Buhari şerifte ilk hadisi şerif,
niyet hakkındadır.
1
Hazreti Ömer’in r.a rivayetine göre
kendisi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem den şöyle buyurduğunu
işitmiştir:
“Ameller ancak niyetlere göredir.
Kişi için ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti dünyaya olursa, ona isabet
eder, veya kadına ise onu nikahlar. Kişinin hicreti, hicret ettiği şeyedir.” (Buhari:1/1)
Salı, 04 Ağustos 2009 08:11 tarihinde güncellendi
Pazartesi, 03 Ağustos 2009 09:55
Ali Kara
ALLAHA KAVUŞTURAN İKİ YOL
122. MEKTUBUN BAŞLIĞI VE KONUSU
Yüz yirmi ikinci mektub, Nur
Muhammed et-Tehari’ye yazılmıştır.
Hak teala tarafına ulaştıran yolun,
iki tane olduğunu beyan hakkın-dadır.
122. MEKTUBUN TERCÜMESİ
Bismillahirrahmanirrahim.
Allah’a hamd olsun, selam seçtiği
kulları üzerine olsun.
Mevla teala’nın mukaddes tarafına
ulaştıran yol iki tanedir. Bir yol, Nübüvvet yakınlığı ile alakalı yoldur.
Sahibi üzerine salat ve tahyye olsun. Bu yol, aslın aslına ulaştırır. Bu yoldan
asaletle vasıl olanlar, Nebiler –üzerlerine salat ve selam olsun- ve keremli
ashablarıdır. Bununla, kendisi için bu yol irade edilen ümmetin diğer büyük
velileri de şereflendirilir. Her ne kadar az iseler de; bilakis azın da azı.
Bu yolda aracı ve perde olan yoktur.
Şu vasıl olanlardan her kim feyiz alırsa, bir kimsenin aracılığı olmaksızın
asıldan alır. Biri diğerine engel olmaz.
Diğer bir yol, velayet yakınlığı ile
alakalı olandır. Kutublar, evtad, budela, nüceba ve Allahu teala’nın umum
velileri bu yoldan vasıllardır. Sülük yolu, bu yoldan ibarettir. Bilakis
bilinen/meşhur cezbe de, buna dahildir. Bu yolda aracılık ve perde olmaklık
vardır.
Bu yoldan ulaşanların muktedası/tabi
oldukları, reisleri, şu büyük-lerin feyiz menbaı, Ali Murtaza kerremallahu
vechehudur. Şu şanı yüce makam, onunla alakalıdır. Sanki Nebi sallallahu aleyhi
ve sellem’in iki mübarek ayağı, Ali kerremallshu vechehu’nun başı üzerindedir.
Hazreti Fatıma, Hazreti Hasan ve Hüseyin de, şu makamda O’nunla ortaktırlar.
Zannımca Ali kerremallahu vechehu,
unsur hayatından sonra oılduğu gibi, unsur hayatı olmadan evvel de şu makamın
dayanağı idi. Her kime şu yoldan feyiz ve hidayet ulaşırsa, O’nun aracılığı ile
ulaşır. Zira O, şu yoldan en son noktadadır. Şu makamın merkezi, O’nunla
alakalıdır.
Vaktaki Ali kerremallahu vechehu’nun
devri tamam oldu, şu kadri büyük makamı, tertibleri üzere Haseneyn’e ısmarladı.
(Allah hepsinden razı olsun.) İkisinden sonra, tertib ve tafsil üzere on iki
imamdan her birine havale edildi. Her kime, şu büyüklerin asırlarında ve
ahırete irtihallerinden sonra feyiz ve hidayet gelmişse, onların vasıtasıyla ve
aracılığı ile ulaşır. Vaktin kutbu ve nücebası olsa da. Hepsinin sığınağı ve
barınağı, şu büyükler oldu. Zira, etraf için mutlaka merkeze bitişmek lazımdır.
Nöbet, Abdu-l Kâdir Geylani kuddise sırruhuya gelene kadar.
Nöbet ona gelince, zikredilen makam
ona havale edildi. Şu merkezde,zikredilen on iki imam ile, Şeyh Geylani kuddise sırruhu arasında başka
biri müşehde edilmiyor. Bu yoldan feyizler ve bereketlerin, kutublardan, nücebadan
olan her bir ferde gelmesi, onun şerefli aracılığı ile olduğu anlaşıldı. Zira
şu merkez, ondan gayrısı için müyesser olmadı.
