.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

KADINLARIN ZİYNETİ

Normal 0 21 false false false TR X-NONE AR-SA MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:Arial; mso-bidi-theme-font:minor-bidi;}

KADINLARIN ZİYNETLERİ HAKKINDA

 

وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلاَ يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلاَّ مَا ظَهَرَ مِنْهَا

 

وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ وَلاَ يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلاَّ لِبُعُولَتِهِنَّ أَوْ آبَائِهِنَّ أَوْ آبَاءِ بُعُولَتِهِنَّ

 

أَوْ أَبْنَائِهِنَّ أَوْ أَبْنَاءِ بُعُولَتِهِنَّ أَوْ إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي إِخْوَانِهِنَّ أَوْ بَنِي أَخَوَاتِهِنَّ أَوْ نِسَائِهِنَّ

 

أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ أَوِ التَّابِعِينَ غَيْرِ أوُلِي اْلإِرْبَةِ مِنَ الرِّجَالِ أَوِ الطِّفْلِ الَّذِينَ لَمْ يَظْهَرُوا

 

عَلَى عَوْرَاتِ النِّسَاءِ وَلاَ يَضْرِبْنَ بِأَرْجُلِهِنَّ لِيُعْلَمَ مَا يُخْفِينَ مِنْ زِينَتِهِنَّ وَتُوبُوا إِلَى اللهِ جَمِيعًا

 

أَيُّهَا الْمُؤْمِنُونَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ 31

 

Nur suresi 31. Ayetin Meali ve Tefsiri

31. Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini muhafaza etsinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocaları nın babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmet-çi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadın- lık hususiyetlerinin farkında olmayan çocukların haricindekilere zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurma sınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.

Mü’min kadınlar da erkekler bakmasınlar. Göbekle diz kapağı arası erkeklerin avrert mahallidir. Tamamen erkeklerden gözünü koruması takvaya daha yakın ve Allah ve resulüne sevimli dir. Ümmü Seleme (Radıyellahu anhâ) derki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında Meymune (Radıyellahu anhâ) ile birlikte idik. O sıra Ümmü Mektum (Radıyellahu anhu) yanına girdi. O sırada örtü ile emrolunmuştuk. Buyurduki “Ondan örtünün” Dedikki ‘Ya resulellah! O a’ma olup göremez değilmi’ Buyurduki “O a’ma! (fakat) siz onu görmüyormusunuz”

Ferç (avret yer) lerini korusunlar, iffetli olsunlar, zinaya sebeb olmasınlar. Gözlerin yumulması buna yardımcı olur. Zira bakmak, zinaya götürür. Ziynetlerini açmasınlar, süs takılarını, elbiselerini ve onların mevzılarını da açmasınlar. Açılması zaruri olan eller, yüzük, eldeki kına ve yüz hariçtir. Özellikle şahitlik ederken, davalarda, nikahta yüzü görünür. Ayakların açılmasında zaruret vardır. Ona bakan şehvetten emin ise ayağına bakabilir, değilse gözü yumması, bakmaması gerekir. Gizli olan takılar, kolye, bilezik, halka gibilerinin açılması ve bakılması caiz değildir. Denildiki ziynetlerden murad takıldığı mahalleridir. Aslında kadının bütün vücudu avrettir, kocası ve mahreminden başkası ona bakamaz, ancak tedavi için veya şahitlikte izin verilir.

Baş örtülerini yakaları üzerine sıkıca vursunlar, göğüs açılmasın. Boyun ve etrafı da örtünecektir. Aişe validemiz derki “Ensar kadınlarından daha hayırlısını görmedim. Baş örtülerini yakaları üzerine vursunlar ayeti nazil olunca, onlardan herbiri, örtülerini yarıp onunla baş örtüsü yaptılar, başlarında kargalar (varmış gibi) sabahladılar.”

Ancak kocalarına açılırlar. Kadın kocasına helal olmakla her tarafına bakabilir. İbni Abbas derki çarşafı ve baş örtüsünü ancak kocaları için kaldırırlar.

Kadının oğlu, kocasının babası (kayın pederi), kendi oğlu, kocasının oğlu (üvey oğlu), kardeşleri, kardeşinin oğlu mahre- midir, onun yanında zahir ziyneti açabilir. Zira bunlarla görüşmesi ve bir arada bulunmalarına olan ihtiyaç şiddetlidir. Amca ve dayılar da kardeşler gibidir.

Müslüman kadınlar da mahremi gibidir, müşrik ve ehli kitap olanlar, yabancı erkekler gibidir.

