.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

MİRAÇ GECENİZ MÜBAREK OLSUN....

İSRA  ve  Mİ’RAÇ                                                                                        

 mescid-aksa.jpg

 

Rahman ve Rahim olan Allah’ımın ismi şerifiyle başlıyorum…

İsra ve Mi’raç olayı, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in en büyük mucizelerindendir. Öyleki, o vakitteki bazı zayıf müslümanlar bile tereddütte kalmış ve bazısı dinden çıkmıştır.

İslam ümmeti içindeki bir çok bozuk mezheb salikleri de, Mi’raç olayını inkar etmek-tedirler. Bu meselede akli mantıki yorumların asla yeri yoktur. Peygamberlik tavrı, akla ve mantığa uymaz, ilahi vahye dayanır. Mucizeyle desteklenen peygamberin, bir takım işlerini kısa aklımızla anlamaya çalışmamız, islam/teslim ismine uygun değildir.

Mi’raç olayı, hicretten 1 sene evvel Receb ayının 27. gecesine tesadüf eden vakitte oldu. O sıralarda müşriklerin saldırıları artmış, müslümanlar çok sıkıntı va darlık içinde kalmıştı. Ayrıca peygamberimizin sevgili eşi ve en büyük destekçisi Hatice validemiz r.anha da vefat etmişti. Aynı sene amcası Ebu Talib’in de vefatıyla, hüzün yılı denilen çile dolu günler başlamıştı.

İşte o dar ve sıkıntılı bir ortamda, Allahu teala sevgili Peygamberini teselli etmek ve bir takım hükümleri bildirmek için, ilahi huzuruna Habibini davet etmiştir.

Bir rivayette Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Harem’de Kabe yakınında ibadetle meşgul iken, başka bir rivayette ise Ümmü Hani’nin evinde yatsıdan sonra istirahat ederken Cebrail aleyhisselam ve avanesi gelip kendisini uyandırmışlar ve ilahi daveti bildirmişlerdir.

Hemen kalkıp abdest alan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, huzuruna getirilen Burak isimli bineğe binmiştir. Adımını, gözünün gördüğü ufka kadar atabilen bu süratli binekle, Mekke’den Kudüs’e bir anda vasıl olmuştur.

 “Geceleyin, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muham-medi) Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.” (İsra:1)

Bu hususta Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bir ara ben Beyti şerifin yanında Haceri Esvedin yakınında Haremi şerifte uyku ile uyanıklık arasında idim. Cebrail bana burak getirdi.

Bir rivayette “Ebu Talib’in kızı Ümmi Hâni’nin evinden yürütüldüm.”

Rivayet edildiki ümmü Haninin evinde yatsıdan sonra uyumuştu. Gece yürütüldü ve geri döndü. Kıssayı Ümmü Hani’ye anlattı. Ve dedi ki peygamberler bana gösterildi, onlara namaz kıldırdım. Mescide çıkmak için ayağa kalktı, Ümmü Hani elbisesine yapıştı ve dedi ki ‘kavminin onlara haber verdiğin zaman seni yalanlamasından korkarım.’

Dışarı çıktı. Ebu Cehil gelip önüne oturdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ona İsra hadisesini anlattı. Ebu Cehil dedi ki, ey Kab oğulları gelin. Olayı onlara da anlattı. İnsanlar hayretlere düştüler. Bazı müminler dinden döndüler. Bazıları Ebu Bekir’e koşup durumu anlattılar. Buyurdu ki ‘eğer o bunu demişse elbette doğru söylemiştir.’ Dediler ki onu tasdik mi ediyorsun? Buyurdu ki ‘bundan daha uzağını elbette tasdik ederim.’ Bu sebepten dolayı ona Sıddık ismi verildi.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu “Ben Kabe’nin yanında iken Allahu Teala beni Beyti Makdis’e kaldırdı. Ona bakar oldum. Muhakkak cehennemi ve ehlini orada gördüm, cennet ve ehlini cennette gördüm. Onlar oraya girmeden evvel. Bunları kavmime haber verdim, Ebu Bekir’den başkası beni tekzib etti. O gece semaya yükseltildim, peygamberlere kavuştum, Beyti mamura ve Sidretil müntehaya ulaştım.”

