.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

TARİKAT NERDEN ÇIKTI ???

tavhd.jpgTARİKAT  NERDEN ÇIKTI?

Bu soruyu pek çok kere işitmişsinizdir. Bilen bilmeyen, anlayan anlamayan bu soruyu sormakta ve güya, tarikatın (tasavvufun) sonradan ortaya çıkmış bir bid’at (uydurulmuş) bir iş olduğunu söylemeyi kasdetmektedirler.

Bunlara cevab vermekten bıkmadık ve usanmadık. Yenibi uslupla şöyle cevab verelim:

Âlûsî Tefsirinde (11/380) müellif şu rivayeti zikretmiş:

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem miraç hadisinde şöyle anlatmıştır. Askalani bunu Mevahibi Ledünniye’sinde ve diğer eserlerinde zikretmiştir:

“Rabbim bana sordu da ona cevab vermeye güç yetiremedim. İki elini omuzlarımın arasına koydu, onların soğukluğunu hissettim. (Bu gibi rivayetler, müteşabihattandır, manasını ancak Allah bilir.)  Beni, evvelkilerin ve sonrakilerin ilmine varis etti. Bana değişik ilimler öğretti.

1-Bir ilim hakkında benden onu gizlemekle söz aldı. Zira o ilmi benden başkası taşımaya kadir olamaz.

2-Bir ilim ki onun hakkında beni muhayyer kıldı. Bana Kur’an öğretti. Cebrail aleyhisselam onu bana hatırlatırdı.

3-Bir ilim ki onu, ümmetimden avam ve husus herkese tebliğ etmemle emretti.”

Burda bahsedilen ilk ilim, kendisiyle alakalı olan nübüvvet ilmidir ki, O’ndan başkası o ilmi taşıyamaz. Bu yüzden onu herkesten gizledi. Rabbisiyle kendi arasındadır.

Üçüncü sırada zikredilen ilim, şeriat-din ilmidir. İtikad ve amellerle alakalı, Kur’anın haber verdiği kıssalar güzel ahlak ve bütün dini hükümleri ihtiva eden hususlardır. Bunların muhatabı bütün ümmettir.

İkinci sırada zikredilen ilim, hakkında muhayyer bırakıldığı ledun ilmidir. İşte bu ilmi dilediği kimselerin kalbine akıtmış, özel bilgiler ve marifetleri bir takım hususi ashabına öğretmiştir. Aynı şekilde bazı gaybi haberleri ve sırlı işleri Huzeyfe r.a. hazretlerine bildirmesi de özel bir husustur.

Demekki Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashabın bazılarıyla özel halleri, hususi işleri vardı. Bunlardan en özel ve mühim olanı Ebu Bekir Sıddık r.a. ile olan dostluğu ve arkadaşlığıdır. Öyleki hicret esnasında bile birlikte oldular ve mağaraya birlikte girdiler. O esnada müşriklerin yaklaşmasıyla Ebu Bekir’de r.a. son derece şiddetli korku hasıl olunca, ona hitaben “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” buyurdu ve bir nazarla kalbine sekineyi (manevi kuvveti) ilka etti. Böylece sukunet bulup mutmeinne oldu. İşte Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendinde olan bazı halleri, ashabının bazısına ikram etmiş, o hallere muttali kılmıştır. Bu gibi özel hallerin muhatabı hususi kişiler olunca, artık bunun niçin herkes tarafından bilinmediğini sormanın bir manası yoktur. Zira herkes bununla mesul değildir. Dileyen araştırır taleb eder ve nasib ise bulur. Allahu teala bir kulunu kendine dost etmek isterse kim buna mani olabilir ki?

Tasavvufu inkar edenler, aslında ashabı kiramın Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile olan dostluklarını, mahabbet ve aşklarını, özel hallerini inkar etmiş olurlar da acaba haberleri varmı? Ne büyük bir şeyi inkar ediyorlar, ne büyük bir şeyden mahrum oluyorlar farkında değiller.

