.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

KARAMAN: HAYIZLININ SAY YAPMASI

H. KARAMAN’IN SAFA MERVE CEVABI

Okuyucunun biri şöyle sormuş:  

2. Adetli bir kadın Safa ile Merve tepeleri arasında kalan bölüme girebilir mi, say yapabilir mi? Bu bölümler Mescid-i Haram'dan mı sayılır yoksa direk olarak bu bölüme açılan kapılardan girip say yapmakta bir mahzur yok mudur?

 

Karamanın cevabı:

<<< 2. Hz. Aişe âdet görünce Peygamberimiz (s.a.) ona şöyle dedi: “Tavaf dışında –diğerlerinin yaptıklarını- sen de yap, tavafı ise âdet bitince yaparsın."

Sa'y hacda ve umrede yapılan bir ibadettir; peygamberimiz tavaf dışında kalan bütün hac ve umre parçalarını yapmaya izin verdiğine göre âdetli hanımlar da sa'y yapılan yere (Safa-Merve arasına) girebilirler ve sa'y yapabilirler.>>>

 

H. Karaman’ın verdiği cevaba karşılık biz de kitablardan aktarma yapalım.

 

شرح بلوغ المرام - (172 / 13  )

 

 

 وكذلك إذا وصلت إلى مكة لا تسعى حتى تطهر؛ لأن السعي لا يكون إلا بعد طواف مشروع،

 

والطواف المشروع لا يكون في حالة الحيض أو النفاس، إذاً: لا تسعى؛ لأن السعي مرتب على

 

 

الطواف، والطواف مرتب على الطهر  .

 

Buluğu-l Meram şerhinde şöyle denilmiş:

 

 

Yani sa’y yapmak, müstakil başlı başına bir ibadet değildir, tavaf ve namaz gibi başlı başına yapılmaz, sadece meşru’ olan bir tavaftan sonra (umre veya hac tavafı) yapılır. Eğer temiz olarak tavaf yapmamışsa, sa’y yapmasının bir manası yoktur… Yani sa’y de taharet şart koşulmaz ama, evvelinde sahih bir tavafın bulunması şart koşulur.

Bu durumda tavafını taharet ile yapmış bir kadın, hayızlansa sa’y yapabilir deriz; ancak şimdi sa’y mahallini görenler oranın mescidin içinde kaldığını gayet rahat bir şekilde anlarlar….. Zaten namaz kılınırken saflar sa’y mahallini de geçip her tarafı kaplıyor, özellikle ramazan umresi ve hac döneminde mescidin dışında 300- 500 metre uzaklara kadar saf oluşuyor. Ner de kalsın ki sa’y mahallinde boşluk olacak ve namazla alakası olmayan bir mekan gibi telakki edilecek.

Konumuz olan hac meselesinde, hadisi şerifin de beyan ettiği gibi tavaf dışında müsaade edilen fiillere cevaz vardır, yani vakfeler, şeytan taşlamalar, kurban kesilmesi ve diğer zikirler dahildir, namaz manasında olan tavaf ve namaz mahallinde olan sa’y dahil değildir. Artık sa’y mahalli mescidin içinde kalmıştır.

 

Karaman hocanın << tavaf dışında kalan şeylere müsaade edilmiştir>> anlayışına göre gidersek, o zaman tavaf dışında hacıların yaptığı işlere bakmamız lazım gelir: mesela hacılar zikir yapar Kur’an okur, hayızlı da mı Kur’an okuyacak?  Hayır.

Hacılar namaz kılar, hazıylı da mı kılınacak?  Hayır. O halde müsaade edilen fiillerden kasıt, diğer şartlarını ihtiva eden fiillerdir. Sa’y iki yönden hayızlıya yasak olur.

1- Evvelinde makbul meşru’ bir tavaf olmalıdır. Hayızlı tavaf yapamayacağına göre sa’y neden yapsın.

2- Sa’y mahalli şimdi Mescidi Haramın içinde kalmıştır, hatta namaz esnasında adım atacak mesafe bulunmaz. O halde, o mahalle hayızlı kadın giremez.

