyah bir leke oluşur. Hangi kalb onu inkar ederse (red ederse), onda beyaz leke olur. Böylece (kalbler) iki kısım olur. Beyaz olanlar safi olurlar, gökler yerler daim oldukça fitneler ona zarar vermez. Diğerleri simsiyah kapalı, tozlu kab gibi. Marufu bilmez münkeri inkar etmez, ancak hevasından içtiği vardır.”

 

Huzeyfe’den r.a. rivayetle şöyle demiştir: “Yakında bir fitne olacak, sorasında cemaat bulunacak. Fitneden sonra cemaat bulunacak. Sonra fitne olacak, sonrasında cemaat olmayacak. Onda sesler yükselir, gözler hayrette kalır, akıllar gider, nerdeyse akıllı bir adam görülmez.”

 

İbni mes’ud r.a. derki: “Üzerinize gece gibi olan fitnelerden korkuyorum. Onda kişinin kalbi, bedeni gibi ölür.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çarşamba, 03 Haziran 2009 04:13 tarihinde güncellendi

Abide şahsiyet, muhteşem sözler..

 aa.jpg

Ebu Muhammed ed-Darimi müsnedin’de rivayet etti ki, Yakub ibni İbrahim, Muhammed ibni Ömer ibn-il Kümeyt’ten o da Ali ibni Vehb el-Hemedani’den o’da ed-Dahhak ibni Musa’dan rivayet etti ki, Süleyman ibni Abdülmelik el-Mervan Mekke’ye giderken Medine’ye uğradı ve birkaç gün kaldı. Bir ara dedi ki, “peygamberimizin arkadaşlarından Uhud savaşına katılan bir sahabe var mı?” o’na, “Ebu Hazım radıyellahu anhu var” dediler. Yanına gitti, odasına girip ona dedi ki:

 - Ya Hazım çektiğim bu acı nedir? Ebu Hazım:
 - Ey müminlerin emîri benden acı verecek ne gördünüz?
 - Bütün Medineliler bana geldi fakat sen gelmedin.
 - Olmayan şeyi söylemekten seni Allah’a sığındırırım. Zira bu güne kadar sen beni bilmiyordun bende seni. Yanında ki Muhammed ibni Şihab’a dönüp: “şeyh (Ebu Hazım) in sözü isabetli, sen ise hata ettin” dedi. Ve Süleyman sözlerine şöyle devam etti:
 - Ey Ebu Hazım bize ne oldu da ölümü çirkin görüyoruz?

Tarih Tekerrürdür.....

end_stn.jpg

Endülüs Emevi Devlet’inin nerede kurulduğunu ve ne kadar yaşadığını biliyor musunuz?

Biliyorsanız, şimdi onun yerinde yeller estiğini ve o koca medeniyetten, sadece bir Elhamra sayrı ile içinde kilise kurulmuş bir iki camiden başka hiçbir şeyin kalmadığını da biliyorsunuzdur.

Bilmiyorsanız veya umurunuzda değilse bu yazıyı okumayın, çünkü anlamazsınız…

Bu tembihten sonra birkaç not daha yazıp ad verme işini size bırakacağım.

*  *  *

Yunanistan, son yıllarda baş döndürücü bir silahlanma içinde. Eskiden Türkiye ile Yunanistan arasında askeri güçler konusunda belli bir orana dikat edilirdi. Yunanistan bunu deldi ve son derece yüksek imha ve vuruş kabiliyeti olan silahlar almaya başladı. Almaya da devam ediyor. Yeni edindiği füze sistemleri ile Ankara’nın ve Adana’nın doğusunu ve tabii Kıbrıs’ı vurabilecek konuma geldi.

Soru; Yunanistan bu kadar uzun menzilli ve son derece gelişkin silahları kime karşı kullanacak?

