| Everest'te ilk ezan okundu |
|
|
|
Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı
ilk ezan
İslam'a yeter diyecek!
PAPAZLARA ‘TOPLANIN' ÇAĞRISI
Avustralya'daki papazları konferansa davet eden Evanjelik Kilisesi lideri Fred Nile, İslam ve Hıristiyanlık arasındaki çatışmanın kendilerini kaygılandırdığını ve bu yüzden Hıristiyanlığı korumak için böyle bir konferansın önemli olduğunu söyledi.
IRKÇILIK SUÇLAMASINDAN DEĞİL, MÜSLÜMANLARDAN RAHATSIZLIK DUYUYOR
Daha önce İslam ve Müslümanlara karşı ırkçı ifadeler kullandığı için mahkemeye çıkarılan Nile, ırkçılık suçlamalarından rahatsız olmadığını, kendisine rahatsızlık veren şeyin Müslümanlar tarafından yargılanması olduğunu kaydetti.
İSLAM'A KARŞI ‘YETER' DİYECEK
The Herald gazetesine konuşan bir başka Evanjelik lider Danny Nalliah ise, Avustralya'nın Hıristiyanlığı korumak için birçok nedeni bulunduğunu belirterek, İslam'ın kendilerine tehdit oluşturduğunu öne sürdü. Nalliah, “Belli bir yerden sonra bizlerin ‘yeter' demesi lazım. Ulusumuz Hıristiyanlık değerlerine sahip çıkmalı” dedi
Bakara Suresi: 15-16
TEFSİR DERSİ BAKARA SURESİ AYET: 15-16
اللهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ 15
أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوُا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ 16
Ayetlerin Mealleri:
15- Allah onlarla alay etmektedir. Onların azgınlıklarını arttırıyor da farkında değiller.
16- Bunlar öyle kimselerdir ki, doğru yolu bırakıp sapıklığı satın almışlardır. Ticaretleri kar etmedi, hidayete erenlerden de olmadılar.
Bakara Suresi 15-16. Ayetlerin Tefsiri:
اللهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ (Allah, onlar ile istihza eder) Allahın onlar ile alay etmesinin manası, onlara alçaklık ve hakareti indirmesi demektir. Zira istihzanın maksadı, istihza edilen kişiyi hafifliğe ve düşüklüğe bırakmak, üzerine alçaklık ve hakareti indirmektir. Yani Allahu Teala onlara kendi yaptıkları alaylarının cezasını verdi. Bundan murad onlara istihzaya benzeyen şekilde muamele edilmesidir. Zira onların Allah ve müminler ile beraber yaptıkları işin sureti dıştan imanı açıklamak, içten küfrü gizlemektir. Halbuki bu durum sihirbazların işine benzedi.
Allahu Teala da onlara zahirde islam hükümlerini icra etti. Halbuki onlar Allah indinde kafirlerden daha habis ve cehennemin en aşağı tabakasındadırlar. Onlar müslümanlarla alay ederler. Allah'ta onların alaylarına karşılık verir. Ve onlar için elim bir azap vardır.
"Allah onlarla alay eder" şeklinde fiil cümlesi olarak kullanıldı. Zira onların alaylarına karşılık cezalarının verilmesi kastedildi. Yani onlar müminlerle alay ettikçe, Allah ta onların cezalarını tertib eder ve onlara mukabele eder. Onlar tekrar yaparlarsa, tekrar onlara karşılık verir. Bu şekilde olmasına teceddüd denir. Eğer isim cümlesi kullanılsaydı, sabit olmak manasında kalacaktı, sözü tekrarlamak gerekecekti.
وَيَمُدُّهُمْ فِى طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ(Onları azgınlıklarında uzatıyor, farkında değiller) Onlara imdad, kuvvet ve fırsat vermesi manasındadır. Ömürlerini uzatıyor manasında değildir. Bu hususta delil İbni Kesir'in kıraatıdır.يُمِدُّهُمْ şeklinde okunur. İmdad etmek manasındadır.
