Mardin'in Mazıdağı ilçesinde aynı aileden, çoluk çocuk
demeden 44 kişinin katledilmesi. İnfiale yol açtı. Kan davası nedeniyle
gerçekleştiği iddi edilen olayın ayrıntıları yavaş yavaş gün yüzüne
çıkmaya başlarken.kan davası gerçeği bir kez daha Türkiye'nin gündemine
oturdu.
Yüzyılların toplumsal hastalığı olan kan davası, Peygamber
efendimizin Veda Hutbesi'nde lanetlemesine rağmen, çağdaş bir Cahiliye
adeti olarak maalesef günümüzde de sürdürülüyor. Hala insanın insanı
acımadan öldürdüğü, sırf aynı kanı taşıdığı için masum insanların dahi
katledildiği günümüzde, dini ve manevi eğitime ağırlık verilerek
insanlara kan davasının dini boyutunun anlatılması gerekiyor. Son bir
haftada meydana gelen kan davaları ile ilgili dehşet verici olaylar,
kamuoyunu dehşete düşürdü.
Tarsus'ta aynı aileden 5 kişinin bir çay bahçesinden otururken kan
davalıları tarafından başından vurularak öldürülmesi, kan davasından
kaçarak İzmir'e yerleşen bir kişinin camide Kur'an okurken ensesinden
vurularak öldürülmesi Hazro Belediye Başkanı'nın kan davası yüzünden
belediyedeki görevini bile yerine getiremediğinin ortaya
çıkması,Türkiye'nin kangrenleşmiş yaralarından olan kan davasının
boyutlarını gözler önüne seriyor.Mardin'de yaşanan son olay ise kan
davsının nasıl vahşete dönüştüğünü izah ediyor.
Kan davası nedir?
Akrabalık ilişkilerinin sıkı olduğu toplumlarda öç alma duygusundan
kaynaklanan, misilleme biçimindeki karşılıklı cinayetlerle süren aile
ve kabileler arası çatışmalara genel olarak Kan Davası deniliyor. Hak
arama sürecinin bulunmadığı, anlaşmazlıkların tarafları hoşnut edecek
biçimde çözümlenmediği, hak ve adalet duygularının tatmin edilmediği
hukuk sistemlerinde, bireyin hak ve adaleti kendi başına gerçekleştirme
girişiminin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Araştırmacı yazar Ahmed Özalp, Kan davasının genellikle haksızlığa
uğrayan taraftan bir kişinin, suçlunun işlediği suça uygun biçimde
cezalandırılmaması durumunda, intikamını alma, onurunu kurtarma, hak ve
adaleti gerçekleştirme girişimiyle başlayıp, karşı tarafın aynı
gerekçelerle işlediği cinayetlerle sürdüğünü belirterek, "Kan davasının
başlamasından sonra davaya taraf aile üyeleri güçlü bir dayanışma içine
girerler. işlenilen cinayetten aile üyelerinin her biri teker teker
sorumlu tutulur. Bu davalarda genellikle ailelerin erkek üyeleri hedef
alınır, kadın ve çocuklara yönelik cinayetlere az rastlanır. Fakat kan
davasının aile sınırlarını aşarak aşiretler arası bir düşmanlığa
dönüştüğü çevrelerde kadın ve çocukları da içine alan toplu cinayetler
de görülebilir" deniliyor.
Cahiliyye'den kalma bir adet!
