.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

İnsanın kanını donduran ifade

mardin_dehset.jpgMardin'in Mazıdağı İlçesi, Bilge Köyü'nde Abdülkadir Çelebi, 4 oğlu ve 3 akrabası tarafından "Korucu" silahlarıyla gerçekleştirilen katliamın arkasından şimdilik kadın ve toprak kavgası çıktı.


Çelebi ailesinin iki grubu, önce paylaşılan toprak konusunda anlaşmazlığa düştü. Ardından bir tecavüz, ilişkileri iyice gerdi. Bu olaya karşılık, saldırıda öldürülen Sevgi Çelebi istendi. Ancak Sevgi, hasım aileye verildi. Bunun üzerine nikah evini basan maskeli saldırganlar, 6'sı çocuk, 3'ü hamile 16'sı kadın olmak üzere 44 kişiyi acımasızca katlettiler. Saldırının elebaşının şu sözleri ise, kan dondurmaya yetti: "Köklerini kazıyıp, intikam alacak kişi bırakmamak için herkesi öldürdük."

Hangisi gerçek

Mardin'in Mazıdağı İlçesi, Bilge Köyü'nde Abdülkadir Çelebi, 4 oğlu ve 3 akrabası tarafından "Korucu" silahlarıyla gerçekleştirilen katliamın arkasından kadın ve toprak kavgası çıktı.

Göç nedeniyle köyde sadece korucuların kalmasından sonra gidenlerin toprakları, korucu aileleri arasında paylaşıldı. Ancak, kendilerine az arazi verildiğini ve haksızlığa uğradığını iddia eden Abdülkadir Çelebi, köye yeniden dönmek isteyen ailelere tepki gösterdi. Eski muhtar Hamit Çelebi ile yeni muhtar Cemil Çelebi ise akrabalarının köye dönüşünü destekledi. Çelebi, ilk sorgusunda, gerekçesini, bir tecavüz olayına dayandırdı. Abdülkadir Çelebi'nin, bu konuda şunları söyledi:"Eski muhtar Hamit Çelebi ile yeni muhtar Cemil Çelebi'nin ailesinden biri, bizim ailemizden bir kıza tecavüz etti. Bunun üzerine biz de o ailedeki kızın, (öldürülen Sevgi Çelebi) bizim ailemize gelin verilmesini istedik. Ancak bu kızı bize vermedikleri gibi gidip düşmanımız olan aileye verdiler.

Bu böyle devam eder

Nişan evine daha önce gidip bunun bozulmasını istedim. Bozulmaması halinde bunun sonuçlarının çok ağır olacağını söyledim. Ama kabul etmediler. Kaç kişi öldürmüşüz bilmiyorum"

Sorgucuların, "Çocuk, kadın herkesi öldürmenizin nedeni neydi?" sorusuna ise katliam şüphelilerinden birisi şu karşılığı verdi: "Eğer biz çoluk-çocuk herkesi öldürmemiş olsaydık, ortaya çıkan kan davası nedeniyle ilerde bizden birilerini öldürürlerdi. O ailelerin tamamının köklerini kazıyıp bizden intikam alacak kimseyi bırakmamak için hepsini öldürmeye karar verdik. Köyün dışında olanları da yaşatmayacak ve köklerini kurutacaktık. Sağ kalanlar varsa onlar da bizim ailelerimizden intikam almaya çalışırlar. Bu böyle devam edip gider."

Perşembe, 07 Mayıs 2009 04:23 tarihinde güncellendi

Bu da ABD'nin katliamı

ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin ülkenin batısında haftasonu düzenlediği hava saldırılarında 100'den fazla sivil hayatını kaybetti.

  • Bu da ABD'nin katliamı -

Afganistan'daki vilayet yetkilileri ve polis şefleri, ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin ülkenin batısında haftasonu düzenlediği hava saldırılarında 100'den fazla sivilin öldüğünü açıkladı.

Farah vilayeti yetkilisi Rohul Amin, yıkılan evlerin altından çıkarılan sivil erkek, kadın ve çocuk cesetlerinin sayısının 100'ü geçmesinden korktuklarını söyledi. Vilayet polis şefi Abdül Gaffar da sayının giderek arttığını aktardı.

