.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Ergenekon varsa...bizim de allahımız var....

 ergenkn.jpgErgenekon'un Çarşamba planları
Ergenekon'un Çarşamba planları  Ergenekon Terör Örgütü davasının hafta içinde görülen 60 ve 61. duruşmalarında söz konusu Derneğin Fatih Çarşamba'da bir cemaate yönelik gerçekleştirmek istediği planları gün yüzüne çıktı

.Kuvayı Milliye 1919 Derneği silah üzerine öldürme ölme yemini ile gündeme geldi. Derneğin Başkanı emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ, Orhan Pamuk, Fehmi Koru ve bazı DTP'lilere yönelik suikast hazırlığı için tetikçilerle görüşme yaparken teknik takibe takıldı.Ergenekon Terör Örgütü davasının hafta içinde görülen 60 ve 61. duruşmalarında söz konusu Derneğin Fatih Çarşamba'da bir cemaate yönelik gerçekleştirmek istediği planları gün yüzüne çıktı. Planın en dikkat çeken yanı Ergenekon'un mütedeyyin kitlelerin başına çorap örerken bir alevi yurttaşı piyon olarak kullanmak istenmesi. Hatırlanacağı gibi Kuvayı Milliye 1919 Derneği'nin Pendik temsilcisi olan tutuklu sanık Hüseyin Gazi Oğuz, Silivri'deki duruşmalarda "Ben Aleviyim" demişti. Geçtiğimiz Perşembe günü ise derneğin bir başka üyesi olan Erol Ölmez de alevi olduğunu açıkladı. Örgütün 'postacısı' olduğu ileri sürülen Ölmez'in suç yapısı içinde stratejik bir görevi de dikkat çekti. Örgüt Ölmez'i Fatih Çarşamba semtindeki İsmailağa Cemaati'ne sızmakla görevlendirdi. Eğer ETÖ'ne yönelik operasyon olmasaydı neler yaşanabileceği Silivri'deki duruşmalarda netleşti.

Peki plan neydi ve nasıl uygulamaya kondu? Önce Ölmez'e Fatih Çarşamba'da oturan bir arkadaş bulundu. Zeytincilik ile uğraşan Murat Aydoğan isimli şahsın yanında kalmaya başlayan Ölmez'in cemaate mekansal yakınlığı sağlandı Ancak Ölmez, mahkemedeki savunmasında sızma iddiasını şöyle reddetti:

"Ben Alevi-Bektaşi felsefesine göre yetişmiş bir insanım. Benim öyle şeylere ihtiyacım yok. Onların arasına girecek kişi onlar gibi düşünmeli onlar gibi ibadet edebilmeli. Sakal bırakarak istihbarat topladığım doğru değil. Ben o yobazların içine falan girme gereği duymam."

Ancak Ölmez'in verdiği şu bilgiler de onun cemaat içinde istihbarat toplamaya çoktan başladığının göstergesi gibi: "Beni İsmailağa Camii'nin karşısındaki bütün esnaf tanır. Marketlere sorun. Sonra caminin her tarafından kameralar var. Bu kameralardan kaçmak mümkün değil."

Çarşamba semtindeki gözlemlerini detaylı şekilde anlatan Ölmez için yapılan plan şöyleydi. Ölmez, Çarşamba'da cemaate yakın bir ailenin kızıyla evlenecek. Aynı dava tutuklu Kuvayı Milliye 1919 Derneği'nden arkadaşı Kahraman Şahin'in anlattıkları bu plan hakkında bilgi veriyor:

"Erol Ölmez, Çarşamba'da temiz kapalı bir bayan ile evlenmek istiyordu. Bunun için Çarşamba'ya gidiyordu."

Savunmasında laikliği korumak için Cumhuriyet mitinglerine katıldığını anlatan ve Alevi olduğunu açıklayan Ölmez, her nedense kapalı bir bayanla evlenmek istiyordu. Zaman içinde Ölmez, Çarşamba'ya yerleştikten sonra bir butik dükkanında çalışan tesettürlü bir bayanla tanışır. Ve onunla gezip dolaşmaya başlar. Bu durumu Ölmez mahkemede şöyle anlatmayı tercih etti:

"Hoş bir bayandı. Onunla tanıştım. Hatta bir süre birlikte dolaştık. Evlenmeye karar verdik. Araya tanıdıklar koyduk. Babası beni çağırdı. Tam evleniyorduk ki bu operasyon başladı. Artık bu düşüncemi herhalde gerçekleştiremem."