İSLAMİ YAZAR TAİFESİ

İslâmi yazarlar

Türkiye’deki sistem gökten inmedi. Osmanlı’nın zafiyetinden faydalanıldı. Kendilerine aydın ismini koyanlarca yapıldı. Aydınlık ve aydınlanma karşılığı olan medeniyet heyûlası konuldu. Buna ulaşmak için de, fikirlerine uygun, pozitivizm, kapitalizm ve laiklik baskısını uyguladılar. Adına da, Osmanlı’yı kurtarma dediler. Kabuğunu beğenmeyenler yeni kabuklar aradılar.
Fransız İhtilali onlar için sığınma mekanizması oldu. İçteki inançsızlıklarına kılıf oldu. Medeni hukuk, cumhuriyet, laiklik, demokrasi şemsiyesi altında netice aldılar. Bugünkü sistem ortaya çıktı.
Bu faaliyetler ve sistemler mantar gibi yerden çıkmadı. Aynı fikir potasındaki fikir önderlerinin mücadelesinden doğdu. Jön Türk, İttihat Terakki, Yeni Osmanlı ismini alanların aldığı neticedir. Jön Türk ve İttihat Terakki’nin üstün çıkması ile sonuçlandı. Pozitivizm, materyalizm karışımı, cumhuriyet, demokrasi ve laik sistem ortaya çıktı. Yeni Türkiye’nin yeni sistemi oldu.
Bu sistemin iç dinamiği. Canlı ve cansız bütün insanları düzene koyma iddiasındaki pozitivizm; maddeden başka bir cevherin varlığını kabul etmeyen kapitalizm oldu. Materyalizm oldu. İçinde Allah olmayan, peygamberi bulunmayan, dini tanımayan, pozitivizm oldu.
Materyalizm denen din dışılıktır. Millete bunu dayattılar, elbise olarak giyeceksiniz dediler. Allayıp pullayarak sunulan bu rejimin adı laik, demokrat ve cumhuriyettir. İçinde bulunduğumuz rejimin adıdır.
Bunu hepimiz biliyoruz. Benim değinmek istediğim; hasta denen Osmanlı’nın tedavisinde; dinsizi, ulusalcısı, materyalisti ve de Yeni Osmanlı aydınlarının birleştiği tek nokta vardır. Osmanlı hastadır. Tedavisi de modern, pozitivizm, materyal, laik ve demokrasi ile iyileşir teşhisini koydular. Yani Osmanlı ismini alan o günkü aydınlar da aynı şeyi söylediler. Tek farklı tarafı; modernliği İslâm’la sentezleştirelim fikirlerini ileri sürdüler. Modernliğin şemsiyesi altında İslâm’ı istediler ve de kaybettiler.
Bu fikri mücadelede, pozitivizm, materyalizm, laik cumhuriyet ortaya çıktı. Şimdi de aynı yazarlar, demokrasi ve cumhuriyeti meşrulaştırma yarışındalar. İslâmi kavramları bugünkü sistemle özdeşleştirmeye çalışmaktalar. O günün Namık Kemal, Ziya Paşa, Ziya Gökalp neyi söylemişse aynı şeyi söylemekteler. İslâm’ı tez olarak savunmayı hiç düşünmezler de, sistemin kavramları ile İslâm’ın kavramlarını müşterek ifadelerini evlendirmeye çalışırlar.
Fransız İhtilali’nin getirdiği sözleşme ile İslâm’daki biatı aynı tutarlar. Siyasi hakları ele alırken, Kur’an’daki meşveret aynıdır. Cumhuriyet İslâm’ın öngördüğü bir kavramdır. Adalete karşılık biat, uzlaşmaya karşılık icma-i ümmet, danışma ve istişareye karşı meşvereti ileri sürerler.
Dün Osmanlı’da ne ise bugün de, Cumhuriyet içindeki İslâmcı yazarlar aynıdır. İslâmi hukukun yerine laik hukuku koymada beis görmezler. Ulu’l Emr yerine meclisi koyarlar. Burada kamplar mühimdir. Hangi kampta iseler o kampın fikriyatına uygun kavramlar ararlar.
Eğer ulusalcı bir kampta ise; o kamp fikriyatındaki yazarları, ulusalcılığı uysallaştırmak için yeni argümanlar üretirler. İçinde dinin olmadığı bir sisteme ulu’l emri öne sürerler. Peygamberin ifadesi ile “sizden olan emri” unuturlar. İtaat ediniz emrini öne çıkarırlar.
Demokrasi, laik ve cumhuriyet kampında olanlar bu kavramların İslâm’da da olduğunu söylerler. Hepsi de bilir ki, İslâm’ın hedefi, Allah’ın gösterdiği hedeflerdir. Sistemlerin gösterdiği hedef ise beşer içeriklidir, tuğyandır, tağuttur.
Menfaati için hakkı ketmedenden, ilmini Allah’ın emrine vermeyenden, içinde bulunduğu sistemle inancını karşılaştırmayandan, adına da İslâmi yazar denenlerin şerrinden Allah’a sığınırım.

KİLİSE KUR AN YAKACAK....DİYALOGÇULAR BAKACAK....

Halkı Kur'an yakmaya çağırdı!

