.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

ÂDEMİN SURETİ....

allah_c.c.jpg-Allahu Teala Âdem’i a.s. Sureti Üzere Yarattı- Hadisi Şerifi:

 

Bu konu müteşabihattan olup hakkında değişik teviller yapılmıştır.

 -عن أبي هريرة رفعه خلق الله آدم على صورته-

Fethul Bari’ Askalani, c:57, sah:4 te şöyle der:

Zamir Allah lafzına döner, bu hususta bazı rivayetlerde gelen ibareye dayanıldı :  على صورة الرحمن “Rahman’ın sureti üzere” Suretten murad, sıfatı demektir. Mana: Allahu teala Âdem’i a.s., sıfatlarından ilim, hayat, işitmek, görmek ve diğerleri üzere yarattı. Her nekadar Allahu teala’nın sıfatlarına hiçbir şey benzemese de.

Yani Allahu teala, halifesi olacak insanın babası Âdem’i a.s, kendini bilecek tanıyacak ve hükümlerini yeryüzünde tatbik edecek bir kıvamda yarattı, “Muhakkak biz insanı en güzel bir kıvamda yarattık” ayeti bunu bildirir.

 

Askalani, c: 25, sah: 205 te şu malumatı veriyor:

 

Ebu Hureyre’den r.a. merfu’ olarak: “Allah, Âdemi kendi sureti üzere yarattı”

Bazıları zu’m etti (yanlış anladı) ki, burdaki zamir (-hi- lafzı) Âdem’e döner, yani -onu ilimle vasıflı yarattı- manasında olur. Zira ilimle, insanı diğer canlılara üstün yapmıştı. Bu görüşe ihtimal vardır;

Halbuki Harbu-l Kirmani Sünnet isimli kitabında şöyle demiştir: İşittimki İshak ibni Raveyh şöyle dedi: Sahihtir ki Allahu teala Âdem’i Rahman’ın sureti üzere yaratmıştır.

İshak Kösec derki: Ahmed’i işittim ki şöyle diyordu: Bu sahih hadistir.

Bu hadsi şerifin hakiki manasını anlamak, her ilim ehlinin işi değildir. Rasih alimlerden olan, tasavvufun derinliklerine vakıf olan, İmamı Rabbani k.s. gibileri ancak bunu izah edebilir. Bu hususta Mektubatı Rabbani’de alakalı mektublar vardır.

İnsan nüshayı camiadır, yani pek çok özellikleri kendinde toplar. Küçük alemdir. Alemde ne varsa, onların bir numunesi insanda saklıdır. “İnsan benim sırrım, ben insanın sırrıyım” hadisi kudsisi bu manaya işarettir. Ayrıca “Nefsini/ruhunu bilen, Rabbisini bilir” hadisini de bu noktada zikretmeliyiz, zira insanı insan yapan ruhtur, ruh Allah’tan gelmiştir. Ruh mahluktur ama keyfiyyetini bilemiyoruz. Bedenle alakalıdır, ama bedenin neresindedir bilemiyoruz. O halde ruhumuzun özelliklerini bilirsek biraz olsun onu tanırız, böylece de sahibi olan Rabbisini tanırız. Ruhun suretsizliğinden, bilakeyf olan Rabbimizi tanımaya yol bulabiliriz.

Ruhta ilim var, hayat var, işitmek, görmek, konuşmak, irade, kudret ve icat vasıfları var. Bu sayılan sekiz vasfın asılları Allahu teala’da olup bizlere o sıfatlarından zıller/gölge ler ve suretler aksettirmiştir. Bu akseden zıllerle meydana gelen ruhumuz asıl insandır, asıl gören, işiten, konuşan işte ruhumuzdur. Beden ruhun kalıbıdır, imtihan için irtibatlan-dırıldığı kafesidir. Bedenin esaretinden kurtulup rabbisine dönerse, manevi mesafeleri aşıp miraç yaparsa, o zaman ruh Rabbisine ulaşır, Rabbisini Rabbisiyle bilir, bulur ve tanır. Artık eski düşük ilimleri, yüce ilimlere dönüşmüştür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Perşembe, 16 Nisan 2009 20:45 tarihinde güncellendi

HADİSİ ŞERİF Mİ DEĞİL Mİ?

kitap25.jpgNEFSİNİ BİLEN RABBİSİNİ BİLİR HADİSİ ŞERİFİ

 

