.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Hamas'a oyun

   filistin.jpgUluslararası medya Hamas'a oyun peşinde

Bir kısım Arap basını ile uluslararası medyada 'Gazze'de Şeriat uygulanıyor' diye yaygara koparılıyor.

Hamas, 2006 Haziranı'nda yönetimi ele geçirdiği Gazze Şeridi'nde Afganistan tarzında bir yönetim kuruyor iddiasıyla uluslararası medya ve bir kısım gönüllü Arap basını tarafından söylenti yayılmaya başlandı. Gazze'de bayan avukatların kıyafetleriyle ilgili başlatılan uygulamalarla ilgili manipülasyonlar üreten uluslararası medyanın önyargılarını Filistin Başbakanı İsmail Heniyye'nin danışmanlarından Yusuf Rizka, Gazze'de yayınlanan Filistin gazetesine verdiği demeçle cevapladı.

ÇARPITMA KAVGASI

Müsteşar Rizka, HAMAS'la ilgili çıkarılan asılsız haberlerle ilgili şunları söyledi: "Bunların uluslararası toplumun Hamas'ın imajını çarpıtmak ve saygınlığını zedelemek için başlattığı bir kampanya olduğu çok açık. Amaç, Taliban'la Hamas arasında paralellikler kurarak istenilen hedef ulaşmak. Bizim şu ana kadar onların bahsettiği türden şeriatın tatbikiyle ilgili herhangi bir uygulamamız olmadı. Filistin toplumu Müslüman bir toplum. Hatta Müslüman toplumlar içerisinde dinine en bağlı, onun gereklerini yaşamaya kendini en çok vermiş toplumlardan biri. Filistin toplumu, şayet İslamileşecekse bu, zorlayıcı ya da tepeden inme yollardan değil, kendi doğal mecrasında ilerleyen yöntemlerle olacak ve bunu halk kendisi gerçekleştirecek."

Halkın nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşayacağını belirten Rizki, kendilerinin halkın seçtiği bir yönetim olarak İslami taleplerini göz ardı edemeyeceklerini, toplumsal yaşantının bazı bölümlerinde bu tür taleplerin karşılanmasının hükümetin görevlerinden biri olduğunu dile getirdi.

ERDEMLİ TOPLUM KAMPANYASININ GERÇEK AMACI NE?

Öte yandan Rizk, medyanın "Erdemli toplum" kampanyasını ana amacının dışında yorumlamaya çalıştığını belirterek, bunun Diyanet ve Evkaf Bakanlığı'nın rutin olarak düzenlediği işlerden biri olduğunu, kimseye zorla İslami değerleri benimsetme gayesi taşımadığını ifade etti. Bakanlığın bu kampanyanın hedeflerinde başarılı olmasına katkıda bulunanlara da ödül verdiğini belirten Müsteşar, "evlatlarımızı yararlı işlere yönlendirmek ve zararlı ve boş uğraşlardan alıkoymak için bakanlığın bir takım uygulamalarından biridir" şeklinde konuştu.

Müsteşar Rizk, Hamas'ın siyasetinin istikrarlı bir siyasi hayat zeminini sağlamak, işgalden kurtulmak, işgale karşı direniş ve insanları ahlaklarında, davranışlarında, erdeme olan bağlılıklarında olumlu bir seyir izlemelerini sağlamak, insanların en temel yaşam gereksinimlerini sağlamak için gerekli önlemleri almak, toplumsal adaleti sağalmak ve bu konuda insanları teşvik etmek olduğunu dile getirdi.

FİLİSTİN'İN NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR YAPISI

Siyasi analist Dr. Naci Şerrab, Filistin gazetesine yaptığı açıklamada meselenin topluma İslami değerlerin benimsetilmesi ya da benimsetilmemesi değil, Gazze'de bir İslam devleti kurulması yönünde çabalar olup olmadığını tespit olduğunu belirterek, "Filistin toplumunun zorla kendisine İslami değerlerin benimsetilmesine ihtiyacı yok, zaten İslami değerleri benimseyen ve İslami değerlerin geçerli olduğu, bunu gönüllü olarak benimsemiş bir toplumdan bahsediyoruz" şeklinde konuştu.