Bu inceliklere dikkat etmeyen yeni müçtehid taslakları, böylece çuvallamakta ve insanları da helake sürüklemektedir….

 

 

CAMİLERİ SATMIŞ - İNÖNÜ ........

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}

İşte İnönü gerçeği

Tarihî belge ve vesikalar, İnönü döneminde bazı camilerin ahır veya silah deposu olarak kullanıldığını, birçoğunun yıkıldığını, birçoğunun da satıldığını gösteriyor.


Satışa çıkarılan mescidlerden biri de İstanbul Anadolu yakasındaki Göksu Mescidi (Mihri Şah Mescidi) idi. Bir süre parti binası olarak kullanılan mescidin tepesine altı ok konulmuştu.

Başbakan Tayyip Erdoğan ile CHP'li milletvekili Muharrem İnce arasında İsmet İnönü ve cami rezidans polemiği yaşandı. Başbakan, “Cami arazisinin imarını değiştirip rezidans yaptınız mı?” diye soran İnce'ye “Cami arazilerini rezidans yapmak size yakışır, bize değil” dedi. Erdoğan, meclisteki konuşmasında Atatürk'ün talimat vermesine rağmen İsmet İnönü'nün Konya'daki Alaeddin camisini restore ettirmediğini, caminin bu dönemde ahır olarak kullanıldığını hatırlattı. Tarihi belge ve vesikalar, İnönü döneminde bazı camilerin ahır veya silah deposu olarak kullanıldığını, birçok cami ve mescidin yıkıldığını, bazı cami ve mescitlerin ise satışa çıkarıldığını gösteriyor.

SATIŞ İLANI VERİLDİ

Bu camilerin satışı için gazetelere ilanlar verilmiş. 23 Temmuz 1940 yılında Antakya'da yayınlanan Yenigün gazetesinin 4. sayfasında satışa çıkarılan camilerin ilanı yayınlanıyor. İlanda camilerin listesi ve fiyatları şu şekilde: Kurmalı mescid 120 lira, Kantara camii 50 lira, Şeyh Mehmet camii 50 lira, Tüveyr Oğlu Mescidi 100 lira, Şeyh Kubbe tekkesi 100 lira, Sofular camii 50 lira, Halil Ağa mescidi 20 lira, Sadık efendi mescidi 100 lira, Şeyh Ali camii 60 lira ve Halebi Osmaniye camii 400 lira.

İBADETE KAPATILDI


Türkiye'nin değişik illerinde yaklaşık 900 cami ve mescit ibadete kapatılırken bazıları yıkıldı. 1935 yılında Vakıflar Kanunu'nda yapılan değişiklikle camilerin kamulaştırılarak satılması öngörüldü. Bu şekilde yurt çapında 950 civarında cami ve mescit şahıs ve kuruluşlara satıldı. İbadete kapatılan camiler, yıllarca samanlık, depo ve askerî sevkiyatlarda kullanılan atların barınma mekanı olarak kullanıldı. Türkiye'nin kıtlık yıllarında onca yoksulluğa rağmen bir araya gelen vatandaşlar, camileri satın alarak mülkiyetlerine geçirdi. Bazı camiler ise işyeri ya da han adı altında kiralanarak kurtarıldı. Şanslı olmayan camiler 1950'ye kadar ya yıkıldı ya da ibadete kapalı tutuldu.

SEBEPSİZ YIKILDI


Bostancıbaşı Abdullah Ağa tarafından Aksaray Küçük Langa'da yaptırılan Bostan Camii 1937 tarihinde hiçbir sebep yokken yıktırıldı. Eminönü, Galata Köprüsü ile Zindanhanı arasındaki Balıkpazarı içinde bulunan Balıkpazarı Tekkesi Mescidi, Sultan Il. Mustafa Han zamanında yaptırıldı. IlI. Selim zamanında Vezir İzzet Mehmet Paşa tarafından yenilendi. Bu yeni mescit Galata Köprüsü'nün solunda bulunuyordu. 1936 yılında Eminönü Meydanı genişletilirken yıktırıldı.