Sofiyye kitablarında çokca zikredilen rivayetlerden biri de “Nefsini bilen Rabbisini bilir” lafzıdır. Bunun hadisi şerif olup olmaması hakkında bir takım rivayetler vardır. Biz araştırdığımız pek çok eserden, netice olarak genel kanaatin hadisi şerif olduğu sonucuna vardık. Her nekadar bazi alimler bu lafzın mevzu veya aslı olmadığını söylemişlerse de, şimdi aktaracağımız eserlerin sahipleri bunun hadisi şerif olduğuna itibar etmişler ve böylece tasavvuf eserlerine nakledilmiş oldu. O halde hakkında ihtilaf olan şey, en azında sağlam bir kaynağa dayanma ihtimalini taşıdığından direk olarak inkar edilemez. Uygun bir mana ile yorumlanıp, faziletliamellerde, güzel anlayışlarda delil yapılabilir.

 

قال صلى الله عليه وسلم « من عرف نفسه فقد عرف ربه »

 

 

 

Bağavi Tefsiri: c: 1 sah: 153

Hadisi şerifte şöyle geldi: “Kim nefsini bilrse, Rabbisini bilir.”  

Haberlerde (rivayetlerde) şöyle geldi:  Allahu teala Davud a.s. vahyetti; Nefsini bil, beni bilirsin.

Davud a.s. dedi: Ya Rabbi! Nefsimi nasıl bileyim? Seni nasıl bileyim?

Allahu teala ona vahyetti: “nefsini zafiyetle, acizlikle, fani olmakla bil, beni de kuvvetle, kudretle ve beka ile bil.”

 

Alusi Tefsiri: c: 1, sah: 53

Zariyat 20-12. ayetlerin tefsiri: Bilakis nefsini bilen, Rabbisini bilir.

152. sayfada:

Bu, şu sözde kasdedilen ruh tur: “nefsini bilen, Rabbisini bilir” Nefsi natıka diye isimlendirilir.

Cilt: 10, sayfa: 15 te:

Bu sebeble denildi: “nefsini bilen, Rabbisini bilir” Allahu teala ve tebareke, Âdem’e secde edilmesini tesviyesine ve ona ruh üfürülmesine bağladı. Zira isimler ve sıfatların nurları, Zat’ın tenzih yücelikleri işte o zamanda açığa çıktı. Vaktaki iş tamam olunca, nüsha tamam olunca, Hak’kın nurları zahir oldu, esrar satırları okundu ve (melekler) kendilerini küçük gördüler. “Bütün melekler secde ettiler.”

 

Razi Tefsiri: c:1, sah: 82

Şu kavli şerifi Nebevi kelimelerdendir: “nefsini bilen, Rabbisini bilir”

Mana: Nefsini zafiyetle, kusurla bilen, bilirki Rabbisi her şeye kadirdir. Nefsini cehaletle bilen, Rabbisini fazıl ve adaletli bilir. Nefisin halin değişikliği ile bilen, Rabbisinin kemal ve celalini bilir.

C:5, sah: 11 de:

Aleyhissalatu ves-selamın kavli: “nefsini bilen, Rabbisini bilir”

Mana: Nefsini hudus ile bilen,Rabbisini kıdem ile bilir. Nefsini imkan ile bilen, Rabbisini vucubla bilir. Nefsini ihtiyaçla bilen, Rabbisini istiğna ile bilir. Halk hakkında tefekkür bu bakımdan mümkündür. Amma Halık hakkında tefekkür, elbette mümkün değildir. O takdirde hakikati ancak selb ile tasavvur edilebilir. Şöyle diyebiliriz: O (Mevlamız) cevher değildir, araz değildir, mürekkeb ve müellef değildir, bir cihette değildir.

 

Nazmud- Durer: c:7 sah:377

İkincisi nefislerdir. Zira nefsini bilen, Rabbisini bilr. Yani, ruhunu bilen, onun cevher olduğunu, bedende işleri tedbir ederek tasarruf ettiğini bilen, sıfatlarını bilr ki o sıfatları bedensiz de bakidir, kıvamında bedene muhtaç değildir. Belki beden ona muhtaçtır. Ayrıca ruh, marifet mahallidir. İşte herkim şu gibi marifetleri bilirse, Rabbisini ve sıfatlarını bilir: vahdaniyyetini, ilmini, kudretini, iradesini, alemin tamanındaki tasarrufunu. Yani Allahu teala’nın vucudu, gayrısının vucuduna zıttır.