Bütün bunlar 28 Şubat sürecinde Ali Kalkancı, Fatime Şahin projelerini akla getirdi. 'Post modern darbe' olarak tarihe geçen 28 Şubat döneminde de benzer senaryolar uygulanmıştı. Kamuoyunda 'Travestiler Kraliçesi' olarak anılan 'Sisi' lakaplı Seyhan Soylu, JİTEM'in yayın organında 8 ay boyunca istihbarat çalışmaları yaptığını, tesettüre girerek Kalkancı tarikatını incelemeye aldığını açıklamıştı. Ergenekon'un İBDA-C ile ittifak yapmak için 2003'te görüşme yaptığı ve bir dizi anlaşma teklif ettiği ortaya çıkmıştı.

Acaba örgütün bu plandaki amacı Çarşamba cemaatinin içine sızdıktan sonra eşinin ailesi aracılığı ile alınacak kasetler görüntüler miydi? Veya yeni bir cinayet planı yapılmaktaydı? İşte bütün bu sorulara cevabı ilerleyen zaman içinde bulacağız.

Çünkü Ölmez, hakkıdaki iddialara ve telefon görüşmelerindeki suç unsuru bulunan mafyatik konuşmalara verdiği cevaplar hep şöyle: "Gırgır yapıyordum." "Yanımdaki kişiye hava atmak için öyle söyledim."

İşte örgütün sızma girişimini ele veren telefon konuşması:

- Kahraman Şahin: Neredesin?

- Erol Ölmez: Taksim'e geçiyorum. Ordan da Çarşamba'ya geççem. İftardan sonra akşam 8, sabah 8 nöbete devam yani. Sen ne yapıyorsun ne var, ne yok?

- Erol Ölmez: Biz de molların arasına takıldık. Girdik işte ne yapalım. Soktunuz bizi o taraf Çarşamba'ya.

- Kahraman Şahin: Hayırlısı olsun kardeşim , görevini tam yerine getir.

- Erol Ölmez: Görevi getiriyoruz, ne var ne yok? Ne yapıyorsun?

- Kahraman Şahin: Kartal'dayım. İşim var öyle. Görülmüyorsun hiç?

- Erol Ölmez: Yarın karargaha geliyorum. Ne yapıyon? Oruçlu musun?

- Kahraman Şahin: Yok değilim.

- Erol Ölmez: Yok ben tutarım. Ben hoca adamım biliyorsun. Sakal bıraktım. Molla oldum ben de.

- Kahraman Şahin: İmam Hüseyin de bıraktı (Kuvvai Milliye Derneği Genel Sekreteri Hüseyin Görüm). Yarın geldiğinde görüşürüz

Pazartesi, 09 Mart 2009 12:38 tarihinde güncellendi

MEVLİD TEBRİĞİ...A. KARA

bayram.jpgMEVLİDİ ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN....

Kainatın Efendisi sallallahu aleyhi ve sellemin dünyayı teşrifi ile varlık sahnesine çıkışının sene-i devriyesi, tüm kardeşlerimize ve bütün insanlığa tekrar mübarek olsun.

O'nun gelişi ile kainat nura gark oldu, zulumatlar gitti cihan aydınlandı, ilim ve marifet ehlini buldu. Cehalet yok oldu. zulüm eridi adalet yüceldi, kardeşlik glip düşmanlık bertaraf oldu. Allaha kulluk yayıldı, şirk ve küfür sarsılıp yerle bir oldu. Artık peygamber gelmeyecek, bu gün Musa veya İsa aleyhisselamlar gelse, yine yüce Peygamberimize tabi olmaktan başka bir şey yapamazlar.

Bizler O'na ümmet olarak yaratıldık, bu şerefle yüksek ve kıymetli olduk. O halde bu kıymeti muhafaza ederek huzuru Nebeviye hatırlı olarak varmalı, şefaatine layık olup ahırette O'nula birlikte olmalıyız.

"Sünnetimi ihya eden, beni ihya etmiş (diriltmiş) gibidir." buyurdu. O'nu aramızda görmek istersek, O'nun  yolunu ihya etmeli, tüm sünnetlerini öğrenerek tatbik etmeliyiz, evlatlarımıza öğretmeliyiz, örnek göstermeliyiz.