Pazar, 19 Temmuz 2009 07:51 tarihinde güncellendi

KAR, YAZIN DA YAĞAR...

erciyes2.jpgErciyes'e kar yağdı

Erciyes Dağı'nın yüksek kesimlerine kar yağdı.


Erciyes Dağı'nın 2 bin 900 metreden yüksek kesimlerinde bulunan Şeytanderesi, Hörgüçkayası, Kuzeybuzulu ve zirvesine 3 santimetre kalınlığında kar yağdı.
 
Bölgede 2 günden beri devam eden yağmurun zirveye yakın bölgelerde kara dönüştüğünü belirten Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Erciyes Tesisleri yetkilileri, 2 günden beri aralıksız yağmur yağdığını ve yüksek kesimlere Temmuz ayında kar yağdığına ilk defa şahit olduklarını söyledi.
 
Kar yağışı nedeniyle hava sıcaklığı Erciyes Kayak Merkezi'nde 2 dereceye kadar düştü. (AA)
Cuma, 17 Temmuz 2009 12:49 tarihinde güncellendi

Milli Eğitim ve YÖK sıfır çekti... Eğitim İflas etti.....

kitap_ate.jpgÖSS sonucu, Milli Eğitim'in ve YÖK'ün sıfır çektiğinin resmidir
Aklınızı başınıza devşirin

16 TEMMUZ 2009

Eğitim-Sen İstanbul Bölge Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, sınavı geçerli sayılan 1 milyon 324 bin adaydan 30 bininin ÖSS puanlarının, hesaplanabilecek en alt seviyede bile doğru cevap veremediklerinden dolayı, "sıfır" olduğunu belirterek, "Milli Eğitim'in ve YÖK'ün sıfır çektiğinin resmidir" dedi.

    * Aklınızı başınıza devşirin -

Eğitim-Sen İstanbul Bölge Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, sınavı geçerli sayılan 1 milyon 324 bin adaydan 30 bininin ÖSS puanlarının, hesaplanabilecek en alt seviyede bile doğru cevap veremediklerinden dolayı, "sıfır" olduğunu belirterek, "Milli Eğitim'in ve YÖK'ün sıfır çektiğinin resmidir" dedi.

Yazılı açıklama yapan Hanefi Bostan, bu sene ÖSS'ye başvuran öğrenci sayısının 195 bin azaldığını, sınava giren 94 bin 201 adayın, hiçbir tercih yapabilme hakkını elde edemediğini, sınavda, puan türlerinin en az birinden 165 ve daha fazla puan alan aday sayısının 1 milyon 87 bin 409 olduğunu ve 30 bin öğrencinin, hesaplanabilecek en alt seviyede bile doğru cevap verememiş olduğunu hatırlattı.

Bostan, ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan'ın açıkladığı resmi bilgilere göre, en az başarılı okul türünün sırasıyla, akşam liseleri, endüstri meslek liseleri, ticaret meslek liseleri, özel akşam liseleri, otelcilik ve turizm meslek liseleri, kız meslek liseleri ve diğer meslek liseleri olduğunu belirterek, "Bu sene yapılan ÖSS'de en çarpıcı sonuç, sıfır puan alan öğrenci sayısında görülen ve tahminleri aşan sayı olmuştur. Yukarıda da söylemiş olduğumuz gibi, sınavı geçerli sayılan 1 milyon 324 bin adaydan 30 bininin ÖSS puanları, hesaplanabilecek en alt seviyede bile doğru cevap veremediklerinden dolayı, "sıfır" olmuştur. Vaziyet hiç de mutluluk duyulacak gibi değil, burası inkar ve reddedilmesi mümkün olmayan bir gerçek.

O halde, şu soruyu sormamız gerekmektedir. ÖSS sonuçlarının anlattığı, "gerçekte" nedir? Geçici ve arızi bir kötü sonuçla mı karşı karşıyayız, yoksa sistemin hepten tıkanmış olması mı söz konusudur? Türkiye'mizde merkezi üniversite giriş sınavlarında hayli uzunca bir müddetten beri, hemen hemen her sene bir öncekine göre daha can sıkıcı sonuçlarla karşılaşmaktayız ve bu trend de inişe geçmiyor, bilakis, git-gide yükseliyor; bu gidişle, önümüzdeki sene daha da kötü bir sonucu beklememiz gerekecek" dedi.