Hamas'ın isterse Gazze Şeridi'nde Taliban tipi içe kapalı bir İslami devlet ya da emirlik kurma imkanının bulunduğunu belirten Filistinli siyaset bilimi uzmanı, ancak Hamas'ın el Kaide ya da Taliban'dan farklı olduğunu, İslam düşüncesine ve uygulamalarına yaklaşımının onlardan daha esnek olduğunu, dolayısıyla İslam devleti uygulamasının her iki cenahta farklı olacağını kaydetti. Şerrab'a göre Hamas, uzun vadede İslami bir toplumsal ve siyasi yapıyı hedefliyor ancak bunu uygularken uluslararası konjonktürü ve koşulları da göz önüne almak zorunda, zira Gazze içe kapalı bir bölge olmayıp son derece stratejik bir bölgede bulunuyor.

Dr. Şerrab, Gazze'de Hamas'a şeriatın tatbiki ya da bir takım İslami uygulamalarda bulunma tarzında suçlamaların marksistler, liberaller ve din karşıtı laikler tarafından bir suçlama olarak getirildiğini, ancak onların bu suçlamalarla şayet Gazze'de islami değerlerin topluma hakim olması kastedildiyse bunun bir suçlama olamayacağını, ancak bununla Gazze'yi kapalı bir topluma dönüştürmek ve insanlara zorla bazı şeylerin benimsetilmesi kastediliyorsa bunun hiçbir şekilde mümkün olmadığını ve zaten Hamas'ın da böyle bir niyetinin bulunmadığını kaydetti. Şerrab, bu tür kişilerin amaçlarının Hamas'ı kumpasa düşürmek ve uluslararası toplum karşısında zor durumda bırakmak olduğunu söyledi.

Filistinli siyaset bilimci Şerrab, her halükarda bu tür suçlama sahiplerinin amacının Hamas'ı köşeye sıkıştırmak ve topu onun sahasına atmak olduğunu belirterek, örf ve adetlere bağlanmanın Gazze'nin Taliban tipi bir emirliğe dönüştüğü anlamına gelmediğini söyledi. Örf, adet ve adabı muaşeret gibi bir takım güzel değerlerin laiklikle yönetilen toplumlarda bile benimsendiğini belirten Şerrab, insanların ahlaki değerlere bağlanmaya teşvik edilmesinin Hamas için bir suçlama olamayacağını tersine insanların bunun için Hamas'a teşekkür bile edeceğini ifade etti.
Salı, 11 Ağustos 2009 18:44 tarihinde güncellendi

Şehit Hızır Efendi r.aleyh.

    Şehit Hızır Ali Muratoğlu'nu (Rha.)öldüren kişi Ergenekon Terör Örgütü üyesi iddiasıyla tutuklanan İstanbul Emniyet Müdürlüğü eski Organize Suçlarla Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'dan Şehit Hızır Ali Muratoğlu (Rha.) ile ilgili şok iddia…

Ergenekon sanığı Adil Serdar Saçan, Mahmut Efendi Hz. damadı Şehit Hızır Ali Muratoğlu (Rha.) Sedat Peker tarafından öldürüldüğünü iddia etti. Adil Serdar Saçan'ın, Ergenekon soruşturması kapsamında el konulan ajandasında, “Mahmut Hoca'nın damadını Sedat Peker öldürdü. Nurişleri Sisi'den bulabiliriz” ifadeleri yer alıyor. Adil Serdar Saçan'ın şok iddialarının yer aldığı ajandasının notları, Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan 2. iddianamenin delil klasörlerinde yer alıyor.


HIZIR ALİ MURATOĞLU NASIL ŞEHİD EDİLDİ?

Mahmut Efendi Hz. damadı Çukurbostan Camii İmamı Şehit Hızır Ali Muratoğlu (Rha.) 17 Mayıs 1998 tarihinde, ders verdiği Fatih İsmailağa Camii'nde çirkin bir saldırıya uğradı. Şehit Hızır Ali Muratoğlu (Rha.) aldığı 7 kurşun yarasıyla ağır yaralanarak, hastaneye kaldırılırken yolda hayatını kaybetti. İsmailağa Camii'ne geldiği belirtilen Çukurbostan Camii İmamı Şehit Hızır Ali Muratoğlu (Rha.) 'na yaklaşan ve bir yıldır cemaat içinde görülen sarıklı ve cübbeli bir şahıs, silahını çekerek Şehit Hızır Ali Muratoğlu (Rha.) üzerine kurşun yağdırdı. Saldırıda Muratoğlu'nun biri karaciğer, 6 kurşun da göğsüne isabet etti. Aldığı kurşun yaraları ile ağır yaralanan Şehidimiz, hastaneye kaldırılırken, yolda hayatını kaybetti. Ne hikmettirki Şehit Hızır Ali Muratoğlu (Rha.)'nun  öldürülüşünün üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen, cinayetle ilgili şüpheler giderilmedi.
 


