.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

İSLAM GALİBTİR, MAĞLUB OLMAZ...

kuran_tesbh.jpgİslamın son ve yegane din olduğu, gayrısının batıl hurafeler olduğu aklı başında herkesçe malumdur, ancak inatçı zındıklar hakkı kabul etmezler.

O halde, islam hak olduğu halde niçin şu anda söz sahibi değil? Dersek; cevabı açık ve nettir: İslamı yaşayanlar samimi değilki davaları ayakta dimdik olsun, islam doğru yaşanıp anlatılmıyorki dünya nizam görsün ve milletler halinde islama girsin…

İslamı anlatacağız diye diyalog denen bir yanlışlık ortaya atıldı ve islam ılımlı, hoşgörülü, cihadı olmayan, milletin etlisine sütlüsüne karışmayan bir ahlak manzumesi olarak takdim edilmeye başlandı.

İslamın itikadı var, amelleri var, ceza hukuku da vardır. Bir nizam için neler lazımsa, islamda en âlâsı  ve mükemmeli vardır, zira islam, Allahu teala’nın vahyetmesiyle Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellem tarafından açıklanmış ve tatbik edilmiş bir dindir. Asrı saadet bunun örneğidir.

Bizler bu ölçüye razı olmadığımızdan kalkıp kendi başımıza göre bir hayat şekli (demokrasi, laisizm, kapitalizim v.s. gibi) tercih etmeye çalışarak, bir yandan da müslüman olduğumuzu zannedip kabul ederek, güya Allahu teala’nın rızasını kazanacağız ve dünyaya islamı anlatacağız.

İslam kim, sen kimsin! Sen islamın neresindesin? Bir kitabak ta hizaya gel. Kur’anı ve hadisi şerifleri incele, fıkha akaide başvur da ne olduğunu anlarsın. Yine de anlamıyorsan senin işine gelmiyor, hoşuna gitmiyor demektir. Her bulduğunu yiyen, her şeyi kendine mubah gören, her ortamda bulunmaktan sıkılmayan bir kişi, nasıl iyibir müslüman olduğunu iddia edecek. Tamam günah dinden çıkartmaz, ama günahlarda ısrar da kişiyi imanlı bırakmaz mazaallah yolundan saptırır.

Şimdi müslümanın davası olan ilayı kelimetullah üzerinde duralım. İslamın bütün dünyaya ilanıyla birlikte hakim olması davasıdır. Bu, hayal değil bilakis Allahu teala ve Resulünün sallallahu aleyhi ve sellem vaadi ve müjdesidir. Bu hususta bazı rivayetleri zikredeceğiz. Evvela bir ayeti kerime meali:

“Onlarla fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allahın (dini) oluncaya kadar savaşın…”

Bu ayeti kerimede bahsedilen fitne, islam dışı fikirler inançlar yaşantı modelleridir. Hepsinin kalkması lazım ki Allahu teala’nın muradı olan, kendi razı olduğu dininin hakim olması gerçekleşsin.

Ebu Ya’la’nın Müsnedi: cilt:9 Sahife: 27

Aişe’den (r.anha), şöyle dediği rivayet edildi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Lat ve Uzza’ya ibadet edilmeden gece ve gündüz yok olmayacaktır.”

Dedim ki: Ya Resulellah! Allahu teala’nın şöyle buyurduğunu zannederim: “O Allah ki Resulünü, bütün dinlere üstün kılmak için hidayet ve hak din ile gönderdi, müşrikler istemese de.” Yakında tamam olacak…

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Allahu teala’nın dilediği bundan olacak, sonra hoş bir rüzgar gönderir, kalbinde imandan zerre ağırlığı olanının ruhunu alır, diğerleri kalır. Onlarda babalarının dinine dönerler.”

Taberi Tefsiri: cilt: 22 Sahife: 260

“O Allah ki Resulünü, bütün dinlere üstün kılmak için hidayet ve hak din ile gönderdi” ayetiyle, Resulü Muhammedi s.a.v. açık delillerle, hak din olan islam ile gönderdiğini kasdediyor. Onunla halkı kendine davet etti.

“Bütün dinlere galib olsun için”

Onunla bütün dinleri ibtal etmek için, hatta ondan başka din kalmayacaktır. Bu durum, İsa aleyhisselam ininceye kadardır. Deccali öldürecek. O vakitte bütün dinler batıl olur, Allahın dini olan Muhammed’in s.a.v. gönderildiği islam’dan başkası kalmayacak. İslam, bütün dinlere üstün olacaktır.

