.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

YABANCI DİL AŞKI, AŞAĞILIK KOMPLEKSİ

İngilizceye düşkünlüğümüz eziklik duygusundan

Cumartesi, 18 Haziran 2011 11:14

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Şahin Köktürk, ''Avrupa karşısında eziklik duygusu içinde olmamız dolayısıyla Türkiye'de tabelalara İngilizce isim verme alışkanlığımız ağırlıkta'' dedi.

Doç. Dr. Köktürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de, iş yerleri ve dükkanlardaki tabela adlarının özellikle yabancı isimlerden seçilmesinin aşağılık kompleksinden kaynaklandığını savundu.

Tabela seçimlerinde yabancı isimlerin kullanılmasının birkaç sebebi olduğunu söyleyen Köktürk, şunları kaydetti:

''Uzun zamandan beri Türkiye'de yabancı dillerin çokça öne çıkarılması, yabancı dil öğretiminin ve eğitiminin küçük yaşlara kadar indirilmesinin yanı sıra Avrupa karşısında eziklik duygusu içinde olmamızdan da kaynaklanıyor. Özellikle İngilizce isimlerin tercih edilmesi bu kompleksten kaynaklanıyor. Bir diğeri, bilinmeyen kelimelerin cazip bir tarafı var ve insanlara çekici geliyor. Acaba ne demek istedi bu kelimeyle? Hayal dünyasına hitap etmiş oluyor bir anlamda. Türkçe bir kelime olsa ve bilinse, anlamı tek olacak ama yabancı bir isim konunca bunun arkasında ne var gibi bir merak uyandıracak. Ben merak ettirme düşüncesinden ziyade batı karşısındaki kompleksimize, yabancı dil öğretiminin küçük yaşlara kadar indirilmesi gerçeğinden hareketle böyle bir yola başvuruyorlar.''

''HOCAM 'ZARİF KUNDURA'NIN' İNGİLİZCE'Sİ NEDİR?''

Köktürk, tanıdığı bir ayakkabı dükkanı sahibiyle aralarında geçen bir diyaloğu şöyle anlattı:

''Ayakkabı satış yerinin adı 'Zarif Kundura'. Benim üniversitede olduğumu öğrenince mağazanın sahibi dedi ki: 'Hocam bunun İngilizce'si nedir?' o anda aklıma gelmedi ama sonradan 'elegance' olduğunu hatırladım. O kelimeyi söyleseydim belki de işyerinin adını değiştirecekti. Halbuki orta halli, orta kesime hitap eden yabancı dil telaşı olmayan bir müşteri yelpazesine sahip bir satıcı bu. O bile İngilizce'sini düşünüyor. Yani daha modern görünmek, mamullerinin de bu ismin modernliğine uygun, sağlam gibi çağrışımları toparlayabilmek için bu zarif kelimesinin İngilizce'sini merak edip bana sormuştu.''

Köktürk, bu yabancı kelime kullanma hevesini, dil bilincinin tam yerleşmemesinden de kaynaklanabileceğine dikkat çekerek, Türkçe'ye sahip çıkılmadığını söyledi.

''Türkçe isimlerin kullanılması insanların diline sahip çıktığının bir göstergesidir'' diyen Köktürk, Bir otel, alışveriş merkezi, şirketler, eğer uluslararası bir alana hitap ediyorsa da Türkçe isimlerini büyük İngilizce isimlerini ise küçük ebatlarda yazmaları gerektiğini ifade etti.

''BİZİM YABANCI İSİMLER ÜZERİNDEKİ HASSASİYETİMİZ''

Prof. Dr. Köktürk, ''Bizim yabancı kelimeler karşısındaki tavrımız şu. Hem bir İngiliz gibi yazmaya çalışıyoruz 'Shakespeare' ve bir İngiliz gibi okumaya çalışıyoruz 'Şekspir' birini tercih etmemiz lazım. Şekspir diyorsa İngilizler biz de Şekspir diye yazmalıyız, en doğrusu budur. Çünkü biz her dili öğrenemeyiz'' diye konuştu.

Bu durumun ne şekilde düzeleceği konusunda da açıklamalarda bulunan Köktürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Yabancı dil kullanma merakı kendi öz güvenimizi kazanmaya başladıktan itibaren değişebilir. Yani birden bire olmaz. Çünkü uzun yıllardan beri şuur altına yerleşen, dışardakiler bizden daha iyidir şeklinde bir kanaat var. Bizim ürettiğimiz isimler, markalar bizi tatmin edip dünyayla rekabet etmeye başladıktan sonra kendi isimlerimizi koymaya başlayacağız. Bu durumun bizde bir özgüven hali oluşturmasıyla birlikte, bunun yansımaları tabelalarda Türkçe'ye dönülmesi olacaktır. ''

NOT: İslam aleminin ekserisi bu haldedir, zaten ahır zamanda ehli kitaba meyledileceği , hatta kertenkele deliğine girseler bile onların peşinden o deliğe girmeye çalışılacağı hadisi şerifte beyan edilmiştir.

