.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Kelamın i-mali , ihmalinden daha evladır.

kitap01.jpg60. MADDE: Kelamın i’mali (manada kullanımı), ihmalinden (manasız bırakılmasından) daha evladır.

 

Kelamın manası mümkün ise, imal ettirilir, değilse mühmel (boş) bırakılır. Yani kelamı manasız bırakmak, itibarsız kılmak, hakiki veya mecazi manalardan birine hamletmek mümkün olduk ça, caiz olmaz.

Akıl ve din, kişinin sözünün boşuna olmasına cevaz ver-mez, akıl sahibi kişinin sözünü sahih kılmak gereklidir.

Kelamda asıl olan hakikat manasıdır. Hakikat manası özür-lenmedikçe, kelamın manasını mecaza hamletmek caiz olmaz.

Tesis, te’kitten evladır, veya ifade iadeden evladır.

Lafız bir manaya konduğundan, onu o manada kullanma-yıp başka manayı tekidlemekte kullanmak, o lafzın vaz edildiği manayı ihmal etmek olur.

Te’kid: Kendisi ile evvelki lafzın manasının takrir ve takvi-yesi kasdedilen lafızdır. Buna ayrıca –iade- denir.

Te’sis: Evvelki lafzın ifade etmediği manayı ifade eden lafızdır. Buna ayrıca –ifade- denir.

Mesela: Birisi, başkası için üzerinde olan bir borcu ikrar etse, sonra sebeb belirtmeden başka bir borcu ikrar etse, bu ikincisi, evvelkinin te’kidi olmaz, belki yeni bir borç olur ve her iki borcu ikrar etmiş olur.

Birisi, hanımına “sen boşsun” “sen boşsun” “sen boşsun” diye üç kere söylese, bununla üç talak vakı’ olur. İkinci ve üçüncü sözleriyle,  evvelkiyi te’kit ettim demekle koca, hükmen tasdik edilmez.

Müvekkilin sözü te’kide hamledilir: “Onu filancıya sat, sat.” Burda kelamı te’kid için hamledersek vekil, malı o şahsa veya başkasına da satabilir. Eğer te’sis manasında olsaydı vekil, malı ancak söylenen şahsa satabilirdi, başkasına satamazdı.

 

61. MADDE:

اِذَا تَعَذَّرَ  الْحَقِيقَةُ  يُصَارُ اِلَى الْمَجَازِ

Hakikat özürlenince, mecaza gidilir.

Hakiki mananın özürlenmesi halinde, kelam mühmel kılın-maz, belki mecaza gidilir. Mehcur lafız, şer’an ve örfen kullanıl-mayan lafız olup özürlenmiş hükmündedir. Mananın özürlenmesi üç türlü olur:

1- Teazzürü hakiki, 2- Teazzürü örfi, 3- Teazzürü şer’î.

Teazzürü Hakiki iki vecih olur, birincisi: Hakikat manasının irade edilmesi imkansız olur.

Misal: Kendi evladı hayatta olmayan birisi, bir miktar malını evlatlarına vakfetse, hakiki manada kendi evladı olmadığından, hakikat manası imkansız olur. Sözünün boşa gitmemesi için torunları, mecazen evlat kabilinden olduğundan vakıf onlara verilir.

İkincisi: Manayı hakikinin irade edilmesi, büyük bir meşak-kat ile ancak mümkün olur.

Misal: Birisi, “Şu hurma ağacından yemeyeceğim” diye ağaca işaret ederek yemin etse, o ağacın gövdesi/odunundan yemek mümkün olsa da, bu sözü söyleyenin kasdı o ağacın gövdesinden yemek değildir, belki meyvesinden yemektir.

Teazzürü örfi: Lafzın hakiki manasının, insanlar tarafından terk edilmiş ve kullanılmaz olmasıdır. Mesela birisi; “Ayağımı filancının evine basmayacağım” diye yemin etmesi gibi. Bu sözün hakiki manası terk olunmuş ve kullanılmaz olmuştur.  Bur-da kullanılan mana, binaya girmek manasıdır. Yani yemin eden kişi, kendisi içeri girmeyip kapıdan ayağını içeri sokmakla yemini bozulmaz.