Bu ayetin tefsirinde Taberide:

Burası, Allahu teala tarafından, Nebisi Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme, Hudeybiyye’de anlaşmayı istemeyenlere Mekke’nin ve diğer beldelerin fethedileceğini bildirmedir.

Kurtubi Tefsiri: cilt: 1 Sahife: 75:

Ebu Bekir Sıddık radıyellahu anhu askerini savaşa gönderdiği zaman, Allahu teala’nın dinini izhar hususundaki vaadini onlara bildirirdi, yardım için güven kazansınlar ve yakinen felaha inansınlar diye. Ömer radıyellahu anhu da böyle idi. Fetihler, karada, denizde, doğuda, batıda daim olmakta idi.

“Allah, içinizden iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde halifeler yapacağını vaad etmiştir, onlardan evvelkileri halifeler yaptığı gibi.”

Bazı tefsirlerde şöyle der: İslamın galib olmasından, hiçbir dinin kalmayacağı manası anlaşılmaz, belki islam hepsine galib olur ve üstün olur demektir. Ancak zahir görüşte, ahır zamanda islamdan başka din kalmayacağı şeklinde mana verilmiştir.

İmam Mücahid r.a derki: Bu durum, İsa’nın a.s. indiği vakittedir. Yeryüzünde islamdan başka din kalmayacaktır.

Ebu Hureyre’de r.a. aynı şekilde, İsa’nın çıkışıyla olacaktır, demiştir. O vakitte hiçbir kafir kalmayacak, hepsi müslüman olacaktır, demiştir.

Bu ve benzeri vaadlerle müjdelenen islam alemi, asırlarca 3 kıtada at koşturdu, at sırtından inmediler, cihada devam ederek islamı en ücra köşelere kadar taşıdılar, fakat islamın hakimiyyeti 10 milyon km karede hasıl oldu. Daha sonra yıkılış dönemi başladı ve bu gün olduğumuz rezil hale geldik. Cihad şuuru kalmadı, ilme değer verilmiyor, ibadetler nefsin hevasına uymuş, ihlas yok, bereket yok, huzur yok.

Kur’an içimizde olduğu halde onun bereketinden istifade edemiyoruz, mahrum olduk. Bu yüzden bizleri şikayet edecek. Müslümanların ekserisi Kur’an okumayı bilmiyor, abdesti ve namazı ne halde belli değil. İslami cemaatler denen toplu luklar da işi ticarete menfaate döktüler. Kim daha fazla yardım ederse, o itibarlı ve söz sahibi yapılıyor, ilim ehli susturulmuş. Konuşanları da cahil zenginlerin veya makam sahiplerinin keyfine göre konuşuyor.

Bu kötü halden çıkmanın çaresi var. Bu ümmetin evvelini ateşe düşmekten, kavga ve küfürden kurtaran Kur’an, içimizde ve elimizdedir. Onları kurtardığı gibi bizleri de kurtarır, o güç, Kur’anda vardır ve kıyamete kadar devam edecektir.

“Şu Kur’an bir takım kavimleri aziz eder, bir takımlarını da zelil eder.” Buyrulmuştur.

Allahu teala rızasından bizleri ayırmasın, sünneti seniyyeye ittibaya muvaffak eylesin…Âmîn!

Salı, 17 Mart 2009 19:37 tarihinde güncellendi

Ehli Sünnetin ayırt edici vasfı

 ebubekir_sifil2.jpgEhl-i Sünnet'i diğerlerinden ayıran hususiyetlerin neler olduğunu bilmenin en kestirme yolu Sahabe'ye bakmaktır. Sahabe neye nasıl inanmış ve neyi nasıl yapmışsa, o hususlarda onlar gibi davranmak Ehl-i Sünnet'in ayırt edici vasfıdır.

Daha önce de değişik vesilelerle ifade etmeye çalıştığım gibi, Mu'tezile'nin bir kısmı ve Haricîler dışında hiçbir fırka bir kurum olarak Sünnet'i toptan inkâr ve reddetmemiştir. Ancak bu durumun onları "Sünnet Ehli" yapmaya yetmediğine dikkat edilmelidir.

Günümüzde de bir kısım çevreler Sünnet'i bir kurum olarak toptan reddetmediklerini söylemektedir. Ancak onlar da tıpkı selefleri gibi, "Fakat..." diye başlayıp arkasından getirdikleri kayıt ve şartlarla Ehl-i Sünnet'ten farklı düşündüklerini ortaya koymaktadır. Gerek Sünnet olmadan İslam'ın gerçek anlamda yaşanamayacağı gerçeğinin kendisini dayatmasından, gerekse "suret-i haktan görünme" endişesinden kaynaklanan bu ikiyüzlü tavır, Sünnet'e mesafeli duranlar için aynı zamanda bir "samimiyet" problemini de gündeme getirmektedir.

