.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

İDAM CEZASI TEKRAR TATBİK EDİLSİN.....

HAY-DER Genel Başkanı Nevzat Laleli İstanbul’da yaşanan tecavüz ve cinayet gibi çok acı bir olay üzerine “İdam cezası, tekrar kanunlarımızda ki yerini almalıdır” diyerek aşağıda ki basın bültenini verdi.

Ahlaksızlığın artık her çeşidinin fütursuzca işlendiği ülkemizde bunlara verilecek ve başkalarına da ibret olacak idam cezası, maalesef “AB uyum yasaları” adıyla çıkartılan yasalarla ortadan kaldırılmıştı.

Şimdi yüzümüzü kızartan, “böyle bir suç işlenir mi?” diye hayret ettiğimiz birçok suça “idam cezası” verilemekte, suçu işleyenler ne kadar da hapse atılsalar, bir müddet sonra af yasaları ile dışarıya çıkmakta mazlum ve mağdurların önünde elini kolunu sallaya sallaya gezmektedirler.

İşlenen suçun büyüklüğü nedeniyle mağdurlarda ve toplumda büyük bir kin ve infial uyanmakta, verilen hapis cezaları bu infiali dindirememekte, cezalar işlenen cürümün yanında hafif kalmakta ve kamu vicdanında “adalet yerini bulmadı” kanaati hâkim olmaktadır.

Bir toplum eğer bu kanata sahip olmaktaysa, bu devletin yıkılışının ilk işaretlerinden biri olarak görülmelidir. Zira “Adaletin yerini bulmadığına inanan insanlar adaleti kendileri yerine getirmek istemekte, bu da kan davalarını körüklemekte ve toplumda bir anarşi ortamının çıkması kaçınılmaz olmaktadır.

Sıcağı sıcağına bir haneye ve ırza tecavüz ile cana tecavüzün yaşandığı şu acı olaydan sonra bu gibi olayların bir daha meydana gelmemesi için bir an evvel ve mutlaka “İdam cezası” tekrar kanunlarımızda ki yerini almalıdır.

İstanbul Bahçelievler de bir kız arkadaşıyla aynı evde birlikte kalan Haliç Üniversitesi Beslenme ve Diyetisyenlik Bölümü 2'nci sınıf öğrencisi Fatma Nur Ç. İnternet bağlama bahanesi ile evlerine giren bir cani tarafından önce tecavüze uğrar. Sonrada elleri ve ayakları koli bandıyla bağlanarak boğularak öldürülür.

Fatma Nur’un tecavüze uğramadan önce kız arkadaşına mesaj attığı ve “çok korktuğunu” yazdığını öğrenen polis, internet bağlayıcısı caniyi hemen yakalayarak, tutuklar.

KAMU VİCDANI NE SÖYLER

Bu feci haberi televizyonda dinlerken, bir taraftan mutfak işleri yapan ve günlük olaylarla pek ilgilenmeyen eşim haberi duyunca hemen, “Bu zalim adamı assınlar” diye bağırdı. İşte “kamu vicdanının” bir temsilcisi durumunda ki eşimin feryadı bu şekildeydi. Hiç şüphe edilmesin ki ülkemizde hangi vatandaşa bu olayı sorsanız yukarıda ki cevabı alırsınız.

Ancak ben; “Hanım, maalesef şu anda kanunlarımızda idam cezası bulunmamaktadır. Onun için hâkimler bu adamı yüzde yüz suçlu da bulsalar ona idam cezası veremezler” dedim.

Şu anda büyük bir oy desteği ve büyük bir milletvekili sayısı ile iktidarda bulunan Sayın Erdoğan’a ve vekil olsun olmasın tüm AKP’lilere sesleniyorum.

“İdam cezası” yukarıda anlatmaya çalıştığım bu feci olay ile tekrar gündeme getirilmeli ve mutlaka kanunlarımızda ki yerini almalıdır.

Bu Fatma Nur, ülkemizde ki diğer Fatma Nur’ların korunmasını sağlayacak ve onların da bu tip canilerin eline düşmeden kurtaracak tedbir alınmalı ve bu cani asılarak diğer kötü vicdanlı insanlara ibret olmalıdır.

