.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Migros Magazine de skandal islama hakaret....

 mikrop.jpg

Danimarka’da 2005 senesinde patlak veren karikatür krizine eşdeğer bir skandal da İsviçre’de yaşandı!

Türkiye'de de zincir mağazaları bulunan Migros, İsviçre'deki aynı isimdeki mağazalarında müşterilere ücretsiz olarak dağıtılan dergisindeki bir röportaj, ülkede büyük tepki topladı. İslâm düşmanlığı yapılan dergide, “bütün teröristler Müslüman” iddiasında bulunuldu.

Türkiye'nin birçok il ve ilçesinde yüzlerce mağazası bulunan Migros alışveriş marketi zincirlerinin, İsviçre'deki zinciri; müşterilerine ücretsiz olarak dağıttığı “Migros Magazine” dergi ekinde, Danimarka'da patlak veren karikatür krizine eşdeğer nitelikte bir skandala imza atıldığı ortaya çıktı.

20 Temmuz tarihinde İsviçre'deki Migros marketlerinde ücretsiz olarak dağıtılan dergi ekinde yer alan ve İran asıllı Rahim Karami ile yapılan röportajda kullanılan kelimeler ülkede yaşayan Müslümanların da büyük tepkisine sebep oldu.

MİGROS DERGİSİNDEN DÜNYA ÇAPINDA KRİZ ÇIKARACAK SKANDAL RÖPORTAJ

“Bütün Müslümanlar terörist değiller ama bütün teröristler Müslümandır” gibi skandal cümlelerin yer aldığı “Migros Magazine” dergisinin ekinde verilen röportajın başlığı ise, Avrupa'da İslâmiyet'e karşı yürütülen kirli kampanyaya çanak tutan cinsten: “Eski Müslüman İslâm'a savaş açtı.” Migros marketler zincirinin ücretsiz ekinde yapılan röportajda, İran'da petrol işçisi olarak çalışan Rahim Karami'nin din değiştirdikten sonra İsviçre'de yaptığı din düşmanlığını ballandıra ballandıra anlatıldı. 20 Temmuz tarihinde marketlerde alışveriş yapan müşterilere ücretsiz olarak dağıtılan dergi, bölgede yaşayan Müslümanların da büyük tepkisine sebep oldu.

“BUNLAR KUDURMUŞ, RESMEN İSLÂM'A SALDIRIYORLAR”

Röportajda birçok çirkin ifade yer alırken, İran asıllı Rahim Karami'nin söylediği provokatif sözler Müslüman âleminde büyük tepki çekiyor. Müslümanları karalayacak nitelikte uluslararası çirkin bir kampanya da başlatan Karami'nin İsviçre'de insanları İslâm'dan soğutmak için bir dernek çalışması olduğu röportajda belirtiliyor. Karami, verdiği röportajda Kur'an kurslarına olan kinini açıkça ifade etmekten çekinmezken, bu kursların İsviçre'ye gelmesinin Üsame Bin Laden'in İsviçre'ye gelmesinden farksız olacağını ileri sürdü. Dergi büyük bir utanmazlık örneği sergileyerek, Karami ve derneğinin asıl amacının Müslümanları dinden çıkarmak olduğunu söylemekten geri durmadı.

İSVİÇRE'DE YAŞAYAN MÜSLÜMANLARDAN BÜYÜK TEPKİ

Uzun yıllardır İsviçre'de yaşayan Şevket Özdemir, market çıkışında ücretsiz olan dergiyi aldığını evde dergiyi okumaya başladığında ise adeta şoka girdiğini belirtti.
“Röportajı görünce kan beynime sıçradı” diyen Özdemir, şöyle konuştu: “Röportajda öyle cümleler sarf edilmiş ki, resmen Müslümanları kışkırtıyor. Dergiyi alıp hemen markete gittim ve neden böyle bir şey yapıldığını sordum. Onlar da benim ismimi ve soyismimi özellikle aldılar. Burada Müslüman vatandaşlar üzerinde büyük baskı var. Herhangi bir şeyde 'sınır dışı ederiz' diye tehdit ediyorlar. Buradaki çoğu Müslüman vatandaş da sınır dışı korkusuyla sesini çıkarmıyor ama bu yapılan kesinlikle kabul edilemez. Bütün Müslümanların ayağa kalkması lazım. Bu çirkin saldırının karikatür krizinden bir farkı yok.”
İşte dergide yer alan röportajdaki skandal cümleler

Ex-Musulman en guerre contre L'İslâm: (Eski Müslüman İslâm'a karşı savaşta)
Tous les Musulmans ne son't pas terroristes mais tous les terroristes sont Musulmans: (Bütün Müslümanlar terörist değiller ama, bütün teröristler Müslümanlar)
J'ai vu le vrai visage des Musulmans: (Müslümanların gerçek yüzünü gördüm)
Il participe à la création de l'antenne Suisse de l'association des ex Musulmans:
(O, İsviçre'de Müslümanlıktan ayrılmak için bir dernek kurmaya karar verdi)

