.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

ALİMİN ÖLÜMÜ, ALEMİN ÖLÜMÜDÜR.

Alim ölürse...
Nureddin Yıldız
27 Temmuz 2010 Salı 21:34

"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" [Zümer, 9]

Düşünebilenlere Allah'ın elçisi diyor ki

"Göklerde ve yerde bulunanlar, hatta suyun içindeki balıklar bile âlim kişiye Allah'tan mağfiret diler. Âlimin âbide karşı üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz ki âlimler, peygamberlerin varisleridirler. Peygamberler altın ve gümüşü miras bırakmazlar, sadece ilmi miras bırakırlar. O mirası alan kimse bol nasip ve kısmet almış olur." [Ebu Davud, Tirmizi, İbn Mace]

Peygambere varis olan âlim...

Sadece Allah'ın rızası peşindedir. Amelinde ihlâs sahibidir. Rızık endişesi taşımaz. Rızkın Allah'ın elinde olduğunu en iyi bilen ve O'na en iyi inanan odur. Gözü Allah'tan gelendedir.

Ecelin muayyen olduğunu, Allah dilemedikçe kimsenin kimseyi öldüremeyeceğini iyi bilir. Ölümden değil kötü akıbetten korkar. En büyük derdi dindir, müminlerdir. Bir mümine faydalı olmak için, bir sıkıntıyı gidermek için erir gider de ahlanıp vahlanmaz.

Akıl hocalığı değil örneklik ve önderlik yapar. Hep safın önündedir. Hem namazda hem cephede... Elinde imkân bulunanların önünde eğilmez, kapılarında görünmez.

İyiliği yayma kötülüğü engellemede yorulmaz, usanmaz. Birliğin sembolüdür. Sapmalara karşı uyanıktır. Kullara kulluktan, Allah'a kulluğa geçişin öncülerindendir.

Mazlumun yanında zalimin karşısında olmaktan çekinmez. İlmini Allah'ın bir emaneti olarak görür, bir başkasının da ilimle buluşması için gecesini gündüzüne katar. Kendi içinde de dengelidir. Bir yapıp bir yıkmaz.  Boşluk bırakmaz. Sabır taşıdır. Sözü ile özü çelişmez. Mütevazıdır.

Peygamber varisi olamayan âlim...

Stokçudur. Bildiğini şartlara ve çıkarlara göre kullanır. İlmi yaymak gibi bir derdi olmaz. İlmi sürekli satılıktır. Ne zaman Allah için öğretip konuşması gerekse hemen vakit sıkıntısı çeker, işleri yoğun olur. Zengin hayranıdır. Fakirleri meclisinden uzak tutar. Verecek sadakası yoktur. Biriktirir. Her ne bulursa biriktirir. Kalem, kitap, ev, dükkân, öğrenci (!)...

Siyasetçilerin peşinde olmayı övünç vesilesi görür. Kibirlidir, gösterişçidir. Kendisini över. Adından önce unvanlarını sayar döker. Diğer âlimleri tenkit eder. İlminin dorukta olduğunu hissettirir. Ama ilmi ile amel etmeyebilir. Sabah namazında mescitte görülmez, bundan da hayâ etmez. Ümmete acil gerekli konular yerine ihtilafı derinleştiren, yararı uzak konularla ilgilenir. Bildiğini söylemediği için kıyamet günü ağzına ateşten gem vurulacak olanlardandır.

Düşünebilenlere

Allah'ın elçisi diyor ki: "Allah Teâlâ ilmi, insanların hafızalarından silip unutturmak suretiyle değil, fakat âlimleri öldürüp ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir âlim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler. Onlara birtakım meseleler sorulur; onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları sapıttırırlar." [Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn Mace]

Âlimlere bakışımız

Biz âlimlerimizi Allah için sever sayarız. Onlar peygamberlerin varisleridirler. Onları Allah sevdiğine ve yücelttiğine göre biz, imanımızdan kaynaklanan bir anlayışla önlerinde saygı ile dururuz. Onları hayatımızın bereketi görürüz. Varlıklarını Allah'ın bir lütfu olarak görür, en güzel şekilde onlardan istifade etmeye çalışırız. İlimlerinden yararlanmayı bir nevi cihad olarak görürüz. Dualarında hayır umarız.

