.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

İMAM-I AZAM IN TALEBESİNE VASİYYETİ

İMAM-I AZAM’IN TALEBESİNE VASİYYETİ

İlim talibine, vasiyet kitabını tahsil etmesi lazımdır. O kitabı Ebu Hanife r. Aleyh, Yusuf bin Halid es-Semti’ye (r.aleyh) sohbetine katılıp ehline çocuklarına dönerken yazdı (verdi), o kitabı taleb eden bulur.

Üstadımız Şeyhül İslam Burhaneddin Ali İbni Ebi Bekr (kadde-sallahu sırreh-ul aziz) o kitabı memleketime dönerken yazmamı emr etmişti, ben de onu yazdım. İnsanların muamelelerinde fetva veren müftiye ve müderrise o kitap mutlaka lazımdır.

<< İmamı A’zam’ın talebesine tavsiyelerinden bazıları:

İlmi bir ihtiyaçtan dolayı sultana karşı saygılı ol, ona karşı tutumun, ateşe karşı tutmun gibi olsun. Ondan faydalanırsın, fakat uzak durursun.

İşlerinden birini sana arz ederse hemen onu kabul etme, taki ilimde senin ve mezhebinin rızasına uygun olduğunu bilene kadar.

İnsanlar arasında iken sana bir şey sorulmadıkça konuşma.

Gülme, kahkaha atma, sokağa çok çıkma.

İnsanların hatalı işlerine uyma, doğru işlerine tabi ol.

Genç oğlanlarla haşır-neşir olma, zira bu durum fitneye sebeb olur. Yol kenarlarında oturma, sokakta ve mescitlerde yemek yeme, meşrubatları içme. [1]

Dul olan, çocuğu olan kadınla evlenmemeye çalış. İlim tahsilini tamamla madan evvel evlenme. Zira aile fertlerinin ihtiyacı için meşgul olmak tahsili men eder.

İşlerde aceleci olma. Allahın zikrini insanlar arasında çok yap ki, senden bunu öğrensinler.

Beş vakit namazların peşinde kendine Kur’an ve me’sur dua-lardan vazifeler tayin et.

Ayın belli günlerinde kendin için oruç günü tayin et ki başka-ları da sana uysun.

Alış-veriş işlerini kendin bizzat yap, belki bunları beceren bir hizmetçi edin ve işlerini ona havale et.

Heva ve şer ehli ile oturma, ancak onları Hakka davet için olabilir. Kur’an ve sünnetten bildiklerinle, onların şüphesini açıkla, eğer kabul ederse ne âlâ, değilse onlardan Allah’a sığın.

Tamahkar ve yalancı olma, ekser hallerde beyaz elbise giyin, fakir olsan da kalbin zenginliğini izhar et.

Yüce himmetli ol. Yolda yürüdüğün zaman sağa, sola meyletme, altın-gümüş tartma (para ile iştiğal etme) bu işlerde başkasına güven.

İlim ehli yanında dünyayı hakir eyle, zira Allah katında olan daha hayırlı ve bakidir.

İnsanların arasında iken imamete seni takdim etmedikleri müd-detçe öne geçme.

Nikah işini oranın yetkilisine bırak. Cenaze, Cuma ve bayram namazlarını  da aynı şekilde görevlisine bırak.

Sana dua ile vasıyyet edeni unutma.

Benden bu vasıyyeti kabul et, ancak ben sana senin ve müslü-manların maslahatı için vasıyyet ediyorum.>>

 



[1] Hazır yiyeceklere necaset karışır ve imkanı olmayanların gözü kalır.

Çarşamba, 06 Ocak 2010 07:22 tarihinde güncellendi

İLİM TAHSİLİNDE NİYET HAKKINDADIR

İLİM TAHSİLİNDE NİYET HAKKINDADIR

Kişiye ilim tahsil etme anında mutlaka niyet etmesi lazımdır. Çünkü niyet bütün fiillerde asıldır.

 

قَالَ رَسُولُ اللهِ r إِنَّمَا اْلأَعْمَالُ بِالنِّيَاتِ

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edilen sa-hih hadisi şerifte “Amellerin -hükmü- ancak niyetlere göredir” [1] buyurul muştur.