 

Tefsurul-Lubab libni Adil: c: 16, sah: 95

Kıyametin kaim olmasından maksud, nefislerin hallerini ortaya çıkartmaktır. sallallahu aleyhi ve sellem’in buyurduğu gibi: “Kim nefsini bilrse, Rabbisini bilir”

 

Nisaburi Tefsiri. C:2, sah: 172

Orada, nefsini bilen Rabbisini bilir. Burası, -ev edna- (daha yakın oldu) makamıdır. Orda Allaha dönersiniz. Zira vucudunun başlangıcı, nefhadır (ruha üfürülüş), son halin cezbedir. İşte bununla Âdem’i a.s. seçti, Nebisini keremli yaptı. 

 

Tefsiri Hakkı, c: 1, sah: 69

“Nefisini bilen Rabbisini bilir” Rabbisini bilen, gayrısını terk eder. Ehlullahı ve havassını bilir. Onlardan yüz çevirmez. Onlara izzetle bakar.

C:1, sah: 313

Hadisi şerifte geldi: “Nefisini bilen Rabbisini bilir”

C:1, sah: 363

“Nefislerinizde de (ayetler yaptık), hala daha görmeyecekmisiniz..” ayeti, şu hadisi şerifin tahkikidir:

“Nefisini bilen Rabbisini bilir” Zira nefsi, Rabbisinin cemalinin aynasıdır. Rabbisinin halini, alem aynalarında ve nefsinin aynasında Hak’kın göstermesiyle insandan başkası müşahede edemez. “yakında onlara ayetlerimizi göstereceğiz” Bil ve idrak et ki, Rabbinin kudretini anlayasın ey miskin.

 

Bahrul Medid c: 3, sah: 361

“Nefisini bilen Rabbisini bilir” Muhakkak bana bu hadisi şerifin sırlarından, açıklaması vacib olan, vasıflaması güzel olan şeyler zahir oldu. Bunlar: Allahu subhanehu, ruhu şu cisim cüssesine koydu. Latif ve lahuti olan ruhu, kesif olan nasuti bedene. Bununla, vahdaniyyetine  ve rabbaniyyetine delalet etmek için.

Bu istidlal on şekildedir:

Birincisi: Şu insan heykeli, hareket ettirici ve tedbir ediciye muhtaç olunca, şu ruh ta onu hareket ettirir ve tedbir eder olunca, bildik ki şu alemin de bir hareket ettirici ve tedbir ediciye ihtiyacı vardır.

İkincisi: Cesedin tedbir edeni bir olunca, bildikki alemin de tedbir edeni birdir, tedbir ve takdirinde ortağı yoktur. “Şayet gökler ve yerde ilahlar olsaydı, elbette bu ikisi fesada uğrarlardı” (Enbiya:22) 

Üçüncüsü: Şu cisim, hareket ettiricisi olan ruhun hareketi ve iradesiyle ancak hareket eder olunca, onun hayırlı veya şerli bütün hareketleri de ancak, Allahu teala’nın hareket ettirmesiyle, kudret ve iradesiyle olduğunu bildik.

Dördüncüsü: Cesette ancak ruhun ilmi ve şuuruyla ancak bir şey hareket eder olunca, (bu durumda) cesedin hareketinden olan şeyler ruha gizli kalmaz; bu sebeble bildik ki Allahu teala’dan yerde gökte zerre kadar bir şey gizli kalmaz.

 Beşincisi: Şu cesette olan şeylerden hiçbir şey ruha, ruhtan daha yakın olmayınca, bildik ki Allahu teala herşeye çok yakındır, hiçbirşey ona kendinden daha yakın değildir. Mesafe yakınlığı şeklinde değil, zira bundan münezzehtir.

Altıncısı: Ruh cesetten evvel mevcut olunca, o yok olduktan sonra da mevcut olacaktır. Bundan anladık ki Allahu teala da halktan evvel mevcuttur, halk yok olduktan sonra da mevcut olacaktır. Zail olmaz, yok olmaz, zevalden mukaddestir (münezzehtir.)

Yedincisi: Ruhun cesette olup keyfiyyeti bilinmeyince, bildik ki Allahu teala keyfiyyetten mukaddestir.