Çocuklarımıza isim verirken O'nun ismi veya beğendiği isimleri çocuklarımıza takmalıyız ki onlara meyletsinler ve onlar gibi olsunlar. Aksi takdirde ipsiz sapsız kişilere meylederler, yoldan çıkarlar. KIlavuzu karga olanın burnu pislikten kurtulmaz. 

Allahu teala tekrar islamı sünneti seniyyeyi galib ederek bütün dünyaya hakim eylesin ve bizi de bu hizmette tesirli eylesin. Amin. 

Geceniz gününüz mübarek olsun, tekrar nasib olsun, ibadetle dolsun. Allahın selam ve rahmeti üzerinize olsun.

Şefaat Ya Resulellah! Medet Ya Resulellah!

 

Pazartesi, 09 Mart 2009 12:33 tarihinde güncellendi

MEVLİD-İ NEBEVİ KASİDESİ

eser.jpgMEVLİD HAKKINDA MALUMATLAR

MEVLÜD KASİDESİNİN YAZARI SÜLEYMAN ÇELEBİ

 

Süleyman Çelebi: Meşhur Türkçe mevlüd kasidesinin yazarı. Bursa da doğdu, kaynaklarda Süleyman Çelebi’nin doğum tarihine dair kayda tesadüf edilmedi. Ancak Süleyman Çelebi’nin mevlüd’ ü altmış yaşında yazdığı ve eserin miladi 1409 (hicri 812) senesinde bittiği en eski olarak bilinen nüshasında mevcut bir beyte kendisi isnad etmektedir. Miladi 1422 (hicri 825) senesinde vefat ettiği bilindiğine göre, onun miladi 1351 (hicri 752) senesinde doğduğu neticesi çıkmaktadır. Sultan I. Murat Hanın vezirlerinden Ahmet Paşa’ nın oğlu, şeyh Mahmut efendi nin torunudur. Mahmut Bey miladi 1338 (hicri 738) senesinde Sadrazam Süleyman Paşa ile Rumeliye sal ile geçenlerdendir. Süleyman Çelebi Bursa da asrının ileri gelen âlimlerinden ilim tahsil etti. Büyük bir âlim olarak Sultan Yıldırım Beyazıt zamanında Divan-ı Hümayun’ daki vazifesinden sonra Bursa da Yıldırım Beyazit’ in inşa ettirdiği Camide imam oldu.

Eserin yazılmasına sebep olan olay Çelebi’ nin Ulucami’ deki imamlığı sırasında bir gün İran’lı bir vaiz nasihat ederken Bakara suresinin 285.ayeti kerimesini ‘Biz Allahü Teâlâ’ nın Peygamberlerinden hiçbirinin arasını ayırt etmeyiz. Duyduk ve itaat ettik’ Meali Şerifini tefsir ederken Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ile Hz. İsa (a.s.) arasında hiçbir farklılık, üstünlük yoktur diye kendi bozuk inanışına göre tefsir etti. Cemaat arasında bir kimsede dayanamayıp ayağa kalktı ve “Ey Cahil! Kendi kafana göre nasıl tefsir edebilirsin, sen bu ilimde çok gerilerdesin hiç peygamberler (a.s.) üstünlük farkı olmaz olur mu? Elbette Peygamberimiz Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün Peygamberlerden daha üstündür. Burada fark yoktur, nübüvvet ve risalet yönünden fark yoktur demektir. Üstünlükler mertebeler yönünden değildir. Burada birinin Peygamberliğini kabul edip aralarında bir ayrılık gütmeyiz. Her birini kendi derecelerine göre Peygamber olarak kabul ederiz, buyrulmaktadır. Bundan derece ve faziletleri aynıdır anlamı çıkmaz. Bunun ispatı ise yine Bakara suresinin 253.ayeti kerimesidir. Burada mealen Peygamberliğin bir kısmını kendilerine verilen özellikler ile diğerlerinden üstün kıldık buyrulmaktadır. Görüldüğü gibi bu iki ayeti kerime bizim âlimlerimizin tefsir ettiği gibi birbirlerini doğrulamaktadır. Hâlbuki senin bozuk düşüncene göre birbirlerini tekzip etmektedir ki, hâşâ bu olamaz.”

Gibi pek çok sözler ve deliller söyledi. Neticede İran’lı vaiz yanlış düşündüğünü kabul etti. Bütün bunlara şahit olan Çelebi bu hadiseden çok duygulanmış ve meşhur Mevlüd-i Şerif’i yazmıştır. Mevlüd-i Şerif’inde bozuk itikatli vaizin sözüne cevap olarak;

                                      Ölmeyüb İsa göğe bulduğu yol.

