.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

ZİNA SUÇUNUN CEZASI CELD RECM

   akm--.jpg Recm hakkında prof'un birine reddiye - 1  
Pazar, 09 Kasım 2008

 
   ZİNA SUÇUNUN CEZASI  CELD – RECM
Son zamanlarda internet sayfalarında fetvaları ile meşhur olan şaşkınlardan bir kaçı, kendi akli yorumlarıyla, ulema arasındaki bazı ihtilaflı konuları da didikleyerek, yeni yeni yorumlara ve fetvalara giriştikleri malumunuzdur. Bunlardan biri de recm cezasıdır. Zina eden evli kadın ve erkeğe, şartları tahakkuk edince verilen cezanın adı bazen celd –sopa- olur, bazen recm –taşlanarak öldürülme- olur. Bu hususlar Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve halifelerinin zamanında katiyetle sabit olan hususlardır. Daha sonra mezheb imamları
–hadleri şüpheyle düşürün- hadisi şerine dayanarak, bir takım şartların tahakkukuna bakmışlar ve asırlarca süren bu uygulama, günümüze kadar fıkıh kitablarımızda beyanedilegelmiştir. Elimizde türkçe yazılı Istılahatı Fıkhıyye Kamusu gibi büyük bir eser mevcuttur. Ömer Nasuhi Bilmen hazretleri, (Allah rahmet eylesin.) son devrin büyüklerindedir. Osmanlı devam etseydi, belki de Ö.Nasuhi Efendi şeyhul islam olurdu. Onun eserinde bu husus 25 sayfa kadar anlatılır.

Yeni inkarcıların laf cambazlığına kulak asmadan, ıstılahatı fıkhiyyenin bir özetini sizlere aktaracağız. Bizi ilgilendiren asırlaca tatbik edilen mezhebimiz ve alimlerimizin sözleridir. Mantık ve felsefe yöntemleriyle cahil insanları kandırmaya çalışan bu kimseler, aslında geç kaldılar, zira onlardan evvel harici taifesi recm olayını inkar etmiştir. Onların cevabı o zamanki ashab, tabiin ve mezheb imamları tarafından verilmiştir. Şimdiki harici kafalılara da bizler cevabı hatırlatıyoruz.

 

Hukuku İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiyye Kamusu Cilt: 3/ sahife: 197


Çarşamba, 22 Temmuz 2009 11:18 tarihinde güncellendi

Doğru yol ehli sünnet

       
mehmet-sevket-eygi.jpg
 
 
M. Şevket Eygi - Milli Gazete
   
2009-07-21        
 

Doğru yol ehli sünnet

Bu yazı Sünnî Müslümanlar için yazılmıştır.

Lütfen Sünnî olmayan Müslümanlar okumasın.

Alemlere rahmet olarak gönderilmiş Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) "Ümmetim içinde bir anlaşmazlık, tartışma olursa siz büyük topluluğa tâbi olunuz" mealinde buyrukları vardır. İşte bu büyük topluluk (Sevad-ı A'zam) Ehl-i Sünnet ve Cemaat topluluğudur.

Bu topluluğun içinde birtakım rahmanî çeşitlilik bulunmaktadır. Lakin usûlde, temellerde, esasta bir ve müttehid olan Sünnîler kendi aralarında birbirlerini tekfir etmezler, dinden çıkmakla suçlamazlar, kardeşlik bağlarını kopartmazlar.

1924'e kadar Müslümanların bir Halifesi vardı. Hakikî halife olmasa da yine de halifeydi. O tarihten bu güne İslâm dünyası halifesiz, İmam-ı Kebirsiz, Emîrü'l-mü'minînsizdir.

Türkiye Müslümanları karanlık gecede çobansız kalmış, şiddetli yağmura ve fırtınaya tutulmuş, aç kurtların saldırısına uğramış bir koyun sürüsüne dönmüştür.

İslâm birlik dini değil midir? Biz Türkiye Müslümanları birlik içinde miyiz?

İslâm'ın bir hiyerarşisi (silsile-i merâtib, emir kumanda zinciri) vardır. Müslümanlar içinde bir grubun mâruf ile emr etmesi ve münkerden nehy etmesi gerekmez mi? Teoride olan, hayatta olması gereken bu hiyerarşiye biz Türkiye Müslümanları sahip değiliz.

Müslümanlar darmadağın olmuşlar, şirazesi yırtılmış bir kitabın yaprakları gibi dağılmışlar, ipi kopmuş bir tesbihin taneleri gibi sağa sola savrulup gitmişler.

Müslümanlar imamsız, heyerarşisiz kalınca, Ümmet birliği yok olunca, bu karanlık gecede, yağmur ve fırtına ile boğuşan sürüye aç kurtlar üşüştü, aşırı bid'at cereyanları kendilerine taraftar devşirmeye başladı.

Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanlığı nice darbeler aldı, çeşit çeşit hıyanete uğradı.

Az veya çok Sevad-ı A'zam'dan ayrılmış, bid'atlere sapmış birtakım cemaatler, hizipler, gruplar, fırkalar, pençelerine düşen Müslümanların beyinlerini yıkadılar, onları parça mutaassıbı yaptılar.

Böylece ortaya bir yığın sekt (yoldan çıkmış parça) çıktı.

Türkiye'ye Ehl-i Sünnet'e uymayan bir sürü bid'at cereyanı ithal edildi.

Petro-dolarlar dağıtıldı, akideler bozuldu.

Her bid'at cereyanı İslâm, İman, Kur'ân saf ve katışıksız İslâm bayrakları ile propaganda yaptı.

Sapıklık o hadde geldi ki, Hazret-i Peygamberi, İslâm'ı, Kur'ân'ı, Şeriat-i Ahmediyyeyi inkar ve tekzib edenlerin de ehl-i necat ve ehl-i Cennet olduğunu iddia eden bid'at ve dalalet fırkaları türedi.

Bid'at, irtidat, dalalet yangınları bacayı değil, bütün binayı sardı.

Bid'atçilerin büyük kısmı açık, samimî ve şeffaf hareket etmedi. Taqiyye yaptılar, sûret-i haktan göründüler.

Azılı Farmason Afganî'nin taraftarları Ehl-i Sünnet İslâmlığını sarsmaya çalıştılar... Tenkit edenlere de "Siz onun taharet bezi olamazsınız" diyerek ağır hakaretler ettiler.

Bu kaos, anarşi ve kargaşa içinde dini hizmetlerin ve faaliyetlerin büyük kısmı paraya endekslendi. Dinî hizmet ve faaliyet sahasında her yıl milyarlarca dolar dönmeye başladı.

Bunca nifak ve şikak, bunca toz duman, bunca çekişme ve tepişmeyi fırsat bilen beynelmilel Siyonizm, Haçlılar, diğer İslâm karşıtı güçler İslâmî hareketin içine sızdılar, ajanlar, provokatörler koydular.

Kendileri için tehlikeli olmayacak, pasifleştirilmiş, arındırılmış ve ayıklanmış yeni bir İslâm türetmek için faaliyete geçtiler. Milyonlarca dolar "telef" ücreti dağıttılar.

Ehl-i Sünnet İslâmlığını kaldırıp yerine Fazlurrahman'ın Tarihselcilik sapık mezhebini getirmek istediler.

Türkiye'ye İslâm tasavvufla ve tarikatlarla girmişti. Türkiye İslâmlığının temel taşlarından biri de tasavvuf ve tarikat idi. Düşmanlarımız, Müslümanlar arasında tasavvuf ve tarikat düşmanlığını yaydılar. Tasavvuf düşmanı cereyanları açıkça ve gizlice destekledir. Müslümanları tasavvuf konusunda birbirine düşman ettiler. Allah'ın kardeş kılmış olduğu mü'minler arasında "Sen müşriksin, sen kâfirsin, sen sapıksın..." çekişmelerini teşvik ettiler.

Selef-i Sâlihîn efendilerimizle isminden başka ilgisi olmayan kaç türlü Selefîlik varsa ülkemize sokuldu. Onlar da birbiriyle uğraşıyor.

Kaç çeşit ihvan hareketi varsa onlar da Türkiye'de cirit atıyor.

Küfür cereyanları Müslümanların arasına sahte peygamberler, sahte şeyhler, sahte din önderleri soktu.

Divide et imperia... Böl, parçala ve hükm et.

Bu fırtınalar, bu kasırgalar, bu manevî zelzeleler içinde Müslüman ne yapmalıdır? Söylemeye hacet yok, Ehl-i Sünnet Müslümanını kasd ediyorum.

1. Klasik ve geleneksel Ehl-i Sünnet İslâmlığına sımsıkı sarılacaktır.

2. Ehl-i Sünnetten ayrılmış cemaatlerle, hizip ve fırkalarla, klik ve gruplarla, çetelerle ilgisini kesecektir.

3. Onları mânen ve maddeten desteklemeyecektir.

4. Şeriattan kıl kadar ayrılmamak şartıyla tasavvufa ve tarikata taraftar olacak, sempati besleyecektir.

5. Kendisinde çok kuvvetli bir ümmet şuuru olacaktır.

6. Her türlü hizip ve fırka asabiyetinden ve aşırılığından uzak duracaktır.

7. Zekatını Kur'ânın, Sünnetin, Şeriatın ve fıkhın öngördüğü şekilde gerçek şahıslara (tüzelkişilere değil!) ödeyecektir.

