.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

N. KURTULMUŞU TANIYALIM...

numan_krt.jpgİNANCI  KORUMANIN FARKI
 
Türkiye'yi karış karış gezdiklerini aktaran Kurtulmuş, "Doğu Anadolu'da kilometrelerce gittik ekili tarla göremedik. Afedersiniz iki tanenin dışında hayvan sürüsü göremedik. Neden, çünkü Türkiye bu hale getirildi. Türkiye IMF ile Avrupa Birliği ile bu hala getirildi." diye konuştu. 

Senaryoya çok iyi bakılması gerektiğini aktaran Kurtulmuş, "Bakar mısınız Türkiye şeker pancarı ekmeyecek ne yapacak, Cargil şirketinden alacak. Tütün ekmeyecek ne yapacak, Philip Moris'ten alacak. Dünyada fiyatını en iyi belirleme konumunda olduğumuz fındıkta bile bunu yapamıyoruz. Fiskobirlik devre dışı bırakıldı, fındığı görse tanımayacak. Ofise fındık aldırılıyor." şeklinde konuştu. 

Türkiye'de son gelişmeler ile 1 milyon 754 bin kişinin işsiz kaldığına dikkat çeken Kurtulmuş, "Türkiye'deki işsizlik Avrupa'dakine benzemez. Türkiye'de evinde iki kişi çalışan var mı? Onun için 1 milyon 754 bin kişi 1 milyon 754 bin aile demektir. Onları el ele tutuştursanız Hopa'ya kadar uzanır." diye konuştu. 

Kurtulmuş, devletin imkanları ile halkını sadaka almaktan kurtaran bir yapıda olması gerektiğini anlatarak, "Sadaka nedir, zenginin fakire verdiğidir. Ayrıca sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi gerekir. Öyle kameralar karşısında olmaz bu. Devlet sadaka vermez, devlet halkını muhtaç etmez. Devlet elindeki imkanlar ile halkını sadaka verecek duruma getirir." şeklinde konuştu. 

Türkiye'de bir yandan fakirlik varken diğer yandan gelir dağılımındaki eşitsizlik sonucu 25 dolar milyarderi bulunduğunu aktaran Kurtulmuş, "Başbakan Erdoğan şiiri çok seviyor ben de ona bir şiir okumak istiyorum. 'Allah'ın on pulunu bekleyedursun on kul, bir kişiye tam dokuz dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa" dedi.
Perşembe, 19 Mart 2009 10:22 tarihinde güncellendi

NURUMUZ ONURUMUZ S.A.V

kutlu_doum.jpgO (s.a.v.) Nurumuzdur; onurumuzdur.
Ebulleys Semerkandi Hazretleri Tenbihul Gafilin adlı eserinde  babasının şöyle bir hikayeyi anlattığını rivayet eder.
   Bir ara süfyanı-ı Sevri Kabeyi muazzamayı tavaf ederken gözü bir adama takıldı. Adam her adımında Resulullah (sav) e salavat getiriyordu. süfyanı sevri ona " Ey adam; sen tesbihi tekbiri tehlili (kelime-i tevhid) terkedip daima salavatla meşgul olmaktasın. senin böyle davranmanın sebebi nedir? dedi. Adam ona dönerek "sen kimsin.A llah sana afiyetler versin" dedi. 
"Ben Süfyan-ı sevriyim" dedi. "sen şu zamanda garip bir insan olmasaydın sana halimden haber vermez seni sırrıma muttali' etmezdim" dedi. Sonra adam devamla dediki ;
" Ben ve babam birgün hac yapmak niyetiyle Beytullahil-Haram'a doğru yola çıktık. Yolun bir kısmını kat'ettikten sonra babam hastalandı. Ben onu ilaçla tedavi etmeye çalıştım. Bir gece vakti ben başındayken babam vefat etti. Yüzü kapkara olmuştu. Ben "inna lillahi ve inna ileyhi raciun" dedim babamın yüzüne izarı çekip örttüm. Ben onun başında böylece beklerken uyku hali bana galip geldi. Rüyamda bir adam gördüm ki ; ben bundan önce böyle güzel yüzlü, böyle güzel elbiseli, böyle güzel kokulu bir kimseyi daha görmemiştim. Adımlarını ata ata babamın yanına geldi, izarı yüzünden kaldırdı elini yüzüne sürdü, babamın yüzü bir anda bembeyaz oldu, sonra adam dönüp giderken ben onun elbisesine yapıştım ve ona "Ey Allahın kulu! sen acaba kimsin ki Allahu teala  şu gurbet diyarında seninle babama ikramda bulundu" dedim.
"Beni tanıyamadınmı?" dedi. "Ben Muhammed bin Abdullah Kuranın sahibiyim (sallallahu aleyhi ve sellem), senin baban nefsine müsrif biriydi fakat bana çokça salavat getirirdi; ona ölüm vakti gelince benden yardım istedi, ben ise bana çok salavat getirenin yardımcısıyım" dedi. Ve ben böylece uyandım. Uyandığımda babamın yüzüne baktım bembeyazdı.
İşte bu kıssa ve daha niceleri, bize Muhammed Mustafa (s.a.v.)i n bir -postacı - aracı - aktarıcı - paylaşımcı gibi vasıflardan çok, bir şefi' bir güzel numune ve en muazzam bir kandil ve nur olduğunu açıkça ortaya koyuyor. İbnul-Haceril- Askalani'nin buyurduğu şiirde gönül sahamızda bizim ufkumuzu açıyor ;
"Muhammed beşer, la kel beşer, bel huve kel yakuti beynel hacer"
Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) beşerdir, lakin herhangi biri gibi değil, belki onun misali taşlar içinde yakutun misalidir.
 