Salı, 11 Ağustos 2009 18:42 tarihinde güncellendi

Kabirler ve Ziyaret Adabı

   
mezar-taslari_2.jpgKabirler ve Ziyaret Adabı
 

MERHUM Ömer Nasuhi Bilmen hocaefendinin "Büyük İslâm İlmihali" adlı kitabının cenazelerle ilgili bölümünden aldığım bazı paragraflar:

1. Kabirleri haftada bir gün, bilhassa cuma ve cumartesi günleri gidip ziyaret etmek erkekler için menduptur. Salih zatların kabirleri teberrük (bereketlenmek) için ziyaret edilir. Velev ki, uzak bir yerde bulunmuş olsun, bu hususta yolculuk yapmak menduptur. Yaşlı kadınlar da ibret almak, bereketlenmek için kabirleri ziyaret edebilirler. Bunda bir beis (sakınca) yoktur. Bir fitne korkusu olursa caiz olmaz.

2. Kabri ziyaret eden kişi ayakta kıbleye karşı veya ölünün yüzüne karşı durarak dua etmeli, şu mealdeki duayı okumalıdır: "Essalamü aleyküm... Ey mü'minler yurdunun sâkinleri. Bizler de inşaallah sizlere kavuşacağız. Allahü Teâlâ'dan bizim ve sizin için afiyet, ahiretle ilgili korkulardan korunma ve selamet dilerim." Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) Baki' kabristanını ziyaret ettiğinde böyle selam verirlerdi.

3. (Kabrin yanında) Kur'ân okuyacak kimsenin, mezarın kenarına oturmasında -muhtar olan kavle göre- kerahet yoktur. Oturup Yâsîn suresini okumak pek sevaptır. Bu yüzden Allahü Teâlâ'nın ölülerimize kolaylık vereceği, okuyana da ölüler sayısınca hasenat (sevap) ihsan buyuracağı İmamı Ali'den ve Hazret-i Enes'ten (radiyallahu anhüma) rivayet olunmuştur.

4. Kabirlerin üzerinde oda veya kubbe gibi şeylerin yapılması veya yazı yazılması İmamı Ebu Yusuf'a göre tahrimen (harama yakın) mekruhtur.

5. Âmmeye (Müslüman topluma) vakf edilmiş olan veya ölüleri defn için terk edilip kimseye ait bulunmayan bir kabristanda kabirler üzerine bina yapıp başkalarının definlerine yarayacak yerleri işgal etmek haramdır.

6. Mamafih ulemadan, sülahadan, sâdattan bulunan zatların kabirlerinin kaybolmaması için yanlarına taş konulmasında ve isimlerinin yazılmasında bir beis yoktur.

7. Sair ölenlerin de eserlerinin kaybolmaması, mezellete duçar olmamaları için başları ucuna birer taş dikip isimlerinin yazılmasında bir beis görmeyenler vardır. Her hâl ü kârda bu taşlara âyet-i kerime yazılmamalıdır. Daha sonra taşların kırılarak yerlere düşmesi mümkündür.

8. Mâlikîlere göre kabir üzerine Kur'ân yazılması haramdır. Ölünün adıyla ölüm tarihinin yazılması da mekruhtur. Şafiîlere göre bunlara yazı yazmak mutlak olarak (kesinlikle) mekruhtur. Meğer ki, bir âlimin, bir sâlihin kabri olsun. Bu takdirde adını ve kendisini temyiz edecek vasfını yazmak menduptur. Hanbelîlere göre de kitabet (Kabir taşına yazı yazmak) tafsile tâbi olmaksızın mekruhtur.

9. Bir şahsı öldüğü ev içinde bir yere defn etmek mekruhtur. Çünkü böyle bir defin, Peygamberlere (aleyhimüsselam) mahsustur.