Amerikan Kilisesi önümüzdeki 11 Eylül gününde Amerikalıları Kur'an-ı Kerim yakmaya çağırdı...

11 Eylül saldırılarından sonra 7 milyonluk Amerikan Müslümanlarının medeni haklarında kısıtlamalar yaşandığı belirtilerek, özellikle "Terörle Mücadele" kampanyası kapsamında birçok Müslüman'ın tutuklandığı, evlerine baskınlar düzenlendiği, haksız muamelelere maruz kaldığı kaydedildi.

Amerikan Kilisesi önümüzdeki 11 Eylül gününde Amerikalıları Kur'an-ı Kerim yakmaya davet etti. İslam Online haber portalında geçen haberde bu çirkin ve aşırı çağrıya karşı Amerika Muslümanları Birliği KEYR'den sert cevap geldi. KEYR önümüzdeki Ağustos ayında da Hükümet yetkilerine, gazetecilere ve Amerikan halkına Kur'an-ı Kerim dağıtacaklarını duyurdu.

Kilise Kur'an-ı Kerimi yakmaya çağırdı

Orlando Sentinal Gazetesi'nin bildirdiğine göre Florida'da bulunan bir Amerikan kilisesinin rahibi Teyri Conzi cemaat üyelerine yaptığı vaazında Kur'an'ın insanları Cehenneme sürüklediğini bunun için hak ettiği yer Cehenneme atılması gerektiğini, yakılıp yırtılmasını söyledi. Kilisenin internet sayfasında da 11 Eylül, Kur'an-ı Kerim yakma ve yırtma günü olarak ilan edilerek, bu günde kendilerinin böyle bir eylem gerçekleştireceklerini Amerikalıların da bu eyleme katılmaları çağrısında bulunuldu.

Sessis kalmayacağız

Kilisenin bundan önce de İslam'ı karalayan bir çok eylem gerçekleştirildiği bildirilen haberde, Amerikan Müslümanları Birliği KEYR'in bu tür çirkin eylemlere sessiz kalmayacaklarının altı çizildi ve Ramazan ayında Kur'an dağıtımı yaparak bu çirkin girişime karşılık verileceği bildirildi.

KEYR'in basın sorumlusu İbrahim Hubır Amerikalı Müslümanları bu girişimlerinde desteksiz bırakılmaması gerektiğinin altını çizerek, Batı'da özelliklede ABD'de İslam fobya furyasının arttırıldığına dikkat çekti.

11 Eylül saldırılarından sonra 7 milyonluk Amerikan Müslümanlarının medeni haklarında kısıtlamalar yaşandığı belirtilerek, özellikle "Terörle Mücadele" kampanyası kapsamında birçok Müslüman'ın tutuklandığı, evlerine baskınlar düzenlendiği, haksız muamelelere maruz kaldığı kaydedildi.

Perşembe, 20 Ocak 2011 09:38 tarihinde güncellendi

BİD AT EHLİ NE OLACAK....

 

 

BİD'AT EHLİNİN FECİ HALİ


رواه ابن ماجه أيضا عن حذيفة مرفوعا " لا يقبل الله لصاحب بدعة صلاة ولا صدقة


ولا حجا ولا عمرة ولا جهادا ولا صرفا ولا عدلا ، يخرج من الدين


كما تخرج الشعرة من العجين ".

Yukarda zikrettiğimiz hadisi şerifte Resulullah s.a.v şöyle buyurmuştur:

“Allahu Teala, bid’at sahibinin namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, tasarrufunu, adaletini kabul etmez. Kılın hamurdan çıktığı gibi dinden çıkar.” (İbni Ma’ce, Huzayfe’den r.a merfu’ olarak rivayet etmiştir.)

وعن أنس بن مالك رضي الله عنه قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم :

 


إن الله حجب التوبة عن كل صاحب بدعة حتى يدع بدعته

 


رواه الطبراني وإسناده حسن

Enes ibni Malik r.a şöyle dedi:

Resulullah s.a.v buyurdu:

“Muhakkak Allahu Teala, her bir bid’at sahibinden, bid’atını terk etmedik-çe tevbeyi perdelemiştir.” (Taberani sahih isnadla)

Şimdi iyi düşünmek lazım, kendi akli yorumlarıyla din adına ortaya çıkan reformcu vehhabi selefi harici teymiyyeci Afganici v.s. bozuk anklayışlı selefi şii harici kalıntıları, güya cihad tevhid ihlas diyerek Müslümanların içine sızmakta, kendilerini adalet ehli mücahidler olarak göstermektedirler..

Bunların itikadları sünnetten ayrı olduğundan amelleri de bir işe yaramaz…. İşte ehli sünnetin kıymetini anlayalım, bu yolu iyi öğrenelim, iyi savunalım…..

 

Pazar, 25 Temmuz 2010 14:53 tarihinde güncellendi

Sayfa 81 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.