<<Bu hadisi şerif, islam fıkhında pek çok mesele için temel kaideleri içermektedir.

Mesela Hanefi mezhebine göre abdest ve gusülde niyet farz değildir. Zira su yaratılışı itibarıyla temizleyici olup niyete ihtiyaç duyulmaz. Teyemmümde ise niyet farzdır, zira toprak su yerine temizleyici olabilmesi için kasıt ve niyetle onu kullanmak gerekir.

Şafii mezhebinde ise niyet farzdır. Zira zikredilen hadisi şerife göre niyetsiz amel olmaz, derler.

Kişi yolda bulduğu bir para kesesini alırken sahibine vermek niyetiyle alırsa o şey elinde emanet olur, helak olsa bir şey ödemesi gerekmez. Fakat alırken kendi kesesine katmak niyetiyle alırsa gasb etmiş olur ki sahibine ödemesi gerekir. İşte keseyi yerden alış fiili aynıdır, fakat niyetle hüküm değişmektedir.

Hicret hakkında varid olan bu hadisi şerif, Mekke’den Medi-ne’ye gidişin  neticesinde Allah ve Resulünün rızası varsa, bu hicret Allah ve Resulü için olmuştur. Eğer dünyalık elde etmek veya bir kadını nikahlamak için gidilmişse, belki o şeye nail olunur, fakat Allah ve Resulünün rızası olmaz.>>

Yine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet edildi:  “Nice işler var ki dünya  ameli gibi tasavvur edilir; fakat güzel niyetle ahiret ameli olur, yine ne kadar işler var ki ahiret işi suretinde tasavvur edilir, fakat kötü niyet sebebiyle dünya ameline dönüşür.”

 <<Yemek, içmek, uyku gibi işler, ibadete kuvvet niyetiyle olur-sa ahıret işlerinden sayılır. Fakat bazan riyakarlıkla yapılan ibadet-ler ahırette fayda vermez, dünyada kalır.>>

İlim taleb edenin Allah rızasına, ahireti kazanmaya, kendisin-den ve diğer cahillerden cehaleti gidermeye, dini ihya etmeye, islamı devamlı kılmaya niyet etmesi lazımdır, zira islamın bekası ilimledir. Cahillikle beraber sofuluk ve takva sahih olmaz.

<<İslamın emirlerinden olan iman, namaz, oruç ve diğerleri cehaletle birlikte hasıl olmaz. Yasak edilen küfür, içki, zina, kibir, hased ve diğerlerinden de cehaletle sakınılmaz.

 Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: “Cebrail’e ilim sahip lerinden sordum, dediki, onlar dünya ve ahırette ümmetinin kandille ridir.”

 Yine “Alimler, peygamberlerin varisleridir.” Yani bütün ümmetlerin alimleri, bütün peygamberlerin varisleridir. Bundan anlaşıldıki her dinin bekası ilimle mümkündür. İlmin bekası da alimlerle mümkündür, neticede dinin bekası alimler ile mümkündür.

قَالَ رَسُولُ اللهِ r مَنْ لَمْ يَحْزَنْ فَهُوَ مُنَافِقٌ فَاِنَّهُ لاَ مُصِيبَةَ اَعْظَمَ مِنْ مُصِيبَةِ مَوْْتِ الْعَالِمِ وَ اِذَا مَاتَ  الْعَالِمُ  بَكَتِ السَّمَاوَاتُ وَ سُكَّانُهَا سَبْعِينَ يَوْمًا

Bu hususta Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu buyurdu: “Her kim alimin ölümü sebebiyle üzülmezse o münafıktır. Zira alimin ölümünden daha büyük bir musibet yoktur. Alim ölünce, semavat ve sakinleri yetmiş gün ağlar.”

Halbuki Kur’anın ifadesi ile kafirlerin ölümüne semavat ağla-maz.

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَاْلأَرْضُ

“Onlar üzerine sema ve yer ağlamadı” [2]

Bu ayet, Firavunun helakinden bahseder. Helak olduktan sonra onlar için kimse göz yaşı dökmedi. Belki de herkes sevindi.