*  *  *

Türk F-16’ları, Yunan ve İsrail uçaklarını vurabilecek donanımlara sahip değildir. Herhangi bir savaşta veya kapışmada, bizim pilot ez kaza bir yunan uçağıyla karşılayıp da onu indirmek için ateş butonuna basarsa, bizim uçağımız, pilotunu ‘dost kuvvetlere ateş edemezsin’ diye uyarıyor ve ateşleme yapmıyor. Çünkü o uçaklara ateş etme kabiliyeti yok bizim uçaklarda. Ama onların pekâlâ jetleri bizim uçağı vurabiliyor…

Bu sizi rahatsız ediyor mu?

*  *  *

İsrail’in kendisine Tanrı tarafından vaad edildiğini ileri sürdüğü toprakların nereler olduğunu biliyor musunuz?

O toprakların içinde Türkiye’nin de büyük bir kısmı var. Alman Die Welt Gazetesi’nin bir yıldızı vardı eskiden. O yıldızın içinde, vaad edilmiş toprakların küçük bir haritası bulunurdu. Bilmiyorum hala duruyor mu?

Bilmeyenler ve üşengeçler için söyleyeyim; Harput, vaad edilmiş toprakların kuzey-doğu uc şehridir, Tarsus, vaad edilmiş toprakların kuzey – batı uc şehridir. Oradan buraya bir çizgi çekin, işte güneyinde kalan araziler ‘vaad edilmiş topraklar’dır.

………..

Ara not: Siz gülün, inanmayın. Ama onlar inanıyorlar, inanmakla da kalmıyorlar, azimle ve gayretle bu topraklara sahip olmanın planlarını kuruyorlar. İsrail’in, Kuzey Irak’a ve bilumum Kürt hareketlerine yakınlığının sebeplerinden biri de budur.

Hans Von Derschwam diye bir alman papaz, 1546- 60 yıllarda Marmara civarını dolaşır ve notlar alır. Orada derki, “Ben Yahudilere şaştım. Her aile her gün bir Şekel atıyor kumbaraya. Güya Filistin diye bir yer varmış, bir gün orada devlet kuracaklarmış!”  Siz de herhalde şaşardınız ama bugün o topraklarda o devlet var ve hem de Müslümanları (afedersiniz) davar keser gibi katlediyor dünyanın gözü önünde…

…………..

Bunu bilmediğiniz takdirde, Osmanlı’yı içerden göçertme projelerinden biri olan Paris menşeli Siyonist Allianse İzrael okullarının ilkinin neden Harput’ta kurulduğunu da bilemezsiniz.

Ve keza, bu okulların ikincisi olan -bugün Boğaziçi Üniversitesi’ne dönüştürülmüş- Robert Collage’in, neden Fatih’in, gemileri karadan yürüttüğü var sayılan tepeye kurulduğu da umurunuzda olmaz…

Ve yine üçüncü okulun neden Mersin veya Adana değil de illa da Tarsus’a kurulduğunu –ki hala hizmet vermeye devam ediyor- da anlamak istemezsiniz.

*   *  *

Bir kısmımız miyobuz, bir kısmımız hipermetrop. Ben çocukluğumdan beri, yakını iyi göremezdim, şimdi de öyle. Ama elhamdülillah uzağı hep iyi gördüm.

2002 yılında bir üst düzey yetkiliye İsraillilerin neden gelip Güneydoğu şehirlerinde doğum yaptıklarını merak ettiğimi söylemiştim. Sonra o zat bana döndü ve ‘vehim’ yaptığımı söyledi. Sandığım kadar yokmuş! 

Keza, Fırat havzasında ciddi bir yeniden yapılanma yaşandığını; bir kısım ‘Türk vatandaşları’nın birileri adına harıl harıl çiftlik aldığı yolunda iddialar olduğunu söyledim. Ona da vehim dediler.

Sonra duydum ki, Suriye ile aramızdaki mayınlı arazinin temizlenmesi işi İsrail’e verilmiş. Karşılığında, 49 yıl organik tarım yapacakmış orada.