                                      Ümmetinden olmak için idi ol.

        

Beytini söyledikten sonra, Efendimiz (S.A.V.)’ in faziletini şöyle izah etmiştir.

 

                                      Dahi hem Musa elindeki asa,

                                      Oldu onun izzetin ejderha.

 

                                      Çok temenni kıldılar Hak’ tan bunlar,

                                      Kim Muhammed ümmetinden dolar.

 

                                      Gerçi kim bunlar dahi mürsel durur,

                                      Lakin Ahmed efdalü ekmel durur.

 

                                      Zira efdalliğe ol elyak durur,

                                      Anı öyle bilmeyen ahmak durur.

 

 

MEVLÜD’Ü İLK DEFA KİM KUTLADI

 

Bu konuda ilk defa Mısır’ da hüküm süren Fatimiler Miladi1171 (hicri 910) yılında tertip edilmiştir. Bu merasimler saraya ait olup, sadece devlet erkânı arasında cereyan etmektedir. Bu görüş hakkında Seyyid Muhammed Bin Alevi Elmaliki Elhaseni (r.a.) bu iddianın sahiplerini cahil ya da Hak’ tan uzak kişiler olarak nitelendirmekte ve bunların Mevlüdü ilk kutlayan kişinin Efendimiz (S.A.V.) olduğu gerçeğini saklamak istediklerini ifade etmektedir. Nitekim Müslim’ in rivayet ettiği hadiste bildirdiğine göre pazartesi günü orucu ile ilgili sorulduğunda Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur ; “ çünkü o gün benim doğduğum gündür.” Müellif burada bütün iddiaları temelinden çürütecek sözünü söylüyor; “ bu hadis mevlüd-ü nebeviyi kutlamanın meşru olduğuna dair açık bir delildir. Ve o gün sadece oruç tuttuğunu ileri sürerek başka ameller yapılamayacağını iddia etmenin yersiz olduğunu belirten müellif mevlüd-ü nebeviyi değişik şekillerde kutlamanın meşru olduğunu beyan eder.

 

İBN-İ KESİR’E İFTİRA

     

Mevlüd kutlamalarının Şii Fatımiler tarafından ortaya çıkarıldığını iddia edenler, bu iddialarına İbn-i Kesir’ i alet etmek istiyorlar. İbn-i Kesir’in El-bideye Vennihaye adlı eserinde yer alan mevlüdle ilgili ifadeleri de tahrif etmişlerdir. Müellif, bu tahrifi yapanları ümmetin âlimlerine ihanet ettiklerini iftiracı ve yalancı olduklarını ispat eder. Adı geçen eserin Mektebü’l-meaarif nüshasında konuyla ilgili iddiaları nakleden Mevlüd kutlamalarını ilk defa Şii Fatımiler tarafından ortaya çıkarıldığı iddialarını çürütür. Çünkü İbn-i Kesir ilk defa akdedilen Mevlüd kutlamalarını sünni bir devlet adamı olan melik Ebu Saide nispet eder. İbni Kesir bu zatı âlim, adil sıfatlarıyla anlattığı gibi mevlüd-i Nebi’ de çokça hayır hasenat yaptığını belirtti. Mevlüd kutlamaları daha sonra Hicri 604 yılında Selahattin Eyyubi’ nin eniştesi ve Erbil Atabeyi melik Muzafferuddin Gökbörü tarafından tertiplenmeye başlamıştır. Osmanlılar tarafından Mevlüd ilk III. Murat zamanında 1588 de resmi hale getirildi. Merasimler teşrifat kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir, ayrıca önceleri Ayasofya Camiinde sonraları ise Sultanahmet Camiinde yapılan merasimlere devlet erkânı ile birlikte halkta katılırdı. Bu merasimlerde önce müezzin tarafından Kuran-ı Kerim okunur, bunun peşinden de vaazlar verilirdi. Daha sonra mevlüdhan kürsüye çıkar ve bir bölüm okuduktan sonra iner hediyesini alır ve ikinci mevlüdhan kürsüye çıkarak okumaya devam ederdi. Belirlenmiş kaideler çerçevesinde Mevlüd kutlamaları son bulurdu.