Fatma Nur’un ailesinin ve kamu vicdanının susturulması ancak bu şekilde olacaktır.
Fatma Nur artık yok. Onu hayattan bir cani kopartıp aldı. Hem de ne alış…

NOT: Cani kişi suçu işledi ama adaletli ceza verilmiyor, buna feryad ediyoruz... Peki F. Nur gibilerini üniversite veya iş adı altında katledenlerin cezası ne olacak? Onların ahıreti ne olacak? Evinden ayrı, anne baba şefkatii ve korumasından uzak bırakılan evlatların helakına göz yuman büyüklerin cezası ne olacak???

DİYANET BAŞKANI: İSLAMİ GİYSİNİN ÖNEMİ

GÖRMEZ'İN GÖZLERİNİN YAŞARDIĞI AN: KAMERUNLU MİSAFİRİN TEK İSTEĞİ

Görmez, Kamerun ülke temsilcisinin kendisine yaptığı bir ziyarettte yaşanan bir anekdotu da anlattı. Misafirinin 16 maddeye yakın bir talep listesiyle kendisine geldiğini ancak sadece bir ikisini yapabileceğini söylediğini ifade eden Görmez, yaşananları anlatırken gözleri yaşardı. Konuğunun "hiç biri önemli değil ama bu giysinizle benim ülkeme gelin yeter" dediğini unutamadığını söyleyen Görmez, yayında duygulu anlar yaşadı. Görmez, "Neden diye sorduğumda, ülkesinde İslamı yaşayan nüfusun kendilerinin kimsesiz olduğu hissinde olduklarını ziyaretleri ile kendilerinin de bir sahipleri olduğunu göreceklerini" söylediğini belirterek dünyanın dört bir yanında mağdur ve kimsesiz Müslümanlara destek ve taleplerini yerine getirmek için çaba gösterdiklerini sözlerine ekledi.

Yukardaki paragraf Sayın Görmez'in açıklamalarından alıntıdır. Misafir ülke temsilcisi kendisinden hiç olmazsa şu kıyafetinizle ülkemize gelin... diye ricada bulunması   giyim ve kıyafetin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.... O halde asrın Müceddidi Mahmud Efendinin (k.s.) sözlerine kulak verelim ve zahiri sünnetleri (sakal, cübbe, şalvar, sarık ve çarşaf) üzerimizde gösterelim.. Dilimizle anlatamazsak ta görüntümüzle mesajı veröiş oluruz... Bu günkiler anlamasa da bunların çocukları anlayacaktır.....

KIYAFETLERDEKİ SÜNNETLER

KIYAFETTE SÜNNET NELERDİR?

Kıyafet meselesi müslümanlar arasında çok ihtilaflı ve karışık bir durumdadır.

Türkiye’de ve dünya çapında bütün müslümanlar bu işte on derece muzdarib ve çaresiz bir haldedir.

Konuya girerken, bu hususta temel dayanak alaca-ğımız birkaç hadisi şerif zikredelim:

“Her kim bir kavme benzerse, o da onlardan-dır.”

“Sizden öncekilerin yoluna karış karış arşın arşın uyacaksınız, hatta onlar kertenkele yuva-sına girseler, siz de oraya girmeye çalışacak-sınız…” (Buhari)

Kıyafet denilince, islam fıkhında insanın yaratılış şekli anlaşılır. Yani kafa, çene, el ayak kemiklerinin görüntüsü. Araplarda buna dayalı olarak kimlik okuma, neseb bilme gibi maharetli olanlar vardı. Bu iş tecrübeyle alakalı olup, bununla dini bir hüküm isbat edilemez.

Bu gün kıyafet denilince anlaşılan, üzerimize giydi-ğimiz elbiseler ve şekilleridir.

Şimdi sünnet olarak giyilen elbiseleri tanıtalım.

 

CÜBBE:

Cübbe, erkelerin gömlek üzerine, en üste giyilen geniş bir elbisedir. İlk dönemlerde kol bölümleri yarık olurdu. Kollar ordan dışarı çıkartılırdı. Daha sonraları bölgelere göre değişik şekiller alan cübbe, kollu olarak giyildi. Ancak, alimler için kollarının (yen kısmı nın) geniş olması müstehabtır.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme, asbahtan Zül-Yedeyn r.a. isimli bir Zat, sırmalı nakışlı bir cüb-be hediye etti. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de kendi cübbesini ona hediye etti.