Nasıl dersiniz ki Ahmed (s.a.v) herhangi biri,
O (s.a.v) gelmeseydi silinmezdi cehalet kiri.
Ona (s.a.v) tabi olandır ancak diri,
O (s.a.v) kanatın efendisi enbiyanın reisi.
kemalat O'nun (s.a.v), şefaatine ulaşabilmek ümidiyle mevlid-i nebinin şehri mübarek şehru rebi-ul evvel hayırlı ve bereketli olsun. vesselam...
Salı, 17 Mart 2009 19:42 tarihinde güncellendi

Çanakkale geçilmez mi?

tevhid.jpgBu günlerde Çanakkalenin yıldönümü olduğundan epey nutuklar duyarız. çanakkale geçilmez, diye.

çanakkale'nin geçilmeyeceğini bizim söylememiz önemli değil, o sözü söyleyen şehitler ve gazilerimizdir. Onlar küffara geçit vermediler, hayatlarını feda ettiler, destanları yazdılar, şimdi bizler lafını edabiyyatını yapıyoruz..

Nerde o fedakar çilekeş insanlar, nerde o erkekler, aslan gibi kükreyen neferler.... Hepsi şehit oldu, çanakkale'de kaldılar. Sonra! Sonra İnkar taifesi işi ele aldı ve bu gün Çanakkale ve bütün yurt geçildi, işgal edildi, hem de bu milletin desteğiyle, severek isteyerek.....

Salı, 17 Mart 2009 19:39 tarihinde güncellendi

İngiliz alçaklığı

sehiysmall.jpgCanakkale Savaşları'nda İngilizlerin, Lahey Sözleşmesi'ne göre yasak olmasına rağmen "domdom" kurşunu kullanarak savaş ihlali yapıp Mehmetçiğe pek çok zayiat verdiği bildirildi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Esenkaya, özellikle Seddülbahir bölgesinde İngizlerin Türk askerlerine karşı misket şeklinde domdom kurşunu kullandığına dair bilgilerin arşivlerde bulunduğunu söyledi.

Domdom kurşununun vücutta derin yaralar açtığını ve değdiği yeri felç ettiğini belirten Esenkaya, "1907 yılında imzalanan Lahey Sözleşmesi'ne göre yasak olan domdom kurşununu kullanan İngilizler, savaş ihlali yapmıştır. Arşivlerde bulunan resmi kaynaklar ile cephede savaşan Türk askerlerinin anılarında bu tip kurşunun kullanımından sık sık bahsedilmektedir" dedi.

Çanakkale Savaşları'nda yedek subay olarak Zığırdere bölgesinde 110 gün görev yapan Münim Mustafa'nın anılarında bu tip kurşun kullanımından bahsettiğini belirten Esenkaya, anılardaki, "Havada, tepemizden geçen kurşunlar arasında bazıları çocukların şenliklerde yere attıkları zaman garip bir ses çıkaran fişeklerin sesini andırıyordu. Bunların ne olduğunu sorduğumuz zaman domdom kurşunu cevabını alıyorduk." ifadelerine dikkat çekti.

İngilizlerin, 9 Mayıs 1915'te domdom kurşunlarını kullandığı konusunda elde edilen telsiz telgraf muhaberelerinin bulunduğunu, resmi tebliğlerde ve özel muhabirlerin ulaştırdıkları telgraflarda da yasak olmasına rağmen düşmanın, domdom kurşunlarını kullandığının anlaşıldığını bildiren Esenkaya, şöyle devam etti:

"Başkomutan Vekili Enver Paşa'dan Dışişleri Bakanlığı'na 20 Mayıs 1915 tarihinde ulaştırılan belgede Çanakkale Boğazı'nda yaralanıp Tekirdağ Hastanesine gönderilen bir Türk askerinin bacağından domdom kurşunu çıkarıldığı konusunda belge bulunmaktadır."

Esenkaya, o döneme ait hastane raporlarında, şu askerlerin domdom kurşunuyla yaralandığı bilgilerinin kayıtlı olduğunu bildirdi ve şu bilgiyi verdi:

"Biga kazasının Elmalı köyünden Dülgeroğulları'ndan Mehmet oğlu Sadık Domuzburnu'nda, Nazilli kazası Sultanhisar Nahiyesi Eskihisar köyünden Koca Halil Oğulları'ndan Ahmet oğlu Mehmet Seddülbahir'de, Çorum sancağının Tepecik Mahallesi'nden Hüseyin oğlu İbrahim Seddülbahir'de, Biga kazasının Sarıkaya köyünden İsmail oğlu Abdülhalim, Bursa vilayetinin Aziziye kazasının Celaliye köyünden Berberoğulları'ndan Ali oğlu Mustafa Arıburnu'nda, Kastamonu'nun Taşköprü kazasının Seki köyünden Hacı Ahmetoğulları'ndan Hasan oğlu Halil Kabatepe'de domdom kurşunuyla yaralanmıştır."

Milli Gazete
Salı, 17 Mart 2009 04:54 tarihinde güncellendi

Sayfa 220 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.