Sonra buna ‘derin’ itirazlar geldiği söylendi. Çünkü mevcut tohumların genlerinin kırılması, bir ekimlik tohum üretilmesi ve arılara varıncaya kadar her türlü zirai ürün ve araçların yapısıyla oynanması konusunda asıl vebal sahibi olan İsrail’e o toprakların verilmesinin ne anlama geldiği açıktı! (GDO’nun peşine bir düşün bakalım internette..

*  * *

1992 yılında, hükümet, mayınlı arazinin temizlenmesi işini askeriyeye havale etti. Askeriye el ile temizleme işinin uzun süreceğini ileri sürerek, üç tane mayın temizleme makinesi alınmasını istedi.

Türkiye’nin bu talebi gündeme gelir gelmez İsrail devre’ye girdi. “Bu işi ben bedava yapayım, siz de o toprakları 49 yıllığına bana kiralayın” dedi. Çünkü her bir makine 5 milyon dolardı… 15 milyon doları vermek, o günün hükümetleri için ‘ağır’ geldi. Bunun üzerine askeriye yükü üzerinden atıp işi maliye bakanlığına bıraktı! Sonra arazinin temizlenmesi işi ihaleye çıkarıldı.

Spekülasyonlar çoğalınca ihale ertelendi…  Sonra Türkiye, kendi imkânlarıyla temizleme işini yapmak karar verdi ve makine alımı için kolları sıvadı…

Fakat o da ne? Daha önce 5 milyon dolar isteyen firma bu kere makine başına 15 milyon dolar istiyordu. Türkiye ne kadar direttiyse firma fiyatları düşürmedi. Türkiye’yi  adeta o toprakları temizleme işini ihaleye çıkarmaya zorladı. (Türkiye silah alımlarında da böyle kucağa oturtulmuyor mu?) 

Sonunda gerçekten Türkiye makineleri almaktan vazgeçip yeniden ihale açmak zorunda kaldı. Çünkü astarı yüzünden pahalıya gelecekti. Ama hiç kimse, makine üreticisinin neden fiyat yükselttiğini, kimin veya kimlerin baskı veya lobi faaliyetleriyle bu işi yaptığını merak etmedi!

Evet Türkiye ihale açtı, 14 firma da temizlik için baş vurdu. Fakat bir tuhaflık var. Çünkü MSB aynı zamanda 50 mayın temizleme sistemi tedariki için de ihale açmış bulunuyor? Bu ne perhiz bu ne lahana?

*  *  *

Benim merak ettiğim şu:

1- Türkiye, bu toprakları 44 yıllığına kiralamak üzere temizleme ihalesi açıyorsa neden 50 adet mayın temizleme sistemi almak istiyor.

2- Makineleri alacaksa neden o toprakları –temizleme karşılığında- başkalarına kiralamaya çalışıyor.

Temizlik işine 14 firma talip. Bu firmaların kimliği, aidiyeti ve amacı biliniyor mu? Her konuda hassasiyetini vurgulayan askeriye, üzerindeki sorumluluğu neden Maliye Bakanlığına attı? Acaba askeri bakımdan starteajik ortağımız olan israil’in hususi ricası mı var?

*  *  *

Şimdi bir daha Endülüs’ü düşünmenizi  istiyorum. Çünkü  Endülüs İslam Medeniyeti’nin kurduğu en gözde ve en ileri devletlerden biriydi. Bugünkü İspanya ve Portekiz toprakları üzerinde kurulu idi. 750 yıl devam etti. Sonra müşterek haçlı güçleri tarafından yok edildi. Bir iz bile kalmadı. 

Üstelik Endülüs bir ‘Şark Meselesi’ bile değildi. İstanbul ve Anadolu, ise ‘yeniden alınması için’ üzerine ant içilmiş bir bölge!

Çünkü bu topraklar, Hıristiyanları

Ben fikir jimnastiği yaptım, yapıyorum… Siz de yapabilirsiniz ve bu yazıya bir başlık koyabilirsiniz… Hadi meydan sizin…

Mehmed Ali Bulut
Çarşamba, 03 Haziran 2009 04:26 tarihinde güncellendi

Sayfa 176 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.