
BÜYÜK MUHADDİS MUHAMMED AVVAME,
OĞLU MUHYİDDİN AVVAME VE TORUNLARI İLE BİRLİKTE
ASRIMIZIN MÜCEDDİDİ EFENDİ HAZRETLERİ'Nİ (K.S)
HANE-İ SAADETLERİNDE ZİYARET ETTİ.

BÜYÜK MUHADDİS MUHAMMED AVVAME,
OĞLU MUHYİDDİN AVVAME VE TORUNLARI İLE BİRLİKTE
ASRIMIZIN MÜCEDDİDİ EFENDİ HAZRETLERİ'Nİ (K.S)
HANE-İ SAADETLERİNDE ZİYARET ETTİ.

Efendi Hazretlerimiz k.s. bu hafta cuma namazı için Çavuş başı Baklacı camiine teşrif ettiler, yanlarında Suriyeli alim Muhammed Avvame hoca efendi de vardı.
Erkek ve bayan cemaatimiz mensubları bu hafta da manevi sofradan nasiblendiler... Allahu teala devamını tekrarını nasib eylesin....

ÂDEM’İN YARATILDIĞI SURET
Bu konuda bir çok rivayet vardır, aşağıda bunlardan bazılarını ve ulemanın açıklamalarını zikredeceğiz. Ancak bu konu müteşabihattan olduğundan meseleyi mana itibarıyla anlamak ve asla bir şekille tasavvur etmemek lazımdır.
Ebu Hureyre’den r.a. rivayetle Nebi sallallahu aleyhi ve selem buyurdu:
“Sizden birisi vurduğu zaman yüze vurmaktan sakınsın, -Allah yüzünü çirkin etsin- demesin, Muhakkak Allahu azze ve celle Âdem’i a.s. sureti üzerine yaratmıştır.” (İsnadındakilerin hepsi sikadır)
الجمع بين الصحيحين البخاري ومسلم - (3 / 157)
إذا قاتل أحدكم أخاه فليجتنب الوجه فإن الله خلق آدم على صورته
“Sizden birisi vurduğu zaman yüze vurmaktan sakınsın, Muhakkak Allahu azze ve celle Âdem’i a.s. sureti üzerine yaratmıştır.”
“Sizden birisi vurduğu zaman yüze vurmaktan sakınsın, -Allah yüzünü çirkin etsin- demesin, Muhakkak Allahu azze ve celle Âdem’i a.s. sureti üzerine yaratmıştır.”
(Abdurrezzak, Ahmed, Müslim, Darekutni, Taberani, İbni Asakir Ebu Hureyre’den. Menavi derki: Ahmed’in isnadı hasendir.)
“-Allah yüzünü çirkin etsin, demeyin, Muhakkak Allahu azze ve celle Âdem’i a.s. sureti üzerine yaratmıştır.”
Bir lafızda, -Rahman’ın sureti üzere- şeklinde geldi.
Kadı Iyaz derki: Buradaki zamiri Âdem’e çevirmek uygun olmaz (Ademi, onun sureti üzere yarattı, manasında olur.)
Bazıları da zamir Allah lafzına döner dedi. Bunun izahı iki yöndendir:
1- Suretten maksad sıfattır. Âdem a.s. sıfatlarıyla imtiyaz etmiştir. Akıl ve idrak ile hayvanlardan temeyyüz etmiştir. Nübüvvetle diğer insanlardan imtiyaz etmiştir. Onun için has olan faziletler vardır, sanki bu bakımdan suretine benzetilmiştir.
2- Bu kısımdaki tevil edenler, buradaki izafetin şereflendirme kabilinden olduğunu söylerler. Kabe hakkında, Alahın evi dendiği gibi. Allahın devesi tabiri gibi.
Müslim’in Nevevi şerhinde şöyle der:
Alimlerden bunun tevilinden geri duranlar vardır. Şöyle derler: Bunun hak olduğuna iman ederiz, zahiri manası murad edilmemiştir. Makamına layık bir manası vardır. Bu, cumhur selefin görüşüdür. Bu yol en emin ve sağlam olanıdır.
İkinci kısım alimler, Allahu tealanın şanına tenzihine layık bir şekilde mana verilebilir, derler. Allahu Teala, misli gibi bir şey yoktur.
