.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

HALLACI MANSURU KURTARMAK...

islamic.jpgHoca Ali Ramiteni k.s. derki:

Hoca Abdulhalık Gucduvani'nin k.s. evlatlarından biri, Hallacı mansur k.s. zamanında mevcut olsaydı, asla asılmazdı (idam edilmezdi.)

Yani: şayet manevi evlatlarından birisi o zamanda mevcut olsaydı, elbette Hallacı bulunduğu -Enel Hak- sözünü söylediği makamdan, manevi terbiye ile yükseltir çıkartırdı, asılmaltan kurtarırdı. (Reşahat:38)

Bu gibi tasarruflar, Allah dostları için gayet normaldir. zira bedenin terbiyesi ann-babaya havale edilmişse, ruhların terbiyesi için de bir mürebbi olmalıdır, bu da kamil Allah dostlarıdır. Bizler farkında olmasak ta ruhlarımız onların terbiyesi ile olguhlaşıyor. tek bir şart var, Allah dostlarını ve kerametlerini inkar etmemek. inkar edenler mahrum olur.

Salı, 02 Haziran 2009 07:00 tarihinde güncellendi

Müstehcenlik ve tesettür

       
tesettur-adabi-nasil-olmali.jpgKazım Güleçyüz - Yeni Asya
   
Müstehcenlik ve tesettür

Derin mahfil ve kulislere yakınlığıyla bilinen bir yazar, mâlûm rejim kaygılarına ilişkin olarak kendi açısından tesbit ettiği umut işaretlerinden birini, geçtiğimiz hafta kutlanan 19 Mayıs törenlerinde bulmuş.

Gazetelerde kız-erkek öğrencileri dans ederken gösteren ve “Gençler dans etti, Atatürk izledi” resimaltıyla sunulan fotoğrafları “toplum uyanışının göstergeleri” olarak niteleyen yazar, “Eğitim kurumları çemberlerini kırıyor” hükmüne varıyor (M. Ali Kışlalı, Radikal, 22.5.09).

Yazarın övdüğü “çağdaş giysi”lerin, “müstehcenlik”ten başka bir kelimeyle tanımlanması mümkün değil. Ankara, İstanbul, İzmir gibi gözlerin hep üzerlerinde olduğu büyük şehirlerde bile böylesi “kıyafet”ler yıllardır terk edildi.

Ama söz konusu görüntülerin çekildiği Manisa, iki yıldan beri bu haberlerle gündemde.

Derin yazar, Manisa törenlerini sanki ilkmiş gibi yazıyor, ama geçen yıl da törenler aynı kıyafetlerle yapılmış; Arınç’ın, milletvekillerinin ve eski belediye başkanının tepkisini çekmişti.

Törenin ardından Ankara’ya gidip Arınç ve diğer vekillerle görüşen başkan şöyle demişti:

“Ankara ziyaretimizde bayan öğrencilerin kıyafetlerinin huzursuzluğa sebep olduğunu gördük. Böyle kıyafetlerin uygun olmadığı söylendi. Bu konuda programı yapan Millî Eğitim Müdürlüğümüzle görüştük. Önümüzdeki yıl kutlamalarda bu tatsızlığın yaşanmayacağını sanıyoruz.”

Aradan bir yıl geçti. Belediye başkanı da, millî eğitim bakanı da değişti; ama kıyafetler değişmedi ve bu giysilerle yapılan gösteriler, yeni seçilen MHP’li başkan tarafından coşkuyla alkışlandı.

Geçen defa “eski TBMM Başkanı ve sade milletvekili” iken bu yıl Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ünvanına sahip olan Arınç ise aynı konuda sessiz kalmayı tercih edip renk vermedi.

Buna karşılık yine Arınç, seçim bölgesindeki “çağdaş” 19 Mayıs kıyafetlerinden farksız bir kılıkla Eurovizyon yarışmasına katılan şarkıcıyı kutladı. Eurovizyon organizasyonunun, kendisine bağlı kurumlardan biri olan TRT’nin marifetiyle gerçekleşmesi mi, onu bu tebrike mecbur etti?

Böylece, “Din adına siyaset hataymış” deyip, “dindarların da siyasette başarılı olabileceğini ispatlama” iddiasıyla yola devam eden Arınç, bunun nasıl olacağına ilginç bir örnek vermiş oldu.

Tıpkı, 2002’de AKP’nin tek başına iktidar olduğu günlerde dünya güzeli seçilen Türk kızının Gül ve Erdoğan tarafından tebrik edilmesi gibi.