Asıl lisanımız olan osmanlıca, arapça-türkçe-farsça karışımı olup bütün islam aleminin ortak alfabesiyle yazılırdı. Alfabe kaldırılınca millet zır cahil oldu, tarihi ile irtibatı kesildi. İmam hatip okulunda bile ingilizce dersi varsa, artık siz işin vahametini anlayın. İmam olanların ekserisi arapça bilmez, ama başka lisan öğrenmek için vakit öldürürler....

Bütün hataların başı, dünya sevgisidir..... hadisi şerifi işin püf noktasını ortaya koyuyor.

Çarşamba, 22 Haziran 2011 21:15 tarihinde güncellendi

İSLAMIN YÜCELİĞİ

 

İSLAMIN AZİZ OLMASI

1. CİLT 65. MEKTUBUN BAŞLIĞI VE KONUSU

Altmışbeşinci mektup, Hanı Azam’a yazılmıştır. İslamın zafiyetinden ve müslümanların acizliğinden esef ve üzüntülenmek, islam ehlini kuvvetlendirmeye teşvik, din hükümlerini icra etmeye teşvik hakkındadır.

MEKTUBUN TERCÜMESİ

Allahu subhanehu sizi kuvvetlendirsin, hükümlerin yüceltilmesinde islam düşmanlarına karşı size yardım etsin.

Sadık Haberci ki; O’nun ve âlinin üzerine salavatların en faziletlisi ve selamların en mükemmeli olsun, şöyle buyurdu: “İslam garib olarak başladı, yakında başladığı gibi dönecektir, gariblere müjdeler olsun.”

Muhakkak islamın garibliği bir hadde ulaştı ki kafirler, islama topluluk ortasında ta’n ediyorlar (söz ile hakaret ederek eziyyet ederler), müslü-manları zemmediyorlar, çekinmeden küfür hükümlerini icra ediyorlar, küfür ehlini cadde ve sokaklarda medhediyorlar. Müslümanlar aciz kalmışlar, islam hükümlerini işlemekten men edilmişler, şu lanetli kafirler yanında, şeriat hükümlerini işlemekte ta’n edilmişler.

Şiir:

Tatlıdır, misli yoktur. O ve zıttı atılmıştır.

Ondan yanak, göz ve ağız öpülür.

Subhanellahi ve bi hamdihi. Muhakkak şöyle denildi,

“Şeriat, kılıçların gölgesi altındadır.” (Hadisi şerif mealidir.)

Şerefli şeriatın revnakı (hakimiyyeti), meliklere ve sultanlara bağlan-mıştır. Şu an, kaide ters döndü, bu zamanda muamele alt-üst oldu.

Ey hasret, ey pişmanlık, ey vah!

Bu gün, şerefli varlığınızı ganimet biliyoruz. Şu kırık-zayıf meydanda sizden başka bir cengaver bilmiyoruz. Allahu subhanehu, yardımcınız ve destekçiniz olsun, Nebi ve O’nun yüce âli hürmetine, O’nun ve diğerlerinin üzerine salatlar, selamlar, tahıyyeler ve bereketler olsun.

Muhakkak hadisi şerifte şöyle geldi, “Sizden hiç biriniz, kendisine deli denmedikçe kamil mü’min olamaz.”

Dayanağı islam gayretinin son derece olması üzerine olan şu delilik, şu zamanda sizin şahsınızda hissediliyor. Bunun üzerine Allahu subhane-hu’ya hamd olsun.

Bu gün, kendisinde az amelin bol mükafat üzere tam bir itibarla ka-bul edildiği bir gündür. Ashabı Kehf’ten, kafirlerden kaçmaları ve uzaklaş-malarından başka bir amelin vakı’ olduğu bilinmez, hem de onlarda şu itibar ve şöhretin bulunmasıyla birlikte. Bakmazmısın, askerlerden az bir hizmet, az bir atılganlık, düşmanın galebe anında sadır olunca, o sebeble (askerlerimiz) çok itibarlara nail olurlar, bol mükafatlara ulaşırlar. Emniyet hali ve düşmanların sükunet vakti bunun hılafınadır.