Evvelkilere bağlı olan muamele,
mevcut olduktan sonra Şeyh Geyla-niye bağlanınca, kendisi rüşd ve hidayette
vasıta olunca, nasıl ki evvelki-lerde de böyle idi, aracı/vasıta olma muamelesi
baki oldukça, rüşd ve hidayet feyzi aynı şekilde onun vasıtasıyla vasıl olunca,
şu şiiri söylemesi sahih oldu: ‘Evvelkilerin güneşleri battı, bizim güneşimiz, ebedidir.’
Eğer denilirse; bu hüküm ikinci
bindeki müceddid ile bozulmuştur. Zira ikinci cildin mektubların birinde, ikinci
bin müceddidinin manası hakkındaki mektuba şöyle bir ibare konmuştu: -şu müddet
içinde ümmete feyiz nevilerinden ne ulaşırsa, ancak onun aracılığı ile ulaşır.
İsterse bunlar o vakitteki aktab olsun veya evtad veya budela veya nüceba
olsun.-
Derim ki, ikinci bin müceddidi, bu
makamda hazreti Şeyh Abdul kadir Geylani’nin –kuddise sırruhu- makamına
naibtir. Şu muamele, Hazreti Şeyh’ten naib olarak ona bağlanmıştır. Şöyle
denildiği gibi, Ayın nuru, güneşten istifade iledir. Bunda bir sakınca yoktur.
Eğer denilirse; ikinci bin
müceddinin manası, geride geçtiğine göremüşkil olur. Zira İsa aleyhisselam, o müddet içinde inecek, Mehdi
–üzerine Allah’ın rızası olsun- o müddette zahir olacak. Bu ikisinin muamelesi,
feyzi başka birinin aracılığı ile almaktan yücedir.
Derim ki aracılık muamelesi,
zikredilen iki yoldan ikincisine bağlıdır ki o da velayet yakınlığı yoludur.
İlk yol ki, Nübüvvet yakınlığı yolu idi, onda aracılık muamelesi yoktur. O
yoldan ulaşan herkes için, arada vasıta ve aracı yoktur. Bilakishiç kimsenin aracılığı olmadan feyizleri ve
bereketleri alır. Aracılık ve vasıtalık diğer (ikinci) yoldadır. Bu Nübüvvet
makamının muamelesi, diğerinden ayrıdır. Geride geçtiği gibi.
İsa aleyhis-selam ve Mehdi
aleyhirrıdvan, ilk yoldan vasılardırlar. Şeyhayn de ilk yoldan vasıl oldukları
gibi, sallallahu aleyhi ve sellem’in zımmında vasıldırlar, derecelerinin
farklılığı üzere onlar için, bunda hususi şan vardır.
Tenbih:
Bilmek gerekir ki, velayet yakınlığı
yolundan bir şahsın, Nübüvvet yakınlığına ulaşması sahihtir. Her iki muamelede
ortak olur. Nebilere tabi olması ile bundan bir mahalle verilir. Her iki
tarafın muamelesi de ona bağlı yapılır.
Şiir:
Allah’a zor değil,
Alemi bir kişide toplaması.
“Bu, Allah’ın fazlıdır, onu
dilediğine verir. Allah büyük fazıl sahibidir. İzzet sahibi Rabbin,
vasfettikleri şeyden çok yücedir/mü-nezzehtir. Selam resuller üzerine olsun.
Alemlerin Rabbına hamd olsun.”
Resullerin Efendisi Muhammed üzerine Allahın salatı olsun, âlinin ve
ashabının tamamı üzerine de.
Salı, 04 Ağustos 2009 08:04 tarihinde güncellendi
Pazartesi, 03 Ağustos 2009 09:53
Ali Kara
HİZMET EHLİ ...
HİZMET EHLİ NASIL OLMALIDIR?
Abdurrahman-ı Taği k.s. bir gün
şöyle buyurdular:
“Bir müridin nisbet alması ve
başkalarının hidayetine sebeb olmasına mani olan haller şunlardır: Baş olma
sevdası, mal biriktirme hırsı.
Gerek halifeleri, gerekse seçkin
müridleri irşad ve hizmetten alıkoyan en büyük sebep mal biriktirme hırsı ve
varlık duygusudur.
Benim için, arzu ve istek sahibi
olan ve tarikatın nisbetinden etkilenip te fayda görmeyen bir mürid; bu yolda
etkilenip fayda gördüğünü söylediği halde, dünya sevgisinden ve varlık
duygusundan sıyrılmamış müridden daha sevimli ve efdaldir.