Sonuçların açıklanmasının üzerinden dört gün geçmiş olmasına rağmen Milli Eğitim Bakanlığı'nın henüz resmi bir açıklama yapmamış olmasını eleştiren Hanefi Bostan, "Bu durum, normal olmasa gerek; Bakanlık sessizliğe gömülmüş, çıt çıkmıyor.

Niçin? Her halde, bir şey söyleyebilecek durumda olmasalar gerek: Bakanlığın ve Hükümet'in, hezimeti gizlemeleri mümkün olmadığı gibi, vazıyeti olduğu gibi kabul edip hata yaptıklarını itiraf edecek medeni bir cesaretleri de olmaması ile açıklanabilir ancak bu ketumluk.

Bu noktada, Türk Eğitim-Sen olarak, derhal, bu olağanüstü derecede mühim mevzunun, cesaretle ve samimiyetle, bir milli mesele olarak kabul edilip, eğitim sendikalarının da mutlaka ciddi bir oranda söz ve oy hakkı olduğu kapsamlı bir "milli eğitim şurası" toplanması gerektiğini kamuoyu önünde açıklamayı milli ve vicdani bir görev telakki etmekteyiz. Bu sonuç, esas olarak, öğrencilerimizin değil, Milli Eğitim'in eğitim ve öğretim sistemi ile YÖK'ün sınav sistemini sıfır çektiğini ve hepten çöktüğünü göstermektedir" diye konuştu. n İHA
Başıbozuk sistemin ürünleri

Eğitim-Sen İstanbul Bölge Başkanı Yrd. Doç. Dr. M. Hanefi Bostan, ortaya çıkan sonucun sebeplerini sıralayarak, şunları söyledi:

"İşin doğrusu şu ki, üniversite-öncesi eğitim ve öğretimde, öğrencilerimizin büyük bir kısmının bilgi seviyeleri acınacak bir zavallılık arz etmektedir: İlköğretim mezunu olduğu halde okuma yazmayı doğru düzgün bilmeyenler, Türkçeyi doğru telaffuz edemeyenler bu başıbozuk sistemin ürünleridir ve haliyle bu sistemden de ancak bu sonuç çıkmaktadır. Bunlara ilaveten, derslik açığı ve kütüphane, laboratuar yetersizliği - hatta "yokluğu" bile denebilir - hala büyük bir sorun olarak durmaktadır. Bunlara, eğitimde fırsat eşitliği sağlanamamasının, bölgelerarası dengesizliklerin giderilememesinin de eklenmesi de gerekli olmaktadır.

Önümüzdeki yıl ÖSS iki aşamalı olacaktır. ÖSS'nin iki aşamalı olması öğrencileri tedirgin etmektedir. Çünkü henüz yeni sınav sistemi ile ilgili öğrenci ya da veliler tam olarak bilgi sahibi değildir. Nitekim Türk Eğitim-Sen olarak 1.100 lise son sınıf öğrencisine uyguladığımız ankette üniversite sınavının gelecek yıl iki aşamada yapılacak olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz sorusuna;  ankete katılanların yüzde 42.8'i "olumsuz etkileyecektir" derken, yüzde 27.2'si olumlu etkileyecektir cevabını vermiştir.

Bu soruya "fikrim yok" diyenlerin oranı ise yüzde 29.9'dur. Başarısızlık öğrencilerimizin değil, önce Milli Eğitim'in ve sonra da o suça katılan YÖK'ündür. ÖSS'de "sıfır" çeken, öğrencilerimiz değil, Milli Eğitim ve YÖK'tür."
YÖK Başkanı Özcan: Bir zaafiyet var

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ''ÖSS'ye giren 1 milyon 324 bin kişi içinde 30 bin öğrencinin soruya cevap vermemesi gerçekten ortaöğretimde bir zafiyet olduğunun işaretidir'' dedi.

Cuma, 17 Temmuz 2009 12:45 tarihinde güncellendi

TEKNOLOJİ KÖKÜMÜZÜ KAZIYACAK....

Sanal dünya ALARM veriyor!

sanal.jpg

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ramazan Özcankaya, çocuğun gelişimine olumsuz etki yaptığını belirttiği bilgisayar ve internet oyunlarının "sanal dünya" yarattığına işaretle, "Her şeyi sanal sanan, gerçek insanlarla ilişki kuramayan, sosyopat, yani sosyal ilişkileri zayıf olan gençlerin yetişmesine neden oluyor" uyarısı yaptı.