Bu açıklamalardan sonra tasavvuf ve maneviyat önderlerinden İmamı Rabbani k.s. nun izahına değinmeden geçmeyelim:
1. cilt- 287. mektubtan
<<< Marifet: 'Allahu teala âdem'i sureti üzere yarattı'
Halbuki Allahu teala benzer ve misli olmaktan münezzehtir. Âdem'in ruhu ki O'nun hulasasıdır, bir suret üzere yarattı ki onda benzerlik ve misli olmaklık durumu yoktur. Nasıl ki Hak subhanehu mekânî değildir, ruh ta aynı şekilde mekânî değildir. Ruhun bedene nisbeti, Allahu teala ve tekaddesin aleme nisbeti gibidir. Ne ona dahildir, ne de ondan hariçtir. Ne ona bitişiktir, ne de ondan ayrıdır. Burda kayyumiyyetten baika bir nisbet anlaşılmaz. Nasıl ki Allahu teala ve tebareke alemin kayyumu ise, bedenin bütün zerrelerinin kayyumu da ruhtur. Allahu teala'nın ruhta kayyum olması, ruh vasıtasıyladır. Allahu subhanehu'dan bedene gelen her feyiz, ilk geliş mahalli ruhtur. Sonra bu feyiz ruh vasıtasıyla bedene ulaşır.
Ruh, benzeri olmamak ve misli olmamak sureti üzere yaratıldığın-dan, şüphesiz onda, hakikî benzeri ve mislî olmayan (Allah'a ulaşacak) imkan bulundu. "Yerlerim ve göklerim beni almaz, lakin mü'min kulumun kalbi beni alır."
Zira yerler ve gökler kendilerinde bulunan şu genişlikle beraber mekan dairesine dahil olduklarından, benzer ve misal alametiyle alamet-lendiklerinden, onlarda misal ve benzerden münezzeh olan mukaddes Lâ mekânî (yi almaya) imkan yoktur. Muhakkak lâ mekânî olanı, mekânî taşıyamaz. Lâ misâlî olan, misâlî olanda temekkün etmez. Şüphesiz lâ mekânî olan, benzer ve misalden münezzeh olan mü'min kulun kalbinde, genişlik ve imkan mevcut oldu.
Mü'min kulun kalbini bu işe tahsis etmesi, mü'min olmayanın kalbi-nin lâ mekânî yüceliğinden düşmüş olması sebebiyledir; (onun kalbi) benzeri ve misali olana esir olmuş ve onun hükmünü almıştır. Vaktaki şu inişi ve esareti sebebiyle mekâniler dairesine dahil olunca, misalî olmayı kesbetmiş ve şu kabiliyyetini kaybetmiştir.
"Şu (kafir) ler, hayvanlar gibidirler, bilakis onlardan daha sapıktırlar."
Meşayıhtan kalbinin genişliğinden haber veren, onun muradı, kalbin lâ mekâni olmasıdır. Muhakkak mekânî olan, her ne kadar geniş ise de, aslında dardır. Baksana Arş, şu büyüklüğünün ve genişliğinin olmasıyla birlikte, mekani olduğundan, mekânî olamayan ruhun yanında onun hük-mü, hardal hükmü gibidir, belki daha azdır.
Bilakis derim ki şu kalb, kıdem nurlarının tecelli mahalli olunca, bila-kis kadim ile bekayı bulunca, içine Arş ve içinde olan bütün eşya atılsa, elbette hepsi yok olur eriyip kaybolur. Öyleki, onlardan asla bir eser kal-maz. Seyyidüt-taife (Cüneydi Bağdadî kuddise sırrahunun) bu makamda dediği gibi, 'Hadis olan, Kadim'e yakınlaştırılsa ondan eser kalmaz.'
Bu öyle bir elbisedirki, ruha göre hususi olarak biçilmiştir. Bu husu-siyyet melekler için yoktur. Zira onlar, mekâni daireye dahildirler. Misalî ile vasıflanmışlardır. Şüphesiz insan, Rahman'a halife oldu. Bunda şaşılacak bir şey yok; zira bir şeyin sureti, onun halifesidir. O şeyin sureti üzere yaratılmamışsa, o şeye halife olmaya layık olmaz. Hılafete layık olama-yan, aslın emanetinin ağırlığını taşımaya kadir olamaz.