Yer ve gökler onların peşinden ağlamadı. Yani hiçbir kimse onlara aldırmadı.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyturdu “Hiç bir mümin yok ki gökte onun için iki kapı olmasın. Bir kapıdan rızkı çıkar, bir kapıdan ameli girer. Mümin ölünce bu ikisi tükenir ve onun üzerine ağlarlar.”

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, “Tezarru edin ve ağlayın, zira gökler ve yer güneş, ay, yıldızlar, Allah azze ve cellenin korkusundan ağlarlar.”

Hadisi şerifte şöyle buyuruldu “Ümmetimden bir çocuk doğduğu zaman meleklerin bazısı bazılarına sevinçten müjde verir, ümmetim den bir küçük veya büyük öldüğü zaman melekler üzerine ağlarlar.” [3]

Hidaye’nin müellefi Büyük imam Eş-Şeyh Burhaneddin, bazı alimlere şu şiiri söyledi:

“Fıskını açıklayan alimin fesadı çok büyüktür.

Cahil mukallidin -verdiği zarar- bundan daha büyüktür.

Bu ikisi alemlerde, dininde bunlara yapışan için çok büyük fit-nedir.

<<Fasık alim, kendisi asi olduğu halde insanlara kötü örmek olur, onları saptırır, zira cahiller fasık alimin işlerinin caiz olduğunu zannederek onun gibi yaparlar.

Bu gün insanların sözünü dinlediği pekçok etiket sahibi kim-seler kendi düşüncelerine göre dini hükümleri yorumlamaya çalışıp fetvalar üretmekle cahil ve gafil kimseleri kolaylıkla aldatmaktadır-lar.

Cahil kişi ibadet ve itikad hususlarında yanlışta olduğundan kendisine uyan kimselerin itikadını bozar. Bu sebeble fasık alimden daha zararlı olur.>>



[1] Buhari-Müslim

[2] Duhan suresi ayet: 29

[3] Bahrul Ulum Tefsiri, ilgili ayet açıklamasından

İLMİN FAZİLETİ

İLMİN FAZİLETİ

Muhakkak ilmin menkıbeleri ve faziletleri hakkında ayetler ve sahih, meşhur hadisler gelmiştir. Biz onları zikretmekle meşgul ol-madık bu kitab uzamasın diye.

<<İlimin fazileti hakkında bazı ayeti kerimeler:

“Allah’tan ancak alim kulları korkar.”

“Allah, içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir.”

İbni Abbas (radıyellahu anhuma) derki, alimler için mü’minler üzerine yediyüz derece üstünlük vardır, her bir derece arası, beşyüz senelik yol mesafesi kadardır.

“Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”

“Allah, adaletle kaim olduğu halde şehadet ettiki kendinden başka ilah yoktur;  melekler ve ilim sahipleri de (buna) şehadet etti. Ondan başka ilah yoktur, O, azizdir, hakimdir.”

“Mü’minlerin hepsinin topluca sefere çıkmaları doğru de-ğildir. Onların her kesiminde bir gurup dinde (ilimde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) geri döndüğünde onları ikaz et-mek için geride kalmalıdır. Umulurki sakınırlar.”  

İlimin fazileti hakkında bazı hadisi şerifler:

-   Ebud Derda (Radıyellahu anhu) ‘dan rivayet edildi. Re-sulullah sallallahu aleyhi ve sellemden işittim şöyle buyurdu: “Her kim, ilim talep ettiği bir yola girse (o yolda devam etse), Allah, onun için cennet yolunu kolay eder.

-   Muhakkak melekler, yaptığından razı olduklarından ilim talep eden kişi için kanatlarını sererler.

-   Muhakkak alim için, göklerde ve yerde olanlar mağfiret talep ederler, hatta denizdeki balıklar bile.

-   Alimin, abid üzerine fazileti, ayın diğer yıldızlar üzerine olan üstünlüğü gibidir. Muhakkak alimler, peygamberlerin varisleridir. Muhakkak peygamberler, miras olarak altın ve gümüş bırakmadılar, ancak ilmi miras bıraktılar.

