.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

AYASOFYA'NIN TAPUSU....

İşte Ayasofya'nın tapu senedi!

 02 Eylül 2011 Cuma 13:13

Ayasofya açılmadıkça İstanbul fethedilmiş sayılmaz.

 

Ayasofya'nın ibadete açılması isteğini dillendirmek çok mu ayıp, çok mu ufuksuz bir istek? 

Ayasofya'nın tapu senedi ilk defa!

Ayasofya’nın Ramazan süresince TRT’de her gün arz-ı endam etmiş olmasına sevinmeli miyiz? Bu zamana kadar unut(tur)ulan bir mekanı TRT’nin hatırlamasına sevinmeliyiz belki. Belki seyretmişsinizdir; TRT’nin sahur programları Ayasofya Camii’nde yapılıyordu. Hem de canlı olarak. İlk gün Dursun Ali Erzincanlı’nın konuğu Emin Işık hoca idi. Erzincanlı belki boş bulundu da sordu belki sormadı demesinler diye şöyle bir değindi. Orasını bilmiyorum. Emin Işık’a, Ayasofya

ibadete açılsa iyi olmaz mı gibi bir dilekçik cümlesi idi bu. Emin Işık, TRT’de bulunduğunu, durumun gayet nazik olduğunu unutmadı ve bunlar siyasi işler deyip meseleyi kapattı.

Meseleyi kapatmıyorum

Belki ben de kapatabilirdim ama 16 Ağustos 2011 tarihli Hürriyet gazetesi kapatmama fırsat vermedi. DHA muhabirleri Ömür Avcı, Osman Şişko, Hayati Yalçın bildiriyor. Özetliyorum:


Trabzon’un Maçka İlçesi’ndeki tarihi Sümela Manastırı’nda 88 yıl aradan sonra geçen yıl ilk kez düzenlenen ayin ardından ikinci ayin (15 Ağustos 2011) yapılmış. Geceyi Maçka İlçesi’ndeki otelinde geçiren Fener Rum Patriği Bartholomeos, Sümela Manastırı’na giden patika yolun başına gelmiş ve manastıra yürümüş. Sümela Manastırı’na girdiği anda alkışlarla karşılanan Bartholomeos, dini ritüellerin yerine getirilmesinden sonra sunağa çıkmış ve manastırdakileri kutsamış. Bartholomeos, önce Yunanca sonra da Türkçe yaptığı konuşmasında, şunları söylemiş:

Başbakan’a şükran

“Sevgili Müslüman kardeşlerimiz. Tarihi Sümela Manastırı’nda bu sene de gelip dua etmeyi bize nasip eden Allah’a hamdolsun. Bu konuda anlayış ve hassasiyetleri için hükümetimize ve özellikle sayın Başbakanımıza, Sayın Kültür ve Turizm Bakanımıza şükranlarımızı sunmayı borç biliyoruz.”


 Hırıstiyanlar Sümela Manastırı’nda Meryem Ana’nın göğe yükseldiğine inanıyorlarmış. 15 Ağustos’ta düzenlenen ayine, seksen sekiz yıl aradan sonra ilk kez geçen yıl izin verilmişti. Saat 10.15’te Bartholomeos’un manastıra girmesiyle başlayan ayin iki saat sürmüş. Sümela Manastırı’na giremeyenler için sosyal tesislerin çevresine dev ekran kurulmuş. Ekranın çevresinde biriken yabancı konuklar, mum yakmışlar, Patrik Bartholomeos’un yönettiği ayini dev ekrandan izlemişler.

Ayasofya'da namaz kılabildiğimiz zaman


Biz de teşekkür etmek istiyoruz Başbakanımıza. Ne zaman mı? Ayasofya’da ezan okunursa ve namaz kılabilirsek… (GYY'ni notu: Ayasofya'da ezan okunuyor, göstermelik namaz da kılınıyor. Arka tarafta küçük bir bölümde kılınabiliyor namaz, yıllardan beri hem de!)