DİYALOGÇULARA REDDİYELER - 6

İMAN – KÜFÜR    KARDEŞLİK -AKRABA – AŞİRET  

İslamda asıl olan din kardeşliğidir. Zira Kur’an –ancak mü’minlerin kardeş olduğunu- beyan etmektedir.

Dolayısıyla kardeşlik ve dostluk hukuku ancak gerçek mü’minler arasında cari olabilir. Gerçek iman sahibi olmayan iki yüzlü yapmacık Müslümanların birbirlerini kardeş gibi sevmeleri, Allah için dost olmaları asla mümkün değildir. Nitekim İslam aleminin hali ortadadır. Bir çok dini cemaat ve gurubçuklar, darmadağınık bir halde siyonizme yem olmuşlar, fakat yine de İslam için çalıştıklarını, gayelerinin de Allah rızası olduğunu söylemektedirler.

Özellikle bazı diyalog medfunları, işi o raddeye getirdiki, Müslümanları terk edip Yahudi ve Hıristiyanları cennete sokacaklar, onların rızasını tebriğini kazanmak için her türlü dalkavukluğu yapmaya çalışıyorlar. Bunların hidayeti için dua ederiz, değilse ıslahları için –kurdun ıslahı gibi- Allahu Teala ya yalvarırız.

Şimdi diyalog saçmalığına asla cevaz vermeyen dinimizin ilahi kelamından birkaç ayeti zikredelim. 

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا آبَاءَكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاءَ إِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْإِيمَانِ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَأُولَئِكَ

 

 

هُمُ الظَّالِمُونَ

 

Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi dostlar edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.”  (Tevbe: 23)

İbni Abbas r.anhuma derki, bu ayetler Mekke’den hicret etmeyenler hakkında inmiştir. Hicret ayeti gelince onlar şöyle demişler: ‘Eğer hicret edersek babalarımızı, evlatlarımızı, akrabalarımız (la alakamızı) kesmiş oluruz, ticaretimiz gider, mallarımız helak olur, evlerimiz harabe olur, zararda kalırız.’

Denildiki Mekke’ye kaçıp dinden dönen dokuz kişi hakkında inmiştir. Onlarla dostluktan men edildiler. Onlarla dostluk yapmayın, onlar sizi imandan ve Allaha itaatten men ederler.  Onlar küfrü imana karşı sevmişler.

Allah için sevmek, Allah için buuz etmek imanda büyük bir asıldır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Sizden hiç biri Allah için sevip Allah için buuz etmedikçe imanın tadını tadmış olamaz.”

Mücadele suresinin 22. ayeti de bu konuyu açıklar:

لاَ تَجِدُ قَوْمًا يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالْيَوْمِ اْلآخِرِ يُوَادُّونَ مَنْ حَادَّ اللهَ وَرَسُولَهُ وَلَوْ كَانُوا آبَاءَهُمْ أَوْ أَبْنَاءَهُمْ أَوْ إِخْوَانَهُمْ أَوْ

 

عَشِيرَتَهُمْ أُولَئِكَ كَتَبَ فِي قُلُوبِهِمُ اْلإِيمَانَ وَأَيَّدَهُمْ بِرُوحٍ مِنْهُ وَيُدْخِلُهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا اْلأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا

 

رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا     عَنْهُ أُولَئِكَ حِزْبُ اللهِ أَلاَ إِنَّ حِزْبَ اللهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

 

 “Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah'a ve Resûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, imanı yazmış ve katından bir ruh ile onları kuvvetlendirmiştir. Onları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın taraftarları olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah'ın taraftarı olanlardır.” (Mücadele: 22)

Allah ve ahıret gününe iman eden bir topluluk, Allah ve Resulüne muhalefet eden bir topluluğu sevemez. Onlarla dostluk kuramaz. İsterse bu kimseler babaları, oğulları, akrabaları, kavmi, kabileleri olsun farketmez. Zira onlar din hususunda farklı olan kimseler ile kardeş değillerdir. Bu müminler için kalblerinde iman yazılmıştır ve Allah tarafından bir ruh ile kuvvetlendirilmişlerdir. Allah’ın yardımı ile hayat bulmuşlardır. Zira iman kalbin hayatıdır.