Ayrıca Musa a.s. ın, kibirlenmeden tevazu’ edip bir veliden (Hızır a.s.) ilim öğrenmeye gitmesi, onun terbiyesinde bulunması, sonunda imtihanlara dayanamayıp ayrılması kıssası, Kur’anda (kehf suresinde) zikredilmiştir. O veliye ilham edilen ilimler, Alah tarafından ona bildirilmişti ama Musa a.s. a bildirilmemişti. Halbuki efdaliyyet Musa a.s. içindir. Bu inceliklerakılla anlaşılmaz. Mevla teala dilediğini dilediği ilimlerle üstün kılar tercih eder kıymetli yapar.

Allahu teala’ya hamd olsun ki bizim peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i her yönden en mükemmel yapmış, bütün ilimlerle donatmış, son ve mükemmel dini ona nasib etmiştir. İşte onun has ve mükemmel tabilerine verilen haller marifetler kerametler ne varsa hepsi o yüce peygamberin (s.a.v.) bereketiyle verilmektedir. O’nun yüceliğini kabul edip izini izleyen kamil velilere, O’nun hallerinden bol bol nasibler vardır. Veysel Karani r.a. Yemen’de olduğu halde, O’nun (s.a.v) terbiyesiyle kemale erdi ve tabiinin en büyük velilerinden oldu. Ona haller ve ilimler nerden geldi, kendisimi uydurdu!

O halde -tarikat nerden çıktı- gibi sorularla kafaları karıştıracaklarına, tarikata ulaşıp marifet kazanmaya baksınlar, yoksa pişmanlık fayda vermez
Salı, 05 Mayıs 2009 19:43 tarihinde güncellendi

DOMUZLARI BESLEDİLER ŞİMDİ DİKKAT EDİN DİYORLAR.....

domuz-eti-yakalandi.jpgBakanlık uyardı: Asla kullanmayın!

Tarım Bakanlığı Müsteşarı Mirmahmutoğulları, domuz gribi konusunda Türkiye'de şu anda bir risk olmadığını kaydetti, ürün etiketlerinden 'D. Eti' yazılmaması konusunda uyardı.

-''D. BİLMEM NE ETİ GİBİ ETLERİ ASLA KULLANMAYIN''-

Ürün içeriğini belirten etiketlere ilişkin bir soru üzerine Mirmahmutoğulları, mevcut yasaya göre etiketlemenin çok önemli olduğunu, etikette ürünün içinde ne olduğunun belirtilmesi gerektiğini söyledi.

Mirmahmutoğulları, ''Vatandaşlarımız herhangi bir şekilde şüphelendiklerinde Alo Gıda Hattı 174'e anında bildirmeli. Öyle 'D. bilmem ne eti gibi etleri asla kullanmamaları lazım'' dedi.

''Bunlar domuz eti anlamına mı geliyor?'' sorusunu ise Mirmahmutoğulları, ''Hayır. Ama bundan böyle 'd. eti'' yazılamayacak . Domuz eti ise domuz eti, dana eti ise dana eti olduğu yazılacak. Bu tüketiciyi tereddüte düşürüyor'' diye yanıtladı.

''Yasal statüsü olan domuz çiftlikleri var mı?'' sorusu üzerine, Türkiye'de AB sürecinde, gerekli şartları taşıdığı takdirde domuz çiftlikleri kurulabileceğini kaydeden Mirmahmutoğulları, şunları söyledi:

''Bir belediye ile yetki var, bir de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile ilgili var. Ruhsat almış her işletme Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın kontrolünde ve sorumluluğundadır. Ruhsat alabilmek için mevzuata uygun olmalı. Bu işletmeler Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan ruhsatlı işletmeler değil ama Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'ndan ruhsatlı işletmeler değil diye bunun kontrolünü bırakamayız.

Türkiye'de 3 tane, Antalya, İzmir ve Kırklareli'nde işletme var. Antalya'da kesimhanesi var. Birdenbire pazara gönderemiyorsunuz tedrici olarak kesip, ondan sonra gönderiyorsunuz. İzmir'e de geçici olarak yetki verildi. Antalya'ya gitmesin diye, işletmelerindeki domuzlar bitinceye kadar kesmek amacıyla. Şu anda hepsi il müdürlüklerimizin kontrolü altında.''