Sekizincisi: Ruhun cesette keyfiyyeti bilinmeyince, nerde olduğu bilinmeyince, bilakis ruh cesette mevcuttur ve seyreder, cesetten hiçbir yer ondan boş değildir, aynı şekilde Hak subhanehu da tüm mekanlarda mevcuttur, ama mekandan ve zamandan münezzehtir.

Dokuzuncusu: Ruh cesette hissedilmez ve dokunulmaz olunca, bildik ki Allahu teala da hissedilmekten ve dokunulmaktan münezzehtir.

Onuncusu: Ruh cesette gözle idarak edilemeyince, suretle temsil edilemeyince, bildik ki Allahu teala da gözlerle idrak edilemez, suret ve eserlerle temsil edilemez. Güneş ve aya benzetilemez. “Onun misli gibi bir şey yoktur, O, işitir, görür.”  (Şura:11)

Ebu Said el harraz’a ruhtan sordular, mahlukmu dur?

Evet, dedi. Şayet böyle olmasaydı, asla Rububiyyeti ikrar etmezdi. Şöyle dedi “Belâ” (Evet, sen bizim Rabbimizsin.)

 

Himyanuz Zâd c: 1, sah: 39

Bu sebeble Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Kim nefsini bilirse, Rabbisini bilir.” Yani, nefsinin sıfatları, Rabbisinin sıfatlarının zıttı olmasını.

C: 9, sah: 237

Hadisi Rabbani (kudsi) de: “Kim nefsini bilirse, Rabbisini bilir. Kulum bana nafilelerle yanaşmaktan zail olmaz (daim olur), öyleki onu severim. Onu sevdiğimde, onun için kulak olurum, göz olurum, lisan olurum, el olurum, kalb olurum, benimle işitir, benimle görür, benimle tutar. Göklerim yerlerim beni almaz, kulumun kalbi beni alır. Kulum beni zikrettiği zaman ben onun meclis arkadaşıyım.  Kim bana bir karış yanaşırsa, ben ona bir zira’ yanaşırım. Kim bana bir zira’ yanaşırsa, ben ona bir kulaç yanaşırım. Kim bana yürüyerek gelse, ben ona koşarak gelirim.”

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Benim bir vaktim varki, rabbimden başkası orda olamaz. Ben sizin biriniz gibi değilim. Ancak Rabbimin yanında geceliyorum, beni yediriyor, içiriyor.”

 

Makasıdı Hasene, c: 1, sah:220

Hadisi şerifin te’vilinde denildi: “Nefsini bilen, Rabbisini bilir” yani, kendini hudusla, Rabbisini kıdemle bilir. Nefsini fena (yokluk) ile bilen, Rabbisini beka ile bilir.

 

Enes’ten r.a. “Nefsini bilen, Rabbisini bilir. Rabbisini bilenin lisanı tutulur.”

 

Şarani’nin Tabakatı Kübra’sı c:1, sah:226

“Nefsini bilen, Rabbisini bilir” hadisinin manası hakkında şöyle derdi: nefsinin züllünü ve aczini bilen, Rabbisinin izzet ve kudretini bilir. Derimki, bu en sağlam cevabtır.

 

Sehavi’nin Makasıdı Hasene’si, c:2, sah: 78

1149: “Nefsini bilen, Rabbisini bilir” hadisi hakkında Ebul Muzaffer bin Sem’ani, merfu’ olduğu bilinmez dedi. Yayya ibni Muaz er razi tarafından hikaye edilmiştir. Tevilinde şöyle denildi: Nefsini hudusla bilen, Rabbisini kıdemle bilir. Nefsini fena ile bilen, rabbisini beka ile bilir.

 

Diğer bazı kaynakları da zikredelim:

 

Zerkeşi’nin meşhur hadisler hakkındaki Le’ali Mensure’si c:1, sah: 129 Mu’cemi Muellefin, c:7, sah: 318 Esnâ Metalib, c:1, sah: 277 no: 1435 Keşful Hafa, c:2, sah: 262 Durrul Mensure c:1, sah: 18 - Mirkatul mesabih c:1, sah: 350

Bu ve diğer kitablarda zikredilen şu “Nefsini bilen, Rabbisini bilir”  ibaresinin hadisi şerif olduğu kanaati yaygındır. Ancak ehli sünnetten myuhaddis İmam Nevevi ve ehli sünnetten ayrılan ibni Teymiyye bu ibarenin hadis olmadığını söylemiştir.