-    Her kim ilmi alırsa, bol nasibi almış olur.” (Ebu Davud, Tirmizi)

Muaz İbni Cebel’den  (Radıyellahu anhu) rivayet edildi ki kendisi şöyle dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden şöyle buyurdu: “İlim öğreniniz, zira ilmi Allah için öğrenmek haşyettir. (Allah korkusudur.) İlim talep etmek ibadettir. İlim müzakeresi tesbih (Allahı zikretmek) tir. İlimden bahsetmek cihattır. Onu bilmeyene öğretmek sadakadır. Ehline ilmi döşemek kurbet (Allah’a yakınlık) tır, zira onunla helal ve haramlar bilinir. Cennet ehlinin yollarının alemidir. Vahşette yakın dosttur. Gurbette arkadaştır. Tenhada konuşulandır. Sevinçte ve zararda yol gösterendir. Düşmana karşı silahtır. Dostlar yanında süstür. Allahu teala onunla kavimleri yükseltir. Hayırda onları çekip götüren imamlar yapar. Eserleri kıssa olarak anlatılır. İşlerine tabi olunur. Görüşlerine müracaat olunur. Melekler onların dostluğuna rağbet eder. Kanatlarını onlara sürterler. Kuru yaş herşey onlar için mağfiret talep eder. Hatta denizin balıkları ve diğer haşeratı, yırtıcı vahşiler ve ev hayvanları. Zira ilim, cehaletten kalbleri dirilten hayattır, karanlıktan gözleri aydınlatan kandillerdir. Kul, ilimle hayırlılar menzillerine ve dünya ile ahıretin yüce derecelerine ulaşır. ilimde tefekkür, oruca denktir, ilim dersi geceyi kıyama denktir, onunla akrabalık bağları eklenir, onunla haram helalden ayrılıp bilinir, ilim, amelin imamıdır, amel ilme tabidir, saidler ona ilham olunur, şakiler ondan mahrum edilir.” (İbni Abdil-Berr)

İbni Abbas (radıyellahu anhuma) ‘dan rivayetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden şöyle buyurdu: “Her kim, ilim talep ettiği halde iken eceli gelirse, onunla peygamberler arasında nü-büvvet derecesi hariç (bir fark) olmaksızın Allah’a kavuşur.”  (Taberani)

  Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden şöyle buyurdu: “İlim talep ettiği halde iken ona ölüm gelirse, şehid olarak ölür.”

  Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden şöyle buyurdu: “Sadakanın en faziletlisi, müslüman kişinin ilim öğrenip sonra onu müslüman kardeşine öğretmesidir.”

  Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden şöyle buyurdu: “Her kim, insanlara öğretmek için ilimden bir kısım öğrense, yet-miş sıddık sevabı ona verilir.”

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemden şöyle buyurdu: “Ademoğlu ölünce amelleri kesilir, ancak üç kişi müstesnadır. Sadaka-i cariye (cami, medrese-yol-çeşme gibi), veya kendisi ile menfaatlenilen ilim (dini ilimler), veya onun için dua eden salih ev-lat.”

Ebu Ümame (radıyellahu anhu) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu  rivayet etti: “Alınmadan evvel şu ilme yapışın, onun alınması kaldırılmasıdır. Orta parmak ile baş parmağının yanındaki parmağını birleştirip topladı. Sonra buyurdu: Alim ve talebe hayırda ortaktır. Diğer insanlarda bir hayır yoktur.” (İbni Ma’ce)

  Diğer bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur: “Dünya ve içindekiler lanetlenmiştir, ancak Allah’ın zikri ve onunla alakalı şeyler, alim ve talebe müstesnadır.”

 (Burda zikrettiğimiz hadisi şerifler Terğib ve terhib isimli ha-dis kitabının ilim babında mevcuttur.)

 

İLİMLER HAKKINDA

ilmin tefsiri: ilim, zikredilen şeyler kendisi ile kaim olan kişi için, açılan, zahir olan bir sıfattır.

<<Seyyid Şerif Cürcani Hazretlerinin Tarifatında ilmin tarifi:

İlim: Vakıaya mutabık olan kesin itikaddır.

