.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

İFADE VE İSTİFADE

ilim-2-.jpgİFADE VE İSTİFADE

 

İfademizle istifademiz, akis ve boyanma yolu üzeredir. Mürid kendi-sine tabi olunan şeyhe muhabbeti vasıta sıyla, saat saat şeyhin boyasıyla boyanır, akis yoluyla onun nurlarıyla nurlanır. Şu şekilde ifade ve istifade de halleri bilmeye hangi ihtiyaç vardır.

Karpuza bakmazmısın, güneşin hararetiyle saat be saat olgunlaşır ve günlerin geçmesiyle olgunluk mertebesine ulaşır. Güneşin hararetini bilmesi ona nerden lazım gelsin, güneş için karpuzun olgunlaşmasında, kendisinin sebeb olduğunu bilmesi nerden lazım gelsin. Evet! İhtiyari seyr ettirme ve seyretmeyi bilmek için ilim lazımdır fakat bu (diğer) silsilelere bağlıdır. Ashabı Kiram (üzerlerine Allahın rızası olsun) ın yolu olan şu bizim tarikatımızda sülük ve tesliki bilmek asla lazım değildir.[1]

Şu tarikatta çoban olan, kendisine tabi olunan şeyh eğer ilmin kemali ile vasıflanmış ve bol marifetle hakikat-lenmiş ise şübhesiz diriler, ölüler, çocuklar, yaşlılar, gençler ve ihtiyarlar Mevlaya ulaşmak hakkında bu tarikatta eşittirler. Çünkü onlar maksadların nihayetine ya mahabbet yolu ile, veya şu devlet sahibinin teveccühü ile ulaşırlar. [2]

       ‘Şu Allahu Teâlâ’nın fazlıdır onu dilediğine verir. Allahu Teâlâ büyük fazıl sahibidir’.

       Fakat bilinmesi gerekir ki nihayette olan, ilim sahibi değilsede fakat onun için elbette harika hallerin zuhuru lazımdır. Çok kere şu zuhurlar hakkında onun ihtiyarı olmaz, belki çok kere onların zuhurunu bilmek onun için olmaz. Belki insanlar ondan harika halleri görür halbuki onun bunlar üzerine ittilaı (haberdar olması) yoktur.

       ‘Nihayette olan her ne kadar ilim sahibi değilse de’ demiştim, ilimin olmamasından murad hallerin tafsilatını bilmenin olmamasıdır, yoksa mutlak olarak ilmin olmaması değil şöyleki asla hallerini anlamıyor, buna geride işaret geçtiği gibi.

       Zikr edilen hidayet nuru vasıtasız veya vasıta ile veya pek çok vasıtalar ile müridlerine geçer. Onlar hususi yolunu, değişiklik ve tağyirat bulanıklığı ile bulaştırmadıkları müddetçe, bidatları ve uydurma şeyleri o yola, katarak tahrib etmedikçe.

       ‘Allahu Teâlâ bir kavmi, kendilerinde olan şeyi değiştirmedikçe değiştirmez’



[1] Müridin manevi yolculuğunu bilmesi gerekmez. Verilen vazifeye tabi olmakla her an ilerler ama farkında olmaz.

[2] O kamil şeyhe olan sevgileri sayesinde ondan feyizlenirler. Veya o kamil zat onlara teveccüh ederek onları yetiştirir.

Perşembe, 19 Mart 2009 10:33 tarihinde güncellendi

KUTBUL İRŞAD - KUTBUL MEDAR

mderris-.jpgKUTBUL İRŞAD - KUTBUL MEDAR

 

       Ey evlat! Peygamber aleyhisselama tabi olan kamil kişi tebeiyyetle nübüvvet makamı kemalatlarını tamamlayınca eğer makam ehli ise imamet mansıbı ile şereflendirilir. Velayeti kübra kemalatlarını tamamlayınca eğer makam ehli ise hilafet makamı ile şereflendirilir. Zılliyet kemalatları makamında imamet mansıbı için münasib olan kutbül irşad makamıdır. Hilafet makamı için münasib olan, kutbül medar makamıdır. Şu altta bulunan iki makam üste bulunan iki makamın zıllidir.