Bu gün sizin için hasıl olan şu ‘sözle cihad’ (emri bil ma’ruf), onu ganimet bilmek ve şöyle demek lazımdır, “Daha yok mu?” Hem de bu sözle cihadın, öldürmek şeklindeki cihattan daha faziletli olduğunu itikat etmek lazımdır.

Bizim gibi aciz, yerinde oturan, elleri ve ayakları kesik olanlar (bir iş beceremeyenler), bu devletten mahrumdurlar.

Şiir:

Nimet sahiplerine nimetleri hazm-ı âsan olsun.

Miskin aşık için yudumladığı vardır.

Diğer bir şiir:

Meram hazimenden bazı alametler açıkladım,

Onlara ulaşmaktan hazlanmanı umarım.

Hazreti Hoca Ubeydullah Ahrar kuddise sırruhu derki, ‘Şayet şeyhlik ve irşad makamında olsaydım, asla alemdeki şeyhlerden hiç birisi mürid bulamazdı. Lakin gayb aleminden başka bir işle emrolundum.”

Bu, şeriatı rağbetlendirmek, dini kuvvetlendirmektir. Bu sebeble sultanlarla sohbeti seçmiş ve onları tasarrufu ile kendine boyun eğdirmiş, onlar vasıtasıyla şeriatı rağbetlendirmiştir. *****

Muhakkak Allahu subhanehu sözünüzü tesirli yaptı, şu taifenin büyüklerine (kaddesallahu esrarehum) olan sevginizin bereketi ile sözünüze tesir koydu. İslamiyyetinizin büyüklüğü, akranlar nazarında açığa çıktı.

Sizden istenen bu babta gayrettir. Şayet, islam ehli arasında tamamen yayılan küfür hükümlerinin ekserisini yerlebir ederseniz, ehli islam şu çirkin şeylerden korunmuş olursa, Allah, bizim ve diğer müslümanlar tarafından en hayırlı mükafatla sizi mükafatlandırsın.

Muhammed Mustafa Aleyhis-salatu ves-selam’ın dininde, evvelki saltanat vaktinde (kendinden bir asır evvelinde) inad/zıtlık anlaşılmıştı, bu saltanatta şu inat zahir değil. Eğer varsa, bizim bilgimiz yok. Burda da işin inada çekmesinden korku içindeyiz, bu durumda iş müslümanlar üzerine daralır.

Mısra’:

Korkum, dinimden başka şeyden değildir.

Allahu subhanehu bizi ve sizi, Resulerin Efendisine ittiba üzere sabit kılsın, O’nun ve âlinin üzerine salatlar ve selamlar olsun.

Bu fakir, o tarafa, sebeblerden biriyle geldim, gelişim üzere haberdar olmamanızı, bazı faideli kelimeler yazmamamı, azizlerden biriyle alakalı fıtrî münasebet sebebiyle hasıl olan sevgiden haber vermemeyi de doğru bulmadım.

Üzerine salat ve selam olan Peygamberimiz buyurdu:

“Her kim (din) kardeşini severse, ona bildirsin.”

Size ve hidayete tabi olan (diğerlerinin) tamamı üzerine selam olsun.

****

AÇIKLAMA: İşte Allah dostlarının tasarruf sahasının ne kadar geniş olduğunu bu ibarelerden anlamalıyız, onları sadece belli ölçüler ve kalıplar altına sıkıştırmamalıyız, Allahın rahmeti dünyada herkese şamildir, ahırette sadece mü’minlere şamildir. O halde dünyada alemi tasarrufuyla etkileyecek kutubların, gavsların, kamil mükemmil mürşidlerin işlerini dar mantığımızla tartmaya kalkmayalım, sonra terazimiz bu ağırlığı taşıayamayacağından mekanizmalarımız dağılır, tamamen hüsrana düşeriz.

Bütün kardeşlerimizi, islamın yücelmesi yolunda, kamil mürşidimizin asrın müceddidinin tasarruf ve uygulamalarına tam teslim olmaya, niçin? neden? demekten sakınarak tam teslim olmaya davet ediyoruz….. Selam ve dua ile…. A. kara

Cumartesi, 18 Haziran 2011 17:08 tarihinde güncellendi

DİYALOG MİMARI GÜLEN: "Bin Ladin`den nefret ediyorum"