Sonra namaz kılarken cübbenin sırmaları nakış-ları gözüne ilişince, namazdan sonra hemen onu çıkartıp o zata geri gönderdi ve eski cübbesini taleb etti: “Namazda beni az kalsın meşgul edecekti” buyurdu.

Bununla, elbiselerin süslü olmamasına, sade ve temiz olmasına dikkat etmemiz lazım geldiği anla-şılmıştır.

Cübbe giymenin sünnet olduğunu bildikten sonra; acaba hangi faidesi vardır? Dersek; deriz ki: Cübbe-nin maddi –dünyevi- ve manevi –uhrevi- pek çok faidesi vardır.

Geniş olmakla bedenimizi örter, vucut hatlarını gizler, eğilip kalkarken avret yerlerinin açılmasını önler. Soğuk sıcak karşısında tedbir olur. Erkekleri kadından ayırır.

Ubade bin Samit r.a şöyle dedi:

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, üzerin-de yünden olan bir cübbeyle yanımıza çıkıp geldi…”

Esma binti Ebi Bekir r.anha’dan şöyle rivayet edildi:

“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in tayle-sandan (kalın dokunmuş) cübbesi vardı, ibrişimle dokunmuştu, onunla düşmana karşı savaşırdı…”

Tebuk savaşından dönerken, Resulullah sallalla-hu aleyhi ve sellem abdest almak için bineğinden indi.

Abdest alırken kollarını yıkamak istedi de dar olduğu için cübbenin alt kısmında kollarını çıkarta-rak yıkadı. Bu rivayet Muğire ibni Şu’be r.a. tarikıyla, Buhari ve Müslimde zikredilmiştir. Başka bir riva-yette:

“Üzerinde Şam işi bir cübbe vardı, kol uçları (yenleri) dardı” şeklinde geldi.

Bu rivayetlerden anlaşılan, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazarda (ikamet) ve seferde cübbe giyinmiştir.

KAMİS – GÖMLEK:

Ümmü Seleme r.a.nha’dan rivayetle, şöyle de-miştir:

Resulullah’a s.a.v en sevimli gelen elbise, kamis-gömlek- idi.

Esma binti Yezid el Ensari r.anha’dan rivayetle:

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in kamisi nin kol ucu, dirseğine kadar geniş idi.

Ancak gömleğin aşağıya doğru uzunluğu ayakları (yan çıkıntıları) geçmeyecektir, zira Resulullah sallal-lahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Allahu teala kıyamet günü, kibir için izarının ucunu yerlere sürükleyene (rahmetle) bakmaz.”

ŞALVAR:

Şalvar, gömlek altına giyilen, iki bacaklı geniş elbisedir.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, Arafat’ ta hutbe okuyup şöyle buyurdu:

“Her kim izar (gömlek) bulamazsa şalvar giyin-sin, her kim nalin bulamazsa mest giyinsin.” (Buhari 2/654)

İhramlının giyinemeyeceği şeyleri zikreden Resulul lah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İhramlı olan kamis giyemez, sarık takamaz, şalvar giyemez, kokulu (ihram) olmaz, mest giyemez…” (Buhari)

Bu hadisi şeriflerden anlaşılan şalvarın giyilmesi-nin de sünnet olduğudur. ihramlı için dikişli elbise yasak olduğundan şalvarın giyilmesi ihramdan sonra ya kalır. Dar pantolonlar, islami kıyafet yerine geç-mez. İyi düşünelim, namazda eğilince arkadan belin açılması, vucut hatlarının belli olması, ancak şalvar ve cübbeyle kapatılabilir.

 

SARIK – İMAME:

Sarık hakkında pek çok hadisi şerifler vardır. Bazılarını zikredeceğiz, ancak bu zaman vehhabi bid’at ehli reformculara göre, giyim kuşam meselesi, teferruat ve adet kabilinden olup, onlar asla bu hususlardaki rivayetleri kabul etmezler. Hadisi şerifle ri kabul etmeyenleri kim kabul edecek?

“Sarıkla kılınan iki rekat, sarıksız kılınan yetmiş rekattan daha hayırlıdır.”