İslamı tehdit eden büyük tehlike Fazlurrahman cılık


M. Şevket Eygi - Milli Gazete
   
mehmet-sevket-eygi.jpg
İslam’ı tehdit eden büyük tehlike Fazlurrahman'cılık
 

Ehl-İ Sünnet çok geniş bir dairedir. Ehl-i Sünnet usûlde (asıllarda), temellerde birdir. Ehl-i Sünnet dairesi içinde çeşitlilik vardır. Bu çeşitlilik esasta değildir.

Ayrıntılarda olan çeşitlilik Ümmet için geniş bir rahmettir.

Fazlurrahman'ın çıkarttığı Tarihsellik mezhebi veya fırkası Ehl-i Sünnet dairesi içinde değildir.

Cemalüddin Afganî İranlıdır, Şiîdir; taqiyye yaparak kendisini Afgan ve Sünnî olarak göstermiştir. Bu izahattan anlaşılacağı üzere Afganîcilik Ehl-i Sünnet dışı bir bid'at hareketi, mezhebi ve meşrebidir.

İslâm'ın, Kur'ân ve Sünnet'te yer alan ve bin dört yüz yıldan beri ulema tarafından tebliğ edilip öğretilen evrensel ve değişmez hükümleri, farzları, haramları, kesin emirleri ve yasakları vardır. Bunlarda değişim olmaz. Hükümleri Kıyamet'e kadar bakidir.

Bu kesin hükümler konusunda reformcu, yenilikçi, değişimci, Fazlurrahmancı, şucu, bucu ilahiyatçıların (böyle olmayanları tenzih ederim) yorumları, ileri geri konuşmaları, iddiaları, tezleri geçersizdir, bâtıldır.

İbadetlerde yani günlük beş vakit namazda, oruçta, zekatta, hacta değişiklik olmaz.

İslâm'ın ceza hukukuyla ilgili kesin hadleri vardır. Bunlarda değişiklik olmaz.

Kesin muamelât hükümlerinde değişiklik yapılamaz.

Örf ve âdetlerde değişiklik olabilir.

İslâm'ın ahlakla ilgili hükümleri ve öğütleri vardır. Bunlarda değişiklik olmaz.

Dinsiz Avrupalılar istemiyor diye, İslâm'ın zina ile ilgili hükümleri değiştirilemez.

Zina hem suçtur, hem de ahlaksızlıktır. Kıyamet'e kadar suç ve ahlaksızlık olarak kalacaktır.

İslâm'da cihad fî sebilillah vardır. Bu hüküm de Kıyamet'e kadar baki kalacaktır.

Hazret-i Âdem Safiyyullah'tan günümüze kadar Hak Teâlâ katında tek hak din olmuştur, o da İslâm'dır. Diyalogçular istiyor diye bu kesin hüküm inkar edilemez.

Hazret-i İbrahim Halilullah'tan günümüze kadar sadece bir İbrahimî din olmuştur. O da İslâm'dır. Üç İbrahimî din yoktur.

Bugün Türkiye coğrafyasında Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslamlığını tehdit eden en büyük tehlike Fazlurrahmancılıktır.

Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığı Kur'ân'a, Sünnet'e, icmâ-i ümmete uygun gerçek İslâmlıktır, Cadde-i Kübra'dır, cumhur-i ulema yoludur.

Fazlurrahman'ın İslâm, Kur'ân, din yorumu büyük ve ölümcül hatâlarla doludur. Bunları benimseyenlerin akıbetinden çok korkulur.

Fazlurrahman'ın bid'at ve dalalet mezhebini yaymak için çok büyük miktarda paralar harcanmakta, çok yüklü ücretler ödenmektedir.

Fazlurrahmancılık bir tür Protestanlıktır.

Aslında Fazlurrahmancılık bir mezhep değildir, sanki yeni bir dindir.

Vaktiyle Hindistan'da Mirza Gulam Ahmed Kadiyanî adında bir sahte peygamber türemişti. Kendisine çeşitli dillerde vahiy geldiğini iddia etmişti. Birkaç değişiklik dışında yeni bir şeriat getirmediğini, İslâm şeriatını uyguladığını söylemişti. Bu adama inananlar Kelime-i Şehadet'i şu şekle sokmuşlardı: Eşhedü en lâ ilahe illallah... Eşhedü enne Muhammeden Resulullah... Ve (hâşâ) eşhedü enne Mirza Gulam nebiyullah.

Pakistan İslâm Cumhuriyeti, Kadiyanîliğin bir İslâm mezhebi değil, İslâm dışı yeni bir din olduğuna dair fetva, karar ve kanun çıkartmıştır.