Ayasofya’da ezan ve namaz dendi mi bir kısım insanlar İstanbul’da cami mi yok, sanki bütün camiler doldu taştı da Ayasofya mı dolacak gibi lakırdılar söylüyorlar. Ayasofya’dan ezan okunması, orada namaz  kılınması neden önemli, isterseniz bunu benden değil; Yahya Kemal’den dinleyin...

Ayasofya Camii'ni müzeye çeviren kararname!

İşte bunun için önemli Ayasofya'da ezan ve namaz. Ancak 1934'ten beri ezan sesine ve secde eden mü’minlere hasrettir Ayasofya. O artık turistik bir mekân ve program çekim yeri. Ayasofya’nın başına bunlar nasıl geldi bir de ona bakalım: 1934'te  Ayasofya Camii’ni Müzeye Çeviren Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin metni şöyle:

“Kararname

Sayı: 2/1589

Maarif Vekilliğinden yazılan 14.11.1934 tarih ve 94041 sayılı tezkerede; Eşsiz bir mimarlık sanat âbidesi olan İstanbul'daki Ayasofya câmiinin tari­hi vaziyeti itibarile müzeye çevrilmesi bütün şark âlemini sevindireceği ve insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle bunun müzeye çevrilmesi, çevresindeki evkafa ait dükkânların yıktırılması ve diğerlerinin de evkafça istimlâk edil­mesi suretile güzelleştirilmesi ve tamiri ve daimî muhafazası masraflarına karşılık da evkafça bu sene ve gelecek seneler bütçelerinden muayyen bir para ayrılması hakkında bir karar ittihazı istenil­miş ve Evkaf Umum Müdürlüğünden yazılan 7.11.1934 tarih 153197/107 sayılı mütalâanamede, bu Camiin Bizanslılardan kalma bir eser olması hasebile hiç bir vakfı olmadığı ve her ne kadar cami olduktan sonra Sultanlar ve halk tarafından bazı gelirler bağlanmışsa da bunlardan âşâr olarak bağ­lanan Sultan gelirlerinin kaldırılmış olduğu ve halk tarafından bağlanan gelirler ise Kur'an oku­mak ve buna benzer belli ve nerede olursa olsun ya­pılabilir dinî emekler için olup müzeye çevrilmesi ve korunması için verilecek bir geliri bulunmadığı ve şimdiye kadar tamiri, gelirine bakmadan diğer vakıflarla bir arada yapılabilmekte olan bu bina cami olmaktan çıkınca artık buna da imkân kal­mayacağı ve bütçelerinin bugünkü vaziyeti her­hangi bir yardıma da yol bırakmamakta olduğu ve çevresindeki yapılardan evkafa ait olanları yık­mak ve kaldırmak elden gelirse de, ötekine berikine ait olanların evkafça satın alınmasına imkân bulunmadığı bildirilmiştir.

Bu iş icra vekilleri heyetinde 24.11.1934’te gö­rüşülerek, camiin çevresindeki evkafa ait binaların Evkaf Umum Müdürlüğünce yıktırılarak temizlettirilmesi ve diğer binaların istimlâk, yıkma ve bi­nanın tamir ve muhafazası masrafları da Maarif Vekilliğince verilmek suretile Ayasofya Câmiinin müzeye çevrilmesi tasvip ve kabul olunmuştur.

24.11.1934

Reisicumhur K. Atatürk

 

Başvekil         Ad. V.          M.M.V.          Da. V .

İ.İnönü    Ş.  Saraçoğlu     Z. Apaydın      Ş. Kaya

 

Har. V. V.     Maliye V.         Mf. V.          Na. V.

Ş. Kaya         F. Agralı      A. Özmen    A. Çetinkaya

 

İkt. V.           S.İ.M.V.          G İ.V.           Zr. V.