8. Bid'at ve dalalet fırkalarının, içlerinde çeşit çeşit bozukluklar olan din kitaplarını okumayacaktır.

9. Mezhepli olacak ama asla mezhepçilik yapmayacaktır.

10. Müslümanların paralarını haksız şekilde toplayan dâl ve mudil kişi ve kuruluşlarla ilgisini kesecektir. Onları desteklemek dini yıkmak demektir.

11. Her türlü dinde reform, yenilik, değişim, light ve ılımlı İslâm cereyanına cephe alacaktır.

12. Yüce İslâm dini ile şu veya bu beşerî ideolojiyi uzlaştırmaya çalışan sapıklardan uzak duracaktır.

13. Ehliyeti yoksa kesinlikle dinî konularda kendi re'yi, kendi kafası ile konuşmayacak, "Bu mesele bana göre şöyledir veya böyledir..." diye saçma sapan ictihadlar yapmayacaktır.

14. Dinî hizmetler esnasında zengin olan din ve mukaddesat tacirlerini dışlayacaktır.

15. Peygamberimizi (Salat ve selam olsun ona), Ashab-ı Kiram'ı, Tâbiîn'i, Selef-i Sâlihîn'i, eimme-i müctehidîni, her asırda yaşamış 'âmil ve rabbanî alimleri, kâmil mürşidleri, gerçek şeyhleri, salihleri örnek alacak, onları önder kabul edecektir.

16. Mezhepsizliği ve telfik-i mezahibi İslâm Şeriati için en tehlikeli bid'at olarak kabul edecektir.

17. Peygamberimizin bir tek sahih hadîsinin bile ayıklanmasına, kitaplardan çıkartılmasına, hükümden kaldırılmasına izin vermeyecek, böyle bir şeyi İslâm'a suikast olarak kabul edecektir.

18. Namaz kılmayan fasıkları ve bid'atçileri din hocası, din önderi, mürşid ve ışık tutucu olarak kabul etmeyecektir.

Gerçek ve olgun Müslümanlar
1. Ruh soyluluğuna, şehir ve medeniyet kültürüne, İslâmî bilgi ve birikime sahip gerçek Müslüman arivistlik (ikbal avcılığı), din sömürücülüğü, şarlatanlık, soytarılık, hokkabazlık yapmaz.

2. Birinci maddede bahs ettiğim gerçek ve olgun Müslüman yazılı kültür sahibidir. Şifahî kültürlü değildir.

3. Türkiye Müslümanları kurtulmak, yücelmek, hür olmak istiyorsa; yazılı, medenî, şehir kültürüne sahip olmalıdır.

4. Müslüman, kendisinin, anne ve babasının, kardeşinin aleyhinde de olsa doğru şahitlik yapar.

5. Müslüman, karar ve hüküm vermeden önce meseleyi iyice inceler, araştırır, düşünür taşınır, danışır, ondan sonra en doğru kararı ve hükmü vermeye çalışır.

6. Müslüman öfkesine mağlub olmaz.

7. Müslüman kin tutmaz.

8. Müslüman nepotizm yapmaz. Yani akrabalarını, yaranını, yandaşlarını, arkadaşlarını haksız yere korumaz, kollamaz, emanetleri onlara peşkeş çekmez.

9. Olgun ve gerçek Müslüman öleceğini bilse yine haram ve şüpheli gelir elde etmez, yemez.

10. Olgun ve gerçek Müslüman din ve iman kardeşlerini şirkle, küfür ile suçlamaz.

11. Müslüman yalan söylemez, söz verirse sözünü yerine getirir, emanetlere hıyanet etmez.

12. Olgun ve gerçek Müslüman paraya tapmaz. Parayı ana değer olarak kabul etmez. Para için her haltı yemez.

13. Olgun Müslümanın faziletlerini, vasıflarını, üstünlüğünü, doğruluk ve dürüstlüğünü, bütün iyi taraflarını düşmanları bile kabul, tasdik ve teslim eder.

14. Olgun ve gerçek Müslümanlar İslâm'ın ve Ümmet'in temsilcileridir. İslâmî hizmetler ve faaliyetler onların ellerinde olmalıdır.

15. Bir İslâm ülkesinde İslâmî hizmet ve faaliyetler, İslâmî temsilcilik olgun ve gerçek Müslümanların elinde ve kontrolünde olmazsa orada iyilik ve salah olmaz, bir sürü fitne ve fesat zuhur eder, Müslümanlar zillet içinde kalır.
Çarşamba, 22 Temmuz 2009 11:11 tarihinde güncellendi

KUMARBAZLAR NE YAPACAK?

