Emsile Dersine Giriş - 1
Emsile Dersine Giriş - 1
KUR'AN CUMHURİYYETÇİ LAİKLERDEN NELER ÇEKMİİİİŞ...

Harf devrimi sonrası Kur'an-ı Kerim'in sayfalarının kese kağıdı yapıldığı iddiasını doğrulayan belgeler ortaya çıktı.
Aksiyon dergisi, 70 yıldır konuşulan bir efsanenin belgesine ulaştı. Dergi, bu haftaki kapak dosyasında 1930'larda kese kağıdı yapılmış tonlarca Kur'an-ı Kerim sayfasının bir örneğini yayınlıyor. Kese kağıdı olarak muhafaza edilmiş sayfada anne babaya itaati öğütleyen İsra suresinin 23. Ayetinden bir bölüm gözüküyor.
SAHAF BAYER'İN ARŞİVİNDEN ÇIKTI
Habere göre, yasaklı bir dönemin belgesi niteliğindeki sayfa Sahaf Lütfü Bayer'in arşivinden çıktı. Bayer'in eline birkaç yıl önce geçen evraktan takip edildiği kadarıyla da ‘kese kağıdı'nın hikayesi; 1937'de, İstanbul sur içinde başlıyor. Kur'an-ı Kerim Şehzade Abdülhamid'in hocalarından Osman Zeki Bey'in kurduğu Osmanbey Matbaası'nda basılmış. Tam baskı tarihi belli değil; ancak Harf Devrimi'nden kısa süre önce olduğu tahmin ediliyor. 1 Kasım 1928'de kabul edilen devrim kanununa göre, ‘eski harflerle' kitap basmak ve satmak, daha önce basılmış eserleri piyasaya sürmek yasaktı. Aynı dayatma, Kur'an-ı Kerim için de geçerliydi.
MÜFTÜLÜĞE ŞİKAYET
‘Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun'un hükümsüz kıldığı kitaplar, uzun yıllar depolarda bekletildi. Tahminlere göre, Osmanbey Matbaası'nın sahibi Darüşşafaka Cemiyeti, 1937'de bu evrakın bir kısmını elden çıkarma kararı aldı. Kur'an'a reva görülen muameleye şahit olan halk ise durumu İstanbul Müftülüğü'ne şikayet etti. Bunun üzerine 17 Aralık 1937'de İstanbul Müftüsü Fehmi Ülgener, Türk Okutma Kurumu'na başvurdu ve şu değerlendirmeyi yaptı: “Darüşşafaka'ya vakfedilmiş olan Osmanbey matbaasının öteden beri dini eserleri yapan ve basan bir matbaa olduğu cihetle Müslümanlar arasında bir mevkii hürmette görülen mezkûr matbaanın bu kere ambarlarında mevcut tonlarca Kuran-ı Kerim sahifelerini kise kağıdı yapılmak üzere ufak bir bedel mukabilinde piyasaya satmış olması, birçok vatandaşlar tarafından esefle görülüp ve karşılanan bu kise kağıtlarından bir numunesi ilişik olarak takdim kılınmıştır.”
KESE KAĞITÇI MİHRAN'DAN ÇIKIYOR
Bahsi geçen numune, İstanbul esnafından Azakzade Tevfik'in kese kağıtçı Mihran'dan aldığı kağıtlardan. Azınlık mensubu olduğu kaydedilen Mihran, Kur'an sayfalarını ambalaj yapıp Beyazıt'ta piyasaya sürüyor. Bölge esnafından Tevfik Efendi de Mihran'ın müşterileri arasında. Muhtemelen parası ancak o kadarına yeten Azakzade, kağıtlardan 15 çuval alıyor. Bir tanesini, şikayet dilekçesiyle birlikte resmî makamlara teslim ediyor. Gerisine ne yaptığı ise meçhul.
Dergide kese kağıdı yapılan Kur'an sayfalarının daha detaylı hikayesini bulmak mümkün. Kapak dosyasında kese kağıdının hikayesi üzerinden yıllar boyu dedelerin nenelerin acıyla anlattığı yasak dönemin 300 yıllık serancamı da anlatılıyor.
M. Şevket Eygi - Milli Gazete - 2012-12-24
İyi ve Kötü Cemaatler
İSLAMÎ bir cemaatin, tarikatın, grubun durumunu nasıl değerlendirmek gerekir?.. Öncelikle onun inançlarına bakmak gerekir. Ehl-i Sünnet dairesi içinde mi, ehl-i bid'at dairesi içinde mi?..
Ehl-i Sünnet ne demektir?.. Kur'anın, Sünnetin, İslamın doğru yorumlanıp doğru anlatılmasıdır.
İnançtan sonra namaza bakılmalıdır. Beş vakit namazı kılıyorlar mı, bağlılarına tavsiye edip kıldırıyorlar mı?