Pakistan'ın binden fazla icazetli ulema, fukaha ve müftüsü Fazlurrahman'ın sapık olduğunu, bir kısım Müslümanları saptırdığını beyan ve ilan etmişler ve onu kovmuşlardır.

Türkiye'de din hürriyeti vardır. Fazlurrahmancılar kendi inançlarını, kendi din anlayışlarını nasıl yayıyorlarsa, ben de Sünni bir vatandaş olarak Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığını savunuyorum.

Ancak ortada şöyle anormal, adaletsiz, haksız bir durum vardır:

Fazlurrahmancılığın yayılması, Ehl-i Sünnet'i devirip hakim mezhep olması için büyük paralar harcanmakta, büyük ücretler ödenmektedir.

Bu büyük paralar, çoğunluğu Sünnî olan Müslünan halkın cebinden çıkmaktadır.

Buna hakları yoktur.

Asırlar boyunca Ehl-i Sünnet uleması, fukahası, meşayihi bu Din-i Mübini ihlasla, rızaen lillah öğretmiş ve yaymıştır. Az bir maaş alan olmuşsa o da geçinmek için ve geçineceği miktarda almıştır.

Bugün ülkemizde reform ve değişim hareketi, Fazlurrahmancılık cereyanı akıllara hayret veren meblâğlarla destekleniyor.

Reform ve değişim taraftarlarına, Afganîcilere, bazı Diyalogçulara astronomik ücretler ödeniyor.

Devletime asker olarak hizmet etmiş ve kendi çapında vergi ödeyen Sünnî bir vatandaş olarak bu anormalliği protesto ediyorum.

Fazlurrahmancılar samimî ve ihlaslı Müslümanlar ise kendi mezhep ve meşreblerinin hizmetlerini ve dâvetini ücretsiz olarak yapsınlar. Yaparlar mı hiç!..

Fazlurrahmancılar taqiyye yapmayı bıraksınlar ve açıkça, mertçe "Biz Fazlurrahmancıyız, biz tarihsellik ekolüne bağlıyız. Bu devirde nice muhkem âyetin ve sahih hadîsin (hâşâ) hükmü kalmamıştır..." desinler.

Bendeniz Sünnî bir Müslüman olduğumu çok açık bir şekilde beyan ediyorum, ikili oynamıyorum. Onlar da samimî olsunlar Ehl-i Sünnet gibi görünecek, saman altından Fazlurrahmancılık suları akıtacak... Böyle bir şey Müslümana yakışmaz.

Ehl-i Sünnet ile Fazlurrahmancılık kesinlikle bağdaşmaz, uzlaşmaz.
Pazar, 02 Ağustos 2009 13:32 tarihinde güncellendi

KIYAMETİ BEKLEYİN......

  yildirim3y.jpg Rezilliğin böylesi görülmedi.

Aile içinde tecavüze uğrayan küçük kız kardeş hamile kalınca anne ve teyzeler ne yaptı? Derin bir nefes alıp öyle okuyun...

Antalya'da bir evde, aile içinde tüyleri ürperten akılalmaz olaylar yaşandı...

14 yaşındaki genç kıza ağabeyi tecavüz etti, hamile kalan kız 6,5 aylık bebeğini teyzesinin vurduğu iğneler sayesinde düşürdü, annesi ise bebeği alıp boş bir arsaya gömdü.

Bunları öğrenen abla ise evden kaçıp küçük kardeşinin yaşadığı dramı polise anlattı. Anne ve teyze gözaltında, ağabeyi ise aranıyor.

ÖZ AĞABEYİ İLE URFA'YA GİTTİ VE...

Çaybaşı Mahalles'inde yaşayan 14 yaşındaki D.S. yaklaşık 6.5 ay önce öz ağabeyi 24 yaşındaki Ç.C.U ile birlikte Şanlıurfa'ya gitti. Ağabey küçük kardeşine 2 gün boyunca tecavüz etti, ardından da olayı kimseye anlatmaması için tehdit etti.

KÜÇÜK KIZ KORKTU, GİZLEDİ AMA HAMİLE KALDI

Küçük kız, korktuğu için kimseye bir şey söyleyemedi, ancak hamile kaldı. Küçük kızın karnı şişince, Suriyeli bir adamla evli olan 59 yaşındaki anne A.E. duruma müdahale etti.

Doktora götürülen kızın, 6,5 aylık hamile olduğu da ortaya çıktı. Genç kız, bunun üzerine ağabeyinin kendisine tecavüz ettiğini annesine anlattı. Bunu öğrenen anne A.E., 20 gün önce oğlunu evden kovdu. Tecavüzcü ağabey Antalya'dan ayrılarak Muğla'ya gitti.

