.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

ALLAHU TEALANIN GÖRÜLMESİ

    allah_yazs.jpg MEVLA TEALA YI AHIRETTE GÖRMEK  / 3. CİLT - 79. MEKTUBTAN

Ahıret görmesine iman gerekir, keyfiyyeti ve şekli ile meşgul olmak-sızın. Ahıret halkının ve vucudlarının, dünya halkı ve vucudları ile asla bir münasebeti yok ki, birinin hükümlerini diğerine kıyas edelim. Ordaki göz, burdaki gibi değil. Ordaki anlayış ve idrak, burdaki anlayış ve idrakin gayrısıdır. Oranın devam ve ebediyyeti vardır, burası için yokluk ve helak vardır. Orasının son derece temizliği ve tam bir letafeti vardır. Burası için son derece habaset ve nihayet derecede kesafet/sertlik vardır. Şeyh kuddise sırruhu, Hak celle celâluhu için ilmin haricinde bir zuhuru isbat etmez. Tecelliler ve mazharların ötesinde şuhuda, müşahedeye ve görmeye cevaz vermez.

Sadık Haberci Sallallahu aleyhi ve sellem, ahıret görmesini, Bedir gecesinde ayı görmeye benzetmiştir. Onda asla bir kapalılık bırakma-mıştır. Zılli görmek, tas içinde ayı görmek gibidir. Yüce fıtrat sahibleri, bunu kabul etmezler.

Eğer denilirse, Şeyh Muhyiddin A’rabi kuddise sırruhu der ki, ahıret-teki görme latif bir surette ve cem eden misali bir şekilde olacaktır. Bu meselede senin itikadın nedir?

Derim ki, şu zikredilen cem eden suret, Hak subhanehu’yu görmek değildir. Belki Hak subhanehu’nun kemalatlarının mazharlarından bir mazharın görülmesidir ki, misal aleminde hasıl olur.

Şiir:

Mü’minler O’nu keyfiyetsiz görürler,

İdraksiz, misalden bir nevisiz.

Hak subhanehu’yu suretle görmeye hükmetmek, hakikatte Hak subhanehu’yu görmeyi nefyetmektir. Ayrıca, misal aleminde hasıl olan suret, her ne kadar cem edici ise de, misal aleminin miktarınca olur. Misal alemi için genişlik olsa da, lakin o da, Allahu teâlâ’nın yarattığı alemle-rinden biridir. Cem eden suret için orda, Vacib telanın kemalatlarını cem etmeye nasıl imkan olsun da, hepsini kuşatıp/zabdederek şu mukaddes mertebe için ayna olsun; onun görülmesi de Mevla teala’yı görmek olsun.

 

Salı, 23 Haziran 2009 10:52 tarihinde güncellendi

ÖNEMLİ DUYURU....

mehmet-sevket-eygi.jpgBirinci madde: İslâm dinini Avrupa Birliği standartlarına uydurmaya, âyet ve hadîs hükümlerini AB normlarına göre tevile çalışmak Hak Din İslâm'a hıyanet demektir.

İkinci madde: BirMüslümanın vazifesi, İslâm'ı AB ölçü, norm ve standartlarına uydurmak değil; Avrupa'yı İslâm'a çağırmak maksadıyla tebliğ ve dâvet yapmaktır.

Üçüncü madde: Kur'ân ayetleri ve hükümleri, icazetli gerçek İslâm alimleri tarafından Peygamberin (Salat ve Selam olsun ona) Sünneti ışığında yorumlanır.

Dördüncü madde: Oryantalist aklıyla İslâm'ı yenileme ve çağa uydurma çabaları tecdid değil tahriptir.

Beşinci madde: Batı medeniyetinin değerleri, ilkeleri, ölçüleri, kıstasları, normları evrensel değildir.

Altıncı madde: Batı'nın İslâm'a ters düşen ölçüleri bozuktur.

Yedinci madde: Avrupalıların günümüzde teknik, ilmî araştırmalar, zenginlik bakımından üstün ve güçlü olmaları onların dinlerinin, inançlarının, ilkelerinin, medeniyetlerinin doğru olduğuna delâlet etmez.

Sekizinci madde: Müslümanlar Avrupa'nın müsbet ilimlerinden, tekniklerinden, hikmete uygun metodlarından yararlanabilirler ama İslâm medeniyetini bırakarak Avrupa medeniyetini bütünüyle benimseyip iktibas edemezler.

Dokuzuncu madde: Avrupa medeniyeti fıtrata, insan boyutlarına uygun, yeryüzünde adaletin, barışın, güvenliğin, sosyal adaletin, korkusuz yaşamanın gerçek şekilde var olmasını sağlayacak hak bir nizam değildir.