Bin Ladin`den nefret ediyorum`

11 Eylül 2001 hadisesinin planlayıcısı olarak bilinen Üsame bin Ladin hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu soru, sözünü ettiğiniz 11 Eylül hadisesini takip eden günlerde yapılan bir röportajda da sorulmuştu ve cevabını vermiştim. O zaman, "Dünyada en çok nefret ettiğim insanlardan bir tanesi Bin Ladin`dir. Çünkü Müslümanlığın dırahşan (aydınlık) çehresini kirletmiş, bir kirli imaj meydana getirmiştir. Bin Ladin, hissini, hevesini İslâmî mantık yerine koymuş, vahşet öncülüğü yapmıştır. Etrafındaki adamlar da öyle hareket etmiştir. Türkiye`de de böyle düşünen insanlar varsa, onlar da canavarlığa kilitlenmiş insanlardır. Biz onların mülâhazaları türünden mülâhazaları lânetleriz." demiştim. Burada şunu ilave edebilirim ki, mesele bir Üsame bin Ladin veya bir başka şahıs meselesi değildir. Dün Üsame bin Ladin vardı; bugün başkaları, yarın başkaları olabilir. Mühim olan, bilhassa Din adına yanlış yapan, onun yanlış tanınmasına sebep olan her kimse, eğer bunu bir de bazı nefsanî sebepler altında bilerek, şuurunda olarak yapıyorsa, böylesi ancak nefret çeker. Bir ağaçta bir çürük meyve, gerçi o ağacın çürük olduğunu göstermez; fakat ağacı çürük olarak görmek isteyenlere koz verir. Üzerinde milyarlarca meyve bulunan ve dünyanın her tarafına dal salmış mübarek ve sağlam bir ağaç düşünün. Bu ağaç yalnız yeni meyve vermiyor; asırlardır meyve veriyor. Bu meyveler içinde pek çok çürük meyve bulunabilir. Fakat bilhassa temsil mevkiindeki, tanınmış bazı meyveler şuurunda olarak kendilerini çürütür ve ağacın da, milyarlarca diğer meyvelerinin de sağlamlığı konusunda zihinlerde şüphe, hattâ bazı zihinlerde netice hâsıl edecek olurlarsa, bu, milyarlarca meyveye ve o ağaca büyük ve affedilmez bir cinayet olur. Bu cinayeti işleyen de korkunç ve affedilmez bir cânidir

NOT: Siyah yazıyla işaretlediğimiz sözlerini bir de kendileri için düşünsek nasıl olur??? Acaba sünneti seniyyeyi red eden, islamı kuşa çevirip batıl dinlerle bir seviyeye getiren kişi ve kurumları ne yapmalı,  lanetlemeli mi yoksa ...

Salı, 05 Temmuz 2011 13:06 tarihinde güncellendi

DELİLLER..... MECELLEDEN

DELİL İSTEYENLERE MECELLENİN KAİDELERİNİ HATIRLATMAKTA FAYDA VAR...

28. MADDE:


اِذَا تَعَارَضَ مَفْسَدَتَانِ  رُوعِىَ اَعْظَمُهُمَا ضَّرَرًا  بِارْتِكَابِ   اَخَفِّهِمَا

İki fesat tearuz edince (çakışınca), hafif olanı işlenmekle zarar bakımından büyüğüne riayet (dikkat) edilir.
Zaruretler, yasak olan şeyleri mubah etmektedir. Bir takım zararlı şeyler bulunsa, gerekli olan zararlı bir şey olsa, burada hafif ve düşük zararlı olan ihtiyar edilir. Fakat zararların hepsi eşit ise, tayin olmaksızın biri işlenilir.
Misal: Bir kimse gemiye binse, gemide yangın çıksa, kişi orada kalıp yanmak veya denize atlayıp boğulmak arasında muhayyerdir, yani her iki halde intihar etmiş ve günah kazanmış değildir.
Eğer gemide su alma tehlikesi olsa, eşyanın bazısı denize atılmakla gemi kurtulacaksa, bazı eşyalar denize atılır.

29. MADDE:


يُخْتَارُ اَهْوَنُ الشَّرَّيْنِ

İki şerrin en hafifi tercih edilir.
İki şerden birini işlemeye mecbur kalan kişi ehven olanını tercih eder, zira onunla zaruret def olunur.
Bu kaide evvelki (28.) kaide ile aynı hususları ihtiva eder.

30. MADDE:


دَرْءُ الْمَفَاسِدِ اَوْلَى مِنْ جَلْبِ الْمَنَافِعِ

Fesadı def etmek, menfaati celb etmekten daha evladır.
Fesad ile maslahat çakışsa, fesadı def etmek tercih edilir. Bir işe başlamakla bir takım menfaatler hasıl eden kişi, başka bir taraftan diğer kimselere gelecek zararlara sebeb olursa, yapacağı işine mani olunur. Zira şeriatın yasaklara gösterdiği itina, emirlere gösterdiğinden daha fazladır.

Çarşamba, 22 Haziran 2011 21:18 tarihinde güncellendi

Sayfa 49 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.