Bizim için önemli olan, şu saydığımız ve daha pek çok eserin, hadisi şeriftir diye itibar ettiği bir lafzı, artık tartışma konusu yapmamak ve nasıl bir mana ifade ettiğini anlamaya çalışmaktır. İnşaallah diğer bazı tartışmalı lafızları da kaynaklarından sizlere takdim edeceğiz. Yukarki rivayetleri 3 bin kadar Arapça temel eserin taramasından elde ettiğimizi de hatırlatırız.

Perşembe, 16 Nisan 2009 20:44 tarihinde güncellendi

Aksa yı savunmak

mescid-aksa.jpgAksa’yı savunmak için hazırlıklar tamam
Bugün Yahudilerin Hamursuz Bayramı kutlamaları nedeniyle Aksa Camisi’ne yönelik herhangi bir saldırıya karşı İslami ve ulusal Filistin kuruluşları tüm önlemleri aldı.
Perşembe, 16 Nisan 2009 12:52

Haber Merkezi / TİMETURK 

Yahudilerin her yıl 8 gün boyunca kutladıkları Hamursuz Bayramı Etkinlikleri, Aksa Mescidi’ne yönelik herhangi bir saldırıyla sonuçlanabilir endişesiyle İslami ve ulusal Filistin kuruluşları tarafından alınan sıkı hazırlıklarla karşılanıyor. Bugün Yahudilerin tören yapmak gayesiyle Aksa Mescidi’ne yürüyüş yapmaları ve tutucu Yahudilerin mescidi yıkmaya kalkmaları ihtimali sebebiyle Filistinliler seferberlik ilan ederek sabah namazından itibaren Aksa Mescidi’nin içinde dışında toplanmaya başladılar. Filistin İslami Hareketi, Filistinlilerin dört bir yandan toplanıp getirilmeleri için yüzlerce otobüs sağladı. Filistinli kurumlar, İsrail hükümetine olası kötü ihtimallere karşı sert uyarılarda bulunarak neticede olacaklara katlanmaları mesajları verdiler. 

Kudüs’te organizatörler, kurumlar, Filistinli ulusal ve İslami kitleler, Yahudilerin Hamursuz Bayramı gerekçesiyle, binlerce yerleşimci ve radikal Yahudi’nin tören yapmak ve kendilerine has sembollerini bırakmak için Aksa Mescidi’ne saldırma girişimlerine karşı hazırlanıyorlar.  

Filistin Başbakanı Kudüs İşleri Danışmanı Hatim Abdülkadir, yaptığı açıklamada bugünü “Kudüs’ü savunmak için toplanma günü” ilan etti ve Aksa Mescidi’nin içinde yoğun şekilde yayılmak için gerekli düzenlemelerin yapıldığını söyledi.  

Filistinliler arasında tam koordinasyon 

Danışman Abdülkadir ayrıca, işgalci yönetimin Filistinlilerin mübarek mescide girmelerini engellediğine dikkat çekerek buna karşılık Filistinli vatandaşlarla özellikle de İslami hareketle çok sayıda kişinin Aksa Mescidi’ne toplanması için koordinasyon sağlandığını belirtti.  

Abdülkadir sabah namazından itibaren, sabah saatlerine hatta öğlene kadar mescide girebilmek için her türlü yolu deniyeceklerini ifade etti. Ayrıca toplanmalarının sadece Aksa Mescidi’ni savunmak gayesiyle olduğunu, kimseye saldırmak ya da zarar vermek gibi bir gayelerinin olmadığını vurguladı.  

Ardından da Kudüs İslami, ulusal kurumlarının ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün toplanma çağrısının amacının yerleşimci ve radikallerin Aksa Mescidi’ni yıkmaya kalkmalarını engellemek ve İsraillilere şu mesajı göndermek olduğunu söyledi: “Filistinliler Aksa’dan vazgeçmeyecekler ve Aksa Mescidi’nin İslami hürmetine bir dokunuş dahi bizim için kırmızı hattır.” 

Abdülkadir, İsrail hükümetine yerleşimcilere ve radikallere Aksa’ya girmeleri için yürüyüş izni vermeleri halinde sonuçlarına katlanmaları uyarısında bulunduklarını vurgulayarak, orada toplanan Filistinlilerin yerleşimcilerin sebep olacakları bir tartışma karşısında elleri kolları bağlı kalmayacaklarını belirtti. 