Ve Emine Erdoğan’ın Arap ülkelerine yaptığı ziyaretlerde, Arap âleminde ciddî eleştiri ve tepkilere yol açan Türk dizilerinin kadın oyuncularını beraberinde götürüp prezante etmesi gibi.

Hassasiyetler işte böyle böyle aşınıyor.

Madalyonun bir yüzünde bunlar olurken, diğer yüzünde başörtüsü yasağının mağdurları, bu dönemde daha da ağırlaşan çile yükünü taşımaya devam ededursunlar... Kimin umurunda ki?

Bilhassa yeni kuşakların inanç yapısını, dünya görüşünü ve hayat tarzını şekillendirme mücadelesinde tesettürün ne kadar kilit bir kavram olduğu, bu tür gelişmelerle çok daha iyi anlaşılmakta.

Millî mücadelenin devam ettiği günlerde yazdırılan talimatlardan birinin “Tesettür kalkacak” maddesi olması; ipler ele geçirildikten sonra tesettürü hayatımızdan silmek için sistemli bir stratejinin uygulanması; dönemin güdümlü basın organlarında, ideal demokrasinin herkesi açık saçıklıkta eşitleyen plajlarda kurulduğunu iddia eden yazılar yayınlanması; danslı baloların kadınlara başörtülerini çıkarttırma mekânları olarak kullanılması; okullu genç kızların 19 Mayıs kıyafetleriyle müstehcenliğe zorlanması, Said Nursî’nin Tesettür Risâlesi’ni yazdığı için mahkûm edilmesi, bu mücadelenin bazı önemli köşe taşları.

Bugün aynı mücadele, başörtüsü yasağını da, müstehcenliği de, paralel bir paradoks oluşturacak şekilde yaygınlaştırma çabalarıyla sürüyor.

Tesettürün içini boşaltma süreci ise, çok daha tahripkâr sonuçlarıyla bu çabaları destekliyor...
Salı, 02 Haziran 2009 07:01 tarihinde güncellendi

NAMAZDA YÜZÜNDEN KUR-AN OKUMAK

namaz01.jpgKUR’ANI YÜZÜNDEN OKUMAK NAMAZI BOZAR MI?

 

Hanefi mezhebinde İmamı A’zam r.a. ‘e göre namazı bozulur.

Bahrurraik isimil kitabta şu açıklamalar var:

Mushaf’tan okuması, Ebu Hanife’ye göre namazı bozar. İki yönden izahı vardır.

Birisi: Mushafı taşımak, ona bakmak, sayfalarını açıp kapamak ameli kesirdir.

İkincisi: Mushaftan bir şey alıp öğrenmiştir. Başka birinden öğrenmiş gibi olur.

Bu ikinci görüşüne göre, bir yere konmuş vey elinde taşımış olmasında fark yoktur.

Musannif kafi isimli kitabında bunu tashih etti,her halde namazı bozulur dedi. Serahsi’nin tashihine tabi olarak.

Ebu hanife’nin bir başka delili: Ebi Davud’un, ibni Abbas’tan tahriç ettiği hadisi şeriftir. Şöyle demiştir: “Emiru-l Mü’minin, insanlara mushaftan okuyarak imamlık yapmaktan bizi men etti.”  Bu nehyi, fesadı gerektirir.

Duvarda mihrabta yazılı olanı okumasıyla da namazı bozulur. Az veya çok olması eşittir.

İmameyne göre namaz bozulmaz fakat mekruhtur. Ancak mezhebin fetvası İmamı A’zam’ın sözüdür. (Namazı bozulur.)

 

البحر الرائق - (2 / 11  قَوْلُهُ ( وَقِرَاءَتُهُ من مُصْحَفٍ ) أَيْ يُفْسِدُهَا عِنْدَ أبي حَنِيفَةَ

 

 وَلِأَبِي حَنِيفَةَ وَجْهَانِ أَحَدُهُمَا أَنَّ حَمْلَ الْمُصْحَفِ وَالنَّظَرَ فيه وَتَقْلِيبَ الْأَوْرَاقِ عَمَلٌ كَثِيرٌ

 

 الثَّانِي أَنَّهُ تَلَقَّنَ من الْمُصْحَفِ فَصَارَ كما إذَا تَلَقَّنَ من غَيْرِهِ

 

 وَعَلَى هذا الثَّانِي لَا فَرْقَ بين الْمَوْضُوعِ وَالْمَحْمُولِ عِنْدَهُ وَعَلَى الْأَوَّلِ يَفْتَرِقَانِ

 