Müridlerin hallerini araştırıp
onların fiilleri hakkında bilgi toplamanın ve zaman zaman imtihan etmenin
hikmeti şudur: Baş olma arzusu, varlık duygusu ve dünya sevgisinden kurtulup
kurtulmadıklarını tespit içindir.”
Zamanımızdaki hizmetlerin
aksamasının illeti budur. İnsanlar çok kere perde arkasında kamak yerine,
sahnede baş rolü oynamak isterler.
Sahnenin şaşaasına kapılıp, başarılı
olmayı düşünmüyorlar. Alkışlanmasalar da sahneden çekilmeye niyetleri yok.
Çocuksu haller ve davranışlarla, illa da sahnede kalmanın yolunu bulmaya
çalışıyorlar.
HİZMETİN ALTIN KURALLARI:
Hizmet ehlinin dikat etmesi gereken
bir takım kaideler:
1-İstikamet ve ihlas üzere olmak.
2-Hizmeti sadece Allah rızası için yapmak.
3-Yaptığı hizmetten dolayı şımarıp kendini diğerlerinden üstün
görmemek, bu fırsatı vediği için Allahu teala’ya şükretmek.
4-Daima kendi kusurlarını görmek.
5-Herkesi sevip geçimli olmak.
6-Mütevazi olup kendini herkesten küçük görmek.
7-Hakarete uğradığında sabredip kinci ve hasetçi olmamak.
8-Merhametli, affedici ve kabahat örtücü olmak.
BİR HİZMET GURUBUNDA YAPILMASI
GEREKENLER:
Hizmet edenler üç, beş veya daha
fazla miktarda olabilir. Bunların başına en mükemmel olanını seçmek gerekir.
Dersini tamamlamış veya ilerlemiş, ahlakı güzel, dirayetli, çalışkan ve
merhametli olanı tercih edilir. Diğerleri onun etrafında yardımcı olurlar.
Birlikte bazen istişare ederler.
İstişarelerde herkes fikrini açıkça söylemelidir. İstişare sonucunun muhakkak
tatbik edilmesi gerekir. Adet yerini bulsun diye toplanıp, konuşulanlara kafa
sallamakla yapılan görüşmeler faydadan çok zarar getirir.
Baş olan kardeş, diğerlerinin
kıymetini takdir ederek, nezaket ve şefkatle davranır. Diğerleri de ona karşı
hürmetli ve itaatli olurlar.
Herkes, üzerine aldığı vazifeyi
noksansız ve vaktinde ifa etmelidir. Allahu teala’nın rızası için yapılan
hizmetlerdeki meşakatler ve sıkıntılar, neticede yorgunluk ve bıkkınlık vermez.
Bilakis insanın şevkini artırır.
Hizmet ehli, bazen cahiller
tarafından hakarete ve taarruza uğrayabilirler. Bu durumda hizmet ehlinin
sabırlı olup affedicilikle davranması lazımdır, hemen kin tutmayıp bağışlayıcı
olması gerekir.
Yolculuklarda üç beş kişi de olsa,
içlerinden birini sefer başkanı şeçmelilerdir.
Hizmet fırsatı herkese nasib olmaz.
Hizmete muvaffak olanlar da hizmeti minnet bilip tevazularını artırmalıdırlar.
Ali Ramiteni k.s. Hazretleri şöyle
buyurur:
“Minnetle (başa kakarak) hizmet eden
çoktur, hizmeti minnet bilenler ise azdır. Siz hizmette bulunma fırsatını ele
geçirmiş olmayı minnet bilir ve hizmet ettiklerinize minnettar kalırsanız,
herkes sizden memnun kalır. Şikayetçiniz azalır.”
Hizmet ehli
devam ettikçe, başkalarına ikram yolunu tercih etmelilerdir. Her şeyi ben
yapayım derse, çabuk yorulur ve ğöğsü daralır, görüşleri değişir. Herkesi küçük
görmeye başlar, hallerinde gerileme olur. Baş olma sevdasına esir olur.
Diğer hizmet
isteklilerine de yol açılmalı, onlara da hizmet için fırsatlar verilmelidir.
Zira insanların kabiliyyetleri farklıdır, birinin yaptığını diğeri yapamaz.
Herkese yapabileceği vazifeyi vermeli.
Vazife
taksiminde son derece müsamahakar olmalıyız, başkalarını tercih etmekle,
onların hazzını kendi hazzına tercih etmiş oluruz.
Allah
dostlarından biri sohbet ederken fakir ve üstü çıplak biri gelir. Bunu gören
gözde hizmetçilerden biri, hemen atılır ve fakire kendi elbisesini giydirir.