C. Bayar      R. Saydam   A. R. Tarlan  M. Erkmen

 

Görüldüğü gibi bu bir  Anayasa hükmü değil. Kanun hükmünde bir hükümet kararnamesi. Hükümet isterse bunu yürürlükten kaldırabilir. Anayasa değişikliği değil ki CHP, Anayasa Mahkemesine gitsin. Tıpkı Menderes’in ezanın Arapça okunmasını yasaklayan kararnameyi hükümsüz kılması gibi.  Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Sayın Başbakan Yardımcısı bu mevzuya öyle sanıldığı kadar uzak değil. Çocuklarına Fatih adını vermiş kişilerden bahsediyoruz. “Zincirler Kırılsın, Ayasofya Açılsın” diye miting yapmış, Ayasofya’da namaz kılmış kişilerden bahsediyoruz. Okuyalım :

Ayasofya mitinginde Erdoğan da var mıydı?!

“Papa VI. Paul gelir, Ayasofya'da ibadetini yapar, Müslümanlar gi­rip namaz kılamazlar. Artık Batı’ya sunulan bunca faturalara son vermek gerekirdi. İstanbul'un Fetih Yıldönümü yaklaştıkça M.T.T.B.'li gençlerin yüreklerindeki ızdırap artar... Çünkü Ayasofya mahzun...7 Mayıs 1975 Cuma.. Sabah çeşitli fakülte ve yurtlardan M.T.T.B.'li genç­ler bir ziyaretçi gibi bilet alıp Ayasofya'ya girmeye başlarlar. Saat 11.00 için sözleşmişlerdir. Saat 11.00: İçeri giren gençler bir araya gelir, yan­larında getirdikleri temiz kâğıtları sererek saf olurlar ve iki rekat namaz kılarlar. İçeri basın mensupları da gelmiştir. Fotoğraflar çekilir. Namazı müteakip grup temsilcisi olarak Ahmet Eskinus, oradakilere, «Biz Ayasofya'nın tekrar camii haline dönüştürülmesini istiyoruz. Fatih burayı cami haline getirdi ve vakfiyesinde bunun değiştirilemiyeceğini kaydetti. Fatih'in torunları olarak Ayasofya'ya sahip çıkıyoruz ve yetkilileri uya­rıyoruz.» açıklamasını müteakip gençler sessizce dağılırlar.”

Bu metni 53.Dönem (1975-76) MTTB yıllığından aldım. (s.199-202) Bu yıllıktan öğreniyoruz ki 1975’te Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, MTTB’nin Kültür Müdürü’dür. Milli Eğitim Bakanımız Sayın Ömer Dinçer de 1976’da Erzurum MTTB’de musahiptir. Demek ki hem Başbakanımız hem Milli Eğitim Bakanımız benim 76’da dahil olduğum MTBB’de idarecilerim imiş. Çok kuvvetle muhtemel resimde namaz kılanların arasında  Başbakanımız da vardır.

Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız, Sayın TBMM Başkanımız, Sayın Kültür ve Turizm Bakanımız, Sayın Milli Eğitim Bakanımız, Sayın Vakıflar Genel Müdürümüz, Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız... Sizlerin bildiğini sandığım Ayasofya Camii’nin tapusunu tekrar dikkatlerinize sunuyorum.

 

Her şey o kadar müsait ki!

Her şey o kadar müsait de bu sonuç ne, diyenlere cevap olarak aklıma şunlar geliyor:

Başbakan herhalde gözünü kamuoyuna dikmiş, bir talep gelsin diye bekliyor. Bekliyor ki gençler, Türkiye, Ayasofya ibadete açılsın diye platformlar oluşturulsun, imza kampanyaları düzenlensin, STK'lar Vakıflar Genel Müdürlüğü'nü, Müzeler Genel Müdürlüğü'nü, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nı, TBMM'yi ziyaret etsinler. Böyle olmalı herhalde. Bunlar gerçekleşirse; halkımız Fatih’in mirasına sahip çıkılmasını, Ayasofya’nın ibadete  açılmasını talep ediyor, biz de halkın sesine kulak vermiş bir iktidar olarak ve halkın yüzde ellisinin oyunu, desteğini almış bir parti olarak halkımızla ters düşemeyiz deyip buna göre karar almak istiyor. Böyle sanıyorum. Seçim zamanında CHP’nin camileri kapattığını, ahır yaptığını sık sık hatırlatan Sayın Başbakan, bu sözü ile Ayasofya’yı da ima etmedi mi?