Onları, ağaçlarının ve köşklerinin altından dört nehrin aktığı cennetlere girdirecektir. Orada ebedi kalacaklardır. Ölüm, hastalık, fakirlik, yok olmak gibi bir korku yoktur. Allah onlardan iman ve taatleri sebebiyle razı olmuştur. Onlar da Allah’tan ikramlar ve mükafatlarla razı olmuşlardır. İşte bunlar Allah’ın ordularıdır. Dikkat edin Allah’ın orduları kurtulanlardır. Sevdiklerine zafer bulanlar dır. Şeytanın orduları ise mahrum olup rüsvay olmuşlardır.

Rivayet edildiki Ebu Bekir (Radıyellahu anhu) in babası Ebu Kuhafe, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)’e dil uzatmıştı. Bunun üzerine Ebu Bekir (Radıyellahu anhu) ona bir vuruşla vurdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki “Öyle mi yaptın?”

Dedi ki, ‘evet.’

Buyurdu ki, ‘öyle yapma!’

Ebu Bekir dedi ki ‘Allah’a yemin olsun ki yakınımda kılıç olsa idi elbette onu öldürürdüm.’ Bunun üzerine ayetler indi. (Daha sonra babası da müslüman oldu.)

İşte imanın kalbe yazılmasının neticesi….. Bunun karşısında kimse duramaz. Bu iman olmadıkça, kafirlere karşı mücadele etmemiz asla netice vermeyecektir. O halde kafirlerle diyalog işini acilen terk edip, Müslümanlarla kardeşlik hukukunu canlandıralım, hediyeleşip birbirimizi Allah için sevelim, kusurlarımızı karşılıklı olarak itirafd edip görmezlikten gelecek bir anlayışa ulaşalım, artık ondan sonra fetih kapıları açılır, biiznillah!... 

 

 

TÜRKİYE ÇAN SESLERİYLE UYANACAK.....

5 Şubat 1919 yılında Fransız Journal Des Debat gazetesi şunları yazıyordu;



"Hemen hemen beşyüz yıl boyunca Güney Avrupa'yı kan ve Doğu Akdeniz bölgesindeki bütün uygarlığı çökerten bu uğursuz Türk ırkını Asya'ya sürmeli(5 Şubat 1919 - Journal Des Debat)

"Türk'lerin bu beklenmedik zaferi akla şu soruyu getiriyor: son nefesini vermekte olan ölüme mahkum Türkiye dört yıl süren dünya savaşı sırasında tüm maddi ve manevi kaynaklarını kaybettiği halde nasıl olur da tüm dünyayı böyle şaşkına çevirir? Sonu gelmiş gibi duran bir ülke, bu gün üstelik yapayalnız kaldığı bir anda, müthiş bir örgütlenme yeteneği ve dolu dizgin bir coşku sergiliyor. Londra'da yapılan hesaplarda M. K. ve Milli hareketin sıfırı tükettiği, iflasa sürüklendiği iki ikinin dört ettiği gibi ortadaydı. Anadolu dullar ve yetimler ülkesine dönmüştü. Tam dört yıl boyunca milyonlarca insan durmaksızın savaştı ve demir yumruğuyla İngiltere maşası Yunanistan'ı denize döktü. Bu ulusal davaya duyduğu inançla mümkün oldu........................(Handelsblatat Dergisi- Kasım 1922)"

Yazar yazının sonunda ise şu ilginç ve bu günlere ışık tutacak şu tespiti yapıyordu:

"İslam düşüncesinin içine girmeliyiz. Bu mucizeyi anlamak için bu gerekli yoksa böyle giderse, Asya'nın muazzam kapıları yüzümüze ebediyen kapanacak (Handelsblatat Dergisi- Kasım 1922)

Yani ülkenin içine sahte İslam yerleştirilerek ve yeni Lawrance'ler konularak Orta Asya kapılarının İslamla açılmasının planları tamamen o günlerde yapılmış bizden biri gibi gelerek insanımızın duyguları, inançları sömürülmeye başlanmıştır..
ILIMLI İSLAM, Dinler arasi DİYALOGU

Sayfa 43 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.