Abdülkadir, geçtiğimiz Salı günü İsrail polisi tarafından genel seferberlik çağrısında bulunması nedeniyle uyarıldığını ancak kendisinin bunu savunma maksadıyla yapmaları gerekçesiyle reddettiğini söyleyerek Filistinliler ve İsrail polisi, yerleşimciler arasında çıkabilecek olası çatışmalara işaret etti. 

İslami hareketten yüzlerce otobüs 

Filistin’deki İslami Hareket liderinin vekili, Aksa Mescidi’ni savunmak için hazır olduklarını ve bu sabah namazından sonra Yeşil Hattın dâhilindeki Filistinlileri evlerinden toplamak için yüzlerce otobüs hazırladıklarını söyledi. 

Şeyh Kemal Hatib, Kudüs hususundaki konumları ve Kudüs’e yakınlıkları hususunda kendilerine Kudüs’ü savunma saygınlığını verdiklerini ifade ederek: ‘Biz, Kudüs’e en yakın Filistinli Araplarız, Müslüman Araplarız. Bu nimet, kendisinin koruma bekçileri olmamızda vücut bulan bir şükür gerektirir’ dedi. 

Şeyh Hatib, binlerce kadın, erkek, küçük büyük Filistinlinin Aksa’ya bağlılıklarını göstermek ve Aksa’yı Arap ve İslam işgalinden –dediklerine göre- kurtarmak isteyen bu bozguncuların Aksa’nın kutsallığına dokunmalarını engellemek için toplanacaklarını ekledi.  

İsrail’in icraatları  

Şeyh Hatib, radikal Yahudilerin Aksa Mescidi’ni yıkmalarını kuvvetle destekleyen İsrailli kurumu, böyle bir yıkım söz konusu olduğu taktirde her türlü kötü sonuçtan sorumlu tuttu. İsrail radikal hükümetinin desteği altında gerçekleşebilecek her türlü çekişmeye, çatışmaya da tüm kuvvetleriyle karşı koyacaklarını belirtti.  

Şeyh Hatib şöyle dedi: “Biz, İsrailliler gibi donanıma ve silahlara sahip değiliz. Ancak bizim yanımızda; Aksa’yı savunan Hakk bulunuyor.” Hatib, İsraillilerin aşırılıklarının istenmeyen boyutlara ulaşmaması uyarısında bulunuyor.  

Diğer yandan El Yazmaları ve Aksa Mirası bölüm başkanı, İsrailli kurumun, İsraillilerin bayramı başladığından beri Kudüs’te ve Aksa Mescidi’nin içinde birçok tedbir aldığını vurguladı. Bu kapsamda İsrail polisi cami içinde ve dışında yoğun bir şekilde yayıldı. İslami vakıfların faaliyetlerine de aşırı karışmaya başladılar.  

Dr. Nacih Bekirat ise, İsrail polisinin, yerleşimcilere Aksa’ya toplu olarak Batı Kapısı’ndan giriş çıkış izni vermesine karşın hem giriş hem de çıkış esnasında Müslümanlara yönelik teftişlerini artırdığına dikkat çekiyor.  

Dr. Bekirat, İsrail’in bu tutucu tavrının Filistin’in içinden ve Kudüs’ün kenar mahallelerinden gelen Filistinlilerin nefretiyle karşı karşıya kalacağını söylüyor. Yerleşimcilerin saldırılarına karşı bugün 3000’in üzerinde Filistinli toplanacak.

Perşembe, 16 Nisan 2009 20:42 tarihinde güncellendi

MEHMET TALU DA GAZOZLARDAN ŞİKAYETÇİ

gazoz_byk.jpgİçinde alkol bulunan gazlı içeceklerden uzak durun...
 

Kim ne derse desin, içinde alkol bulunan gazlı içeceklerden uzak durmak kaçınılmazdır

Soru: Bazı kimseler de içinde alkol bulunan gazlı içeceklerin haram olmadığını, dolayısıyla içilebileceğini söylüyorlar ve şu noktalardan hareket ediyorlar: Dince pis olan nesne az suya veya az sıvı maddeye karıştığı zaman su ve sıvı pis olur; içilmez ve onunla dînî temizlik yapılmaz. Çok suya pislik karıştığı zaman ise suyun rengi, tadı ve kokusundan biri, katışan pislik belli olacak şekilde değişmedikçe su pis olmaz. Gazlı içecekler büyük tanklarda yapılıyor, bunların içindeki sıvı, su, müctehidlerin birçoğuna göre "çok"tur. Buna göre gazlı bir içeceği elinize aldığınızda koklayınca alkol kokmuyorsa, tadınca alkol tadı vermiyorsa, bakınca alkol rengini almamış ise, o içecek temizdir, helaldir.