Bize göre etti. Bunu ima eden bir Başbakan, daha fazla bu yanlışa ortak olmayacaktır. Ancak talep halktan gelmeli. Acaba sırf bunun için bir platform kurulamaz mı ?

Şunu açıkça söyleyelim. Ayasofya açılmadıkça İstanbul fethedilmiş sayılmaz. Boşunadır o stadyumların doldurulması, gemilerin yürütülmesi, mehter vs. İstanbul yeniden fethedilmelidir ve Kerkoporta Kapısı açıktır. O kapı da Ayasofya’nın kapısıdır.

Sayın Başbakanımız, size teşekkür etmek istiyoruz. Sadece teşekkürle yetinmeyiz; dua da ederiz.

Kâmil Yeşil-Dunyabizim.com

 

NOT: Yukarki mitingler ve yürüyüşlerde hep bulunduk "Zincirler kırılacak Ayasofya açılacak" diye bağırdık çağırdık ama bir arpa boyu yol alamadık. Bu çaresizlik ve beceriksizlikten ne zaman kurtulacağız da dinimize sahip çıkacağız..... 

 

ASIL AZINLIK KİM???

Müslüman vakıfları ne zaman...

Hükümet'in yayınladığı ve Cumhuriyet döneminde "tehdit unsuru oluşturabilir" gibi nedenlerle el konulan azınlık vakıflarına ait taşınmazların iade edilmesini öngören kararname, Müslümanlara ait el konmuş vakıf mallarının durumunu gündeme getirdi. Hükümet, 2008'deki düzenlemenin ardından cumhuriyet döneminde azınlık vakıflarına ait el konan ve üçüncü şahıslara geçen vakıf mallarının bedellerinin ödenmesi için çıkarılan kararname ile önemli bir adım attı. Bu durum, Müslümanlara ait el konmuş vakıf mallarının durumunu da gündeme getirdi.  Sivil toplum kuruluşları, Müslüman vakıf mallarının iadesi için de düzenleme yapılması gerektiğini kaydediyorlar.

ÖZTÜRK: “MÜSLÜMAN VAKIFLARI DA İADE EDİLMELİ”

Önceki gün resmi gazetede yayınlanan yeni kararnameye göre azınlıklar, Cumhuriyet döneminde devletin el koyduğu ve Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediyeler, özel idare, hazine gibi kamu kuruluşlarının elinde bulunan mallarını geri aldılar. Ancak üçüncü şahıslara geçen mallarla ilgili sorun yaşanıyordu. Böylece azınlıklara üçüncü şahıslara geçen vakıf mallarının da beldelini alma imkanı doğdu. Yeni Akit'e konuşan eski Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı Nazif Öztürk, Müslümanlar ait olup devlet tarafından el konan vakıf mallarının, azınlıklarınkiyle kıyas edilemeyecek kadar fazla olduğunu ifade ederek onlarla ilgili de çalışma yapılması gerektiğini söyledi. Öztürk, “Osmanlı'nın son döneminde Batılılaşma politikaları ile miras yedi evlat gibi vakıf mallarına el atılmaya başlandı. Özellikle Cumhuriyet dönemindeki uygulamalar tuz biber oldu” diye konuştu.

 

NOT: Sadece Fatih ilçesinde 200 e yakın cami medrese mezarlıklar hamam çeşme v.s. vakıf müessesesi kayıp hatta yerlerinde bina garaj bar v.s. yapılmış...... Ayasıfya vakıf değilmi? Onu görmüyormuyuz???