Mutezile mezhebi, kullar hakkında en uygun olan şeyi Allahın yaratması vacibtir, diye inandıkları için bu ayetin zahir manasını tevil ederek mecaza gittiler. Yani küfür ve onun üzerine ısrarları sebebiyle onlara azgınlıkta imdad olundu. Biz ehli sünnete göre, yaratıcı Allah olup, kulun iradesinin de tesiri bulunduğunu ve küfrü, şerleri, kendi iradesiyle işlediğini kabul ederiz. Dolayısıyla kötü irade edene, Allahu Tealanın o yolda imkan vermesi, o kişiyi Firavun ve Ebu Cehil gibi kademe kademe helake çekmesidir. Dolayısıyla küfür ve isyanları kendileri kesbetmiştir. Fiili kim işlerse ona nisbet edilir, yaratana değil. Ve mesuliyeti de işleyene aittir.
أُولَـئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوا الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى (İşte şunlar, hidayete karşılık dalaleti satın almışlardır.) Satın almak, değiştirmek yerine kullanıldı. Daha sonra buna uygun kâr ve ticaret lafızları ile kelam devam ettirildi. Dalaleti, hidayet üzerine tercih ettiler, hidayeti dalalet ile değiştirdiler.
İbni Eyhem isimli bir Gassan meliki Hazreti Ömer zamanında müslüman olup Mekke'ye gelir. Kabe'yi tavaf ederken bir bedevi elbisesine basar. Bunun üzerine Eyhem, adam ile kavga eder ve dişlerini kırar. Adam onu Halife Ömer (Radıyallahu anhu) 'ya şikayet eder. Halife ya kısas ya da had (cezası) gerekir diye hükmeder. Eyhem derki 'Ben melik'im, bu adam sokak ehli biridir. Buna karşılık bana ceza mı vereceksin' Halifenin ısrarı karşısında Eyhem ertesi güne kadar müsaade ister ve geceleyin kaçıp Şam'a giderek dinden çıkar. Daha sonraları pişman olmuştur. (İşte islamı verip sapıklığı almak bu şekilde olmak-tadır.)
فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ (Ticaretleri kâr etmedi) Kar, asıl para üzerine gelen fazlalıktır. Ticaret, alış verişle kâr talep etmektir. Kâr edememeleri burda mecazen hüsranda olmaları demektir. Sanki şöyle buyurulmuş oldu 'Ticaretleri hüsrana uğradı' (Aslında kendileri zarar etti.) Bunun bir başka misali 'Gündüzü oruçlu değil' (Adam iftar etti.) tabiridir.
وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ (Hidayette değildiler) Onlar ana sermayeyi kaybedince ki o 'hidayettir' -çünkü sapıklığı satın aldılar-, bu duruma uygun olan kâr edememek vasfı ve ticaret yollarına hidayet bulamamak ile vasıflandılar. Neticede hüsranda ve dalalette kaldılar.
Dalalet, sahibini karanlıkta şaşırmış yapar, yolu bulamaz, bir şeyi diğerinden ayıramaz. Yüzü üzerine düşmekten veya bir helake uğramaktan kurtulamaz. Hidayet bunların aksinedir.
Diğer tefsirlerde şu açıklamalar vardır:
İmanla küfrü değiştirdiler.
Hidayeti bırakıp dalaleti aldılar.
İşleri kendi aralarında kabul görmedi.
Şu münafıklar, kendilerini ziyanlı bir satışla sattılar. Küfrü aldılar, imanı terk ettiler. Asla bir şey kazanamadılar, bilakis hidayeti de kaybettiler. İşte bu, açık bir husrandır.
Hadisi şerifte Ebu Said el Hudri’nin r.a. rivayetinde Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu ayet hakkında şöyle buyurmuştur: “Cehennem ehli, cennetteki (kaybettikleri) menzillerini görürler de -Vay hasretimiz- derler.”