Bunu gören o Allah dostu üzülür ve der:
“Niçin acele
ettin? Keşke sabırlı olsaydın da belki başka bir kardeşin çıkıp bu işi yapardı
ve bunun sevabını alırdı, sen de bundan büyük zevk duyardın.”
Allahu teala
hizmetlere destek olmayı, engel olmamayı nasib eylesin. Ya Rabbi! hizmetlerimizi
kabul eyle. Her tarafa ulaştıracak maddi manevi imkanlar nasib eyle. Âmîn!
Salı, 04 Ağustos 2009 08:03 tarihinde güncellendi
Pazar, 02 Ağustos 2009 13:52
Ali Kara
RİSALE-İ KUDSİYYE TERCÜMESİ
TASAVVUF
/ KUDSİYYE TERCÜMESİ
Büyük Şeyh
Efendi Mustafa İsmet Garibullah k.s. çok tenbihatta bulunmaktadır.
Bu
günkütenbihi ise şudur.
بُو قَلْب مِرْاَتْ كِبِيدِرْ عِكْس اِيدَرْ حَالْBu kalb mirat gibidir aks eder hal.
Bu kalb
ayna gibidir, hal akseder. Bu kalb ne bakımından ayna gibidir? Hal aksetme bakımından.
Her insanın kalbi aynadır. Aynanın yüzü eğer masiva çalısından, tozundan pak
olursa nereye yönelirse onun hükmüne girer. Kalb bütün dertlerden, kasavetten
kurtulup Mevla’nın bir dostuna çevrilirse, o dostta ne varsa hepsini alır. Bir
müridin kalbi mürşidin kalbinin karşısına gelirse, mürşidin bütün kemalatını
çeker. Onun için rabıta en yakın vesiledir. Bunu bırakmamalı, bunu iyi
anlamalı. Geçen haftada bu rabıtadan epey söylendi ve çok söylenmesi lazım
gelen bir şeydir. Rabıta mürid ile mürşid arasında manevi bir yoldur. O
yol mürşidin kemalatını müride ulaştırıyor. Kendi başına ne kadar çalışsan bir
şey koparamıyorsun, ama rabıta vasıtasıyla mürşidde ne varsa ona yönelmekle aks
ediyor. Bu kalb ayna gibidir. Mürşide çevirirsen, onda ne kadar kemalat varsa
sana gelir. Eğer bir aynanın karşısına çiçek, ağaç, dağ, taş, güneşv.s. herne tutsanız aynaya aks eder.
كُوكُلْ ؤِيرْ اَكْمَلَه عَكْس اِيدَه اَحْوَالْGönül
ver ekmele aks ede ahval.
Ekmel
mürşide (en kâmil mürşide) gönül verki, ondaki haller sana akseder. O
mürşiddeki huzular, huşular, inabeler, zühtler, takvalar, güzel ahlaklar, huzurlar
v.s. ne varsa sana akseder.
Ekmel: Çalışa çalışa en ziyade kâmil olmuş, tamamlanmış. O
mürşidin içi dışı sana aks ede. Yalnızmürşidi hatırlarken, bu zat benim Allah’ımın aynasıdır, diye itikad
etmen lazım, yoksa olmaz. Ebu Bekir Sıddık bir gün Resulullahın s.a.v huzuruna
geldi. Yâ Resulullah senin cemâlin benim kalbimin gözünden gitmiyor. Kalbimin
yüzü sana bakıyor, helada bile seni hatırlıyorum, unutamıyorum. Resulullah onun
bu halini tasdik etti. İşte asıl rabıta budur.
Ebu Bekir Sıddık Resulullah’a, kalbini
Allah’ın en büyük Peygamberi olduğuna inanarak çevirdi. Onun için de Peygamberlerden
sonra en büyük insan oldu.
Ebu Cehil ise, Resulullah’a kalbini
inanmayarak çevirdi. O da en büyük düşman oldu. Bir beyitte deniliyorki.
Çeşmi Ahmed ber Ebu Bekir zede. O zi yek
tasdik, Sıddık amede.
‘Ahmedin
(Resulullah
Sallallahu aleyhi vesellem) gözü, Ebu Bekir üzerine vurdu, Ebu Bekir’den bir
tasdikle beraber Sıddık meydana geldi.’