Vatandar isimli başka bir polis şefi, Amerikan hava saldırısında vurulan Geraani ve Ganj Abad köylerinde 17 evin yıkıldığını ve 120 masum sivilin hayatını kaybettiğini söyledi. Saldırı sırasında Taliban'ın iki köyde sivillerin evlerine saklandığı ve bilançonun boyutunun bu yüzden arttığı ifade ediliyor. Köylerden gelen kamyonların Farah kentine 30 ceset getirdiği öğrenildi.

Hava saldırılarında sivillerin öldüğüne dair ilk Batılı teyit Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC)'den gelmişti. ICRC, ülkenin batısındaki bombardımanda onlarca sivilin öldüğünü duyurdu. Bir ICRC yetkilisi, bir evde aynı aileden 13 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi.

KISAS HAYAT KURTARIR

hakim-1.jpg KISAS HÜKMÜ...

Bakara suresinde kısasla ilgil ayetlerin tefsiri:

Bakara: 178- Ey iman edenler! öldürülenler hakkında size kısas yazıldı. Hürre karşı hür, köleye karşı köle ve dişi- ye karşı dişi fakat kimin lehine, onun kardeşi tarafın- dan bir şey bağışlanırsa artık örfe uymak ve ona güzel likle diyet ödemek gerekir. Bu Rabbinizden bir hafiflet me ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azab vardır.

179- Ey akıl sahibleri, kısasta sizin için hayat var- dır. Umulur ki sakınırsınız.

Bakara Suresi 178- 179. Ayetlerin Tefsiri:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى اَلْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَاْلأُنثَى بِاْلأُنثَى (Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında si- zin üzerinize kısas farz edildi. Hür ile hür, köle ile köle, kadın ile kadın kısas edilir.)

İslam gelince evvelki yanlış uygulamalar kaldırıldı. Bu ayet- ten, bazıları köle karşılığında hürrün kısas edilmeyeceğini anla- mışlar. Fakat daha sonra gelen "Nefse karşılık nefis, göze karşı göz.." Ayeti ile evvelkisi kaldırılıp hür ile köle arasında erkek ile kadın arasında kısas sabit olmuştur. Hadisi şerifte "Müslümanların kanı birbirine denktir" buyuruldu. Ayrıca nefsin öldürülmesinde faziletli olmak tarafına itibar edilmez. Bu yüzden bir cemaat hep birlikte bir kişiyi öldürse, hepsi kısas olarak öldürülür.

فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ (Her kim için kardeşi tarafından bir şey affedilirse.) Hangi katil ki öldürdüğü müslümanın varisleri tarafından ondan bir şey affedilirse. Yani kısas edilmesi isten- meyip diyet istenirse bu affeden kişi öldürülenin velisidir. Veliler- den biri afedince diğer varisler katili kısas ettiremezler.

Kardeşi diye buyurulması aralarının ıslah edilmesine gayret gösterilmesi içindir. Ayrıca büyük günah işleyenin imandan çıkma- dığı anlaşılmış oldu. Ancak müslümanı öldürmeyi helal görürse bu taktirde dinden çıkar. Büyük günah sahibini affetmek onda ısrar eden olsa da yine güzeldir. Adam  öldürmek hususundada durum böyledir.

فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ (Örfe tabi olmak ve ona güzellikle diyet ödemek gereklidir.) Bundan, katili affettiği za- man velinin vasıyyetini kasd ediyor. Onu güzel  bir şekilde öde- mesiyle olan vasıyyeti. Diyeti fazla geciktirmemek ve ücreti düşük tutmamak gerekir.

ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ  (Rabbiniz tarafından bir hafif- letme ve rahmettir.) Zira bunda kolaylık ve menfaatlenmek vardır. Yahudilerin üzerine sadece kısas farz edilmişti. Affetmek ve diyet almak onlarda haramdı. Hıristiyanlarda affetmek olup kısas ve diyet yasak idi. Bu ümmet üç şey arasında muhayyer edildi. Kısas, diyet, affetmek. Bu onlar için kolaylık ve genişlik olarak verilmiştir. Mevla Teala'nın lütfü ve bahşişinin bu ümmete ne kadar büyük olduğunu anlamak gerekir.

فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ (Her kim bundan sonra haddi aşarsa.) Bu zikredilen hafifletme işinden sonra, başkasını öldürürse veya diyet aldıktan sonra katile taarruz ederse.

فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ  (Onun için acıklı bir azab vardır.) Ahırette. Onun için azabtan bir çeşit şiddet vardır. Katade (r.aleyh) den rivayet edildi ki azabı elim, çaresiz kalıp öldürülmek ve ondan diyetin kabul edilmemesidir.

وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ  (Sizin için kısasta hayat vardır.) Bu kelam belağatta son hadde ulaşmış, fesahatte zirveye yüksel- miştir. Zira belağat nüktelerinin en gariblerini ihtiva etmektedir. Arapların en veciz kelamına karşı bu ayet pek çok hususlarda üstündür. Onlar "Katil, katli daha fazla nefyeder" demişlerdi.

*Ayetin harfleri on tane olup onların sözü on dört harftir.

*Ayette gizli olarak takdir edilen bir sözcüğe ihtiyaç yoktur. Onların sözünde "terkinden" diye bir ilave gereklidir.

*Her kısasta hayat vardır, (Öldürme işini durdurur). Her öldür me işi, öldürmeleri nefyetmez belki çoğaltır.(Özellikle, zulmen olursa)

*Onların sözünde gerekli olmayan bir tekrar vardır.

*Kısastan maksat hayat kurtarmaktır. Onların öldürmesinde bu incelik olmayıp bizzat öldürmeyi teşvik etmektedir.

*Ayette iki zıt şey bir araya cem edilerek tıbak sanatı işlen- miştir.

*Kısas kelimesinin marife olarak getirilmesi onun meşru' bir hüküm olduğunu ifade etmekte, hayat kelimesinin nekre getiril mesi ona tazimi ifade etmektedir. Yani şu meşru' edilen kısas hük- münde sizin için çok büyük bir hayat vardır.

      Katilin kısas ile öldürüleceğini bilmesi onu öldürme işin den geri çekmektedir. Halbuki cahiliyye Arapları ellerinden gelse bir kişi için bir kabileyi bile yok etmeye çalışırlardı.

      İslam, kısası şer'i bir hüküm olarak tayin edince onda büyük bir hayat meydana gelmiş oldu. Kâtil olan, kısas edileceğini hatırla yınca öldürmekten vaz geçerek hem kendini ve hemde öldüreceği kişiyi sanki yeniden hayata döndürmüş gibi yeni bir hayat ortaya çıkmış olur.

Denildiki hayattan murad ahıret hayatıdır, zira kâtil dünyada bu sebeble kısas edilirse, ahırette bu suçtan dolayı sorumlu olma- yacaktır.

Bilki kısas, kasten kan dökmekten dolayı vacib olur. Öldürü- len kişi müslüman ve zimmi olması eşittir. İmamı A'zama göre yaralarda da kısas vardır, ancak yaradan dolayı kişi ölürse o zaman kendisi de öldürülür. Öldürme işinde öldürücü, kestirici bir alet gereklidir. Şayet yumrukla, sopayla, az bir şey vurmakla, boğ- makla ateşe yakmakla kişiyi öldürürse burda kısas vacib olmaz. Bir müslümanı müşrik zannederek kargaşalık anında öldürse kısas gerekli olmaz. Fidye ve kefaret verir.

يَا أُولِي اْلأَلْبَابِ (Ey akıl sahibleri.)  Ey kamil akıl sahibleri. İnsanlara kısastaki hikmetleri düşünüp teemmül etmelerini, bede- nin selametini ruhun muhafazasını elde etmelerini ikaz buyurdu.