Ticaretleri kâr etmedi denilerek olay ticarete isnad edildi (dayandırıldı), halbuki işin aslı onlar kâr edemediler. Buna arapça lisanında –isnatta mecaz- denir. Kelamın daha hoş ve nükteli olmasını sağlar.
Peygambere 'Postacı, ölmüş ve işi bitmiş' diyen sapıklar
Aldanmayınız!..
Ehl-İ Sünnet hocalarından biri, aykırı bir ilâhiyatçının basına sızdırılmayan gizli bir konferansının (gizlice alınan) ses kayıtlarını dinlemiş ve şöyle söylemiş:
"Bu adamın bozuk olduğunu söylüyorduk. Bu konferansından sonra onun kâfir olduğunda şüphe kalmadı..."
(Doğru, dürüst, temiz ilâhiyatçıları tenzih ederiz...)
Maalesef zamanımızda birtakım reformcular, değişimciler, yenilikçiler taqiyye yaparak asıl inançlarını gizliyorlar.
Aykırı fikirleri olan reformculara karşı Müslümanların çok dikkatli olması gerekir.
Böylelerine kesinlikle itimad edilmez, güvenilmez.
1. Kur'ân tek kaynaktır, Sünnet kaynak değildir diyenler Sünnet'i inkâr ettikleri için dinden çıkmışlardır.
2. Kur'ân'daki ve Sünnet'teki kesin hükümlerin bir kısmı tarihseldir, onlar bugün geçerli değildir diyenler Doğru Yol'dan çıkmışlardır.
3. İslâm ve iman ile küfrü bağdaştırmak, uzlaştırmak isteyenler açık bir sapıklık içindedir.
4. Peygamberi hafife alan, "O bir postacı idi, ölmüştür, işi bitmiştir" diyenler sapıktır.
5. Ben de Müslümanım ama Şeriata karşıyım diyenler korkunç bir çelişki içindedir.
6. Ashabın büyüklerinden Ebu Hureyre hazretlerine sövüp sayanlar Kur'ân ve Sünnet Müslümanı olamaz.
7. Yüzden fazla hadîsle geleceği bildirilmiş ve bu bilgi mânevî tevâtür derecesine ulaşmış olan Mehdi'nin zuhurunu ve Hz.İsa'nın nüzulünü inkâr edenler Cadde-i Kübra ve Sevad-ıAzam İslâmlığından çıkmış olurlar.
8. Azılı Farmason, taqiyye yaparak Müslümanları aldatan, şaibeli ve bulaşık Efganî'yi, onun tilmizi Abduh'u, onun tilmizi Reşid rıza'yı; münci (kurtarıcı), imam (din önderi), hidayet kılavuzu olarak gösterenler dall ve mudildir.
9. Ehl-i Sünneti yıkmak için çalışanlar hizmetkâr değil, hezimetkârdır.
10. Din hocaları, ulemâ aradan çıksın, herkes kendi kafasına göre Kitabullahı yorumlasın, ondan hüküm çıkartsın diyenler tamir değil tahrip ederler.
Muhterem Müslüman kardeşlerimiz!.. Reformculara, değişimcilere, yenilikçilere, diyalogçulara, İslâm aktivistlerine, şazz ve aykırı inanç ve görüşlere sahip olanlara, Ehl-i Sünnet yıkıcılarına kapılmayınız, aldanmayınız, tuzaklarına düşmeyiniz. Ebedî saadetinizi yitirebilirsiniz.
İmam ve allâme Kevserî
İmam (din önderi) Muhammed Zahid el-Kevserî hazretleri (Cenâb-ı Hak ona rahmetiyle muamele buyursun) Türkiyemizin, İslâm âleminin, özel olarak da Çerkeslerin medar-ı iftiharı bir âllamedir. Onun için "Asrının müceddididir" denilmiştir.Her şeyin en doğrusunu Allah bilir.
Bu zat Kur'ân'a, Sünnet'e, Selef-i Sâlihîn ve Ehl-i Sünnet ve Cemaat yoluna çok büyük hizmet etmiştir.
