.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

SEKİZ YETMEDİ 12 OLUYOR.....

 

TEMEL EĞİTİM 12 YILA ÇIKIYOR
Büyük güvenlik tedbirleri altında yapılan açılıştan sonra Polis Evi'nde verilen akşam yemeğinde Bakan Çubukçu ile özel bir sohbet yaptık.

Çubukçu, özellikle kızların okuması, meslek liseleri ve zorunlu temel eğitimle ilgili önemli açıklamalar yaptı. Çubukçu'ya açıkça sordum, "Anlattıklarınızla 8 yıllık temel eğitim, size yetersiz görünüyor. Süreyi artıracak mısınız?"

Şu cevabı verdi: "Gençler ve çocukların çok daha kültürlü ve uygar yetişmeleri için zorunlu temel eğitimi, 12 yıla çıkarmayı planlıyoruz. Bunun için altyapı ve gerekli hazırlıkları yapıyoruz. Özellikle 8 yıllık ilköğretimden sonra eğitimden kopan kızlar için zorunlu 12 yıllık eğitim önemli olacak."

 

NOT:

Kime nasıl destyek vereceğiz.... milleti nereye götürüyorlar..... Kızları illa da erkekleştirecekler....

Salı, 17 Ağustos 2010 15:23 tarihinde güncellendi

KIRBAŞOĞLU NUN ZIRVALARINDAN.......

KIRBAŞIN ZIRVALARINDAN.......

Star da yaptığı röportajdan bazı kısımları:

 

Medine’de piyano olsa onu çalarlardı

• Ne tür müzik dinliyorsunuz?


Bob Marley’i çok seviyorum. Şarkılarında son derece insani mesajlar veren, çok özel bir müzisyen. Fairuz’u, Loreena McKennit’i beğenerek dinliyorum. Etnik müzik albümlerinden oluşan bir koleksiyonum var. Müzik bize bir başka dünyadan haber verir. Bu da bizdeki öbür dünya algısını besler. Bergson’un da dediği gibi, sanat dinin kardeşidir.


• Müzik haram diyenler var.


Müziğin ya da kadın sesinin haram olduğuna dair kesin bir buyruk yok. Tef ve ney haricindeki enstrümanların sakıncalı olduğu da zayıf bir iddiadır. Medine’de Peygamberimizi müzikle karşıladılar. O bölgede tef olduğu için tef çalınıyordu. Piyano olsa, piyano çalınırdı. Geleneksel ulemanın müziğe mesafeli durması, müziğin genellikle içki meclislerinde çalınıp söylenmesiyle ilgilidir. Cat Stevens’ın mesela müziğe ara vermiş olmasına çok hayıflanıyordum. Şimdi yavaş yavaş dönüyor. Bugünün popüler müziğiyle ilgili temel sıkıntı, sözlerin çok zayıf ve banal olmasıdır

 

NOT:

Müzik -çalgı -gına- hakkında sitemizde yazdığımız açıklamaları bu adamların gözüne sokmak lazım, hem yalan söylüyor hem dini tahrif ederek iftira atıyor, bunların din adına dini yıktıklarını anlamayana ne diyelim....

şu linklerde açıklamalarımız vardır.

http://www.alikarahoca.net/di%C4%9Fer-meseleler/551-m-aleti-mayrenmek-zaman-israfd-1.html

http://www.alikarahoca.net/di%C4%9Fer-meseleler/555-m-aleti-mayrenmek-zaman-israfd-2.html

http://www.alikarahoca.net/di%C4%9Fer-meseleler/556-m-aleti-mayrenmek-zaman-israfd-3.html


Salı, 17 Ağustos 2010 15:20 tarihinde güncellendi

AKILCI ENTELLERDEN BİRİ ... KIRBAŞOĞLU

Ramazan’da caz dinlenir mi? Yaz günü oruç tutmanın sevabı daha mı fazla? Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu cevapladı.

Murat Menteş'in röportajı

CAZ MAKBUL BİR MÜZİKTİR

• Bu sene İstanbul’da Ramazanda Caz organizasyonu yapılıyor. Ramazan ve caz müziği bağdaşır mı?


Pekala bağdaşır. Ramazanın bir ibadet, kulluk boyutu var, bir de eğlence boyutu var. Karagöz, meddah, ortaoyunu gibi. Din zaten inanç, medeniyet ve kültürün toplamından oluşan bir şey. Müzik esasen helaldir, haramlığı istisnaidir. Caz da pekala dikkate değer, makbul bir müzik türüdür. Ramazanın ibadet boyutunu bir kenara bırakıp yalnızca kültürel yönüyle ilgilenmek ya da eğlencesine yönelmek de hata olur. Lüks otellerde iftarlar, sabahlara kadar eğlenmelerden ibaret bir Ramazan da olmaz tabii. Caz müziğinin yalnızca zenginlerin takip edebileceği bir etkinlik olarak düzenlenmemeli. Gerekirse, varoşlarda da konser verilmeli.


• Nasıl yani?