'Sultanın bahşişlerini ancak onun katırları taşır.'
Allahu teala ve tebareke buyurdu, "Biz, emaneti gökler, yer ve dağlara arzettik te bunlar onu yüklenmekten geri durdular ve ondan kork-tular, insan bunu yüklendi. O çok zalim ve ziyadesiyle cahildir."
Nefsine zulmü çoktur, şöyleki varlığından ve varlığının tabilerinden ne bir eser ne de bir hüküm bırakmadı. Çehaleti çoktur, öyleki onun Maksud'la alakalı bir idraki ve Matlub'anisbet edilecek bir ilmi yoktur. Bilakis bu makamda idrakten aciz kalmak, idraktir, cehli itiraf marifettir.
'Allah'ı bilmekte en ekser olan, onda hayreti ekser olandır.'>>>
KIYAMET ALAMETLERİNDEN ALTISI
Aşağıdaki rivayeti yazmaya mecbur olduk, zira basında çıkan haberler işlerin son süratle bir yerlere doğru gittiğini gösteriyor. İbretle bakıp istikamet üzere olmaya çalışalım:
عن عوف بن مالك ، قال : أتيت رسول الله صلى الله عليه وسلم وهو في بناء له فسلمت عليه ، فقال لي :
« أعوف ؟ » ، فقلت : نعم ، فقال لي : « ادخل » ، فقلت : أكلي أم بعضي ؟ فقال : « بل كلك » ،
فقال لي : « يا عوف ، اعدد ستا بين يدي الساعة ؛ أولهن موتي » ؛ فاستبكيت (1) حتى جعل يسكتني ،
ثم قال لي : « قل : إحدى » ، فقلت : إحدى ، فقال : « والثانية : فتح بيت المقدس » قال : « اثنتان »
فقلت : اثنتان ، فقال : « والثالثة : موتان يكون في أمتي ، يأخذهم مثل قعاص (2) الغنم ، قل : ثلاث » .
فقلت : ثلاث ، فقال : « والرابعة : فتنة تكون في أمتي وعظمها » فقال : « قل : أربع » ، قال فقلت :
أربع ، « والخامسة : يفيض فيكم المال ، حتى إن الرجل ليعطى المائة دينار فيتسخطها ، قل : خمس » ،
فقال : قلت : خمس ، « والسادسة : هدنة (3) بينكم وبين بني الأصفر ، فيسيرون إليكم على ثمانين را
ية ،
تحت كل راية اثنا عشر ألفا ، ففسطاط المسلمين يومئذ في أرض يقال لها : الغوطة ، في مدينة يقال لها :
دمشق »
Avf ibni Malik r.a. derki: Nebi s.a.v in yanına vardım……Selam verdim, Avf senmisin? Dedi. Evet, dedim. Gir, dedi.
Sonra şöyle buyurdu:
Ey Avf, kıyametin önünde (vuku bulacak) altı şeyi say. İlki benim vefatımdır.
Ağladım, taki beni susturdu.
Sonra buyurdu: Bir (benim vefatım) de. Bir, dedim.
İkincisi Beyti Makdis’in fethi. İki de. İkincisidir dedim.
Sonra üçüncüsü: Ümmetimde olan iki ölüm. Onları davarları yakaladığı gibi yakalar. Üçüncüsüdür, de. Üçüncüsü, dedim.
Dördüncüsü, Ümmetimde olan büyük bir fitnedir. Dördüncüsüdür, de. Dördüncüsü, dedim.
Beşincisi, İçinizde mal bollaşır, öyleki kişiye yüz altın verilir de bundan dolayı kızar. Beşincisidir, de. Beşincisi, dedim.
Altıncısı sulh/anlaştmadır. Sizinle beni esfar/Hıristiyanlar arasında olur. Size seksen sancakla gelirler, her sancağın altında on iki bin asker vardır. (Toplam 960 bin) o günde Müslümanları çadırları (yerleşimi) bir arazidedir ki oraya Ğavt denir, orası Dimaşk/Şam şehrindedir. Sahih (Ahmed, Buhari, Müslim)
Sayfa 47 - 414
Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.