Hz.
Hüseyin (ra) anlatıyor: "Biz Kâbe-i Muazzama'yı tavaf ediyorken
birdenbire bir kişinin acı dolu sesini işittik. O kişi: 'Ey darda
kalmışların duasına icabet buyuran... Ey bela ve musibete uğrayanların
ıstıraplarını gideren...' diyerek, yalvara yalvara dua ediyor ve yaşlı
gözleriyle Allah Teâlâ'dan merhamet talep ediyordu. Uğradığı felaketten
kurtulmak için dua ediyordu.
Babam, Ali bin Ebu Talip, adamının bu durumunu görünce bana; 'Ey
Hüseyin' Hakk'ın takdirine çarpılmış, günahlarının bağışlanmasını
Rabbinden ağlayarak isteyen şu kimsenin arkasından git ve onu bana
çağır' dedi.
Ben de çabucak, koşa koşa o adama yetiştim ve Müminlerin emiri Ali
bin Ebu Talip (ra) seni istiyor, kabul et' dedim. Yüzü güzel ama sağ
tarafı tamamen çökmüş bu zavallı adam, sürüne sürüne babamın yanına
geldi. Birlikte babamın yanına girince; babam, adama ismin nedir diye
sordu. Adam: 'Menazik bin Lahak'tır' dedi. Babam: 'Bu duruma nasıl
düştün, bu vaziyete maruz kalmana sebep nedir?' diye sorunca adam
anlatmaya başladı:
'Ey Müminlerin emiri! Ben Araplar arasında çalar oynar, geçinen bir
kimse idim. Gençliğim oyun ve eğlence ile geçiyordu. Kendimi bir türlü
zevkten, gülüp eğlenmekten alamıyordum. Günahlarıma tevbe etsem, nefsim
ve şehvetimden vazgeçemediğimden kabul olmuyordu. Recep ve Şaban
aylarında ise; oyun ve eğlenceler daha da fazla artıyordu.
Hâlbuki benim şefkatli ve merhametli bir babam vardı. O, beni düşmüş
olduğum bu cehalet bataklığından kurtarmaya çalışırdı. Sürekli, Hak
Teâlâ'ya karşı günahlarımdan ve isyanlarımdan beni vazgeçirmeye
çalışırdı.
Ve: 'Oğlum' derdi, 'Allah'ın cezası çok şiddetli, kahır ve galebesi
ziyadedir. O'nun cehennemi ne fena bir yerdir. Cehennem ateşi ne
tahammül edilmez bir ateştir. Şu halde oğlum; Allah'a asi ve seni O'na
isyana teşvik eden kimselerle arkadaş olmaktan sakın. Bu yaramaz
hallerini bırak. Çünkü melekler ve hürmetli aylar ve gündüzler senden
feryat ediyorlar. Onlar seni Allah'a şikâyet ediyorlar' diye nasihat
ederdi.
Babamın her gün devam eden bu ikaz ve nasihatlerinden canım sıkılır
ve onu döverdim. Yine bir gün buna benzer bir nasihat ve azarlamasına
çok daha fazla kızdım, üzerine saldırarak onu dövmeye başladım. Bu
seferki dayağımdan fazla canı yanan babam yemin etti ve: 'Elbette
senden intikamımı alırım' dedi. Daha sonraki yedi gün boyunca oruç
tuttu ve bir deveye binerek Mekke'ye gitti.
Hac günü Kâbe-i Muazzama'nın örtüsüne yapışarak, bana beddua etmiş.
Babam bedduasını bitirir bitirmez benim sağ yanım kuruyuverdi. Benim bu
halimi gören insanlar; 'İşte bu adam babasının bedduasına süratle
çarpılan kimsedir' derlerdi..."
Diye bütün bir hadiseyi, anlattı. Bunun üzerine babam Ali bin Ebu
Talip: 'Sonra baban ne yaptı, senin hakkında ne işledi?' diye adama
sordu.
Adam anlatmaya devam etti: "Ey Müminlerin emiri! Babamın bedduası
ile yerlerde süründükten sonra, artık aklım başıma geldi. Gaflet
uykusundan uyandım. Pederimin merhamet ve şefkatini kendi tarafıma
çekebilmek için kendisine yalvarıp, yakarmaya başladım. Benim yerlerde
sürünmem ve yalvarmalarım babamın kalbini yumuşattı da, daha sonra beni
affetti.
Babamı bu bedduadan kurtulmam için, aynı yer ve makamda dua etmeye
ikna ettim. Gönül hoşnutluğu ile onu deveye bindirdim, gerekli hürmet
ve saygıyı göstererek, birlikte Irak vadisine geldik. O esnada bir
ağaçtan bir kuş, aniden kaçıverdi. Kuşun parıldayarak kaçması üzerine
devemiz ürktü ve devenin ürkmesinden dolayı babam devenin üzerinden
düştü. Hemen oracıkta canını teslim etti..." dedi.
Adamın susmasından sonra, babam Ali bin Ebu Talip, adama sordu:
'Sana Resulullah (sav)'dan öğrendiğim dualardan öğreteyim mi? Ki o
dualar ile yalvaranı Allah Teala, gam ve kederinden kurtarmış ve o
duayı yapan bela ve musibetleri atlatmıştır...'
Bu sorudan sonra bir tarafı felçli olan adam; 'Ey Müminlerin emiri,
görüyorsunuz, çaresizlik içinde yerde sürünüyorum. Pek muzdaripim.
Buyurunuz, duayı talim ediniz, dinleyeceğim' dedi. Bunun üzerine babam
duayı adama öğretti. O dua ile Allah'a yalvaran hasta, hemen şifa
bulmuş olarak ertesi gün yanımıza geldi.
Dua ise şöyleydi: "Allah'ım! Senden yalvararak diliyorum. Ey gizliyi
bilen; ey sema, kudreti ile bina edilen; ey yer, izzeti ile döşenmiş
olan; ey, celalinin nuru ile güneşi ışık saçıcı ayı da parlayıcı kılan;
ey, her inanmış temiz nefese teveccüh eden; ey, korkakların,
muttakilerin korkusunu sükûna erdiren; ey, yaratıkların ihtiyaçlarını
ve dileklerini yerine getiren; ey, Yusuf'u kölelik boyunduruğundan
kurtaran; ey, kullarının ihtiyaçlarını Zat'ına arzetmeleri için araya
aracı koymayan, her dilek sahibinin ihtiyaçlarını doğrudan dinleyen ve
alıp veren bir vezir edinmeyen Rabbim! Bir Rabb ki, kendisine her
müracaat edene vermekle nimetlerinde bir azalma olmaz.
Allah Teâlâ, Muhammed (sav)'a ve âline salât ve selam etsin. Duamı kabul buyur, isteğimi ver. Şüphesiz sen her şeye kadirsin."
Babam, Ali bin Ebu Talip (ra), adama duayı öğrettikten sonra şöyle
demişti: 'Bu duaya sıkı sarılınız! Çünkü bu dua, arz hazinelerinden bir
hazinedir'
[Duanın metni, Abdülkadir Geylani'nin Üç aylar ve faziletleri adlı eserinden alınmıştır]