Onuncu madde: İslâm dininin ve medeniyetinin temel değerlerinden olan iffet ve hayâ Avrupa medeniyetinde artık yoktur.

On birinci madde: İslâm hukuku, Avrupa hukukundan üstündür.

On ikinci madde: İslâm medeniyetinde, Avrupa medeniyetinde olmayan boyutlar vardır.

On üçüncü madde: Bugün Müslümanların parçalanmış, geri ve cahil kalmış olmaları, İslâm'ı doğru şekilde anlayıp uygulayamamaları; İslâm'ın mükemmel din olduğu iddiasını çürütemez. İslâm ile bugünkü Müslümanlar özdeşleştirilemez.

On dördüncü madde: Kadını bir seks aracı olarak gören, seksi ve şehveti ön plana çıkartan bir medeniyet sapıktır.

On beşinci madde: Kur'ân'a ve sünnete dayalı İslâm'ın kadınla ilgili bütün kesin hükümleri doğrudur. Bu hükümlere ters düşen hükümler yanlıştır.

On altıncı madde: Kur'ân ayetleri ve Peygamber hadîsleri feminist ideolojiye göre yorumlanamaz, tevil edilemez.

On yedinci madde: İslâm'da cihad fi sebilillah farizası vardır. Avrupalılar bundan hoşlanmıyor diye cihadı hükümden kaldırmaya yeltenmek küfre yol açar.

On sekizinci madde: Kur'ân "Allah katında (hak) din İslâmdır" buyuruyor. Bu ayet hiçbir şekilde tartışılmaz. Zamanımızda "üç hak İbrahimî din vardır" diyenler Kur'ân'a, Sünnet'e, icmâ-ı ümmete ters düştüklerini iyi bilsinler.

On dokuzuncu madde: Kur'ân "Peygamber"e itaat eden Allah'a itaat etmiş olur" (Nisa, 80) buyurmaktadır. Peygamber'e isyan eden Allah'a isyan etmiş olur. Sünnetsiz İslâm olmaz.

Yirminci madde: İslâm dini ilahî, münzel (Allah katından indirilmiş), Şeriatının hükümleri Kıyamet'e kadar devam edecek dindir. İslâm'da reform, yenilik, değişiklik yapılamaz. İslâm'ın kesin ve muhkem hükümlerinde ilave ve çıkartma olmaz.

Yirmi birinci madde: İslâm'ın Kitab, Sünnet, İcmâ-i ümmet ile sâbit olan hiçbir hükmü tarihsel değildir. Hepsi de zamanların sonuna kadar yürürlükte olacak ve kalacaktır.

Yirmi ikinci madde: İslâm Dini ve Kur'ân Allah tarafından korunmuştur, korunmaktadır, korunacaktır.

Yirmi üçüncü madde: Cumhur-i ulema yoluna aykırı bütün dini yorumlar bid'attir, şazdır, gayr-i muteberdir.

Yirmi dördüncü madde: Dini kendine ve bozuk ideoloji, kültür, değer, norm ve medeniyetlere uydurmak sapıklıktır.

Yirmi beşinci madde: Muhbir-i Sâdık'ın (Sallallahu aleyhi ve sellem) mütevâtir hadîslerle bildirmiş olduklarını inkâr etmek küfürdür.

Yirmi altıncı madde: İnsanlık tarihinin en hayırlı topluluğu Ashab-ı Kiram radiyallahu anhüm ecmâin hazeratıdır. Onların hepsi din konusunda âdildir. Bazı ictihadlarında hatâ etmiş olmaları ve şahsî kusurları bu adalete gölge düşürmez. Peygamber olmadıkları cihetle onlar mâsum değildir.

        
M. Şevket Eygi - Milli Gazete

 

Salı, 23 Haziran 2009 10:53 tarihinde güncellendi

Ahlak ve maneviyat kampanyası başlatılmalı

kitap_ate.jpgAGD, özellikle son yıllarda artan toplumsal cinnet vakalarına karşı "Ahlak ve maneviyat kampanyası" başlatılmasını önerdi. Genel Başkan Tongüç, "Domuz gribine karşı kampanyalar başlatan Türkiye, ahlaki ve manevi tahribata karşı da bir kampanya başlatmalıdır. Manevi tahribat domuz gribinden daha tehlikeli ve öldürücüdür" şeklinde konuştu.