Mantıkçılara göre, akılda bir şeyin suretinin hasıl olmasıdır.

Şöyle de tarif edilmiştir: İlim, bir şeyi olduğu hal üzere idrak etmektir.

Bilinenden gizliliğin kalkmasıdır. Cehalet bunun zıttıdır.

İlim, derinleşmiş bir sıfat olup onunla külliyat ve cüziyyat idrak edilir.

İlim, kişinin bir şeyin manasına ulaşmasıdır.

Seyyid Şerif Cürcani Hazretleri şöyle devam eder:

 İlim iki kısma ayrılır: Kadim ve hâdis.

İlmi Kadim: Allah’ın zatı ile kaim olan ilimdir ki kulların son-radan elde ettikleri ilimlere benzemez.

İlmi hadi:  Kulların ilmi olup üçe ayrılır:

A: Bedihî ilim: herhangi bir mukaddimenin takdimine ihtiyaç duyulma yandır. Kişinin kendi varlığını bilmesi, bütünün cüzünden büyük olduğunu bilmesi gibi.

B: Zaruri ilim: mukaddimelere ihtiyaç duyulmadan hislerle hasıl olan ilim. Beş duyu organı ile hasıl olan ilim.

C: İstidlali ilim: mukaddimelerin takdimine ihtiyaç duyulan ilim. Yaratıcıyı bilmek, arazların ortaya çıkışını bilmek gibi.

İlmi Fi’lî: Başkasından alınmayan ilim.

İlmi İnfiâlî: Başkasından alınan (tesirlenilen) ilim.

İlmi husulî: Zihinde bir şeyin sureti hasıl olduktan sonra o şeyin ilminin hasıl olmasıdır.

İlmi Huzurî: Bir şeyin suretinin zihinde hasıl olmadan kişide hasıl olması. İnsanın kendi varlığını bilmesi gibi.

Bu iki kısım İmamı Rabbanî (kuddise sırruhu) tarafından şöyle açıklanır:

İlmi husuli: Çalışmakla, gayretle elde edilen ilimdir ki bütün mahlukatın ilmi bu kabildendir.

İlmi Huzuri: Mevlanın manevi huzurunda verilen ilimdir ki bunda çalışmanın bir tesiri yoktur. Bundan bir cüz, ilmi husulinin tamamından daha üstün ve fazladır.

Ayrıca bildiğimiz bazı ilim dalları da şöyledir:

İlmi meanî: Muktezayı-hale uygun olan arapça lafızların hallerini bildiren ilimdir.

İlmi badii’: Muktezayı-hale mutabık olduktan sonra, kelamı güzelleştirme vecihlerini bildiren ilimdir.

İlmi kelam: İslam kaidesi üzere mevcudatın zatına arız olan şeylerden bahseden ilimdir. Mebde ve mead meselelerini bildiren ilimdir. Daha açıkçası, Yaratıcının zatı ve sıfatlarında, kabir, ahıret hallerinden ve diğer bütün itikadi konulardan bahseden ilimdir.

İlim Rabbimizin en çok sevdiği vasfıdır ve onu da sevdiğine na-sib eder. İlimle eşya kişiye aydınlanır. >>

<<İlim sebebleri insanlar için üç türlüdür.

Evvelkisi salim hislerdir. İkincisi doğru haberdir. Üçüncüsü akıldır.

Hisler beş tanedir: İşitmek, görmek, tad almak, dokunmak, koklamak. Bunlar ile elde edilen ilim hisler sağlam olduktan sonra kesindir.

Doğru haber: Peygamberin verdiği haberler ve mütevatir ha-ber. Bu iki şekildeki haber yakini olmakta son derece katidir. Din hususlarında inkari küfürdür.

Akıl: İnsanı hayvandan ayıran bir özellik olup ilim vasıtası olarak bizde bulunan en büyük alettir. Bununla kişi mükellef olur. Fakat akıl kendi başına müstakil delil değildir, kitap ve peygamber gelmekle vazifesini idrak edebilir.>>

Sayfa 374 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.