Ramazan, tuzukuruların Ramazanı olmamalı. En önemli özelliği, kardeşliği, eşitliği sağlamasıdır.


• Müslüman olmayanlara, Ramazan’la ilgili bir öneriniz var mı?


Müslüman olmayanların da oruç tecrübesini yaşamalarını öneririm. Bu kültürü, özel deneyimi merak etmelerini ve sürece katılmalarını tavsiye ederim.



• Müslümanlar da kiliselere uğramalı mı mesela?


Elbette. Ben, çocuklarımı Bornova’daki İtalyan Kilisesi’ne götürdüm. Beraber yaşadığımız insanların inanış ve ibadetlerini, evrensel bir bakışla görmek gerekir. Bu gibi temaslar bize daha açık bir zihinle düşünme imkanı sağlar.

NOT:

Bu adamın dini inanç medeniyyet kültürden meydana geldiğine göre, buna göre eski helak olan kavimlerin kültürü önemli dedeğil demekki, yani terazide hile yapanlar, yol kesenler, lkivata yapanlar, kul hakkı yiyenler v.s. rezilikleri örf haline getirip kendilerine kültür diye huy ve ahlak yapanların helaki, hala daha bu kalın kafalı firavun zihniyyetini uyandırmamış...

Adamın dini cazlı kiliseli eğlenceli festival gibi birşey.... Yazık bunları ilahiyyatçı diye takdim edenlere sözüne değer verenlere.....

Salı, 17 Ağustos 2010 15:13 tarihinde güncellendi

İBRETLİK DEĞİL Mİ???

Fethullah Gülen neden kendini riske atıyor?

Bilindiği gibi, Fethullah Gülen, bir tür resmi web sitesi işlevi gören www.herkul.org’da (isimde bir yanlışlık yok!) yayınlanan mülakatında açık ve net bir biçimde 12 Eylül’de yapılacak referandumda “evet” oyu kullanılması çağrısında bulundu. Onun “Değil sadece kadını erkeğiyle, çoluğu çocuğuyla ve dünyanın dört bir yanına dağılmışıyla hayatta olan insanları, imkan olsa mezardakileri bile kaldırarak o referandumda ‘evet’ oyu kullandırmak lazım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da, ben zannediyorum ruhları koşar da. Çünkü demokrasi adına çok önemli bir adımdır” sözleri haklı bir şekilde geniş ilgi uyandırdı. Doğal olarak “hayır” için mücadele edenler kendisine tepki gösterdi, örneğin önce MHP lideri Bahçeli, ardından CHP lideri Kılıçdaroğlu “mezardakileri kaldıracağına ABD’den gelip kendisi oy kullansın” anlamında sözler sarf ettiler.

Bir gazeteci olarak 25 yıllardır Gülen’i, onun yazıp söylediklerini izlemeye çalışırım. Son mülakatın beni hayli şaşırttığını itiraf etmeliyim. Her şeyden önce şu noktanın altını çizmek lazım: Gülen’in, Nurcu hareketin ana gövdesinden kopup kendi cemaatini örgütlediği 1970 ortalarından itibaren Türkiye’de defalarca seçimler ve halkoylamaları yapıldı ama hiçbirinden önce bu kadar açık bir şekilde tarafını deklare ettiğine tanık olmamıştık. Çünkü Gülen stratejisini “siyasetten uzak durmak” ve “bütün partilere eşit mesafede bulunmak” ilkeleri üzerine oturtuyordu. Daha doğrusu oturttuğunu söylüyordu (ki son mülakatında referandumda bu kadar angaje olmasına rağmen aynı iddiasını koruyor ama MHP, CHP ve BDP’nin aynı kanıda olmadığı kesin) fakat onu ve cemaatini yakından takip edenler, her seçim öncesi cemaatin belli bir tercih içinde hareket ettiğini, bu tercihin de genellikle “en güçlü”den yana olduğunu biliyorlardı.

Örneğin Gülen’in 12 Eylül 1980 askeri rejimine muhalif olduğunu asla görmedik, bu bağlamda 1982 Anayasası’na da kesinlikle karşı çıkmadı. Hatta sırf zorunlu din derslerini anayasaya soktu diye Kenan Evren’i nerdeyse “cennetlik” ilan ettiğini de biliyoruz. Ama hemen sonra Turgut Özal’a yakın durdu. Onun gerilemesiyle Tansu Çiller’le çok iyi ilişkiler kurdu ve nihayet Bülent Ecevit ile tesis ettiği samimiyet sayesinde merkez sola da uzandı. Gülen, yıllar boyunca arasının hiç iyi olmadığı Milli Görüş hareketiyle, ancak AKP’nin kurulup tek başına iktidara gelmesiyle yakınlık kurdu.

 

NOT:

Kendini riske falan attığı yok, herhalde bu kadar basit düşünmez, ama durum -evet - demesini gerektirdiğinden, mecburen tarafını açıklamış, nasıl ki hassas noktalarda yaprığı açıklamalarla hükümete ve adamlarına ayar çekmişse, şimdi de telaşlanması gayet normal........

Sayfa 79 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.