-''HİÇBİR SIKINTI GÖZÜKMÜYOR''-

Türkiye'ye gelen veya Türkiye'den giden her türlü canlı hayvan ve gıda ürünleriyle ilgili olarak İçişleri Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı, mahalli idarelerle ciddi işbirliği içinde olduklarını anlatan Mirmahmutoğulları, ''Bundan birkaç hafta önce, 'hangi tedbirleri almak lazım' diye ilgilerle bir araya geldik. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nı ilgilendiren boyutu var, bakanlığın dışındaki kurumları ilgilendiren boyutu var. Bu ortak çalışmayı gerektiren bir durum. Şu anda Türkiye'deki genel durum bu, hiçbir sıkıntı da gözükmüyor'' diye konuştu. (AA)
Perşembe, 30 Nisan 2009 09:12 tarihinde güncellendi

1 Mayıs olayının baş aktörü

   "Demirel kanlı 1 Mayıs olayının baş aktörüydü"      

1mays.jpg1mays.jpg Kanlı 1 Mayıs olayını tertip edenlerin Demirel iktidarı ile ortak çalışan derin devlet yetkilileri olduğunu öne süren Av. Rasim Öz, “Bakın bu olay o kadar basit değil. Elimde fotoğraflar, ifadeler, canlı tanıklar ve klasörler dolusu belgeler var. Sıkılan kurşunlar başımın üstünden geçti.

Taksim'de 33 kişinin hayatını kaybettiği 1 Mayıs 1977 olaylarının faillerinin bulunması için geçen hafta Ergenekon savcılarına müracaat eden DİSK eski Avukatı Rasim Öz, yaptığı açıklamada önemli iddialar dile getirdi. O gün yaşanan olayların baş aktörünün Demirel olduğunu öne süren Öz, “Bugün de Ergenekon’u boşuna savunmuyor” dedi. Öz ayrıca, Ergenekon davasıyla kanlı 1 Mayıs olaylarının birleştirilmesini de istedi.

“ERGENEKON TERTİBİNDEN DEMİREL’İN HABERİ VARDI”

Kanlı 1 Mayıs olayını tertip edenlerin Demirel iktidarı ile ortak çalışan derin devlet yetkilileri olduğunu öne süren Öz, “Bakın bu olay o kadar basit değil. Elimde fotoğraflar, ifadeler, canlı tanıklar ve klasörler dolusu belgeler var. Sıkılan kurşunlar başımın üstünden geçti. Katliamları an be an izledim. Ben aynı zamanda kameramla görüntü de alıyordum. Kürsüye otelden kimlerin ve nasıl ateş ettiğini de biliyorum. Ergenekon Savcısı Sayın Öz ile de görüşerek bunları bizzat ilettim. 1 Mayıs olaylarında asla gerçek failler yargı önüne çıkarılmadı. Ergenekon ile irtibatlı olduğuna inandığımız kişiler hem güvenlik görevlisi hem de eylemci olarak olayları provoke ettiler. Yaşanan bu olaylar öncesinde Demirel’in haberi vardı. ‘Ne yaptıysak vatan için yaptık’ iddiasıyla ülkeyi katlettiler” diye konuştu.

“TÜM DELİLLERİ SAYIN ÖZ’E SUNDUK”

Olayların en yakın tanığı, mağduru, avukatı ve görüntüleyeni olduğunu vurgulayan Öz, “Derin devlet hep vardı ve bugüne kadar hep iktidar güçlerinin desteği ile geldiler. Madem bugün bir toplu temizlik operasyonu var, bu 1 Mayıs’sız olmaz. Zaten daha önce derin devlet deşifre edilseydi ve üstüne gidilseydi, olaylı 1 Mayıs’ı da, 12 Eylül’ü de yaşamazdık. Bugün Ergenekon sanıklarına baktığımızda birçoğunun geçmişte çok önemli görevlerde olduklarını görüyoruz. Ancak bu isimlerin tertiplediği faili meçhullere ulaşılmadıkça davanın her ayağı topal kalır. Biz umudumuzu koruyoruz. Bildiklerimizi ve yaşadıklarımızı yargı önünde anlatmaya hazırız. Elimizdeki tüm delil klasörlerini de Sayın Öz’e teslim ettik. Olayın ciddiyetle üstüne gidileceğini umuyoruz” şeklinde konuştu.