İmamı
Rabbani Hazretleride buyuruyorki:
‘Bâ
keriman kâriha düşvar nist’ ‘Keremli olanla iş güç değildir’
Resulullah
Efendimizin azatlısı Sevban (Radıyellahu anh) vardı. O Resulullah’a karşı çok
muhabbetli olup onsuz hiç duramazdı. Bir gün rengi değişmiş ve yüzünde üzüntü
eseri belir-gin olduğu halde Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)in huzuruna
geldiğinde Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem ) ona;
ماغَيَّرَ لَوْنُكَ‘Senin rengini ne
değiştirdi?’
diye sordu.Oda Yâ Resulullah! (Sallallahu aleyhi
vesellem), bende hiç bir hastalık ve ağrı yok, ancak seni görmediğim zaman tekrar
sana kavuşuncaya kadar çok sıkıntı çekiyorum, sonra ahireti düşündüğümde seni
hiç göremeyeceğimden korkuyorum. Çünkü sen Peygam-berlerin makamına
yükseltileceksin, ben ise cennete girsem de senin makamından daha aşağı bir mertebede
olacağım. Cennete giremezsem o vakit seni ebedi göremeyeceğim’ diye söyledi.
İşte ilerde rabıta böyle olmalı. Öbürleri
yapmacık ama o da lazım. Çünkü ilerde o yapma-cıklar hakikata döner.
Yarabbi, sen bizim gözümüzü aç bu nimetleri kaçırmaktan
muhafaza et. Büyük pirânları-mızdan (Aliyy-ul Râmiteni Kuddisesırrıhu)
birine bir misafir geldi. Ona ikram etmek için yemek temin edememiş. Olur ya ev
hali, bazı olur bazı olmaz. Şeyh Efendi bu halde iken komşulardan bir delikanlı
elinde bir tas çorba getirmiş. Üstadım, bu hediye olacak gibi değil ama siz
kabul edin. Aman oğlum getir benim misafirim var. Şeyh Efendi ikram edip
işinibitirdikten sonra delikanlıya dedi
ki: ‘Aman oğlum çok makbule geçti. Ne istersen benden iste verilecek’ Genç de;
Senin gibi olmak istiyorum dedi. Oğlum bunu isteme buna tahammül edemezsin. Ne
olur? Ölürsün. Genç de; Sizin gibi olayımda öleyim dedi. O manevi yük ona
binince tahammül edemedi yatağa düşdü, 40 gün sonrada vefat etti. Genç’in
dediği oldu. Allah herşeye kadir. Şimdi siz dersiniz ki: Biz bu kadar zaman
rabıta ediyoruzda bir şey olmuyor. Rabıta ettikçe sana yavaş yavaş akıtılıyorlar.
Birden o feyizi akıtsalar ölürsün. Lazımsın, hemen ölmek mi lazım.
Daha önce
sizden birinize İstanbulu versem çarşaf giyemezdiniz. Ama şimdi İstanbulu
versem çarşafı çıkarmazsınız. Nerden geldi bu hal? Rabıtadan. Hacı Dursun
Efendi Hocam derdi ki; Siz dersiniz ki bunca zaman rabıta ediyoruz da birşey
olmu yor. Halbuki oldu. Namahreme bakmaya korkuyorsunuz, haramlardan
korkuyorsunuz, çalgı dinlemek, Tv ye bakmak istemiyorsunuz. İbadeti
seviyorsunuz, beşbin Allah demeyi seviyorsunuz. Bunların hepsi rabıtadandır.
Rabıta ettiğin müddetçe, mürşidinin halleri (huşusu, huzusu, zühdü, takvası,
ahlakı, v.s.) ve mürşidin kalbindeki nur senin kalbine aksediyor. O gelen nur,
yığıla yığıla senin kalbin nur yığını oluyor. İşte Allah’tan gelen o nur,
Mevla’ya bakar. İmanın hakikatı olur. Mürşid yavaş yavaş seni yetiştiriyor. Siz
ise hemen taneyi koydunuz toprağa bitsin istiyoruz, ama hemen bitmiyor. Bak kaç
ay Allah onu toprakta durduruyor. Yağmur yağıyor nemleniyor, ondan sonra iğne
gibi bem-beyaz bir filiz çıkıyor.
Gönülde
dur hemen Hakka gidelim.Cemâli ba kemala
seyr edelim.
İşte devam
eden mahrum olmamıştır. Devam etmeyen havadan kuş tutsa bir şey olmaz. Hiç bir
gün yemek yemeden durmazsın. Onun için hiç bir günde dersi yapmadan durmamalı.
İşrak, kuşluk, evvabin, kabir nur, ve gece namazı seni yetiştiriyor.
Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir. Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.