Namazdan sonra zekat konusu gelir. Zekatı Kur'ana, Sünnete, icmaya, fıkha, Şeriata uygun şekilde dosdoğru verip sarf ediyorlar mı?
Kadın ve kızların tesettürü meselesi: Doğru yolda olan bir cemaat ve tarikat hem kendine bağlı olan, hem de bütün Ümmetin hanım ve kızlarının tesettürlü olmasını ister.
İslamî bir cemaatin, tarikatın, grubun iyi olması için onda cemaat taassubu, militanlığı ve holiganlığı olmamalıdır.
Eğitim meselesi: İslamı iyi bilen, İslamı hayata uygulayan, çağdaş kültüre de vakıf olan bir gençlik yetiştiriyorlar mı?
Ahlak meselesi de çok önemlidir. Cemaat, tarikat, grup mutlaka İslam ahlakını bütünüyle uygulamalı ve yaşatmalıdır.
Hangi cemaatler bozuktur:
1. Başlarındaki ruhbanları erbab haline getirenler.
2. Holding, banka, ticaret şirketi gibi çalışanlar.
3. Namazı kılmayanlar veya namaza gereken önemi vermeyenler, dinin direği durumunda olan bu ibadeti hafife alanlar.
4. Cemaat holiganlığı, militanlığı ve fanatizmi sergileyenler, sekter düşünceye sahip olanlar.
5. Ümmet birliğini ve İmamet-i Kübra kurumunu kabul etmeyenler.
6. Elde yeterli hürriyet ve imkan olduğu halde kötü düzen ve sistemi tenkit etmeyen, onun yerine hak ve âdil bir nizam gelmesi için çalışmayan, bozuk düzeni kabullenenler.
7. İslam'da Allah katında üstünlüğün takva ile olduğu prensibine göre hareket etmeyenler.
8. Doğrudan doğruya, şu veya bu şekilde din sömürüsü yapanlar.
Hangi cemaatler desteklenir?.. Ehl-i Sünnet ve Ümmet bütünlüğü dairesi içinde olan ve Kur'ana, Sünnete, Şeriata, İslam ahlakına sımsıkı bağlı olan bütün hayırlı cemaatler, tarikatlar, gruplar desteklenir.
Kur'ana ve Sünnete muhalefet ederek, İslamın dışında hak ve doğru başka dinler olduğunu iddia eden gruplar desteklenmez.
Sünnet karşıtı modernist ve bid'atçi gruplar desteklenmez. Onları desteklemek dinin içinden yıkılmasına yol açar.
Hangi cemaat, tarikat, grup başındaki zatın mâsum olduğunu, günah işlemediğini, hatasız olduğunu iddia ediyorsa ona şüphe ile bakmalıdır. Çünkü Ehl-i Sünnete göre Peygamberlerden başka kimse mâsum değildir.
Kâfirleri dost ve velî edinenlere şüphe ile bakılmalıdır.
Ümmet birliği şuuruna sahip olmayan gruplar da şüphelidir.
İslamda din ile dünya, ruhanî ile dünyevî ayırımı yoktur. İslam ahkamı bir bütündür. Binaenaleyh sekülerlik taraftarı cemaatler yanlış yoldadır.
Hangi cemaatlere katılabiliriz?
(1) Ehl-i Sünnet anlayışı dairesi içinde olacak... (2) Bütün değil, parça olduğunu bilecek... (3) Ümmet birliği şuuruna sahip olacak... (4) Modernist ve Sünnet düşmanı olmayacak... (5) Mezhepsiz olmayacak... (6) Kur'anın re'y ve hevaya göre tefsir edilmesine karşı olacak... (7) Allahı noksan sıfatlardan tenzih edecek (Allah gerçek bir Janus'ur bozuk ve sapık inancına sahip hiçbir şahıs ve grup desteklenmez)... (8) İslam ahlakının ilkelerine uygun şekilde ahlaklı ve faziletli olacak.
Bugün ülkemizde yüzlerce dinî cemaat, grup, sekt bulunmaktadır. Yekun olarak her yıl milyarlarca dolar hizmet parası toplanmaktadır.
Devletin, (ordununkiler dışında) resmî masrafları kontrol eden bir Sayıştay'ı vardır ama İslamî kesimde plan program, denetim yoktur.
Suiistimal yapılıyor demiyorum ama mutlaka bir denetim olması gerekir diye düşünüyorum.
Müslümanların bir an önce, laik vesayetçi sistemden bağımsız bir İslam Cemaati Teşkilatı kurulması için çalışmaları gerekir.
Kapatılmış olan İslam Medreseleri tekrar açılmalıdır.
Tasavvuf tekke, zaviye ve dergahları tekrar açılmalıdır.