İĞNELERLE BEBEK DÜŞÜRTÜLDÜ

Anne ise teyzesi 72 yaşındaki S.T.'yi eve çağırarak durumu anlattı. Yaşlı kadın, küçük kıza iki gün üst üste henüz ne olduğu belirlenemeyen iki iğne vurdu. Aşırı kanaması olan ve sancı çeken D.S. öz ağabeyinden olan 6,5 aylık bebeğini düşürdü.

BÜYÜK ABLA POLİSE İHBAR ETTİ

Anne A.E. ise bebeği alarak evlerine yakın olan Çaybaşı Mahallesi, 1345 Sokak'taki boş arsaya gömdü. Küçük kıza da olanları kimseye anlatmamasını tembihledi. D.S. başına gelen olayları 22 yaşındaki ablası G.S.'ye anlattı. Duyduklarına inanamayan abla, önce evden kaçtı, ardından da Yenikapı Polis Merkezi'ne gidip polise başvurdu. Kardeşinin başına gelenleri anlatan G.S. yardım istedi. Polis, Cumhuriyet Savcılığı'ndan izin alarak eve baskın düzenledi.

BEBEK BULUNDU, TECAVÜZCÜ ABİ ARANIYOR

Baskında, anne ve teyze gözaltına alınırken, gösterdikleri arsada yapılan aramada küçük kızın düşük yaptığı bebek bulundu. Bebek, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılırken, anne ile teyze, Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği'ne teslim edildi.

Küçük kız ise Çocuk Şube Müdürlüğü'nde uzman pedagog eşliğinde ifade verdikten sonra koruma altına alınarak Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu'na yerleştirildi. Polis, her yerde tecavüzcü ağabey Ç.C.U.'yu arıyor.

Kaynak:Internet Haber
Pazar, 02 Ağustos 2009 13:30 tarihinde güncellendi

MESCİDİ AKSA YI SÜLEYMAN A.S BİNA ETTİRDİ.

Kubbetüssahra Mescid'i Aksa'dır PDF Yazdır e-Posta

Perşembe, 23 Temmuz 2009 10:27

TRT'nin Miraç Kandili'nde Kudüs'ten yayın yapmasıyla başlayan “Mescid'i Aksa neresidir?” tartışmasına uzmanından cevap geldi: “Mescid-i Aksa, içerisinde Kubbetüssahra'nın da bulunduğu ve El Aksa Camii'ni de kapsayan alanın tamamına verilen isimdir.

Mescid'i Aksa ve etrafındaki kutsal mekanların korumakla görevli Kudüs İslami Vakıflar İdaresinde görevli uzmanlardan tarihçi Dr Yusuf Sait En Netşe, kutsal mekandaki yapıları anlatan kitapçıklar dizisinde Mescid'i Aksa tartışmalarına son nokta koyacak bilgilere yer verdi. Kudüs'te yayınlanan “El Mescidül Aksa El Mubarek” adlı kitapçıkta, aynı zamanda Kudüs'teki Osmanlı dönemi uzmanı olarak ta bilinen ve Kudüs üzerine bilimsel çalışmalarıyla tanınan Dr. Netşe tarih boyu Mescid'i Aksa'nın neresi olduğunun karıştırıldığını ve “Kubbetüssahra nın fotoğraflarının altına yanlışlıkla “Mescid'i Aksa” yazıldığını belirtiyor. Filistinli tarihçinin tarifine göre “Mescid-i Aksa“, içerisinde Kubbetüssahra' nın da bulunduğu ve El Aksa Camii'ni de kapsayan 145 dönümlük alanın tamamına verilen isim. Yani bu tanıma göre Kubbetüssahra, Mescid'i Aksa nın bir parçası. İşte tartışmalara son noktayı koyan Kudüslü Tarihçinin dilinden Mescid'i Aksa.

“MESCİD'İ AKSA NERESİDİR?

Mescidi Aksa, dik dörtgen şeklinde kenarları düzensiz bir alandan oluşup, Kudüs'ün surlar içindeki eski kentinin güney doğusunu kapsayan bölgedir. Bu bölgenin doğusunda 462 metre uzunluğunda bir duvar bulunmaktadır. Bu duvar Mescidi Aksa'nın yanı sıra Kudüs kentinin de ortak duvarıdır. Güneyinde ise 281 metrelik duvarı vardır. Kuzey duvarı 310 metre batı duvarı ise 491 metredir. Mescid'i Aksa içinde Eyyubiler ve Memluklar döneminde inşa edilen bir grup yapıtlar ile medreseler vardır. Daha sonraki dönemlerde özellikle de Osmanlılar zamanında, başka yapıtlar da inşa edildi. Mescid'i aksa nın alanı yaklaşık 145 dönümdür. Bu alan, surlar içindeki eski şehirin altıda birine tekabül eder.

Sayfa 158 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.