Ahmed Özalp kan davasının kökeniyle ilgili de şu bilgileri
aktarıyor: "Kan davası, İslam öncesi Arap toplumunda en yaygın
adetlerden birisiydi. Hak ve adaleti gerçekleştirecek bir hukuk ve
toplum düzeninden yoksun olan cahiliye toplumunda kan davaları
kabileler arası düşmanlık ve savaşların başlıca nedenleri arasında yer
alıyordu. İslâm câhiliye dönemine ait bir çok adetle birlikte kan
davasını ortadan kaldırdı; getirdiği insan ve toplum anlayışı ile
adalet düzeni ile toplumsal bir afet olan kan davasını ortaya çıkaran
nedenleri yok etti. İslâm'a göre insan canı, malı, namusu, haysiyeti,
tüm hak ve özgürlükleri ile dokunulmaz bir varlıktır. Hiç kimse hukuk
dışı bir gerekçe ile insanın maddi ve manevi varlığına tecavüz edemez,
hak ve özgürlüklerini kısıtlayamaz. Kaldı ki mü'minler bu tür
davranışlar içine giremezler. Çünkü mü'minler, inançları gereği
kardeştirler, birbirlerine karşı İslâm'ın öngördüğü kurallar dışında
davranamazlar. Mü'minler bireysel ve toplumsal hayatlarında tam bir
dayanışma ve yardımlaşma içinde bulunmak; İslâm'ın egemenliğini
sağlamak yolunda ortaklaşa çaba harcamakla yükümlüdürler."
Kan davasının nedenleri
-Suç ile ceza arasındaki niteliksel eşitsizlik ve cezanın adalet duygusunu tatmin etmekten uzak olması.
-Bir insanı haksız yere ve kasıtla öldüren bir kişinin bir-kaç yıl
sonra ortalıkla dolaşması, intikam duygularını harekete geçiriyor.
-Üstün otoritenin olmayışı.
-Suçun şahsiliği prensibinin geçerli olmaması.
- Kişisel öç alma safhasının devam etmesi. Suçluyu üstün güç, devlet otoritesi değil kişiler cezalandırmaktadır.
-Güçlü siyasal merkezi otoritenin olmayışı. Kişiler bir sorunları
olduğunda adli yargıya değil, aşiret ve kabile reislerine veya çevrede
güçlü kim ise ona gitmektedirler.
-Yoksulluk, hareketsizlik ve dış dünya ile ilişkilerin çok zayıf olması.
-Eğitim seviyesinin düşüklüğü
-Her alanda cehalet. Tarımda, ticarette, sosyal ilişki düzeyinde ve dini bilgilerdeki cehalet.
-İntikam. Kin ve intikam duygusunun mertlikle eş anlam kazanması ve toplum tarafından olumlu tepkilerle karşılanması.
-Irkçılık (mikro anlamda) aile ve aşiret ırkçılığı.
-Başlık parası ve kız kaçırmaların ortaya çıkardığı sorunlar,
Sosyoekonomik analizler yetmez!
İnsanın insanı acımadan öldürdüğü, sırf aynı kanı taşıdığı için
masum insanların katledildiği kan davasını, İslam Peygamberi
kaldırmıştı. Kan davasının dini boyutu anlatılmadan, meselenin
sosyoekonomik analizlerle çözülmesi imkânsız! Son bir haftada meydana
gelen kan davası olayları, kamuoyunu dehşete düşürdü. Tarsus'ta aynı
aileden 5 kişinin başından vurularak öldürülmesi, kan davasından
kaçarak İzmir'e yerleşen bir kişinin camide Kur'an okurken ensesinden
vurularak öldürülmesi ve son olarak Hazro Belediye Başkanı'nın kan
davası yüzünden görevini bile yerine getiremediğinin ortaya çıkması,
Türkiye'nin kangrenleşmiş yaralarından olan kan davasını tekrar gündeme
getirdi.
İlahiyatçı-Eğitimci Dr. Halil İbrahim Kutlay:
Din, hiçbir cinayeti onaylamaz!