AGD şube başkanları toplantısı Amasya'da gerçekleştirildi. Programa, AGD Genel Başkanı İlyas Tongüç'ün yanı sıra, başkanlık divanı üyeleri, şube sorumluları, şube başkanları katıldı. Yapılan faaliyetlerin değerlendirildiği program rapor müzakereleriyle devam etti.  Toplantıda konuşan AGD Genel Başkanı İlyas Tongüç, Türkiye'nin maddi ve manevi açıdan tarihin en vahim buhranıyla karşı karşıya bulunduğunu belirterek "Ekonomik kriz, işsizlik ve yoksulluk gibi maddi kaosun yanında, ahlaki yozlaşma, cinnet ve manevi tahribatla yüz yüzeyiz. Türkiye'de sosyal çöküntü yaşanmakta, aile bağları zayıflamakta, uyuşturucu kullanılması artmakta, fuhuş yaygınlaşmakta, hırsızlık, kapkaç ve soygun bir afet gibi ortalığı kasıp kavurmaktadır. Televizyon ekranları ve gazete sayfalarında her gün bir aile dramıyla karşılaşıyoruz. Cinnet almış başını gidiyor" şeklinde konuştu  TBMM'nin yaptığı araştırmaya göre sigara kullanma yaşının 10'a, alkol kullanma yaşının 11'e ve uyuşturucu kullanma yaşının ise 12'ye düştüğünü dile getiren Tongüç, "Bu tahribatın giderilmesi noktasında herkese görevler düşmektedir, ama asıl ve en önemli görev yetkililere düşmektedir" şeklinde konuştu.

  • “Ahlak ve maneviyat kampanyası” başlatılmalı -

"12 yaş sınırı bir an önce kaldırılmalı"

Din-Bir-Sen Genel Başkanı Lütfi Şenocak, Kur'an kurslarındaki 12 yaş sınırının bin an önce kaldırılması gerektiğini söyledi. Şenocak, yaptığı yazılı açıklamada, Kur'an-ı Kerim eğitimine yaş sınırlaması getirilmesinin Anayasa'nın 24. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olduğunu belirtti. Şenocak, Din eğitimine getirilen yasaklamaların toplumdaki sosyal tahribatı artırdığını da söyledi.

"Bu yozlaşmanın önü alınmalıdır"

Tongüç, toplumu yok olma noktasına götüren ahlaki ve manevi tahribata karşı hükümetin bir an önce seferber olması gerektiğini belirterek "Toplumun temel değerlerinin zayıflaması nedeniyle baş gösteren bu vahim tablo, ancak "önce ahlak ve maneviyat" şiarıyla ortadan kaldırılabilir. Domuz gribine karşı kampanya başlatan Türkiye'nin, bu bulaşıcı ahlaki zafiyet ve bunalıma karşı da mutlaka bir "ahlak ve maneviyat kampanyası" başlatması gerekmektedir. Unutmamalı ki, ahlak ve maneviyat eksikliği domuz gribinden daha yıkıcı ve daha öldürücüdür. Bu yozlaşmanın önü alınmalıdır. Aksi taktirde daha vahim sonuçlarla karşı karşıya kalacağımız mukadderdir. Hükümet bu kampanyayla birlikte kapalı olan imam hatip okullarını ve Kur'an kurslarını bir an önce eğitim ve öğretime açmalıdır. Bu ilim ve irfan yuvalarının açılmasıyla birlikte tahribatın bir nebze olsun dineceği kanaatini taşımaktayız." şeklinde konuştu.

Salı, 23 Haziran 2009 10:56 tarihinde güncellendi

Yeniden mağdur pozundaki" Ak Parti

akpartilogocq1.gif
M. Emin Parlaktürk
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız
2009-06-18

Yeniden “mağdur” edilen Ak Parti
 

Ekonomik ve sosyal sorunların zirve yaptığı şu günlerde yönetim zaafiyetleri yaşayan iktidar, “irtica eylem planı”nın ortaya çıkmasıyla kamuoyu önünde yeniden “mağdur” duruma düşmüş bulunuyor.

IMF görüşmelerinin netlik kazanamaması, ekonomide yaşanan belirsizlik, adli vakalarda görülen artış, terör olaylarının devam etmesi, OSS’de tekrarlanan hukuksuzluk, kamusal alan saçmalığı gibi bir yığın “sorun” karşısında Hükümetin çaresizliği, halkın tepkilerini giderek artırmış bulunuyordu.

Bu arada, yaz tatili vesilesiyle tekrar gündeme gelen Kur’an Kursları ile bu kurslardaki öğrencilere uygulanan yaş sınırının hala uygulanıyor olması, dindar halk kesiminin iktidar partisine olan öfkesini de giderek çoğaltıyordu.