 وَصَحَّحَ الْمُصَنِّفُ في الْكَافِي الثَّانِيَ وقال إنَّهَا تَفْسُدُ بِكُلِّ حَالٍ تَبَعًا لِمَا صَحَّحَهُ شَمْسُ الْأَئِمَّةِ السَّرَخْسِيُّ

 

 وَرُبَّمَا يُسْتَدَلُّ لِأَبِي حَنِيفَةَ كما ذَكَرَهُ الْعَلَّامَةُ الْحَلَبِيُّ بِمَا أَخْرَجَهُ ابن أبي دَاوُد عن ابْنِ عَبَّاسٍ قال نَهَانَا أَمِيرُ

 

 الْمُؤْمِنِينَ أَنْ نَؤُمَّ الناس في الْمُصْحَفِ فإن الْأَصْلَ كَوْنُ النَّهْيِ يَقْتَضِي الْفَسَادَ

 

وَأَرَادَ بِالْمُصْحَفِ الْمَكْتُوبَ فيه شَيْءٌ من الْقُرْآنِ فإن الصَّحِيحَ أَنَّهُ لو قَرَأَ من الْمِحْرَابِ فَسَدَتْ كما هو

 

مُقْتَضَى الْوَجْهِ الثَّانِي كما صَرَّحُوا بِهِ  وَأَطْلَقَهُ فَشَمِلَ الْقَلِيلَ وَالْكَثِيرَ

 

 

 

Pazar, 31 Mayıs 2009 10:19 tarihinde güncellendi

Resmî ideoloji

       
mehmet-sevket-eygi.jpgM. Şevket Eygi - Milli Gazete
   

Diyanet ve resmî ideoloji
 

2008 yılının Mayıs ayında Van'da toplanan 81 il müftüsüne Diyanet İşleri Başkanı bir konuşma yapmış ve şöyle söylemişti:

"Cumhuriyetimizin temel değerleri, Atatürk ilke ve inkılapları, lâiklik, bizim hep gözönüne aldığımız temel prensipler olmuştur."

Yukarıdaki görüşler Diyanet İşleri Başkanı'nın kendi şahsî görüşleridir.

Başkan'a soruyorum:

Ezan-ı Muhammedî'nin yasaklanması bir inkılaptı. Bunu kabul ediyor musunuz, doğru buluyor musunuz?

Türkiye'de lâiklik var mıdır? Bizdeki lâiklik midir, yoksa "Devlet dini" sistemi midir?

Dünya üzerinde belki de yüz çeşit cumhuriyet denenmiştir. Arnavutluk'taki Enver Hoca rejimi de bir cumhuriyetti. Siz, İsmet İnönü'nün Millî Şeflik cumhuriyeti ile İslâm dinini ve nizamını te'lif edebiliyor musunuz?

Bugün ülkemizde, Müslüman kadın ve kızlara dehşetli bir başörtüsü baskısı yapılmaktadır. Müslümanların temel hakları ve hürriyetleri çiğnenmektedir. Üniversitelerde eşitlik ilkesi ayaklar altına alınmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı niçin bu zulmü protesto etmiyor?

Bundan birkaç sene önce Mardin'de tarihî bir medresenin avlusundaki havuz üzerine uyduruk tahta bir köprü yapıldı ve çan ve ezan sesleri içinde bunun üzerinden çeşitli kiliselere mensup papazlar ve sarıklı cübbeli İstanbul müftüsü geçti. Sözde Diyalog ve Hoşgörü yapıldı. Gûya bu Köprü Sırat Köprüsüymüş, üç ibrahimî din mensupları da üzerinden geçip Cennet'e girmişler.

Böyle gülünç ve dine aykırı tiyatrolar Diyanet'e yakışıyor mu?

Sayın Başkan'ın ideolojik ve tartışmalı söylemlerden uzak durmasını temenni ederiz.

Diyanet yüzde yüz devlete bağlı, genel müdürlük seviyesinde resmî bir kuruluştur. En ufak bir özerkliği yoktur.

Derin devlete yaranayım derken Hakk'ın rızasına muhalif sözler de edilebilir.

Türkiye'de bütün uyanık ve şuurlu Müslümanlar Diyanet'in bağımsız veya özerk olmadığını biliyor.

Müslümanların büyük bir kısmı, artık Diyanet'e maalesef güvenmemektedir.

Diyanet resmî ideolojinin dışında ve üstünde tutulmalıdır. İslâm dini hiçir ideoloji ile, hiçbir .....izm ile bağdaşmaz.

Türkiye'deki bugünkü Kemalizmin Atatürk ile bir ilgisi yoktur.

Dünyanın en ciddî medya organı BBC Türkiye'de çok köklü bir din reformu hazırlıkları yapıldığını yazdı.