10. Kabirleri ve kabristanları güzelce korumak, temiz tutmak, ağaçlar ile süslemek, yaşayanlar için bir vazifedir.

11. Bir kabristan ne kadar eski ve tarihî olursa olsun ve kendisine artık ölü defn edilmese bile yine kabristan olarak korunmalıdır. Böyle bir kabristanı satıp veya üzerine herhangi bir müessese vücuda getirip içinde bulunan ölülerin kemiklerini, topraklarını başka bir mezarlığa nakl etmek caiz görülmemektedir.

12. Ölülerin hakları da dirilerin hakları kadar, belki ondan daha ziyade mahfuzdur (korunmuştur). Bu haklara riayet edilmesi insaniyet için bir vazifedir. Atalarının ve dedelerinin hukukuna riayet etmeyen bir nesil, kendi evlat ve torunlarından ne yüzle riayet bekleyebilir.

13. Kabirlerin yanında uyumak, çevrelerini kirletmek, yaş otlarını yolmak, ağaçlarını koparmak mekruhtur. Kabristandaki otlar ve ağaçlar yaş bulundukça bir tür hayata (cana) sahip demektir. Bunlar hal lisanıyla (kendi dilleriyle) Hak Teâla'yı tesbih ederler. Bu vesile ile orada yatan iman sahibi ölülerin rahmet-i ilahiyeye nail olacakları umulur.

14. Kabirlerin üzerine birkaç parça gül, reyhan gibi yaş çiçekler konulabilir. Fakat bu konuda israf edilmemesi, solup gidecek çiçeklere beyhude yere bir çok paralar verilmesi doğru görülmez. Özellikle başka milletleri (başka din mensuplarını) taklid niyetiyle olursa asla caiz olmaz.

(Büyük İslâm İlmihali, 1957 baskısı. S. 342, 343, 344, 345. Lisanında biraz sadeleştirme yaptım.)

Ehl-i Sünnet imamları, fukahası, uleması ile Vehhabîler arasında kabirler, kabir ziyareti, salih ve veli zatların mezarları konusunda ihtilaf vardır.

Bir Ehl-i Sünnet Müslümanı, bu konuda sadece ve sadece Ehl-i Sünnet ulemasına ve fukahasına tâbi olabilir.

Vehhabîler, küfür ve şirkle suçlamak hususunda çok aşırıya kaçıyor. Onların dediklerini ölçü olarak kabul ederseniz bu dünyada çok az mü'min kalır.

Kur'ân-ı Kerim'de şehidler için "Siz onlara ölüdürler demeyiniz..." buyuruluyor.

Peygamberler, elbette şehidlerden, derece ve makam itibarıyla daha yüksektir.

Bedir savaşı bittikten sonra, Resul-i Ekrem Efendimiz müşriklerin ve kafirlerin ölülerini toplatıp bir çukurluğa attırmış ve onlara hitaben "Şimdi anladınız mı?" mealinde bir konuşma yapmıştı. Hz. Ömer "Ya Resulullah, bunlar öldüler, senin sözlerini işitirler mi?" diye sorunca işitirler cevabını vermişti.

Allah'ın sıfatları, kabirler, kabristanlar, Resulullah Efendimizin selamlanması, kabrinin ziyaret edilmesi gibi konularda Ehl-i Sünnet esas, temel, usûl olarak ne demişse haktır. Üzerinde ittifak edilmemiş, çeşitli görüşler ve ictihadlar ileriye sürülmüş konularda tek bir ictihad üzerinde diretmek genişliğe mani olur.

Bir mü'min Allah'a şirk koşmaktan ateşten kaçtığı gibi kaçar. Aslında şu ilaç baş ağrımı geçirdi demek bile hatadır. Çünkü ilaçtaki şifayı yaratan Yüce Allah'tır. Ateşin yakması kendinden değil, Allah'ın yak demesinden, yakma fiilini yaratmasındandır. Nitekim Nemrud'un ateşi İbrahim'i yakmamıştı.

Resulullah efendimizi, Ashab-ı kiram efendilerimizi Tâbiîn ve Tebe-i Tâbiîn efendilerimizi, Selef-i Sâlihîn efendilerimizi, Ehl-i Beyt efendilerimizi, mü'minlerin anneleri Ezvac-ı Mutahharatı, eimme i müctehidîni, her asırda yaşamış gerçek ulemayı, velileri, şehidleri ziyaret etmekte çok hayırlar vardır.