 

DİYANET, TERAVİH KAÇKINLARINI HAŞLADI.......

Diyanetten Yaşar Nuri'ye Teravih cevabı

12 Ağustos 2011 Cuma 14:56

Dİyanetten Yaşar Nuri Öztürk'e cevap için açıklama yayınladı.

İlahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk’ün “İslam'da teravih diye bir namaz yok. Peygamberimizin bizzat yasakladığı bir şeydir, peygamberimizden sonra bu namazı koydular” açıklamaları tartışılmaya devam ediyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı da tartışmalara yaptığı yazılı açıklamayla katıldı.

Açıklamada, halkın tartışmalara olan tepkisini Diyanet İşleri Başkanlığı’na iletmesi üzerine bir açıklama yapılmasına gerek görüldüğü belirtildi.

Açıklamada, şöyle denildi:

''Her şeyden önce ramazanın manevi ikliminin herkesi kuşattığı, ibadet ve hayır duygularının coştuğu, milyonların kadın, erkek, çocuk, yaşlı, genç demeden cami ve mescitlere koştuğu, bütün ülke vatandaşlarının açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalan milyonlarca Afrikalı kardeşlerinin imdadına yetişmek için seferber olduğu bir zaman diliminde, bu manevi atmosferle hiç bağdaşmayan inanmış gönülleri kuşku ve tereddüde sevk eden tartışmaların milletimizin ilim, irfan ve hikmet dünyasına hiçbir şey katmadığı, her türlü izahtan varestedir'' denilen açıklamada, ''Ramazan gecelerini ihya sadedinde vatan sathının bir mabede dönüşmesine vesile olan Teravih namazını İslam'ın ciddiyetine ve vakarına yakışmayacak polemiklere malzeme haline getirmenin herhangi bir dini hassasiyetle, herhangi bir ilmi ve fikri mülahaza ile yahut herhangi bir toplumsal maslahat ile izahı mümkün değildir.”

Herhangi bir hususun İslam'da olup olmadığını sadece metinlere indirgeyerek belirlemeye çalışmanın tarih boyunca varlığını arızi bir durum olarak sürdüren bir usul problemi olduğu, İslamın on beş asırlık bir inanç, tarih, kültür ve medeniyete sahip olduğu, nelerin İslam'da olup olmadığına karar verirken bu tarih, kültür ve medeniyetin de mutlaka hesaba katılmak zorunda olduğu belirtilen açıklamada, İslam'ın temel bilgi kaynakları, Müslümanların tarihi tecrübesi ve yine Müslümanların geliştirdikleri bilgi metodolojisinin her zaman kılavuz olması gerektiği vurgulandı.

Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

''Resul-i Ekrem (sav)'den bugüne kadar birtakım zorlama yorum ve uygulamalar dışında, İslam tarihinin tüm zamanlarında, bütün müminler tarafından büyük bir coşkuyla tüm coğrafyalarda müekked bir sünnet olarak eda edilen Teravih namazının varlığını tartışırken, Kur'an'ın nüzul sürecine katılan Hz. Peygamber'le birlikte vahyi pratik bir hayata dönüştüren sahabe neslinin icma ve ittifakını yok sayarak, tarihi rivayetlerin satır aralarında boşluklar aramak ve bunu mübarek ramazan ikliminde bir polemik konusu haline getirmek ilmi ciddiyetle kabil-i telif değildir.

''Aynı şekilde fıkıh, kelam, hadis, tefsir gibi İslami ilimlerin metodolojilerini kurarak din-i mübin-i İslam'a ilim zemininde süreklilik kazandıran İslam bilginlerinin Hanefisiyle, Şafiisiyle, Malikisiyle, Hanbelisiyle bütün mezheplerin ittifakını yok sayarak, onların her biri pek çok ayet ve hadise dayanan sahih örf, maruf sünnet, istihsan, mesalih-i mürsele, amel-i ehl-i Medine gibi prensiplere hiçbir değer atfetmeyerek indi mülahazalarla ibadet alanında değerlendirmelerde bulunmak ciddi bir usul yahut usulsüzlük sorunudur.''