Meselenin mihverini, hadisle sabit hususların itikad umdesi olarak telakki ve imanın konusu edilip edilmediği sorusu oluşturmaktadır. Bunların başında kıyamet alametleri (Deccal'ın zuhuru, Hz. İsa'nın nüzulü, güneşin batıdan doğması...) ile ahiret ahvaline ilişkin hususlar (kabir azabı, sırat, mizan, şefaat, Allah Teala'nın mü'minler tarafından görülmesi...) gelmektedir. Bütün bu hususlardaki rivayetlerin haber-i vahid kategorisinden daha yukarıda yer aldığına ve bu sebeple itikad kitaplarına girdiğine dikkat edilmelidir.

Herhangi bir kimsenin Ehl-i Sünnet olup olmadığını öğrenmek isteyenler, bu hususlardaki yaklaşımına bakmalıdır. Bütün bu hususlara inandığını tereddütsüz bir şekilde söyleyen Ehl-i Sünnet, "Bunlar hadislerle sabittir, ilgili hadislerse kesinlik ifade etmez..." gibi bildik tavırları sergileyenlerse ehl-i bid'attır!

Bir kimsenin Ehl-i Sünnet olup olmadığını tesbit etmenin bir diğer yolu da Sahabe hakkındaki tavrına/görüşüne bakmaktır. Şu veya bu mülahazayla Sahabe hakkında olumsuz şeyler söyleyen, Sahabe arasında cereyan etmiş hadiseler konusunda ölçüsüz tavır takınan ve bir kısım sahabîlerin güvenilmez oldukları anlamına gelen iddialar ileri süren kimsenin Ehl-i Sünnet'le bir ilişkisi yoktur. Sahabe'nin udul kabul edilmesi Ehl-i Sünnet'i diğerlerinden ayıran en önemli hususlar arasında yer alır. Bu gerçeğe ister "ilmî/akademik araştırma" görüntüsü altında, isterse mezhebî mülahazalarla mesafeli duranların konumunu teşhiste tereddüde mahal yoktur.

Hadisler ve Sahabe konusundaki tavır, bir bütün olarak "Din" telakkisine de dolaysız biçimde yansıyacağından, başta Kur'an'ın anlaşılması olmak üzere İslam'ın kaynak, kavram ve kurumlarıyla ilgili olarak bütünüyle farklı, Ehl-i Sünnet dışı bir tavır söz konusu olmaktadır.

Günümüzde özellikle gençlerin zihnini bulandıran ve bu hususta tereddüt oluşturan bir kısım noktalar vardır. Bunların başında, hadisler ve Sahabe hakkında ilmî/akademik araştırma adı altında yapılan çalışmalar gelmektedir. Bu çalışmalarda iddiaların, herhangi bir mezhebî terim kullanmadan ileri sürüldüğü malumdur. "Bu meselede falanca mezhebin görüşü şudur" gibi yönlendirmelerin, zihinlerde o meselenin mahiyeti hakkında doğrudan bir kanaat oluşturacağını bildikleri için, kimlerin görüşünü dile getirdiklerinden bahsetmezler. Bir de "Ümmet'in birliği" meselesini önemsiyor görüntüsü vererek, meseleleri, Ehl-i Sünnet vurgusu yapmak "mezhepçilik"miş gibi takdim etmeye özen gösterirler.

Bu kimselerin aramızda bulunması, bizimle aynı safta yer alıp aynı imamın arkasında namaz kılmaları yahut yerel ve küresel ölçekte Ümmet'in meseleleriyle ilgilenmeleri onları ehl-i bid'at olmaktan çıkarmaz. Tarih içinde de aynı durumun mevcut olduğunu bilmek bu noktada önemlidir. Ümmet'in problemleriyle ilgilenmeyen bir Haricî veya Mu'tezilî düşünmek mümkün değildir. En azından fırkaların geneli itibariyle durum böyledir. Ancak bu durumun onları bid'at ehli olmaktan çıkarmadığı gibi, bugünkü haleflerini de aynı kategoride yer almaktan çıkarmayacağı bilinmelidir. Dolayısıyla itikadı öğrenilmek istenen kişinin ameline bakmanın aldatıcı olacağı hatırdan çıkarılmamalıdır.