Teazzürü şer’î: Lafzın hakiki manası şer’an terk edilmiş olmasıdır. Mesela –husumet- kelimesi gibi. Şer’an asli manası terk olununca, artık şer’an murafaa ve müdafaa (cevap vermek) manalarında kullanılır oldu.   

 

62. MADDE:

اِذَا  تَعَذَّرَ   اِعْمَالُ   الْكَلاَمِ   يُهْمَلُ

Kelamın i’mali mümkün olmazsa mühmel bırakılır.

Kelamın hakiki ve macazi manalarına hamledilmesi müm-kün değilse, manasız/boş bırakılır. Hakikat veya mecaz manaya kelamı hamletmek mümkün olmazsa, veya her iki manada müş-terek olup birini diğerine tercih mümkün değilse, bu zaruretten dolayı kelam manasız kalır ve onunla amel edilmez.

Kelamın ihmalini gerektiren şey evvela, kelamı hakiki veya mecazi manaya hamledememektir.

İkinci olarak, lafzın iki manada ortak olup birinin tercih edile memesidir.

Misal: Kendinden yaş bakımından büyük birinin, kendi oğlu olduğunu iddia eden kişinin davası sahih olmaz. Zira bu, hakika-ten imkansızdır.

Birisi, “Filancının iki elini kestim, onların diyeti olarak beş-yüz lira borçlandım.” dese, bahsettiği kişinin elleri sağlam olsa, bu kişinin sözüne itibar edilmez, sözü ihmal edilir.

İki manada müşterek olmasının misali: Bir kişinin mu’tik (azat eden) efendisi olsa, birde mu’tak (azat ettiği kölesi) olsa; bu kişi şöyle dese “Malım, öldükten sonra mevlamındır.” hangisi olduğunu da tayin etmese;   -Mevla- kelimesi, efendi ve köleye de kullanıldığından, herhangi birini tercih etmek mümkün olmayınca, bu vasıyyet sahih olmaz.

Cuma, 20 Mart 2009 11:26 tarihinde güncellendi

İDARECİLERE DUYRULUR....

Seçimlerden Çekilen Aday Olurmu???
 

parti_amblemleri.jpgAcaba şu iki hadiseyi okuduktan sonra seçimlerden çekilen bir aday olur mu? Bilmem, belki de olur. En azından derin derin düşünen ve “nasıl bir işe çatmışız?!” diyen bulunur inşallah!

Adiyy İbn-u Amire el-Kindi (radiyallahu anh) anlatıyor: "Rasulullah (A.S) buyuruyorlar ki:

-Bir işe memur tayin ettiğimiz kimse, bizden bir iğne veya ondan daha küçük bir şeyi gizlemiş olsa, bu bir hiyanettir (gulül), kıyamet günü onu getirecektir.

Bunun üzerine, Ensar'dan bir zat kalkarak:

-Ey Allah'ın Rasulü! Şu vazifeyi benden geri al! dedi, Hz. Peygamber (a.s.):

-Sana ne oldu? diye sordu.

-Senin az önce şunu şunu söylediğini işittim ya! deyince Hz Peygamber (a.s.):

-Ben onu şu anda tekrar ediyorum: "Kimi memur tayin edersek az veya çok ne varsa bize getirsin. Ondan kendisine ne verilirse alır; ne yasaklanırsa onu terkeder.” (Müslim, imaret 30 (1833))

Ebû Zerr (radıyallâhu anh) anlatıyor:

-"Ey Allah'ın Resûlü! dedim, beni memur ta'yin etmez misin?"

Bu sözüm üzerine, elini omuzuma vurdu ve sonra da:

-"Ey Ebû Zerr, sen zayıfsın, memurluk ise bir emanettir. (Hakkını veremediğin taktirde) kıyamet günü rüsvaylık ve pişmanlıktır. Ancak kim onu hak ederek alır ve onun sebebiyle üzerine düşen vazifeleri eksiksiz edâ ederse o hâriç" buyurdu."( Müslim,, İmâret 17, (1826); Ebû Dâvud, Vesâyâ 4, (2868); Nesâî, Vesâya 10, (6, 255))

İslam tarihini dikkatle inceleyenler, devletin başında bilgili, adil idareciler olduğu sürece devletin güçlenerek geliştiğini, böylece halkın devlete güveninin arttığını, İslam'ı yaşamanın kolaylaştığını, dolayısıyla toplumun barış, huzur ve saadetinin sağlandığını, sonuç itibariyle refahın artarak ümran ve uygarlığın geliştiğini gözlemlerler.