TERAVİH RAMAZANDA KILINIR

''Aziz milletimiz bilmelidir ki; 'İslam’da teravih namazı diye bir namaz vardır.' Bu namaz, ramazan gecelerinde kılınan bir namazdır. Bu namazı Hz. Peygamber (sav) bizzat kendisi kılmıştır. Onun kıldığını gören sahabiler de Medine Mescidinde bu namazı kılmışlardır. Hatta o kadar çok ilgi göstermişlerdir ki sevgili peygamberimiz bu namazın onlara farz kılınmasından yahut onlar tarafından farz telakki edilmesinden kaygı duyduğu için bilahare bu namazı mescitte değil evinde kılmayı tercih etmiştir. Ramazan orucunu samimiyetle tutan gece ibadetini de içtenlikle yerine getirenlerin bağışlanacağı müjdesini vermiştir. Müslümanların Übey b. Kaab’ın arkasında bu namazı kıldıklarını öğrenince de memnuniyetini dile getirmiştir'' denilen açıklamaya şöyle davam edildi:

''Hz. Peygamber (sav)'in bu namazı yasakladığı iddiası ise akla ziyandır. Sadece üç dört gün ashabıyla birlikte mescitte kıldıktan sonra kendisi evinde kılmayı tercih etmiştir. Ve ilk Müslümanlar Hz. Peygamber (sav)'in vefatının ardından Hz. Ebubekir devrinde ve Hz. Ömer devrinin ilk iki senesinde Ramazanlarda bu namazı ya evlerinde yahut Medine mescidinde tek başlarına veya kıraatını beğendikleri bir kimsenin arkasında ayrı ayrı cemaatler halinde kılmaya devam etmişlerdir. Bu devamlılık da göstermektedir ki teravih namazının yasaklanması diye bir şey asla söz konusu değildir.''

FATIMİ -şiii, rafizi- SULTANLARI KARŞI ÇIKTI


Teravih namazının Hz. Peygamber (sav) zamanında ''teravih'' ismiyle anılmamasının, hadislerde ''kıyamu'l-leyl'' olarak geçen bu namaza daha sonraları her dört rekatta bir oturulup istirahat edildiğinden ''terviha/teravih'' denilmesi, ''teravih'' isminin sonradan verilmiş olmasının ''böyle bir namazın olmadığı anlamına gelmediği'' kaydedilen açıklamada, Teravih namazının İslam tarihi boyunca bütün İslam diyarlarında hep kılına geldiği belirtilerek, ''Bunun bir tek istisnası vardır. O da bugün bu namaza itiraz edenlerin tarihteki tek benzerleri olan ve konuya mezhepsel, ideolojik bir taassupla yaklaşan Fatımi Sultanlarıdır. Bazı Fatımi Sultanları teravih namazına şiddetle itiraz etmiş, bununla kalmamış ve özellikle Mısır'da camilerde bu namazın kılınmasını onlarca yıl yasaklamışlardır. Hatta tarihçilerin kaydettiklerine göre yasaklamakla da kalmamışlar, teravih namazını kılmakta ısrar edenleri şiddetle cezalandırmışlardır'' denildi.

Açıklamada son olarak şunlar kaydedildi:

''Sonuç olarak Hz. Peygamber (sav)'in ibadet hayatındaki eşsiz rehberliğini, nebevi uygulamaları yaşayarak aktaran sahabenin ittifakını, fıkıh mezheplerini ve on beş asırlık İslam alimlerinin icmaını ve daha da önemlisi asırlardır ramazanı hayat veren bir medeniyete dönüştürmeyi başarmış Müslümanların ve aziz milletimizin on beş asırlık uygulama ve birikimini, kültür ve geleneğini dikkate almadan yapılan bu yersiz açıklama ve iddialar, asla maşeri vicdanlarda yer bulmayacaktır. Başkanlığımız milletimizin dini hassasiyetini rencide edecek her türlü teşebbüsü yakından izlemekte, dini konularda en yüksek karar organı olan Din İşleri Yüksek Kurulumuz da halkımızı aydınlatmaya devam etmektedir. Milletimiz teravih namazının İslam'ın ibadet tarihinin ayrılmaz unsurlarından olduğu konusunda en küçük bir şüpheye düşmemelidir.''