“ETÖ İDDİANAMESİ BİZİ HAKLI ÇIKARTIYOR”

Avukat Öz, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Ergenekon eklerinde 1977’deki kanlı 1 Mayıs’ın hiç ortaya çıkmamış telsiz konuşmaları da yer aldı. Ergenekon iddianamesi eklerinde yer alan telsiz konuşmaları, 33 kişinin öldüğü 1 Mayıs 1977 olaylarının kontrgerillanın en büyük provokasyonu olduğunu gösteriyor. Ergenekon davasının iddianamesinde yer alan klasörlerden 421. klasörün devamında "1 Mayıs 1977 Katliamını Kontrgerilla Düzenledi" başlığı altında o gün örgüt üyelerinin kendi aralarında yaptığı telsiz görüşmeleri de yer alıyor. Gizli tanıkların ilginç ifadeleri de var. Bekleyip göreceğiz.”

Timetürk
Perşembe, 30 Nisan 2009 09:09 tarihinde güncellendi

İSLAM NİMETİ GİDİNCE....

   a.hamid.jpgAbdulhamid sonrası yaşanan büyük felaket      
 
 
  Bundan tam 100. yıl önce Sultan Abdulhamid'in askeri bir darbeyle yetkisi elinden alındı.

Tarihi yazar Sebahattin Arslan son yazısında Abdulhamid'in tahtan indirilmesiyle ümmetin içine sürüklendiği sayısız felaketler ve tefrikaları kaleme aldı.

27 Nisan Sultan Abdulhamid'in tahttan indirilişinin 100. yılına denk geliyor. Sultan Abdulhamid'in askeri bir darbeyle 1908'de yetkisi elinden alınmasıyla ümmet sayısız felaketler ve tefrikalar içine sürüklendi.

Yetkisi elinden alınır alınmaz Osmanlı'nın bir parçası olan Bulgaristan Prensliği hemen bağımsızlığını ilan etti. Böylece Balkanlar'da yaşayacağımız felaketlerin kapısı aralanmış oldu. 27 Nisan 1909'da Sultan tahttan indirilir indirilmez aynı günün gecesi bir adi suçlu muamelesi görerek apar topar Selanik'e yollandı. Ailesinin ve kendisinin bile şahsi eşyalarını almasına fırsat verilmeden Yıldız Sarayı'ndan çıkartıldı. Çıkartıldıktan sonra koskoca bir ümmetin Halifesinin Sarayında bulunan kendisinin ve ailesinin özel eşyaları talan edildi. Üzerine kışlık elbise giyemeden yola çıkmak zorunda kalan hanımı, soğuk aldığı için kısa süre sonra vefat etti. Ailesinin zinet eşyaları bulunan özel çantası zinet eşyalarıyla birlikte satılmak üzere bir Yahudi'ye verilerek Paris'e gönderildi. Ne bu adamdan bir haber alındı ne de Sultan'ın hanımının zinet eşyalarından. Sultan'ı göz hapsine aldıkları Selanik'te Alaaddin Köşkü ise yıllardır tamir görmemiş, kullanılmamış, içi bir harabe gibiydi. O soğuk ve bakımsız köşkte göz hapsine alındı…


Bu yazımda Sultan Abdulhamid tahttan indirildikten sonra ümmetin nasıl bir felakete sürüklendiğini maddeler halinde ayrıntıya girmeden ele alacağım. Sultan Abdulhamid'in tahttan indirilmesi için uğraşanların sayısına baktığımız zaman şaşırmamak elde değil. Dışarıdan olanlar:

1. İngilizler Sultan'ın kurt politikalarından çok rahatsız olmuşlardı. Yemen'den, Umman Denizi'ne, Mısır, Kızıldeniz ve Afrika'nın içlerinden Hindistan Kıtası'na kadar Sultan'ın varlığı ve politikaları İngilizler'i sınırlıyordu. Özellikle Hicaz Demir Yolu inşaatını ağırlıklı olarak Almanlar'a vermesi, İngilizler'i daha da rahatsız etmişti.