Burada meselenin bir başka boyutu daha var: Ehl-i Sünnet olduğunu söyleyen bir kısım çevrelerin küresel emperyalizm, ekonomik ve kültürel işgal, sömürü... gibi Ümmet-i Muhammed'in maruz bulunduğu tehdit ve tehlikeler sanki onların meselesi değilmiş gibi bir tavır takınmasını da Ehl-i Sünnet hassasiyetiyle bağdaştırmak mümkün değildir. Günümüzde "Ehl-i Sünnet" kavramının ve duruşunun özellikle genç kuşaklar nezdinde örselenmesi, yıpratılması ve içinin boşaltılması bu çevrelerin sebebiyet verdiği arızalar olarak kaydedilmelidir.

Ehl-i Sünnet olmanın üzerimize hem itikad, hem de amel, eylem, zihniyet ve tutum/duruş olarak yüklediği mükellefiyetler bir bütün olarak anlaşılmak ve hayata aktarılmak durumundadır. Aksi durumda, mutlaka arızalı yapılar ortaya çıkacaktır/çıkmaktadır...

Dr. Ebubekir Sifil


Salı, 17 Mart 2009 19:36 tarihinde güncellendi

CAMİİ İKEN MÜZE OLDU...

kariye.jpgKariye Camii'ne saygısızlık!

1945 senesinde müzeye çevrilen tarihi Kariye Camii'nin bahçesinin bir bölümü, Kültür Bakanlığı'na bağlı DÖSİM tarafından, caminin yanında bulunan ve içki servisi de yapan Kariye Oteli'ne tahsis edildi.

 Kariye Oteli'ne kafe olarak işletmesi için tahsis edilen alan, Kariye Camii ile otel arasında bulunuyor. Proje çerçevesinde otel ile cami arasındaki duvar kaldırılıp müze bahçesi otele tahsis edilecek. Otel ile yapılan sözleşmede alkol tüketilmeyeceğine dair bir hüküm de yok.

1945 senesinde müzeye çevrilen tarihi Kariye Camii'nin bahçesinin bir bölümü, Kültür Bakanlığı'na bağlı DÖSİM tarafından, caminin yanında bulunan ve içki servisi de yapan Kariye Oteli'ne tahsis edildi. Otelin, bu alanı kafe olarak işleteceği öğrenildi. Cami bahçesindeki kafede içki servisi yapılıp yapılmayacağı tartışma konusu olurken söz konusu otelin menüsünde içkinin her türlü çeşidi bulunuyor. DÖSİM ile otel yetkilileri arasında yapılan sözleşmede alkollü içki satılmayacağına yönelik hiçbir hüküm yer almıyor. İçki servisinin yapıldığı Kariye Oteli, tahsis işlemi ardından caminin altında bulunan ağaçları keserek çevre düzenlemesine başladı. Otelin, Kariye Camii ile aralarında bulunan sınır duvarını da yıkarak, kendi alanlarına katacakları öğrenildi.
İstanbul Edirnekapı'da bulunan tarihi Kariye Camii'nin bahçesinin büyük bir bölümü, Kültür Bakanlığı'na bağlı Döner Sermaye İşletme Müdürlüğü (DÖSİM) tarafından müzenin yanında yer alan Kariye Oteli'ne tahsis edildi. Cami bahçesinde bulunan söz konusu alan, DÖSİM'in onayıyla Kariye Oteli tarafından kafe olarak kullanılacak.

BELEDİYEDEN İZİNSİZ AĞAÇ KESMİŞLER
İçki servisinin yapıldığı Kariye Oteli, tahsis işlemi ardından caminin altında bulunan ağaçları keserek çevre düzenlemesine başladı. Otelin, Kariye Camii ile aralarında bulunan sınır duvarını da yıkarak, kendi alanlarına katacakları öğrenildi. DÖSİM, konu ile ilgili ihale açıldığını, ihaleyi de Geo Turizm'in kazandığını iddia etti. Fakat ihalenin ne zaman açıldığı, kimlerin teklif verdiği ve ne zaman sonuçlandığı konusunda bilgi verilmemesi dikkat çekti.