Şehy Muhyiddîn ibni A’rabi kudise sırruhu’ya göre gavs, kutbu medarın kendisidir. Ona göre gavsiyet başlıbaşına bir makam değildir. Bu fakirin itikadına göre gavs, kutbu-medardan başkasıdır. Kutub, bazı işlerde ondan imdad ister. Onun için, abdalların makamına tayinde tesir vardır.

Perşembe, 19 Mart 2009 10:32 tarihinde güncellendi

MEKTUBATTAN / VAKTİN İMAMI

imam-0.jpgVAKTİN İMAMI

 

       Bilinmesi gerekir ki şu yüce tarikatta süluk kendisine uyulan şeyhe muhabbet rabıtası iledir. O şeyh ki şu tarikatta muradî seyr ile seyretti ve cezbe kuvvetiyle şu kemalatlar ile boyandı.[1] Şu kemalatların sahibi vaktin imamı ve zamanın halifesidir. Onun bakışı kalbdeki hastalıklara şifadır, onun teveccühü manevi illetleri kaldırıcıdır. Kutublar ve abdallar onun makamlarının gölgesi ile ferahlanırlar. Evtad ve Nuceba onun kemalat denizinden bir damla ile kanaat edicidirler.

Hidayet ve irşad nuru, güneşin ışıkları gibi onun isteği olmaksızın bütün şahıslar üzerine akıcıdır. Kendisi istediği vakitte nasıl olur. Eğer onun iradesi kendi ihtiyarında bulunmazsa. Zira o çok kere irade etmeyi ister fakat şu iradesi onun için hasıl olmaz. Ve şu manayı bilmesi ve onun nuru ile kim hidayet buluyor ve onun aracılığı ile kim istikamet buluyor diye haberdar olması lazım gelmez. Belki çok kere hidayetlerinin ve istikametlerinin aslını, layık olduğu şekilde bilmezler; bununla beraber kendisine uyulan şeyhin kemalatları ile hakikatlenirler ve alemi hidayet ederler.

       Muhakkak halleri bilmek her bir kişiye verilmez. Makamların seyrinin tafsilini bilmek bütün şahıslara ihsan edilmez. Evet! Vucud-u şerifi, vusul yollarından hususi bir yolun binasının temeli olarak seçilen şeyh, elbette ilim sahibidir ve seyrin tafsilatını bilmek sahibidir. Diğerleri onun ilmi ile yetinirler. Ve onun aracılığı ile kemal ve tekmil mertebesine ulaşırlar, fena ve beka ile şereflenirler.

       Şiir:

       Allahu Teâlâ üzerine alemi bir kişide cem etmesi zor değildir.



[1] Murad: Kendisi dilemesede Mevla tarafından çekilen has velilerdir. Mürid: çalışarak, çabalayarak Mevlayı bulmak isteyendir.

Perşembe, 19 Mart 2009 10:26 tarihinde güncellendi

Kur-ana Tam teslim Olmalı....

kuran_2.jpgBakara Suresi 208. Ayetin Tefsiri:

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَآفَّةً  (Ey iman edenler! Hepi niz topluca islama girin.) Selm, Silm: boyun eğmek ve itaat et- mektir. Mana: topluca Allah'a itaat edin, teslim olun Allah'ın itaatından hiç biriniz hariç kalmasın. Burdaki hitap, halis müminleredir veya ehli kitabın müminlerinedir. Veya sadece dilleri ile iman eden münafıklaradır.

Rivayet edildi ki Abdullah İbni Selam, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  den cumartesiye tazim etmek ve gece namazında Tevrat okumak için izin istedi. Bunun üzerine ayeti kerime inip islama tam girmelerini ve şeytanın adımlarına tabi olmamalarını emretti. Zira Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)  gönderildikten sonra ona tabi olmak, şeytanın adımlarına uymaktan çok evladır.

وَلاَ تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ (Şeytanın adımlarına tabi olmayın.) Ayrılıp tefrikaya düşmekle ona tabi olmayın. Denildiki şeytanın sizi davet ettiği yollara girmeyin

إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ (Muhakkak o sizin için açık düşmandır.) Düşmanlığı açık olup onda şüphe yoktur.

Perşembe, 19 Mart 2009 10:23 tarihinde güncellendi

Sayfa 219 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.