Bilgisayar ve internetten doğru anlamda yararlanılmadığına işaret eden Özcankaya, çocuk ve gençlerin zamanlarının büyük bölümünü bilgisayar başında oyun oynayarak geçirmelerinin yanlış olduğunu, bilgisayar ve internet oyunlarının çocuklarda bağımlılık etkisi yaparak, gelecek hayatlarını olumsuz etkilediğini vurguladı. 
 

SANAL TEHDİT-

Bilgi teknolojisinde yaşanan hızlı gelişimin, çocuklar tarafından yanlış algılandığı ve internetin amacına uygun kullanılmadığının altını çizen Özcankaya, şöyle konuştu:
"Bilgisayar, çocuk gelişiminde sağladığı olumlu gelişmelerin yanı sıra olumsuz yönler de sergiliyor. Bilgisayarın başından kalkmayan çocuklar, ya sanal iletişimde ya da oyunlarla vaktini geçiriyor. Çocuklarımız bilgi araştırmak yerine, sanal alemlere dalıyorlar, kendilerini oradaki oyunlara bırakıyorlar.
Bu durum çocukların gerçek dünyadan uzaklaşmalarına neden oluyor. Çocuklar sanal dünya ile masallar dünyasında yaşadığını hayal etmeye başlıyor. Gerçekle teması önlenen çocuğun gelişimi de olumsuz oluyor.
Bilgisayar başında ve internet oyunlarıyla çok zaman geçiren çocuk, sadece el hareketiyle bir çok şeyin olacağını sanmaya başlıyor. Gerçek hayatta başaramadıklarını sanal alemde yapabildiklerini görüyorlar. Gerçekten kopuyorlar. Çocuk hayallerini bilgisayarda bulabiliyor. Bu da çocuğu bağlıyor. Çocukta bağımlılık oluşuyor" 

-DEDİĞİM DEDİK İNSANLAR-

Özcankaya, internet oyunlarına bağımlı hale gelen çocuklarda kontrol bozukluğunun daha sık görüldüğünü bildirerek, gerçeklikten kopan çocuğun zora karşı durma, stres dirençlerinde düşme yaşandığını anlattı. Bu durumun eğitim yaşamını da olumsuz etkilediğini vurgulayan Özcankaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Gelecekte de, gerçekle bağlantısı olmayan, her şeyi sanal sanan, zorlamaya gelmeyen, gerçek insanlarla ilişki kuramayan, sosyopat, yani sosyal ilişkileri zayıf olan gençlerin yetişmesine neden oluyor. Böyle hayatı kararan hastalarımız var. 20 saatini internet başında geçiren hastalarım var. Eğitim hayatları, sosyal hayatları bitiyor, kişilerle ilişki kurmaları imkansız hale geliyor. Buna bağlı olarak işsizlerin sayısı da artıyor. Çünkü karşıdaki alet ona itiraz etmiyor ama insanlar birbirlerine itiraz ederler. Dolayısıyla itiraz edilmez, inatçı, sosyal ilişkisi olmayan, halk arasında 'dediğim dedik' denilen kişiler yetişiyor. Geleceğin hastalıkları bunlar. Kısaca sanal ortam sosyopat, işsiz insanlar yetiştiriyor."

-AİLE ORTAMI TETİKLEYEBİLİR-

Aile ortamının, kardeşler arasındaki ilişkinin de bu bağımlılığı tetikleyebildiğine dikkati çeken Özcankaya, annesi ve babasıyla gerçek iletişim kuramayan, kardeşleriyle ilişkisi olmayan çocukların, kendilerini daha fazla bilgisayar oyunlarına kaptırdıklarına dikkat çekti.

Prof. Dr. Ramazan Özcankaya, ailelere öneride bulunarak, yapılacak en güzel işin çocukların bilgisayarlardan uzak tutulması olduğunu savundu. Çocukların ödevlerini internetten yapmasına karşı olduğunu vurgulayan Özcankaya, çocukların ödev hazırlarken kitapları karıştırmaları gerektiğini, bilgiye kolay ulaşılmamasının çocuklar açısından büyük katkılar sağlayacağını bildirdi. Özcankaya, interneti, profesyonel insanların profesyonel çalışmaları için kullanmalarının daha yararlı olacağını belirtti.

 

Sayfa 160 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.