DÖSİM BAŞKA, OTEL BAŞKA KONUŞUYOR
Kariye Oteli ve bünyesindeki Geo Turizm yetkilileri ise DÖSİM'in ihale yapıldığı iddiasından farklı şeyler söylüyor. Otel yetkilileri, DÖSİM'den kendilerine teklif geldiğini ve yönetim kurulu olarak değerlendirip, teklifi kabul ettiklerini belirttiler. Konuyla ilgili görüştüğümüz Kariye Oteli sahibi ve Geo Turizm yöneticilerinden Batur Durmay, kendilerinin konuyla ilgili olarak bir taleplerinin olmadığını, DÖSİM tarafından yapılan bir proje sonucunda kendilerine teklif geldiğini ve teklifi değerlendirerek kabul ettiklerini söyledi. Durmay, Kariye Müzesi'nin DÖSİM tarafından yapılan çalışmalar sonucu pilot müze seçildiğini, müzelerin içerisinde veya çay bahçesinde ‘kafe-çay bahçesi' projesi kapsamında kendilerine teklif verildiğini ifade etti. Durmay, teklifi değerlendirerek, DÖSİM Ankara Merkez Müdürü Tolga Tuyluoğlu ile anlaşma imzaladıklarını belirtti. 
Konuyla ilgili görüştüğümüz bir başka isim ise DÖSİM Merkez Müdürü Tolga Tuyluoğlu oldu. Tuyluoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yeni bir projeyle, müzelerde kafe-çay bahçesi yapmayı planladıklarını ve Kariye'den başka müzelerde de bu projeyi uygulayacaklarını söyledi. 

ALKOLLÜ İÇKİ SATILMAYACAĞI SÖZLEŞMEDE YOK
Tuyluoğlu, müze içi ve bahçelerinde içki satışı veya ikramı olmayacağını iddia etti. Fakat Geo Turizm Yatırım ve İşletmecilik A.Ş ile 26.12.2008 tarihinde yapılan sözleşmenin yükümlülükleri arasında alkollü içki satışı yapılmayacağı konusunda bir hüküm konmaması dikkat çekti. 

YILBAŞINDA DANSÖZ, DÜĞÜNLERDE ŞARKI, TÜRKÜ, İÇKİ!
Kariye Camii 1945'te müzeye çevrilirken, müze alanı ve bahçesi olarak Vakıflar Müdürlüğü'ne ait. Kariye Oteli'nde ağırlıklı olarak yurt dışından gelen turistlere hizmet verildiği, yılbaşında turistler için dansöz oynatıldığı, sabah saatlerine kadar şarkılı-türkülü-içkili servis yapıldığı belirtiliyor. Otelin dış giriş kapısında yer alan menüsünde her türlü içki çeşidi mevcut. Normal şartlarda vakıf malları, özel ya da tüzel kişilere hiçbir şekilde verilemiyor. Ancak Kültür Bakanlığı belli hassasiyetleri göz önünde bulundurarak, bakanlık adı altında müze ve alanlarında işlem yapabiliyor. 1923'te Kültür Bakanlığı'na devredilen müze ve alanı normal şartlarda hiçbir şekilde ‘ticarethane' olarak kullanılamıyor.

ÜSAME KARAKIŞ

Pazartesi, 16 Mart 2009 07:45 tarihinde güncellendi

FETİH MEDENİYYETTİR, FATİH CENNETLİKTİR.

  fatih_istanbula_giris.jpgSİYASİ ZAVALLININ BİRİ,ŞÖYLE ZIRVALAMIŞ:

"Biz Fatih olmak istemiyoruz. Fatih işgal demek, savaş demek"

Bu ve etrafındaki yavanesi, asırlardır bir baltaya sap olamamış inkarcı bir zihniyetin tohumlarıdır. Allahu teala "Biz sana açık fetihler verdik..." buyurarak mekke'nin fethi ve diğer fetihleri müjdelemiştir. Fetih hayat kurtarır, insalığı kölelikten Allaha kul olmaya götürür, medeniyyet getirir, zulmü esareti haksızlığı kaldırır, bütün güzellikleri garanti eden fetihlerdir. Bu gün yaşadığımız topraklar ve şu zındık herifin yaşadığı güneydoğu da fetihlerin hediyesidir, milyonlarca şehidin kanlarıyla sulanmıştır.  Ama bu gün, inkar modası, eskiye dil uzatmak siyasilerin mülki erkanın din adına konuşan ilahiyyat hırsızlarının mesleği olmuş.

Bunlara dur diyecek fetih nesli gerek, islam medeniyyetini iyi benimsemiş, gömleği çıkartmayan, taviz vermeyen, Allah için seven ve buuz eden bir nesil gerek. Ümitsiz değiliz.....Allah, iman edenlerin velisidir....

Şu sözü zırvalayan ve onudinleyen binlerce ahmağı tel'in ediyoruz....

Pazartesi, 16 Mart 2009 07:43 tarihinde güncellendi

Sayfa 221 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.