İcraattaki mevcut durum ve yaşanan ürkütücü olaylar Hükümeti aciz ve güçsüz bir durumda göstermeye başlamış ve ikinci kez tek başına çoğunlukla TBMM’ne gelmesine rağmen ürkek tavırlarıyla beceriksiz bir iktidar görüntüsü vermiş bulunuyor iken, tam da bu esnada “irtica eylem planı” nın ortaya çıkması, onları yeniden “mağdur” duruma düşürmüş bulunuyor. Böylece iktidara yönelen okların hedefi, başka bir yöne çevrilmiş bulunuyor.

TSK bürokratları ile CHP haricindeki (genellikle sağ) diğer partilerin oluşturduğu iktidarlar arasında yıllarca yaşanan iktidar paylaşımı elbette sadece bugünün meselesi değildir. Bugün yaşananlar, bu paylaşımın ve hatta tek taraflı kontrol ve tahakkümün yarınlarda da devam edip etmeyeceği meselesidir. Böyle bir meselenin ilk defa büyük bir konsensüsle her kesim tarafından sahiplenilerek tartışılıyor olması, yarınlar için ümit verici bir gelişmedir. Yargıya intikal eden bu meselenin nasıl bir şekil alacağı herkesin merak ettiği bir konu haline gelmiştir.

Bu son gelişmeler her ne kadar Hükümeti “mağdur” duruma düşürüp halk nezdinde yeniden iktidara sahiplenme duygusu verse de, ortada mevcut olan gerçeklerin ve yanlış uygulamaların üstünü kesinlikle kapatma hakkı vermez. Aksine, tam da bu aşamada Hükümetin alması gereken kararları şimdi alma zamanıdır.

Ele geçirilen “irtica eylem planı” herkes tarafından “vahim” olarak nitelendiriliyor. Bu doğru. Ama bundan daha vahimi, ortada hala duran ve devamlı uygulanıyor durumda bulunan hukuka aykırı bir sürü icraattır

Düşünebiliyor musunuz, şu anda dünyada 15 yaşına kadar Kur'an-ı Kerim’i öğrenme yasağı sadece Türkiye’de vardır! Bir öğrenci 8 yıllık ilköğretimden mezun olmadıkça Kur’an Kurslarında okuyamaz. CHP zihniyetinin hazırlayıp yasalaştırdığı ve dindar bilinen şimdiki iktidarın da yürüttüğü bir garip uygulama maalesef on yılı aşkın bir süredir aynen devam etmektedir.

Diyanet’in ve bazı sivil toplum kuruluşlarının açtığı “yaz kursları”nda okutulacak olan Kur’an dersleri için, bu sene de yine bir sürü problem yaşayacağız. Küçük yaştaki çocuklar bu kurslarda Kur’an öğrenemeyeceği için muhtemelen gözden ırak mekanlarda bu eğitimlerini almak isteyeceklerdir. Kenarda köşede. “elifba” öğrenen,veya “Kur’an” okumaya çalışan bu körpecik yavrulara baskınlar düzenleyip onları “suç aletleri” ile mahkemeye sevk eden “güvenlik güçleri”ne kızmayın sakın! Onlar mevcut yasanın gereğini yerine getiriyorlar. Şayet kızacaksanız, bu yasayı koyanlara ve bunu değiştirmeyip yürürlükte bulunduranlara kızın!...

Çivi çiviyi söker. Hükümet, “konjonktür” bahanesini bir kenara bırakıp iktidar olduğunu hatırlamalıdır. Yapacaklarını birilerine anlatıp inandırmaya ve ikna etmeye çalışacağına, kendi inandıklarını yapmaya ve uygulamaya koyulmalıdır. Önceki iktidarlar nasıl millete rağmen çok şeyi yapıp uygulamaya koyduysa, bu iktidar da milletin arkasında olduğu pek çok konuyu yasalaştırıp uygulamaya koymalıdır. Unutmayalım ki konjonktür kendiliğinden oluşmaz. Bunu oluşturan iktidarlardır.

Kaderin garip bir cilvesi olarak yine inişe geçtiği bir dönemde “mağdur” pozisyonuna düşüp toparlanarak yükselme eğilimine giren ve tarih boyunca mazlum ve mağdurun yanında yer alan bu necip halkın merhamet kanatlarına tekrar girmiş olan Ak Parti iktidarının bundan yararlanıp yanlışları cesaret ve kararlılıkla düzeltmesi, geleceğini de belirleyen bir adım olacaktır.

Pazartesi, 22 Haziran 2009 06:57 tarihinde güncellendi

Sayfa 171 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.