Gazali de devletin ömrünü, ahlakî ve insanî faziletlerin devamına bağlamıştır. O'na göre hükümdarın bozulması halkın bozulmasına sebep olur. Hükümdarın bozulmasını da alimlerin bozulmasına bağlar. Bu da devletin yıkılmasında, halk ve onu idare edenlerle aydınlatanlardaki dinî ahlakî değerlerin önemini ortaya çıkarmaktadır. "Adil olmak şartıyla, kafir de olsa devlet devam eder; fakat zalim olan devlet yaşamaz" vecizesini zikreden Gazali'ye göre "Sadaka insanın ömrün uzattığı gibi, adalet de devletin ömrünü uzatır." (Fahreddin Korkmaz, Gazali'de Devlet, s. 40,47)

İdarecilik ve memurluk her ne kadar hakkını veremeyenler için ahirette bir rüsvaylık ve pişmanlık ise de görevini yapanlar için endişelenecek, korkulacak bir vazife değildir. Devletin işini yürüterek ümmete hizmet edenler, faziletli insanlardır. Dünyada ve ahirette ücret ve sevaplarını alacaklardır

İşte konuyla ilgili bazı hadis-i şerifler. Hadisleri Rudanî,den (Cem’u’l Fevaid, 3/165 vd.) aldık. Daha fazlası için oraya bakılabilir.

"Ümmetimden herhangi bir kimse insanların işinin başına gelip de onları, kendisini ve ailesini koruduğu gibi korumazsa, asla cennet kokusunu koklayamaz."

"Kim Müslümanların işine tayin edilirse, onların ihtiyacını görünceye kadar, Allah onun ihtiyacını görmez."

“Kıyamet gününde cehennem ehlinden en şiddetli azap gören, bir peygamberi öldüren veya bir peygamberin öldürdüğü kimse ve bir de zalim hükümdardır."

"Dört Kimse vardır ki , Allah onlara gazap eder: Çok yemin eden satıcı. Gururlu mütekebbir genç. Yaşını başını almış zinakar. Zalim hükümdar.”

"Dikkat edin ey insanlar! Allah zalim bir hükümdarın namazını kabul etmez."

"Üç kimsenin Cenab-ı Hak lailahe illallah şehadetini kabul etmez. Onlardan biri de zalim hükümdardır."

"Bir adam, on kişinin emiri bile olsa, mutlaka kıyamet gününde elleri bağlı olarak getirilecektir; Onu ya adaleti çözecek, ya da zulmü helak edecektir."

Seçimler yaklaşırken idareciler olaya bir de bu açıdan bakmalıdırlar değil mi?

Bizden uyarması…

Cuma, 20 Mart 2009 11:24 tarihinde güncellendi

O (s.a.v.) nurumuzdur; onurumuzdur.

muhammed_gl.jpg

 

 