 
Yasağa Türk işi çözüm
21 Temmuz 2009 Salı 13:29
 cigara.jpg
Dumansız hava uygulamasının 2. günü de ilginç görüntülere sahne oldu. Kimi hipnozla terapi görürken kimi tavanları deldi.
Sigara yasağı, kahvehane işletmecilerini de bilinçsiz çözümler üretmeye itti. Üç tarafı kapalı olan otobüs durağı ve kafeterya bahçelerindeki gölgeliklerde dahi sigara içmenin yasak olduğu belirtilirken İzmir'de, kıraathane işleten Uğur Kayır, tavanın bir bölümünü açtırarak sigara içilen bölüm oluşturdu.
 
Yasağa karşı böyle bir yöntem geliştirdiğini söyleyen Kayır, "Burası, daha önce bahçeydi sonra plastik tavan yaparak kapattım. Yasak gelince tavanı açtırdım. Şimdi müşteriler, hem oyunlarını oynuyor, hem de sigaralarını içebiliyor" dedi.

'KAHVECİ ESNAFI BÜYÜK ZARARDA'
 
Sigara içilmeyen bölümdeki boş masaları gösteren Uğur Kayır, "Müşteriler buraya gelip oturmuyor bile. Bu manzara, sigara yasağının kahveci esnafına zararını gösteriyor" diye konuştu. Kıraathaneye gelen müşteriler de dışarıda sigara içerken esnafa destek vererek kapalı alanda sigara içme yasağının kaldırılmasını istedi.

İsmailağa cinayeti

Adli Tıp'ta İsmailağa cinayeti skandalı...

bayramaliozturk-01.jpg

PDF Yazdır e-Posta

Pazartesi, 20 Temmuz 2009 10:09


Adli Tıp Kurumu’nun, 2.5 yıl önce İsmailağa'da şehit edilen Bayram Ali Öztürk ( Rha.) cinayetinde de kanları karıştırdığı ortaya çıktı.

Skandal olay, İsmailağa cinayetinin ardından meydana geldi. Soruşturmayı yürüten Cinayet Büro ekipleri, cinayetin ardından yaşananlinç olayına karışanları tespit etmek için camide bulunan ve kime ait olduğu belirlenemeyen takke ve çoraplarla giysi parçalarının da aralarında bulunduğu 15 adet kanlı materyali Adli Tıp Kurumu’na gönderdi. Savcılık, şehit Bayram Ali Öztürk'ü (Rha.) öldüren Mustafa Erdal ile şehit Bayram Ali Öztürk'ü (Rha.) cesetleri üzerinden alınan kan örneklerine de DNA testi yapılması ve test sonuçlarının gözaltına alınan cemaat üyelerinin kan örnekleriyle karşılaştırılmasını istedi.

POLİSLER ŞAŞKINA DÖNDÜ

Adli Tıp Kurumu, linç edilen Mustafa Erdal’a ait kanın Kriminal Laboratuvar incelemesini tamamlayarak, inceleme sonucunu polise gönderdi. Ancak polis, inceleme raporunda bir garipliğin bulunduğu sonucuna vardı. Adli Tıp Kurumu raporunda, incelenen kanın bir kadına ait olduğu ifadesi polisleri de şaşkına çevirdi. Polis, kanı alınan şüpheliler arasında bir kadının bulunmadığını belirterek, kanın tekrar incelenmesi talebinde bulundu.

İTİRAF EDİLDİ

Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi, polisin gönderdiği kanı tekrar incelemeye aldı. İkinci tetkikte de, kanın bir kadına ait olduğunu kesinleşti. Yapılan araştırma sonucu Mustafa Erdal’ın kanı ile bir başka kişiye ait kanın karıştırıldığı tespit edildi. Bunun üzerine kurum, kan numunelerini tekrar inceledikten sonra polise yazdığı yazıda kanların karıştırıldığını itiraf etti. Mustafa Erdal’a ait kan örnekleri gerekli incelemelerin ardından polise gönderildi.

Aylar önce vahşice öldürülen Münevver Karabulut isimli kızın  otopsisinde başka ceset üzerindeki sperm örneğinin genç kıza bulaştığını itiraf edildi.
Karabulut cinayetinde bir başka cesetteki sperm örneğini genç kıza bulaştırarak hem cinayetin seyrini, hem de kafaları karıştıran Adli Tıp Kurumu’nun, 2.5 yıl önce işlenen İsmailağa cinayetinde de kanları karıştırdığı ortaya çıkmış oldu.

Ne diyelim, kime güvenelim

Pazartesi, 20 Temmuz 2009 13:26 tarihinde güncellendi

Sayfa 159 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.