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ (Belki takva ehlinin amelini işlersiniz.) Veya kısastan korktuğunuz için öldürmekten sakınırsınız. Burası imam- lara, idarecilere ait bir hitap olup kısas hükmünü vermek, Allahın kanunlarını muhafaza etmek onlar tarafından mümkün olur.

Salı, 05 Mayıs 2009 19:44 tarihinde güncellendi

CAHİLİYYE 44 CANA KIYDI (KAN DAVASI)

kan-davasi.jpgMardin'in Mazıdağı ilçesinde aynı aileden, çoluk çocuk demeden 44 kişinin katledilmesi. İnfiale yol açtı. Kan davası nedeniyle gerçekleştiği iddi edilen olayın ayrıntıları yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlarken.kan davası gerçeği bir kez daha Türkiye'nin gündemine oturdu.

Yüzyılların toplumsal hastalığı olan kan davası, Peygamber efendimizin Veda Hutbesi'nde lanetlemesine rağmen, çağdaş bir Cahiliye adeti olarak maalesef günümüzde de sürdürülüyor. Hala insanın insanı acımadan öldürdüğü, sırf aynı kanı taşıdığı için masum insanların dahi katledildiği günümüzde, dini ve manevi eğitime ağırlık verilerek insanlara kan davasının dini boyutunun anlatılması gerekiyor. Son bir haftada meydana gelen kan davaları ile ilgili dehşet verici olaylar, kamuoyunu dehşete düşürdü.

Tarsus'ta aynı aileden 5 kişinin bir çay bahçesinden otururken kan davalıları tarafından başından vurularak öldürülmesi, kan davasından kaçarak İzmir'e yerleşen bir kişinin camide Kur'an okurken ensesinden vurularak öldürülmesi Hazro Belediye Başkanı'nın kan davası yüzünden belediyedeki görevini bile yerine getiremediğinin ortaya çıkması,Türkiye'nin kangrenleşmiş yaralarından olan kan davasının boyutlarını gözler önüne seriyor.Mardin'de yaşanan son olay ise kan davsının nasıl vahşete dönüştüğünü izah ediyor.

Kan davası nedir?

Akrabalık ilişkilerinin sıkı olduğu toplumlarda öç alma duygusundan kaynaklanan, misilleme biçimindeki karşılıklı cinayetlerle süren aile ve kabileler arası çatışmalara genel olarak Kan Davası deniliyor. Hak arama sürecinin bulunmadığı, anlaşmazlıkların tarafları hoşnut edecek biçimde çözümlenmediği, hak ve adalet duygularının tatmin edilmediği hukuk sistemlerinde, bireyin hak ve adaleti kendi başına gerçekleştirme girişiminin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Araştırmacı yazar Ahmed Özalp, Kan davasının genellikle haksızlığa uğrayan taraftan bir kişinin, suçlunun işlediği suça uygun biçimde cezalandırılmaması durumunda, intikamını alma, onurunu kurtarma, hak ve adaleti gerçekleştirme girişimiyle başlayıp, karşı tarafın aynı gerekçelerle işlediği cinayetlerle sürdüğünü belirterek, "Kan davasının başlamasından sonra davaya taraf aile üyeleri güçlü bir dayanışma içine girerler. işlenilen cinayetten aile üyelerinin her biri teker teker sorumlu tutulur. Bu davalarda genellikle ailelerin erkek üyeleri hedef alınır, kadın ve çocuklara yönelik cinayetlere az rastlanır. Fakat kan davasının aile sınırlarını aşarak aşiretler arası bir düşmanlığa dönüştüğü çevrelerde kadın ve çocukları da içine alan toplu cinayetler de görülebilir" deniliyor.

Cahiliyye'den kalma bir adet!