    Ebulleys Semerkandi hazretleri 'Tenbihul Ğafilin' adlı eserinde,  babasının şöyle bir hikayeyi anlattığını rivayet eder,    Bir ara Süfyanı-ı Sevri Kabeyi Muazzamayı tavaf ederken gözü bir adama takıldı. Adam her adımında Resulullah (sav) e salavat getiriyordu. Süfyanı Sevri ona " Ey adam; sen tesbihi tekbiri tehlili (kelime-i tevhid) terkedip daima salavatla meşgul olmaktasın. senin böyle davranmanın sebebi nedir? dedi. Adam ona dönerek "Sen kimsin. Allah sana afiyetler versin" dedi. "ben Süfyan-ı Sevriyim" dedi. "sen şu zamanda garip bir insan olmasaydın sana halimden haber vermez seni sırrıma muttali' etmezdim" dedi. Sonra adam devamla dediki ;
    "Ben ve babam birgün hac yapmak niyetiyle Beytullahil-haram'a doğru yola çıktık. Yolun bir kısmını kat'ettikten sonra babam hastalandı. Ben onu ilaçla tedavi etmeye çalıştım. Bir gece vakti ben başındayken babam vefat etti. Yüzü kapkara olmuştu. Ben "inna lillahi ve inna ileyhi raciun" dedim babamın yüzüne çarşafı çekip örttüm. Ben onun başında böylece beklerken uyku hali bana galip geldi. Rüyamda bir adam gördüm ki; ben bundan önce böyle güzel yüzlü böyle güzel elbiseli böyle güzel kokulu bir kimseyi daha görmemiştim. Adımlarını ata ata babamın yanına geldi izarı yüzünden kaldırdı elini yüzüne sürdü babamın yüzü bir anda bembeyaz oldu sonra adam dönüp giderken ben onun elbisesine yapıştım ve ona "Ey Allahın kulu! sen acaba kimsin ki Allahu teala  şu gurbet diyarında seninle babama ikramda bulundu" dedim. "beni tanıyamadın mı?" dedi. "ben Muhammed bin Abdullah Kur'anın sahibiyim (sallallahu aleyhi ve sellem) senin baban nefsine müsrif biriydi fakat bana çokça salavat getirirdi; ona ölüm vakti gelince benden yardım istedi ben ise bana çok salavat getirenin yardımcısıyım" dedi. Ve ben böylece uyandım. uyandığımda babamın yüzüne baktım bembeyazdı.

     İşte bu kıssa ve daha niceleri bize Muhammed Mustafa (sav)in bir postacı, aracı, aktarıcı, paylaşımcı gibi vasıflardan çok bir şefi'(şefaatcı) bir güzel numune ve en muazzam bir kandil ve nur olduğunu açıkça ortaya koyuyor İbnul-Hacer il- Askalani'nin buyurduğu gibi ;

محمد بشر لا كالبشر بل هو كالياقوت بين الحجر


"Muhammed beşerun la kel beşer. Bel huve kel yakuti beynel hacer"

 

"Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) beşerdir lakin herhangi biri gibi değil, belki onun misali taşlar içinde yakutun gibi."

Nasıl dersiniz ki, Ahmed (sav) herhangi biri
O (sav) gelmeseydi silinmezdi cehalet kiri
Ona (sav) tabi olandır ancak diri
O (sav) kanatın efendisi enbiyanın reisi.

     Onun (sav) şefaatine kavuşabilmek ümidiyle, mevlid-i nebinin şehri mübarek şehru rebi-ul evvel hayırlı ve bereketli olsun. Vesselam...

Salı, 23 Şubat 2010 15:09 tarihinde güncellendi

DİYALOGÇULARA DİN DERSİ....

diyalogcu.jpgMüslümanlara din dersi verene bak!

İslam coğrafyasındaki Yahudi ve Hıristiyan askerlerin ve grupların katliamlarına sessiz kalan Papa, Kamerun'daki Müslüman azınlık temsilcilerine ders vermeye kalkışarak "gerçek dinin, şiddeti redettiğini" söyledi.

 Papa 16. Benediktus, Kamerun'daki Müslüman liderlerine, gerçek dinin, şiddeti reddettiğini söyledi. 

Papa, çıktığı ilk Afrika turunun ilk durağı olan Kamerun'da, ülkedeki Müslüman azınlığın 22 temsilcisiyle yaptığı toplantıda, dinin, medeniyetin temeli olduğunu ve inançla akıl arasında uyuşmazlık olmadığını kaydetti.

İnanç ve mantığın, karşılıklı olarak birbirlerini güçlendirdiğini belirten Papa, Katoliklerle Müslümanlara, "sevgi medeniyeti inşa etmek için" birlikte çalışmaları çağrısında bulundu. 

Papa, "Gerçek din, şiddetin ve totaliterliğin tüm biçimlerini reddeder: bunu yalnızca inancın ilkeleriyle değil doğru akılla yapar" dedi. Papa 16. Benediktus, ayrıca Kamerun'da Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki işbirliğinin, diğer Afrika ülkelerine örnek olmasını istediğini belirtti. 

Vatikan'ın sözcüsü Federico Lombardi, Papa'nın Müslüman temsilcileriyle görüşmesinin "samimi ve dostane" bir ortamda geçtiğini söyledi.

AA

Perşembe, 19 Mart 2009 12:37 tarihinde güncellendi

Sayfa 217 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.