Büyüklerin kabirlerini ziyaret edenler nice feyizlere, fevzlere, bereketlere nail olurlar.

Yaratanımız, Mâbudumuz, İlahımız, Rabbimiz Yüce Allah'ı tesbih ederiz. Onu bütün noksanlıklardan tenzih ederiz. Eşi, ortağı, benzeri yoktur. Zamandan, mekandan, cihetten, cisimden, yaratılmış şeylere benzemekten ve onlara muhtaç olmaktan münezzehtir.

Resulullah Efendimizi, bütün Peygamberleri, bütün sahabeleri, bütün gerçek alimleri, bütün velileri, bütün salihleri ve bütün mü'minleri severiz.

Cenab-ı Hak bizi ayak kaydırıcı aşırılıklardan muhafaza buyursun. Âmin...

NİÇİN TENKİD EDİYORUM?

FİLANCA fırka namazı cemaatle kılıyormuş. Kadınları tesettüre sokuyormuş. Ramazan neharında alenen nakz-ı siyam edenleri cezalandırıyormuş... Öyleyse bunları niçin tenkit ediyormuşuz?..

Cevap: Biz onları namaz kıldıkları, cemaate dikkat ettikleri, oruç tuttukları, tesettüre riayet ettikleri için tenkit etmiyoruz.

Tenkitlerimizin bazısı şunlardır:

1. Allah'ın sıfatları konusunda vahim yanlışlıkları ve bid'atleri vardır.

2. Peygamber Efendimizle (Salat ve selam olsun ona) ilgili yanlış inançları vardır.

3. Efendimizin türbesini yıkmak istiyorlar.

4. Tasavvuf ve tarikat evliyasına evliyauşşeytan diyorlar.

5. Toplu şekilde zikrullah yapılmasına karşı çıkıyorlar bunu engelliyorlar.

6. Ehl-i Tevhid, Ehl-i Kıble nice mü'min ve muvahhid Müslümanlara müşrik ve kafir diyorlar.

7. Edille-i erbaanın dördüncüsü olan kıyas-ı fukahayı sapıklık ve bid'at olarak kabul ediyorlar.

8. Cahillerin ve avamın alimleri taklid etmesine karşı çıkıyorlar.

9. Resulullah efendimizin türbesini yıkamadılar. Onun dışında bütün türbeleri, kabirleri yıkıp düzlediler.

Böyle yüzlerce konuda hatalı, bid'at, yanlış tarafları bulunmaktadır. Bunları tenkit etmek niçin suç olsun?

Namaz kılıyorlar diye vahim hatalarını zımnen kabul mü edelim.

Ehl-i Sünnet ve cemaat uleması şu ana kadar onların aleyhinde binlerce ilmî eser kaleme almıştır.

Onları tenkit etmek bazılarına göre fitne ve fesat çıkartmaktır. Hayır yanılıyorlar. Asıl fitne ve fesat Ehl-i Sünnetin yerine bu fırkayı getirmek ve geçirmek isteyenlerin yaptığı propagandalardır.

Salı, 11 Ağustos 2009 18:37 tarihinde güncellendi

BERAT GECEMİZ MÜBAREK OLSUN....

Hadislerle Berat Kandili

Ebu Hüreyre Radıyallahu And’dan rivayet edildiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz şöyle buyurmuştur:
—“Şaban ayının on beşinci gecesinin ilk vaktinde Cebrail (a.s) bana geldi; şöyle dedi:
—“Ya Muhammed, başını semaya kaldır. Sordum.
—“Bu gece nasıl bir gecedir? Şöyle anlattı:
—“Bu gece, ALLAH-u Teala, rahmet kapılarından üç yüz tanesini açar. Kendisine şirk koşmayanların hemen herkesi bağışlar. Meğer ki, bağışlayacağı kimseler büyücü, kahin, devamlı şarap içen, faizciliğe ve zinaya devam eden kimselerden olsun. Bu kimseler tövbe edinceye kadar, ALLAH-u Teala onları bağışlamaz.