Bazı İslâmcı politikacılar, Ehl-i Sünnet İslâm anlayışını ve yorumunu kaldırıp, onun yerine Fazlurrahman'ın Tarihsellik mezhebini ve yorumunu koymak için harekete geçmişlerdir.

Bu iş için büyük paralar harcanmakta, Ekolcülere yüklü telif ücretleri ödenmekteymiş.

Derin devlet köklü reform ve yeni bir İslâm türetme çalışmalarını halktan gizlemektedir.

Ehl-i Sünnete mensup müftüler üzerinde ağır baskılar vardır.

Başkanlığı yıpratacak söylemlerden, reform hareketlerinden, mezhep değiştirme teşebbüslerinden uzak durulmasını bir Müslüman olarak hâlisâne temenni ederim.

On milyonlarca Ehl-i Sünnet Müslümanını, Sünnîlikten çıkartıp Fazlurrahmancı, Tarihselci yapmak kolay bir iş değildir.

Daha fazla yazmak istemiyorum.

ASHABI SEVMEK

RESÛL-İ KİBRİYA aleyhissalatü vesselam Efendimizi mü'min olarak gören ve mü'min olarak ölen herkes sahabedir. Onlar derece derecedir. Ashabın derecesi ve rütbe itibarıyla en geride olanına, daha sonraki Müslümanların en yüksekleri erişemez. Kur'ân'a, Sünnete, icmâ-i ümmete bağlı mü'minler Ashab-ı Kiram efendilerimizi (radiyallahu anhüm ecmaîn) severler, onlara saygı duyarlar.

Ashab-ı Kiram efendilerimiz din konusunda âdildir. Yani, Peygamber Efendimizden öğrendikleri dinî bilgileri insanlara doğru olarak bildirmişler, asla hıyanet etmemişlerdir.

Ashab, Peygamber Efendimiz gibi mâsum (ismet sıfatıyla sıfatlı, günahtan korunmuş) değildir. Hatâları olmuşsa biz bunlardan dolayı onları red ve terk etmeyiz, hâtıralarına saygısızlık yapmayız.

Ashab arasındaki birtakım anlaşmazlıklar hakkında kesin hüküm vermeyiz, bunları Mahkeme-i Kübra'ya bırakırız.

Peygamber'i görmüş olmak, İslâm'a ve Kitabullah'a hizmette bulunmuş olmak, cihad fi sebilillah yapmış olmak o kadar büyük bir mazhariyet ve fazilettir ki, birtakım ictihad hatâları bunların yanında küçük kalır diye düşünürüz.

Hz. Ebubekir Sıddık Efendimizi çok severiz.

Hz. Ömer el-Faruk Efendimizi çok severiz.

Hz. Osman Zinnureyn Efendimizi çok severiz.

Hz. Ali bin Ebi Talib Efendimizi çok severiz.

Aşere-i mübeşşereyi çok severiz.

Ashab-ı Bedr'i çok severiz.

Mü'minlerin anneleri olan Peygamber hanımlarına çok saygı besleriz.

Ehl-i Beyt'i ve onların gözbebeği olan Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Efendilerimizi, Kerbelâ şehidlerini çok severiz.

Üzücü ihtilâflardan dolayı bir tarafı tutup öbür tarafa sövüp saymayız ve böyle bir şeyi büyük bir beyinsizlik sayarız.

Mescid-i Nebevî'yi süpüren siyahî sahabe kadıncağıza bile rahmet okuruz, onu kendimizden çok yüksek görürüz.

Ashab-ı Kiram, Kur'ân'da övülmüştür. Peygamberimiz de onları övmüştür. Onların kimisi Allah yolunda çok eziyet ve işkencelere göğüs germiştir. Kimisi şehid, kimisi gazi olmuştur. Onlara dil uzatmak, onlara düşmanlık etmek, onları dışlamak aklı başında bir Müslümana yakışmaz. Onlar arasında meşreb farklılıkları vardı ama hepsi mü'mindi, hepsi sahabeydi. İhtilâflarla ilgili hüküm vermekten kaçınırız ve hükmü âlemlerin Rabbi Allahü Zülcelala bırakırız.

Onların en küçüğü bizim en büyüğümüzden çok yüksektir.

Peygamber nazarı ne büyük bir nimet ve mazhariyettir.

Efendimizin ve Ashab-ı Kiram'ın ruhaniyetleri üzerimize sâyeban olsun. min...
Pazar, 31 Mayıs 2009 10:44 tarihinde güncellendi

Sayfa 178 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.