“Nafile veya farz namaz sarıkla kılınınca, sarıksız kılınan yirmibeş namaza denk olur. Cuma sarıkla kılınırsa, sarıksız kılınan yetmiş cumaya denk olur.” (İbni Asakir – ibni Ömer’den)

“Sarıkla kılmaya devam edin; zira bu, melek-lerin simasıdır. Onun ucunu sırtınızından sarkıtı-nız.” (ibni Ömer)

“Allahu teala bana Bedir ve Huneyn günü, şu sarıklı meleklerle yardım etti. Muhakkak sarık, küfürle iman arasında perdedir.” (Ali’den)

“Bizimle müşrikler arasındaki fark, takke üzerine sarık sarmamızdır.”

Feyzu-l Kadir’de şu açıklama vardır:

“Nafile veya farz namaz sarıkla kılınınca, sarıksız kılınan yirmibeş namaza denk olur. Cuma sarıkla kılınırsa, sarıksız kılınan yetmiş cumaya denk olur.”

Zahir olan bundan murad, örfte bildiğimiz sarıktır. Şayet takke ile namaz kılsa, sarıkla namaz kılmış olmaz. İbni Asakir, Tarih kitabında, İmamı Malik’ten şu rivayeti zikretti:

Sarığı terk etmek uygun değildir. Muhakkak ben, yüzümde henüz tüy bitmediği halde iken sarıklı idim. (Feyzu-l Kadir: 4/297)

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 11:56 tarihinde güncellendi

KÜFÜR TEK BİR MİLLETTİR-HEPSİ AYNI KAFİRDİR-MEL'UNDURLAR

<<<

NİŞANYAN BLOG SİTESİNDE HZ. MUHAMMED (SAV) İLE İLGİLİ YAZISINDA ŞU İFADELERİ KULLANMIŞTI

Nişanyan, blog sitesinden paylaştığı yazıyla tepkilerin merkezine oturdu. Nişanyan'ın "Buna karşılık, bundan yüzlerce yıl önce Allah'la kontak kurduğunu iddia edip bundan siyasi, mali ve cinsel menfaat temin etmiş bir Arap lideriyle dalga geçmek nefret suçu değildir. "İfade özgürlüğü" denilen şeyin, adeta anaokulu seviyesindeki bir test örneğidir" sözleri büyük tepkilere neden oldu.

SÖZLERİNDEN GERİ ADIM ATMADI

Nişanyan, sosyal paylaşım sitesi Twitter'da da paylaştığı satırlarla blogunda yazdığı satırların arkasında durdu.

Gelen tepkilere sert cevaplar veren Nişanyan, "Pardon Arap değil miydi? Liderliğinden kuşkunuz mu var? Hangi sözler tam olarak? Arap lideri? Allahla kontak kurmuş? Menfaat elde etmiş? "Allah" ile iletişimde olduğunu söyleyen herkesin, farklı düzeylerde de olsa, yalan konuştuğu kanısındayım.' dedi.>>>

 

Alemin rahmeti olan şanlı şerefli Nebi s.a.v e dil uzatacak kadar rezil ve alçak olan kişiler, aslında içlerindeki leşleri kusmaktadırlar ki ahırette bunu yapamadık diyemezler, yapın bakalım yapın.... Bir gün bu dinin, sünnetin Kur'anın ve Resulullah'ın s.a.v sahipleri sevdalıları aşıkları zuhur edecek ve hadlerini bildirecektir, Allahu tealanın adamları bitmedi, halifeler, sultanlar, mücahitler, veliler, şehitler bitmedi........

Bu gün Resulullah s.a.v olsaydı, mutlaka bu saldırganların haddini bildirirdi, ashabından olan fedailere bir işareti yeterliydi, artık kimse homurdanamazdı.... Ama islam derdi, Resulullah aşkı kalmamış, dünyacılık iliklerimize kadar girmiş yere çakılmışız... Allahım bizi Habibine s.a.v layık eyle, sünnetini ihya ederek düşmana net sert cevap vermeye muvaffak eyle, diyalog belasına tutulan imanlı kişileri o halden kurtar, imanını yitirmişlere de hidayet nasip eyle, artık mümkün değilse hepsini yok eyle..... Âmîn.....

Sayfa 20 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.