Âlimleri yıpratmamaya gayret ederiz. Etlerini zehirli görür, asla gıybetlerini yapmayız. Bilhassa müminlerden olmayanların onlar hakkındaki ürettikleri sözleri, âlimlerimiz için asla doğru görmeyiz. Onların şahsiyetleri yıprandıkça dinimizin zarar göreceğini bilir, ona göre davranırız. Onlara hayır dua eder, aramızda bulunmaları için Rabb'imize yalvarırız. Sadece işimizi göreceğimiz zamanlarda değil, sürekli ziyaret eder, ümmet olarak yanlarında olduğumuzu hissettiririz. Ele güne muhtaç düşmemeleri için gereken her desteği yapar, bunun ecrini de Rabb'imizden bekleriz.

Nasihatlerini kulak ardı etmeyiz. Onların bize öğrettiklerini, müeyyidesi kendinden aşılamaz emirler olarak görür, evirip çevirmeyiz. Onları, sadece ibadet konularında değil, dinimiz, dünyamız, ailemiz hakkında önümüzü açan önderler olarak görürüz. Çocuklarımıza dedelerini, dayılarını tanıttığımız gibi, bize ilim ve takva öğreten âlimleri, salihleri de tanıtır, bildiririz.

Âlimleri hatasız görmeyiz. Ne bir hatadan ötürü yok sayar ne de hatalarını doğru görürüz. Yanılabileceklerini kabullenir doğrularının peşinden gideriz. Âlimin yanında bulunmanın bir takım edepleri gerektirdiğini asla unutmayız. Onun tevazuuna karşılık biz hürmetimizi çoğaltırız. Âlimler arasında gel git gibi bir tavır içinde olmaz, onların sözlerini birbirleri ile vuruşturmayız. Onları yalın adları ile değil, saygı ifade eden lakaplar ve cümlelerle anarız. Ölümlerinden sonra da unutulmamaları için gerekenlere özen gösteririz.

BİR HADİSİ ŞERİFİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ......

(Hadîsİ Şerifin meâli:

"Ateş (cehennem) ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim.

(Birinci sınıf) Yanlarında sığır kuyruğu gibi bir şeyler taşıyıp onlarla insanlara vuran kimseler...

(İkincisi) Giyinmiş çıplak kadınlar ki, bunlar da taatten (itaatten) dışarı çıkmışlardır. Bunlar (hem kendileri baştan çıkmıştır), hem de başkalarını baştan çıkartırlar. Başları deve hörgücü gibi. Bu gibi kadınlar, Cennet'e girmek şöyle dursun, onun kokusunu bile alamazlar. Halbuki Cennet'in kokusu şu şu kadar uzak mesafeden hissedilir."

(Hadîsin ravisi Ebu Hureyre hazretleridir. Sahih-i Müslim.)

 

Bu ve benzeri zikredilen hadisi şerifler, ekserde kıyamet alametleri hakkında gelmiştir. YAni insanların son derece bozulacağını beyan eden rivayetler, ahır zaman alameti olarak zikredilir ve mutlaka sakınılması tedbirli olunması tavsiye edilir.

İnsanların ekserisi dünyacı, ehli keyif olduğundan, peşine aldanıp ahıreti gözardı ederler, ilerki hayatı yok zannederek eldeki nimetlere kapılarak ömürlerini tüketirler.

Müslüman takva üzere olmalı, saddece Allahın rızasını gözetmelidir. Bu yolda bütün fedakarlığı göstermeli, asla taviz vererek müslümana yakışmayan şekle dönmemelidir.

Müslüman israf etmez, kanaat eder, aile fertlerine gerekli harcamaları yaptıktan arta kalan malından bir kısmını Kur'anın yücelmesine, ilim ehlinin yetişmesine sarfeder. Efendi Hazretlerimiz k.s şöyle buyurmuştu:

MAlınızı üç kısma ayırın. Bir kısmını aile fertlerinizin günlük ihtiyaçları için kullanın. Bir kısmını Aile fertlerinize miras olarak biriktirin. Bir kısmını da Kur'an için harcayın. Böyle olursa islam kısa zamanda ayağa kalkar....