Bazı sebepler dolayısıyla, Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi gibi Türkiye'yi terk etmiş, Mısır'a yerleşmiş, ölünceye kadar orada çok değerli Arapça kitaplar yazarak Din-i Mübin-i İslâm'a, Kur'ân-ı Azimüşşana, Sünnet-i Resulullah'a, Şeriata, fıkha, ulûm-i islâmiyeye, Ümmet-i merhumeye hizmet etmiştir.
Bid'at ve dalalet fırkalarıyla mücadele etmiş, çürütülmesi mümkün olmayan ilmî ve dinî delillerle bozuk ve yanlış görüşleri red ve cerh etmiş, Müslümanlara doğru yolu göstermiştir.
Her Ehl-i Sünnet Müslümanı bu büyük âlimi, hizmetlerinden ve himmetinden dolayı rahmet, minnet ve şükranla anmalıdır.
Bendeniz, bir Müslümanın doğru yolda olup olmadığını, Zahid el-Kevserî gibi âlimlere bakışından anlarım. Kevserî'yi Mustafa Sabri'yi, İsmail Yusuf en-Nebhanî'yi, Zeynî Dahlan'ı ve benzerlerini seviyor ve tutuyor mu? O halde doğru yoldadır.
Şu hususu da tebarüz ettirmekte faide var: Merhum Şeyhülislâm Mustafa Sabri ile Zahid Kevserî arasında teferruata ve dekayıka (inceliklere) ait bir meselede ilmî tartışma olmuştur. Böyle şeyler büyük âlimler arasında olabilir. Kendim için söylüyorum, küçükler bunlara karışmaz, tartışan âlimlerin birine veya bazısına saygısızlık göstermez. İslâm'da, teferruata ait konularda çeşitlilik vardır. Bu çeşitlilik geniş bir rahmettir. Ehl-i Sünnet ulemâsının hepsi bizim başımızın tacıdır.
Kevserî hazretleri, Cenâb-ı Hak hazretlerini noksan sıfatlardan tenzih hususunda, ehl-i bid'at fırkalarıyla gerçekten iyi ve başarılı bir mücadele yapmıştır. Allah onu hayırla mükafatlandırsın.
Bid'atçiler, yukarıda saydığım büyük Sünnî ulemâyı ve diğerlerini halka ve gençliğe tanıtmazlar. Bu onların vazifesi değildir. Sünnîlerin ve Sünnî geçinenlerin vazifesidir. Vâ esefâ...
İmkânım olsa son yüzyılın otuz kadar büyük Sünnî ulemâsı hakkında müstakil kitaplar hazırlatır, hizmetlerini, himmetlerini yazdırır, eserlerinden parçalar ilave ettirir yayınlardım. Böyle kitaplar bir iki bin baskı ile tesirini göstermez. Bunları yüzer bin yüzer bin basmalı ki, halkKur'ân'a, Sünnet'e, Hak Yola hizmet edenleri tanısın, bid'atçileri öğrensin.
Kevserî hazretleri gurbette yaşadı. Malı mülkü, akrabaları burada kaldı. Diyar-ı gurbette kanaat ile geçindi. Din-i Mübin'e para ile hizmet etmedi. Ehl-i bid'at ile para karşılığında tartışmadı.
Bir ara af çıktıktan sonra Türkiye'ye gelmek istedi. Frenk serpuşu giydirirler korkusuyla gelemedi.
Yaşadı, hizmet etti, öldü...Faydalı, kıymetli eserleri sadaka-i câriye olarak kaldı. O kitaplar okundukça, o kitaplar bâtılı iptal ettikçe, o kitaplar tereddüt ve şüpheleri izale ettikçe inşaallah melekler, açık duran defter-i a'maline sevap yazacaklardır.Ne mutlu böylelerine. Allah'ın selâm, rahmet ve bereketi salihlerin, ahyarın ve onları sevenlerin üzerine olsun.
Daha Fazla İçerik...
Sayfa 152 - 414