Cevap: Bismillahirrahmânirrahîm.

Gazoz ve alkol karıştırılan diğer meşrubatların, içine pis bir madde düşen "büyük su"ya kıyas edilmesi kesinlikle doğru değildir. Zira,"Suların pis olmak husûsu"ndaki hükmü "kolaylık" esası üzerine kurulmuştur. Çünkü kıyas, su "küçük" de olsa "büyük" de olsa içine necaset düşmekle pis olacağını îcâb ettirir. Şu kadar var ki, 'necaset hükmü' bir takım sulardan düşürülmüştür". (Ekmelüddîn el-Bâbertî, el-İnâye, Fethu'l-Kadîr kenarı: 1/55)

Kısacası, suların temizlikte kullanılması "zarûret" veya onun yerine geçecek "hacet" sebebiyle, "genişlik esasına dayalı olarak hüküm alır". (Hidâye, Fethu'l-Kadîr: 1/55)

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, sularda olan temizlikteki esas "zarûret"tir. Bu genişlik olmasaydı abdest, gusül, elbiselerin yıkanması ve yerlerin temizlenmesi, -bilhassa suyun zor bulunduğu sıcak memleketlerde- neredeyse imkânsız hale gelecek, hayat yaşanamaz olacaktı. Hâlbuki bu, sözü edilen meşrubatlarda yoktur. Sözün kısası, alkollü meşrubatların büyük sulara kıyas edilmesi, yani: "İçine pis bir şey düşen her büyük su tadı rengi kokusu değişmedikçe temizdir. Meşrubatlardaki alkoller de büyük suya atılmış necasetlerdir. Öyleyse içine alkol atılan büyük tankerlerde yapılan meşrûbâtlar da temizdir." şeklinde bir kıyas yapılması batıldır. Çünkü, büyük suların hükmü "alâ hilâfi'l kıyâs" yani kıyasa ters olarak vâki olan bir hükümdür. "Gazoz içmenin meşrû' olub olmadığı" gibi bir başka şey ona kıyas edilmez.

Özetle: Çok su'yun, rengi, tadı ve kokusu değişmedikçe içine düşen az bir miktar necaset sebebiyle "pis" sayılmaması, suyun temizlik, abdest, gusül vs. de kullanımının yaygın olması ve içine hiçbir surette pislik karışmamış su bulmanın her zaman mümkün, kolay olmaması sebebiyledir. Dolayısıyla içecek meselesiyle bu husus birbirine karıştırılmamalı, kıyas edilmemelidir. Birinde "zaruret" veya "ihtiyaç" bahis konusu iken diğeri böyle değildir. Beş büyük küpe yarım bardak şarab veya rakı, yahut votka veya idrar karıştırılırsa, ne rengi ne tadı ne de kokusu değişmez. Öyleyse, artık onu o suyu içmek helal mi olur? Sübhânellah!..

Ayrıca: "Gazlı içecekler büyük tanklarda yapılıyor, bunların içindeki sıvı-su, müctehidlerin birçoğuna göre "çok"tur." Denilerek, gazlı içeceklerin yapıldığı büyük tankları, Fıkıh kitaplarının tarif ettiği "çok su"ya benzetmek te bir yanılgıdır. Çünkü gazlı içeceklerin yapıldığı büyük tanklar, görünüş ve şekil itibariyle Fıkıh kitaplarının tarif ettiği "çok su"ya değil, su kuyularına benzemektedirler. Öyle ise KUYULAR HAKKINDAKİ HÜKÜMLERe bakmak gerekir.

Kuyular, suları ne kadar çok olursa olsun, yüzeyleri yüz arşın kare, yaklaşık 46,24 metrekaresine ulaşmadıkça veyahut daima akıp giden bir su yolu üzerinde bulunmadıkça, küçük havuz hükmündedirler. Bu yüzden içlerine düşecek şeylerden dolayı, haklarında aşağıdaki hükümler geçerli olur.

Mehmet Talu - Milli Gazete
Perşembe, 16 Nisan 2009 20:39 tarihinde güncellendi

Sayfa 199 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.