2. Avusturya Devleti de Bosna ve Hersek'i ilhak edememesinin önünde tek engel olarak Sultan Abdulhamid'i görmüştü.

3. İtalya 1880'lerden beri Trablusgarp üzerinde hak iddia ediyordu. Bu nedenle Sultan Abdulhamid buraya iyi bir diplomat Vali tayin ederek İtalyanlar'ın Trablusgarp'ta mülk almalarını, ticaret yapmalarını ve imtiyaz almalarını engelledi. Bununla da kalmayarak Trablusgarp halkından oluşan Hamidiye Alayları adlı özel askeri birlikler oluşturdu. Bu bölgede bulunan tabyaları güçlendirdi. Ayrıca bir Tümen'den fazla Osmanlı askeri de bölgede bulunuyordu ( 1909'da bu Tümen'den 11 Tabur Yemen isyanı için gönderilmişti. ).

4. Fransızlar da Suriye ve çevresinde gözleri vardı. Ayrıca Sultan'ın Tunus, Cezair ve Fas üzerindeki etkisi, onlara zaman zaman askeri yardımlar yapması, Fransızları rahatsız ediyordu.

5. Yunanistan ve Sırbistan topraklarını genişletmek istiyordu.

6. Rusya Balkanlar'ı ve Boğazlar'ı almak istiyordu. Doğuda da Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu üzerinde gözü vardı.

7. Siyonist Yahudiler: Bunlar bilindiği gibi Filistin topraklarını elde etmek için 1880'lerden itibaren çalışmalarını hızlandırmışlarsa da en büyük engel olarak Sultan Abdulhamid'i görüyorlardı. Çünkü Sultan Yahudiler'in yapmak istediklerini çok önceden sezdiği için Yahudiler'in Filistin'den toprak almalarını yasaklamış yerleşmelerini de engellemiştir. Yahudiler'in Sultan'a Filistin karşılığında Osmanlı Devleti'nin borçları da dahil büyük paralar teklif etmelerine karşılık bunu hakaret kabul ederek daha da sert tedbirler almış, onlara hiç yüz vermemiştir.


1880'lerin sonunda Avrupa basınında Sultan Abdulhamid ve Osmanlı Devleti hakkında akıl almaz bir karalama kampanyası başladığını görüyoruz. Özellikle Hıristiyan tebaya zulmedildiği işlenerek, Osmanlı Devleti sürekli kötü gösteriliyor. İleride Osmanlı Devleti ile olabilecek bir savaşta Avrupa kamuoyunda Osmanlı aleyhtarı bir hava oluşturmak için bunlar yapılıyordu.

İçeriden tahttan inmesini isteyenler:

1. İttihat ve Terakki örgütü. Bu örgüt özellikle Balkanlar'da örgütlendikte sonra, Sultan Abdulhamid'i tahttan indirip, devlet yönetimini eline geçirmkek için devletin dostu düşmanı demeden herkesle anlaşmaya çalışmıştır. Özellikle orduya sızmaya çalışarak Sultan'ı tahttan indirmek için çalıştı ve muvaffak oldu.

2. Bulgarlar: Bir an önce bağımsız olmak için Ruslar'ın desteğiyle iç karışıklık çıkarmaya çalışıyorlardı.

3. Ermeniler: Özellilke doğuda bağımsız bir devlet kurmak için sürekli İmparatorluğun bir çok yerinde karışıklıklar çıkararak Avrupa Devletleri ve Rusya'yı Ermeni Devleti kurulmasına ikna etmek için çok çalıştılar. Özellikle Avrupa basınına Ermenilerin öldürüldüğüne dair sürekli yalan haberler yaymaya çalıştılar. Ermeni Devleti'nin kurulmasına en büyük engel Sultan Abdulhamid'i görüyorlardı. Bu nedenle 11905'te Cuma Namazı çıkışında suikast teşebbüsünde bulundularsa da, Sultan'ı öldüremediler.