Bu tavsiyeyi tutacak gerçek zenginler nerde acaba???

ŞİFA İÇİN AYETLER

 

ŞİFA İÇİN

 

جامع الأصول في أحاديث الرسول -

عبد الله بن عمر - رضي الله عنهما - أن رسول الله -صلى الله عليه وسلم- قال : «إنَّ جبريل علَّمني دواءا

 

يَشْفِي من كل داء ، وقال لي : نَسَخْتُه في اللوح المحفوظ : تأخذُ من ماءِ مطر لم يَمْشِ في سَقْف ، في إناء

 

نظيف ، فتقرأ عليه فاتحة الكتاب سبعين مرة، وآيةَ الكرسيِّ مثله ، وسورة الإخلاص مثله ، و قل أعُوذُ بربّ

 

الفَلَق مثله ، و قل أعوذ برب الناس مثله ، ولا إله إلا الله وحده لا شريك له ، له الملك وله الحمد يحيي

 

ويُميت ، وهو حي لا يموت ، بيده الخير ، وهو على كل شيء قدير ، ثم تصُوم سبعة أيام ، وتفطر كل ليلة

 

بذلك الماء».

Anbullah ibni Amr r.anhuma, Resulullah s.a.v in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

Cebrail a.s. bana, bütün hastalıklara şifa olan bir ilaç öğretti.

Bana şöyle dedi: Onu Levhi Mhafuzdan yazıp aldım.

Çatıya değmemiş yağmur suyunu temiz bir kab içine alırsın, üzerine yetmiş kere Fatiha suresini, Ayetel Kürsiyi, ihlas suresini, felak suresini ve Nas suresini (yetmişer kere) okursun. (Sonra) Lâ ilâhe illellâhu vahdehû lâ şerîke leh, lehul mülku, ve lehul hamdu, yuhyî ve yumît, ve huve hayyun lâ yemût, bi yedihil hayr, ve huve alâ kulli şey’in kadîr, dersin.

Sonra yedi gün oruç tutarsın, her gece şu su ile iftar edersin.

 

Cuma, 30 Temmuz 2010 23:10 tarihinde güncellendi

ÜÇ İHLAS - BİR KUR AN EDERMİ?

BU GÜN GAZETESİNDE YAYINLANAN AŞAĞIDAKİ YAZIYA BİZ DE BİR KAÇ HUSUS EKLEMEK İSTERİZ.....

BİR SORU-BİR CEVAP

İhlâs suresini üç defa okuma bir hatim yerine geçer mi?

Soru: Halk arasında "üç ihlas bir hatim yerine geçer" şeklinde bir anlayış var. Bu benim mantığımı zorluyor. Gerçekten Kur'an'ı baştan sona okuyan bir kimse ile sadece üç ihlas okuyan kimse aynı sevabı mı alır? Engin Koç

İhlâs suresinin faziletine dair Efendimiz'in ifade buyurduğu çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan en meşhuru şöyledir: "Bir adam geceleyin kalktı ve sürekli olarak sadece İhlas suresini okudu. Sabah olduğunda bir sahabi, Allah Resulü'ne: "Ey Allah'ın Resulü, adamın biri bu gece sabaha karşı kalktı ve sürekli Kul Hüvellahu Ehad suresini tekrar edip durdu. (Olayı aktaran kişi sanki bunu azımsıyordu.) Allah Resûlü şöyle buyurdu: Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, o sûre Kur'an'ın üçte birine denktir." (Nesâî, Sünen, 16)

Bu hadisin açıklaması babında dört farklı yorum vardır:

1. Bu sure, okuyana Kur'an'ın üçte birini okumuş gibi sevap kazandırır. Hatta bir Müslüman bunu üç kere okusa Kur'an'ın tamamını okumuş gibi mükâfat kazanır.

2. Kur'an'ın diğer surelerini düzgün okuyamayan biri bu sureyi okuduğunda Kur'an'ın üçte birini okuma sevabına nail olur.

3. İhlâs suresi Kur'an'ın anlam türlerinin üçte birine denktir. Zira Kur'an'ın anlam ve muhtevası üçtür: Ahkâm, kıssalar ve tevhid. Bu sure ise tevhid hakikatini en kapsamlı biçimde beyan etmektedir.