Tasavvufî faaliyet ve hizmetler Meclis-i Meşâyih tarafından kontrol edilmelidir.
İslam vakıfları İslam teşkilatına verilmelidir.
Son 90 yıl içinde ülkemizde korkunç ve utanç verici bir İslam vakıfları yağması olmuştur. Yağmalanan, satılan, yok edilen vakıf malları konusunda İslam Cemaat teşkilatına tazminat ödenmelidir.
Müslümanların, laik ve Kemalist eğitim dışında kendi Tevhid eğitimini ve İslam mekteplerini kurmalarına izin verilmelidir.
Bugünkü kaos ve anarşiye son verilmelidir.
İslam düşmanları Müslümanları bölmek, parçalamak ve sömürmek için ortaya binlerce İslamcılık ve bid'at cereyanı çıkartmıştır. Bu dağınıklığın önüne geçemezsek geleceğimiz karanlıktır.
Müslümanların dikkat nazarlarına âcizâne teklifler, çareler sundum. Bunların mütalaa ve müzakere edilmesinde fayda olduğunu sanıyorum.
* (İkinci yazı)
Bendenize Çok Kızmış Köpürmüş
MÜSLÜMANLAR birleşip tek bir Ümmet haline gelsin... Ümmetin başında ehliyetli, muktedir ve takvalı bir İmam-ı Kebir bulunsun ve mü'minler ona biat ve itaat etsinler... Cemaatçilik holiganlıklarına, militanlıklarına, fanatizmine son verilsin... İslam Medreseleri açılsın... Müslümanlar Tevhidî eğitim yapacak İslam mektepleri açsınlar... Tarikatlar açılsın ve Meclis-i Meşâyih tarafından denetlensin... İngiltere'de olduğu gibi Şeriat Mahkemeleri kurulsun, isteyen Müslüman bu mahkemelere başvursun... Zekatlar Kur'ana, Sünnete, Şeriata, fıkha göre hakikî şahıslara temlik suretinde verilsin ve sarf edilsin...
Yukarıda bir kısmını saydığım isteklerimi okuyan cemaatçi bir zat küplere binmiş. Öfkeden önce kızarmış yüzü, sonra mosmor olmuş. Gözleri faltaşı gibi, açmış ağzını yummuş gözünü, bu fakire vermiş veriştirmiş:
- Bu herif kendini ne sanıyor?.. Kimmiş o, haddini bilsin!..
Bendeniz haddimi biliyorum ama öfkeli zat maalesef bilmiyor...
Eli kalem tutan, kafası çalışan, imkanı olan her Müslüman isteklerini, temennilerini yazılı olarak bildirebilir.
Ümmet şuuru olsun, cemaat fanatizmi ve holiganlığı olmasın demeye herkesin hakkı vardır. Hattâ böyle iyi ve olumlu istekler ve temenniler, bir hak olmaktan öteye bir vazifedir.
Cemaat, tarikat, hizip, fırka fanatizmi, holiganlığı, militanlığı bir tür ırkçılıktır.
Allah katında üstünlük şu veya bu cemaate mensup olmaktan ileri gelmez, mü'minin taqvası ile ölçülür. Kim daha taqvalı ise Allah katında onun mânevî derece ve rütbesi üstündür.
Ortada parça çok ama bütün yok... Bütünün başı yok... Böyle bir durum Kur'ana, Sünnete, Şeriata aykırıdır.
Eskiden Müslümanları Ümmet haline gelmeye, başlarına ehliyetli bir reis seçmeye davet eden yazılar yazmak ve yayınlamak yasaktı. Şimdi o hürriyet var ama Ümmet ve İmamet konusunda bir çalışma ve kıpırdanma yok.
Bırakın çalışmak ve istemek, bazıları Müslümanlar tek bir Ümmet olmasın ve tek bir İmam'a biat etmesin der gibiler.
İşte bendenize kızan ve köpüren zat da bunlardan biridir.
İslamda çeşitlilik vardır ama parçalanmışlık, birbirinden kopuk oluş, irtibatsızlık ve biatsızlık yoktur.
Kopukluk taraftarları niçin İmam-ı Kebir istemiyor?
Çünkü onlar, böyle bir şey olacaksa, bütün Müslümanların kendi cemaatlarine katılmalarını ve kendi cemaat başkanlarının İmam olmasını istiyor.
Böyle bir şey mümkün müdür? Yüzlerce cemaat var, hangisinin başı İmam olacak? Birini seçseler ötekiler biat etmeyecek...
Bir İmam seçilecekse cemaatler dışı ve üstü bir zat olmalıdır.
Cemaatçilik taassubu böyle bir şeyi kabul etmez.
Cemaatçiler bütün ile parçayı özdeşleştirir.
Cemaatçiler öteki Müslümanları üvey evlat gibi görür.