"İslam kan davası gibi toplumsal bozuklukları haram kılmıştır. Kan
davası gütmek kesinlikle caiz değildir. Peygamberimiz kan davasını
bizzat kendisi kaldırarak, toplumu İslam öncesi Cahiliyye'nin
adetlerinden temizlemiştir. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor
ki:"İnsanların Allah'a en sevimsiz olanları şu üç kişidir: 1-Mekke'de
Harem bölgesinde haddi aşan. 2-Müslüman olduğu halde Cahiliyye âdetini
benimseyen. 3-Haksız yere Müslüman kardeşinin kanının dökme arzusunda
bulunan, KAN DÂVÂSI güden kimse." (Sahih-i Buhari, Kitabud-Diyat, Bab
No: 9)
"Irz, iffet ve namus" gibi ahlakî değerleri; dinle ilişkisi
bulunmayan tamamen mahallî örf ve geleneklerin etkisiyle işlenen namus
cinayetleri konusuyla ilişkili görmek yanlıştır. Din, hiçbir zaman
cinayeti emretmez, hiçbir cinayeti onaylamaz, sebep ne olursa olsun
cinayeti basit ve normal saymaz. Din, aslında namussuzluk ve
iffetsizliği cinayet olarak görür. Bu cinayeti manevî tedbirler ve
vicdanî müeyyidelerle kökten engeller. Namus cinayetlerinin kurbanları,
aslında bilgisizliğin, taassubun ve fuhuş reklamcılığının kurbanıdırlar.
İffet ve namus gibi faziletli değerleri önemsemeyenler; bazı dernek,
kurum ve kuruluşlarını, bazı medya ve basın organlarını, bazı kültür,
sanat ve eğitim kurumlarını da kullanarak bu manevî değerlere hiç
çekinmeden karşı çıkanlar; vicdanları ölmemiş ve ar duyguları
çürümemişse, küçük yaşta uyuşturucu ve fuhuş bataklığına düşen zavallı
kızlarımızın acıklı ve korkunç durumundan ürpermelidirler.
İffetsizliği bilerek ve kasıtla savunanlar ise gerçek iffet ve
namus canileridir. Şahsî menfaatleri uğruna her fırsatta ve her
zeminde iffetsizliği ve ahlaksızlığı özendiren ve körükleyenler namus
cinayetlerinin gerçek sorumlusudurlar. Suçu açık bir şekilde tahrik
edenler, suçlular kadar sorumludurlar."
Diyanet İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem:
Cahiliyye adeti!
"Kan davası, İslam'da kesin yasaklanmış önemli haramlardandır. Veda
Hutbesi'nde Peygamber efendimiz açıkça yasaklamıştır. Keza namus
cinayeti adı altında kadına yapılanlar da din dışıdır. Hiç kimsenin
veya bir grubun bir kişinin katli konusunda hüküm verme ve uygulama
yetkisi yoktur. Kimse kendini hakim yerine haşa Allah (CC) yerine
koyamaz. Kan davası, namus ve töre cinayetleri gibi suçlar, bazıları
öyle lanse etmek istese de hiçbir şekilde dinle buluşmamaktadır. Hepsi
Cahiliye dönemi adetleridir. İslam dini bunları kaldırmıştır."
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu:
Ulema otoritesi boşluğu var!
"Günümüzde bile kan davalarının halen sürmesinin ana nedenlerinden
birisi, İslami eğitimin olmamasıdır. Kan davası yaşanan bölgelerdeki
genel kültür seviyesinin düşüklüğü ve Adalet mekanizmasının hızlı
yürütülmemesi nedeniyle "Kendi hesabımı hemen göreyim" anlayışı da kan
davalarının etkenleri arasındadır. Ayrıca, Bölgenin feodal yapısı da
göz önüne alındığında, kan davalarının sürdüğünü görüyoruz. Toplum
önderleri ve saygın kişiler bu tür olaylarda devreye giriyor, kan
davalarını önlemeye çalışıyorlardı. Ancak son yıllarda bölgedeki
ulemanın ve STK'ların toplum üzerindeki otoritesi değişik nedenlerle
sarsıldığı için etkinlikleri azalmıştır. Bu nedenle toplumu iyiye,
doğruya yönelten önderlerin arkalarında bıraktığı boşluk bir türlü
doldurulamamıştır. Özellikle kan davasındaki sosyo-ekonomik ve
sosyo-kültürel nedenler ile manevi boşluk ciddi bir değerlendirmeye
tabi tutulmadan yapılacak yorumlar anlamsızdır."
Milli Gazete Online-A. Zeki Gayberi