4. Sevap bakımından Kur'an'ın üçte birine denktir ama bu sureyi üç kere okuyan mükemmel bir hatim sevabı almış olmaz. Hatta İbni Rüşd, el-Beyan ve't- tahsîl adlı eserinde, İhlas suresini üç kere okuyanın Kur'an'ın tamamını okuyanla eşit sevap alamayacağı hususunda alimlerin görüş birliğine vardıklarını belirtir. (Tâhir ibn Âşûr, et-Tahrîr ve't- Tenvîr, 30/621)

Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz: Sevaplar iki türlüdür; dünyevi ve uhrevî. Üç İhlâs okuyan biri, uhrevi anlamda Kur'an'ı hatmetmiş gibi sevap kazanabilir. Ancak Kur'an'ın tamamını okuyan, ilahi kelama daha fazla vakit ayırarak ömrünün saatlerini nurlandıran bir mümin, kalbi ve ruhî bir huzur elde eder ve böylece ukbâ buutlu dünyevi bir mutluluk da kazanır. Dolayısıyla Kur'an'ın tamamını hatmedenle sadece üç İhlas ile yetinen aynı olmaz. Konuya bu şekilde yaklaşılırsa mesele daha net anlaşılabilir.


Normal 0 21 false false false TR X-NONE AR-SA MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin;}

جامع الأصول في أحاديث الرسول - (8 / 485)


قال البخاري: وزاد [أبو معمر :حدثنا] إسماعيل بن جعفر عن مالك عن عبد الرحمن عن أبيه عن أبي سعيد

 

قال : أخبرني أخي قتادة بن النعمان، عن النبيِّ -صلى الله عليه وسلم- - وفي رواية: قال:

 

قال النبيُّ -صلى الله عليه وسلم- لأصحابه : أَيَعْجِزُ أحدُكُم أَن يقرأ ثُلث القرآن في ليلة؟ فشقَّ ذلك عليهم،

 

وقالوا: أَيُّنا يُطيق ذلك يا رسولَ الله؟ فقال: الله أحد، الله الصمد ثلثُ القرآن». أخرجه البخاري، وأبو داود،

 

Camiul usul de, Buhari’den şu rivayet zikredilmiş:

 

Ebi Said dedi, Kardeşim Kadate bin Nu’man, Nebi s.a.v den şöyle haber verdi:

Nebi s.a.v ashabına şöyle buyurdu: “Sizden biriniz geceleyin Kur’anın üçte birini okumaktan aciz olurmu?”

Bu durum onlar üzerine ağır geldi, şöyle dediler: Hangimiz buna takat yetirebilir Ya Resulellah!

Buyurdu: “Allahu ahad, Allahus-samed, Kur’anın üçtebiridir.”

(Buhari, Ebu Davud)

İşte bu ve benzeri rivayetlere göre ihlas suresi için, Kur’anın üçtebirlik sevabına denk olmak, veya mana itibarıyla tevhidi ifade ederek Kur’anın üçtebirine denk olmak açık olarak bellidir. Bu ve benzeri müjdeleri akli yorumlarla asla basite alamayız, zira Allahu tealanın Kur’anın bir harfine en az 10 sevab verdiğini, hatta bazı ihlaslı kimse-ler için 700 de daha fazla sewvab verdiğini bildiren hadisi şerifler ümidimizi artırmak-ta, arzumuzu şiddetlendirmekte ve rabbimize olan tevekkülümüzü sağlamlaş-tırmaktadır…

Tabii ki selefi, vehhabi, harici mantıklı akılcılar, bu gibi müjdeleri kabul etmezler, işi kolaylaştırmak zannedip basite alarak inkar ederler…

Biz ehli sünnet tasavvuf meşrebli samimi Müslümanlar, müjdeli haberlerin zayıf rivayet olmasına aldırmayız, zira Rabbimizin hazinesi yanında bahsedilen müjdeler zerre mesabesinde olup, bu müjdeleri veya daha fazlasını vermesi Allah için zor değildir, Allahımıza karşı son derece hüsnü zanlı olalım…..

 

Cuma, 30 Temmuz 2010 22:26 tarihinde güncellendi

Sayfa 80 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.