Gecenin dörtte biri geçtikten sonra, Cebrail yine geldi ve şöyle dedi: "Ya Muhammed başını kaldır. Bir de baktım ki, cennet kapıları açılmış.
Cennetin birinci kapısında dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyor: "Ne mutlu bu gece rüku edenlere.
İkinci kapıdan dahi bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Bu gece secde edenlere ne mutlu".
Üçüncü kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece dua edenlere ne mutlu." Dördüncü kapıda duran melek dahi şöyle sesleniyordu: -"Bu gece, ALLAH'ı zikredenlere ne mutlu".
Beşinci kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece ALLAH korkusundan ağlayan kimselere ne mutlu."
Altıncı kapıda duran melek dahi, şöyle sesleniyordu: "Bu gece Müslümanlara ne mutlu." Yedinci kapıda da bir melek durmuş şöyle sesleniyordu: "Günahının bağışlanmasını dileyen yok mu ki, günahları bağışlansın.
Bunları gördükten sonra, Cebrail'e sordum: "Bu kapılar ne zamana kadar açık kalacak?
Şöyle dedi: "Ya Muhammed, ALLAH-u Teala, bu gece, Kelp kabilesinin koyunlarının tüyleri sayısı kadar kimseyi cehennemden azat eder."

- Hz. Ayşe Radıyallahu Anha anlatıyor: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: "ALLAH Teala Hazretleri, Nıfs-u Şa'ban gecesinde dünya semasına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder."  (Tirmizi-3/116-Müsnedi Ahmed ibni Hanbel 6/238))

Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.

1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
4. ALLAH'ın af ve bağışlamasının coşması.
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.

Bir rivayette bildirildiğine göre Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam Şâban'ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti, üçte biri verildi. Ondördüncü gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi. Onbeşinci gecesi niyaz etti, hepsi verildi. Ancak ALLAH'tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka...

Zemzem kuyusunun bu gecede açık bir şekilde coşup çoğalması da bu manaları kuvvetlendiren kutsal bir işaret olarak yorumlanmaktadır.

Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Berat Gecesinin feyiz ve bereketini çeşitli şekillerde nazara vermektedir.

"Şâban'ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra ALLAH rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:  "İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. "Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim.
"Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.
"Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder." (İbni Ma’ce 1/443- Beyhaki şa’bul iman)

Çünkü o gece İlâhi rahmet coşmuştur. Berat Gecesi beşer mukadderatının programı çizilirken insanlara verilen eşsiz bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen, gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle Cenab-ı Hakka iletip isteklerini Ondan talep eden ve belalardan Ona sığınan bir insan ne kadar bahtiyardır. Buna karşılık, her tarafı kuşatan rahmet tecellisinden istifade edemeyen bir insan ne kadar bedbahttır.

Bu Gece Af Dışı Kalanlar

Peygamber Efendimiz bu gecede af dışı kalanları şu hadisleri ile bildirmektedir:

"Muhakkak ki, ALLAH Azze ve Celle Şâban'ın onbeşinci gecesinde rahmetiyle yetişip herşeyi kuşatır. Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna."  (Beyhaki 3/431- )

"Yüce ALLAH bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur, ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna." (Benzer rivayet: Camiu ehadisi kudsiyye: 1/25)

"ALLAH Teâlâ Şâban'ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla ALLAH'a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar." (Benzer rivayet Beyhaki şa’bul iman: 3/378)

 

Berat Gecesi Duası

Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:
"ALLAHım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin." (Beyhaki şa’bul iman 3837)

Bazı mâna büyüklerinin de şöyle bir duası vardır:
"ALLAHım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, 'ALLAH dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır."


" ALLAH-ü Teala hayrı şu dört geceye dağıtmıştır :

a ) Kurban bayramı gecesine,
b ) Ramazan bayramı gecesine,
c ) Şaban ayının orta ( 15. ) gecesine. Bu gece , ALLAH-ü Teala , ecelleri ve rızkı yazar. Hacca gidecekler bu gece yazılır.
d ) Sabah namazı vaktine kadar arefe gecesi. "

Said, İbrahim Nüceyh'ten anlattığına göre ; üstte anlatılan dört geceyi beş gece olarak tesbit edip şöyle demiştir :

- Onlar beş gece olup biri de Cuma gecesidir. (benzer rivayet: Beyhaki 5/417)

 

 

Cumartesi, 08 Ağustos 2009 06:59 tarihinde güncellendi

Sayfa 154 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.