Ahmed Özalp kan davasının kökeniyle ilgili de şu bilgileri aktarıyor: "Kan davası, İslam öncesi Arap toplumunda en yaygın adetlerden birisiydi. Hak ve adaleti gerçekleştirecek bir hukuk ve toplum düzeninden yoksun olan cahiliye toplumunda kan davaları kabileler arası düşmanlık ve savaşların başlıca nedenleri arasında yer alıyordu. İslâm câhiliye dönemine ait bir çok adetle birlikte kan davasını ortadan kaldırdı; getirdiği insan ve toplum anlayışı ile adalet düzeni ile toplumsal bir afet olan kan davasını ortaya çıkaran nedenleri yok etti. İslâm'a göre insan canı, malı, namusu, haysiyeti, tüm hak ve özgürlükleri ile dokunulmaz bir varlıktır. Hiç kimse hukuk dışı bir gerekçe ile insanın maddi ve manevi varlığına tecavüz edemez, hak ve özgürlüklerini kısıtlayamaz. Kaldı ki mü'minler bu tür davranışlar içine giremezler. Çünkü mü'minler, inançları gereği kardeştirler, birbirlerine karşı İslâm'ın öngördüğü kurallar dışında davranamazlar. Mü'minler bireysel ve toplumsal hayatlarında tam bir dayanışma ve yardımlaşma içinde bulunmak; İslâm'ın egemenliğini sağlamak yolunda ortaklaşa çaba harcamakla yükümlüdürler."

Kan davasının nedenleri

-Suç ile ceza arasındaki niteliksel eşitsizlik ve cezanın adalet duygusunu tatmin etmekten uzak olması.

-Bir insanı haksız yere ve kasıtla öldüren bir kişinin bir-kaç yıl sonra ortalıkla dolaşması, intikam duygularını harekete geçiriyor.

-Üstün otoritenin olmayışı.

-Suçun şahsiliği prensibinin geçerli olmaması.

- Kişisel öç alma safhasının devam etmesi. Suçluyu üstün güç, devlet otoritesi değil kişiler cezalandırmaktadır.

-Güçlü siyasal merkezi otoritenin olmayışı. Kişiler bir sorunları olduğunda adli yargıya değil, aşiret ve kabile reislerine veya çevrede  güçlü kim ise ona gitmektedirler.

-Yoksulluk, hareketsizlik ve dış dünya ile ilişkilerin  çok zayıf olması.

-Eğitim seviyesinin düşüklüğü

-Her  alanda cehalet. Tarımda, ticarette, sosyal ilişki düzeyinde ve dini bilgilerdeki cehalet.

-İntikam. Kin ve intikam duygusunun mertlikle eş anlam kazanması ve toplum tarafından olumlu tepkilerle karşılanması.

-Irkçılık (mikro anlamda) aile ve aşiret ırkçılığı.

-Başlık parası  ve kız kaçırmaların ortaya çıkardığı sorunlar,

Sosyoekonomik analizler yetmez!

İnsanın insanı acımadan öldürdüğü, sırf aynı kanı taşıdığı için masum insanların katledildiği kan davasını, İslam Peygamberi kaldırmıştı. Kan davasının dini boyutu anlatılmadan, meselenin sosyoekonomik analizlerle çözülmesi imkânsız! Son bir haftada meydana gelen kan davası olayları, kamuoyunu dehşete düşürdü. Tarsus'ta aynı aileden 5 kişinin başından vurularak öldürülmesi, kan davasından kaçarak İzmir'e yerleşen bir kişinin camide Kur'an okurken ensesinden vurularak öldürülmesi ve son olarak Hazro Belediye Başkanı'nın kan davası yüzünden görevini bile yerine getiremediğinin ortaya çıkması, Türkiye'nin kangrenleşmiş yaralarından olan kan davasını tekrar gündeme getirdi.

İlahiyatçı-Eğitimci Dr. Halil İbrahim Kutlay:

Din, hiçbir cinayeti onaylamaz!