 

MEVLÜD’ ÜN MEŞRUİYETİ

Mevlüd Peygamberimizden üç dört asır sonra icad edilen İslami bir adettir. Muhaddis ve Fakih İbni Hacer Hz.leri Mevlüd merasiminin meşrutiyeti hakkında şu hadis-i şerifi zikretmektedir. İbni Abbas’ ın rivayetine göre Peygamberimiz (S.A.V.) Medine’ ye hicret ettiklerinde Aşure günü Yahudilerin oruç tuttuklarını öğrenir. Oruç tutmalarının sebebini sorduğunda Yahudiler şöyle cevap verdiler; bu çok büyük bir gündür, bugünde Allah Musa (a.s.) ile kavmini kurtardı da, Firavun ile kavmini suda boğdu. Musa (a.s.)’ da buna şükür için oruç tuttu. İşte bizde bugünün orucunu tutuyoruz.’ Bunun üzerine Peygamberimiz (S.A.V.) ‘öyle ise biz Musa (a.s.)’ a daha yakın ve daha evlayız’ buyurdu. O günden sonra hem kendisi oruç tuttu ve tutulmasını da tavsiye etti. İbni Hacer bundan sonra şöyle demektedir; bundan anlaşılıyor ki böyle bir günde Mevlüd gecesinde ALLAH (c.c.)’ ya şükretmek tam yerindedir.

 

 

MEVLÜD BİR BİDAT DEĞİLDİR.

 

Bazı kimseler Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’ in yıldönümünü kutlamasını bir bidat olarak görüyor, bu kınamalar yersizdir. Çünkü Ebu Same Elmakdisi, Şemseddün İbnülcezeri, İbni Hace, İbni Hacerilheyteni, Şemseddün Essahavi, Süyüti, Kastalani ve daha nice ulema, âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’ e dünyaya gelmesi sebebiyle sevinmenin, onun doğumunu kutlamanın ve Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’ e olan sevgiyle ilgili şiirlerin okunmasını güzel görmüşlerdir. Bidat ise Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Hulefa-i Raşidin zamanında olmayan dini mahiyetli bir hususun sonradan dine sokuşturulması olarak nitelendirilebilmesi için ona ölünün 40. gününde veya seneyi devriyesinde mevlüd okutmak gereklidir, demek gibi dini bir gereklilik veya ibadet şeklinde bir muhteva yüklemesi gerekir. Mevlüd okumanın gerekli, vacip veya mendup olduğu iddia edilmediğine en fazla bunun hoş ve güzel bir gelenek olduğu kabul edildiğine göre, bunun bidat olarak değerlendirilip insanların kafasına kuşku sokmak son derece yanlıştır. ,

Muhaliflerin Mevlüd’ü ihya edenlere yönelttiği Mevlüd’ ün şer-i bir bayram olarak algılandığı söz konusudur. Cevaben deriz ki; Kurban ve Ramazan Bayramları dışında İslam’ da başka bir bayram olmadığı malumdur. Ancak Mevlüd günü bayramdan da önemli ve büyüktür. Çünkü İslamla gelen bütün büyük günlerin güzellikleri Mevlüd ile var oldu. Eğer Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Mevlüdü olmasaydı, peygamberlik olmazdı, Kuran inmezdi, İsra ve Miraç olmazdı, Bedir zaferi olmazdı, Mekke fethi gerçekleşmezdi. Bunların hepsi Efendimiz (S.A.V.)’ in doğumuna bağlıdır.

Cehennemde ebedi kalacağı haber verilen kâfir Ebu Leheb’ in Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) doğduğu zaman sevindiğinden dolayı pazartesi günleri azabı hafifletiliyorsa, ya ömrü Cenab-ı Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’le sevinçli geçmiş olanın ve tevhid inancı üzere ölen bir kimsenin nail olacağı mükâfat nasıl olur onu siz düşünün. Mevlüd okunacağına hatim okunsa, Kuran-ı Kerim’ den bir bölüm okunsa daha sevap, daha faziletli olmaz mı şeklindeki itiraza şöyle cevap verilir; Kuran-ı Kerim okumak, namaz kılmak daha sevap ve faziletli bir davranıştır. Ama burada mesele sadece sevap meselesi değildir. Mevlüd toplumsal bir coşkunun ve Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’ e bağlılığın üst düzeyde edebi ve estetik olarak hissedilmesi, yaşanması ve dışa vurulması demektir. Kuran-ı Kerim okumakla mevlüd okumanın her birini kendi yeri ve amacı doğrultusunda yaşatmak gerek.