4. Bazı devlet adamları ve aydın geçinenler. Bunlar devletin düşmanlarının yapmak istediklerini kavrayamayan, Sultan'ın yaptığı çalışmaları göremeyen hayalperest insanlardı.


Sultan Abdulhamid'in yetkileri elinden alındıktan ve tahttan indirildikten sonra olaylar çok hızlı cereyan etti:

Bulgaristan Müslümanların elinden çıktı. O zamanlar nüfusun %70'ten fazla Müslüman olan Bulgaristan'da bugün dinlerini doğru dürüst bilemeyen %20'lik bir azınlık Müslümanlardan söz edebiliriz.

Bosna ve Hersek'i Avusturya tamamen ilhak ederek kendi toprakları saydı. O gün bu gündür Bosnalılar hala Hıristiyan baskısı ve korkusu altında yaşıyorlar.

Trablusgarp'in işgali ile başlayan Trablusgarp savaşı: Libyalı Müslüman kardeşlerimiz için büyük bir zulüm ve katliam dönemi başladı.

Birinci Balkan Savaşı 1911-12 : Balkanlarda milyonlarca Müslüman'ın yerinden yurdundan olduğu, yüz binlercesinin de öldürüldüğü felaket savaşı.

İkinci Balkan Savaşı 1912-13 : Birinci Balkan Savaşı'nda kaybedilen toprakların bir kısmının geri alındığı savaş.

Birinci Dünya Savaşı : İslam tarihinde Ümmet'in bu kadar büyük çapta bir felaket ve istila yaşadığı bir savaşı hatırlamıyorum. Moğol İstilası olduğu zaman bile bağımsız İslam Devletleri vardı. Bu savaştan sonra bağımsızlığını 1970'lere kadar alamayan eski Osmanlı toprakları olmuştur.

İmparatorluğun bitmeyen son yüz yılı bitti. Ondan sonra başlayan 1900'lü yıllardan 2000'li yıllara kadar insanlık doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde dünya savaşlarıyla ne tür felaketler yaşadığını hepimiz biliyoruz. Bu felaketlerde en büyük mağdur ve mazlum, sahipsiz bırakılıp sömürülen Alem-i İslam olmuştur. İslam coğrafyası baştan başa uzun süre işgal edilmiş, direnenler katliama uğratılmış, hızla dininden ve tarihinden koparılarak kişiliksiz insanlar yığınına dönüştürülmeye çalışılmıştır. Şu Afganistan'a bakın. Kırk yıla yakındır işgal altında. Biri gidiyor, diğeri geliyor. Önce Komünist Rusya şimdi de Kapitalist Avrupa. Irak ve başka İslam beldeleri de bu yüzyılda iki üç defa işgale uğradı.

Sonra da Müslümanlar neden geri diye soruyorlar? Kırk yıl bir ülkeyi işgal ve talan et, sonra da bunların geriliğini diline dola…

Gerçekte Osmanlı devleti yönettiği toprakların halkının devletiydi. Müslümanlar arasında ayrılık yoktu. Ne olduysa Sultan Abdulhamid tahttan indirildikten sonra oldu. Türklerle Araplar arasındaki sorunlar da İttihatçılar'ın elinde başladı. İttihatçılar'dan da her milletten insanlar vardı.

Sultan Abdulhamid'i tahttan indirenler, farkında olmadan Osmanlı İmparatorluğu'nu da tarih sahnesinden indirmiş oldular.

27 Nisan 1909'da Meclis-i Mebusan'dan dört üye Padişah'a tahttan indirildiğine dair haber verecekti. Ayandan Arif Hikmet Paşa, Esat Paşa, Ermeni Katolik Cemaati'nden Aram Efendi ile Selanik Yahudi Cemaati'nden Karasu Efendi. Her gün 14 saat ülkeye hizmet etmiş Müslümanlar'ın Halifesi Sultan'ını aşağılamak için gönderdikleri heyete bakın?

Sebahattin Arslan
Çarşamba, 29 Nisan 2009 17:41 tarihinde güncellendi

Sayfa 193 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.