 

NOT:

Bu zamanda teravih kılmayanlar şiilerdir, gidin bakın haremde ramazanda bir tek şii yok, neden teravih kılmamak için. bu zalimler suriyede ehli sünneti kırdırıyor, ashaba dil uzatıyor, teravihi de H.Ömerin tatbikinden dolayı kabul etmiyorlar.... yerli şiilere ne oluyor.....

 

Cuma, 12 Ağustos 2011 22:39 tarihinde güncellendi

KİLİSE TAMİRİNE CİDDİ İTİRAZ VAR.....NİHAYET....

 

Yeteri kadar kilise onarmadık mı?

OÜ'den Yard. Doç. Dr. İsmail Doğan, Ordu'daki Rum ve Ermeni evlerinin restoresine karşı çıktı.

ORDU İl Kültür ve Turizm Müdürü Erkan Gülderen'in yerel basında çıkan “Ordu'da Osmanlı, Rum ve Ermeni mimarisinin özelliklerini yansıtan tarihi evler restore edilecek” sözlerine Ordu Üniversitesi (ODÜ) Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç.Dr. İsmail Doğan tepki gösterdi. Doç.Dr. Doğan, “Erivan'daki Türk eserlerinin bir tanesini restore edin. Bu restorasyonu yaparken de Türk evini restore ediyoruz diye manşet atın. Buna müsade eder mi Ermenistan? Peki siz hangi akla hizmetle Ordu'da Ermeni ve Rum evlerini tadilat ediyoruz diyebiliyorsunuz?”
diye konuştu.

Türk izi bırakmadılar
Türkiye'de birçok kilise tadilatlarının yapıldığını söyleyen Doç.Dr. İsmail Doğan, Erivan'daki eserleri sormak gerektiğini kaydederek şöyle dedi: “Erivan'da hanlıktan kalma bizim yüzlerce eserimiz var. Hanlar, saraylar, camiler var. Hiçbirisi yok. Ermeniler yerle bir etti. Hiçbir Türk izi bırakmadılar. Binlerce Türk, yer adı vardı. Hepsini değiştirdiler. Hadi buyrun, Erivan'daki Türk eserlerinin bir tanesini restore edin. Bu restorasyonu yaparken de 'Türk evini restore ediyoruz'diye manşet atın. Buna müsade eder mi Ermenistan? Peki siz hangi akla hizmetle Ordu'da Ermeni ve Rum evlerini tadilat ediyoruz diyebiliyorsunuz? Bu deniyorsa yanlıştır, ayıptır.”

Doğan, “Bir de şunu merak ediyorum. Bu restore yapılırken bunun finansmanını kim sağlayacak? Ermeni diyasporası mı? Rum kaynakları mı? Yok efendim Kültür Bakanlığı veya devletimiz finanse edecek diyorsanız, ben o zaman rahatsızlık duyuyorum. Benim vergilerimle yeterince Ermeni kilisesi, Rum kilesise tadilat edildi. Benim toprağımda, kendi yurdumda, kendi vergimle ötekileştirilemem. Biraz da Türk eserleri restore görsün veya bunun adını ona göre koysunlar. Netice itibarıyla bu tadilat lazımdır, fakat adı yanlıştır. Bunun düzeltilmesi lazım. Bu haberle Ermenistan sevinmiş, Türkler ve Azeriler de üzülmüşlerdir” diye konuştu.

Sayfa 41 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.