Not: Bu zamanda uygulanan mevlid merasimlerinde, bazı bid’atler işlenmekte, mevlid asıl tertibinin gayesi dışında desinler veya maddi karşılık için teganni ile okutulmaktadır. Bu gibi ilavelerin çıkartılıp ibretle nasihatle ve sadece Efendimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- şanını yüceltmek için okunması gereklidir.   

Salı, 23 Şubat 2010 14:51 tarihinde güncellendi

MİLLET DUMAN OLDU.....

  sigara-zarar.jpg İşte Türkiye'deki ürküten rakamlar   

 

Tüm dünyanın ortak sorunu haline gelen sigara ve alkol kullanma yaşları, giderek düşüyor. İşte Türkiye'deki korkunç rakamlar...

Tiner koklama ve alkol kullanma yaşları ise 11'lere kadar geriledi. Uzmanlar önlem alınmaması halinde ilköğretime yeni başlayan çocukların dahi sigara içiyor olabileceği uyarısında bulunuyor.

Kayseri İl Sağlık Müdürü Kadir Çetinkara, sigara içmek çok yaygın bir bağımlılık çeşidi olmasının yanı sıra sigara ve dumanında bulunan maddelerin insan sağlığı üzerine yaptığı olumsuz etkiler nedeniyle dünyanın ve Türkiye'nin en önemli halk sağlığı sorunlarından birisi olduğuna dikkat çekti.

Gün geçtikçe sigara kullanım yaşının düştüğüne değinen Çetinkara, gelinen noktada sigara içme yaşının sekizlere, içki kullanma ve tiner koklama yaşının ise 11'lere kadar düştüğünü ifade etti. Alkollü içkiler ve uyuşturucuların insanda zamanla alışkanlık yaptığını kaydeden Çetinkara, çocukluk döneminden itibaren başlanılan bu maddeleri bırakmanın daha zor olduğu uyarısında bulundu.

Sigara, alkol ve uyuşturucu maddelere bağımlılığın uyku bozukluğu, zeka ve hafıza kayıpları, sabahları bitkin uyanma, adet düzensizliği ve iktidarsızlık gibi rahatsızlıkların yanı sıra gastrit, tansiyon düşüklüğü, kanser ve kalp hastalıklarına yol açabildiğine değinen Çetinkara, "Günümüzde batılı ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de sigara, alkol ve uyuşturucuya karşı hem toplumsal hem de yasal mücadeleye devam ediliyor. Sigara dumanının içerdiği amonyak, arsenik hidrojen siyanür, formaldehid ve metan gibi son derece zehirli olan maddeler ise 'insan ölümlerine' zemin hazırlıyor.

Sigara içen annelerin sütlerinde bulunan 'dioxin' maddesi, öldürücü etkiye sahip bir zehirdir. Beslenme bozuklukları, kronik ishaller, karaciğer iltihabı ve mide kanamalarına yol açan alkol kullanımı, hamile bayanlar için çok büyük riskleri beraberinde getiriyor. Hamileliği süresince alkol tüketen bayanlar, sakat ve erken doğum ile bebeklerinde zeka geriliği riskleriyle karşı karşıya bulunuyor. Sigara, alkollü içki ve her türlü bağımlılık yapan uyuşturucu maddelerin insan sağlığına, ekonomiye, aile huzuruna verdiği zararlar bugün rakamlara sığdırılamaz hale geldi. Sigara ve alkol sağlımıza zararlarının yanında kullananların cebine ve ülke ekonomisine de büyük zararlar veriyor." dedi.

Alışkanlıklarda ilk adım ve tadımın son derece önemli olduğunu belirten Çetinkara, kötü alışkanlıkların tecrübesinin olmadığını aktardı. Anne ve babaların bu konuda önemli sorumlulukları olduğunu vurgulayan Çetinkara, çocuklarda meydana gelen ani karakter, davranış değişiklikleri ve her zamankinden fazla para harcaması gibi durumlarda iyi bir gözlemci olunması konusunda uyardı. Gerektiğinde mutlaka bir uzmana danışılmasını isteyen Çetinkara, "Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi bütün kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak hepimiz için toplumsal görev kabul edilmeli ve herkes bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmelidir." diye konuştu.

CİHAN

Pazartesi, 09 Mart 2009 12:22 tarihinde güncellendi

Sayfa 228 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.