"İslam kan davası gibi toplumsal bozuklukları haram kılmıştır. Kan davası gütmek kesinlikle caiz değildir. Peygamberimiz kan davasını bizzat kendisi kaldırarak, toplumu İslam öncesi Cahiliyye'nin adetlerinden temizlemiştir. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:"İnsanların Allah'a en sevimsiz olanları şu üç kişidir: 1-Mekke'de Harem bölgesinde haddi aşan. 2-Müslüman olduğu halde Cahiliyye âdetini benimseyen. 3-Haksız yere Müslüman kardeşinin kanının dökme arzusunda bulunan, KAN DÂVÂSI güden kimse."  (Sahih-i Buhari, Kitabud-Diyat, Bab No: 9)

"Irz, iffet ve namus" gibi ahlakî değerleri; dinle ilişkisi bulunmayan tamamen mahallî örf ve geleneklerin etkisiyle işlenen namus cinayetleri konusuyla ilişkili görmek yanlıştır. Din, hiçbir zaman cinayeti emretmez, hiçbir cinayeti onaylamaz, sebep ne olursa olsun cinayeti basit ve normal saymaz. Din, aslında namussuzluk ve iffetsizliği cinayet olarak görür. Bu cinayeti manevî tedbirler ve vicdanî müeyyidelerle kökten engeller. Namus cinayetlerinin kurbanları, aslında bilgisizliğin, taassubun ve fuhuş reklamcılığının kurbanıdırlar.

İffet ve namus gibi faziletli değerleri önemsemeyenler; bazı dernek, kurum ve kuruluşlarını, bazı medya ve basın organlarını, bazı kültür, sanat ve eğitim  kurumlarını da kullanarak bu manevî değerlere hiç çekinmeden karşı çıkanlar; vicdanları ölmemiş ve ar duyguları çürümemişse, küçük yaşta uyuşturucu ve fuhuş bataklığına düşen zavallı kızlarımızın acıklı ve korkunç durumundan ürpermelidirler.

İffetsizliği bilerek ve kasıtla savunanlar ise gerçek iffet ve namus  canileridir.  Şahsî menfaatleri uğruna her fırsatta ve her zeminde iffetsizliği ve ahlaksızlığı özendiren ve körükleyenler namus cinayetlerinin gerçek sorumlusudurlar. Suçu açık bir şekilde tahrik edenler, suçlular kadar sorumludurlar."

Diyanet İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem:

Cahiliyye adeti!

"Kan davası, İslam'da kesin yasaklanmış önemli haramlardandır. Veda Hutbesi'nde Peygamber efendimiz açıkça yasaklamıştır. Keza namus cinayeti adı altında kadına yapılanlar da din dışıdır. Hiç kimsenin veya bir grubun bir kişinin katli konusunda hüküm verme ve uygulama yetkisi yoktur. Kimse kendini hakim yerine haşa Allah (CC) yerine koyamaz. Kan davası, namus ve töre cinayetleri gibi suçlar, bazıları öyle lanse etmek istese de hiçbir şekilde dinle buluşmamaktadır. Hepsi Cahiliye dönemi adetleridir. İslam dini bunları kaldırmıştır."

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ömer Vehbi Hatipoğlu:

Ulema otoritesi boşluğu var!

"Günümüzde bile kan davalarının halen sürmesinin ana nedenlerinden birisi, İslami eğitimin olmamasıdır. Kan davası yaşanan bölgelerdeki genel kültür seviyesinin düşüklüğü ve Adalet mekanizmasının hızlı yürütülmemesi nedeniyle "Kendi hesabımı hemen göreyim"  anlayışı da kan davalarının etkenleri arasındadır. Ayrıca, Bölgenin feodal yapısı da göz önüne alındığında, kan davalarının sürdüğünü görüyoruz. Toplum önderleri ve saygın kişiler bu tür olaylarda devreye giriyor, kan davalarını önlemeye çalışıyorlardı. Ancak son yıllarda bölgedeki ulemanın ve STK'ların toplum üzerindeki otoritesi değişik nedenlerle sarsıldığı için etkinlikleri azalmıştır. Bu nedenle toplumu iyiye, doğruya yönelten önderlerin arkalarında bıraktığı boşluk bir türlü doldurulamamıştır. Özellikle kan davasındaki sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel nedenler ile manevi boşluk ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulmadan yapılacak yorumlar anlamsızdır."

Milli Gazete Online-A. Zeki Gayberi

Salı, 05 Mayıs 2009 19:41 tarihinde güncellendi

Sayfa 192 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.