Dahası da var, bazı aşırı cemaatçiler parçanın bütünden büyük olduğunu sanır.
Müslümanlar kurtulmak için birleşmek, başlarına ehliyetli ve liyakatli bir İmam-ı Kebir seçmek istiyorlarsa cemaatçilik fanatizmi ile mücadele etsinler.
Yanlış anlaşılmasın... Hayırlı cemaatler, tarikatler, gruplan olsun ama cemaatçilik, tarikatçilik, grupçuluk yapılmasın.
Cemaate ve cemaatli olmaya evet, cemaatçiliğe hayır.
Bu fakire gelince: Yazdığım müddetçe elbette Müslümanların tek bir Ümmet olmalarını, başlarında kendisine biat ve itaat edilen bir Halife olmasını isteyeceğim, bu konuda propaganda yapacağım. Bunu bir hizmet ve vazife biliyorum.
Soru: Para, mal, rütbe, itibar, aferin talebin var mıdır?
Cevap: Böyle isteklerim yoktur, bunlara ihtiyacım da yoktur. İmam-ı Kebir ehliyetli, liyakatli, taqvalı bir zat olursa seve seve biat ve itaat ederim. Böyle değilse kerhen de olsa biat ederim. Siyonistler ve Haçlılar tarafından başa geçirilen fantoş bir İmam olursa biat etmem.
Hakikî bir İmam seçilir ve bana bir vazife verirse, maaş ve ücret almadan canla başla hizmet ederim. (Kendi şahsî imkanlarım yeterli olmazsa en düşük dereceden yol masraflarını alırım. Bir vazife ile bir şehre gönderilirsem uçağın lüks kısmında seyahat etmem, beş yıldızlı otelde kalmam, pahalı yemek yemem. Ucuz bir öğretmen evinde kalmak bana yeter...)
Konya'da yüz kadar Suriyeli aile var. Yaklaşık beş yüz kişiler. Beşşar Esed'in halkına karşı başlattığı savaştan sağ olarak kurtularak Türkiye'ye sığınan, oradan da Konya'ya yerleştirilen Suriyelilerden yalnızca biri Abdullatif Şeyh Abdülhay... Hafız Esad döneminde 18 yaşında İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) cemiyetinde bulunduğu gerekçesiyle Tedmur Hapishanesine atıldı. Gençliği işkencelerle birlikte Tedmur hapishanesinde geçti. İbadet edemedi, duyularını yitirdi. Tam hapishaneden kurtulacağı anda isim karışıklığından dolayı 6 yıl daha hapse mahkum oldu. 18 yaşında atıldığı hapishaneden 39 yaşında 'siz masumsunuz, serbestsiniz' denilerek çıkabildi. 20 yıl kaldığı zindanlarda onu en çok yaralayan ise hapishanedeki askerin, "Siz Allah'a biz ise Hafız Esad'a ibadet ediyoruz" sözü oldu.
20 yılın sonunda 'siz masummuşsunuz' denilerek serbest bırakılan Abdullatif Şeyh Abdülhay neden hapishaneye atıldığını, neler yaşadığını ve Esed'in kanlı rejimini haber7.com'a anlattı. Evine 7 füze isabet eden Riad Al Ali de yaşadıklarını paylaştı. Başbakan'ın "Birbirinizi Allah rızası için sevin" sözünü duyduğunda hıçkırıklara boğulduğunu anlatan Ali, röportaj anında da gözyaşlarını tutamadı.
15 BİN İDAM, 5 BİN ÖMÜR BOYU HAPİS
Hakkında hiçbir suç ispat edilememesine rağmen 20 yıl hapishanede kalan Abdullatif Şeyh, zorla suçlu ilan edilerek hapishaneye atıldığını söyledi.
Hapishaneye 18 yaşında atıldığını kaydeden Abdülhay, "İhvan-ı Müslimin cemiyetinde olmakla suçlandım. Bizim cemaatimiz şeriat rejimini getirmek istiyordu. Hafız Esed bunu istemediği için bizi tehlikeli olarak görüyordu. Esed ve etrafındakiler Müslüman değil. Ben hapishaneye girdim ama hakkımda hiçbir suç ispat edilmedi. İhvan-ı Müslimin cemiyetinde olmakla beni suçlu ilan ettiler ve bana zorla kabul ettirdiler. Tedmur hapishanesine 20 bin kişi atıldık. 15 bin kişi idam edildi. 5 bin kişi hapishaneden ancak 20 yıl sonra çıkabildi. Bize 20 yıl sonra 'siz masummuşsunuz, örgütle bir ilişkiniz yokmuş' denildi. Çıktığımda anne-babamın 7 yıl önce öldüğünü öğrendim" dedi.
"SİZ ALLAH'A BİZSE HAFIZ ESED'E İBADET EDİYORUZ"
Hapishanelerde namaz kılanının öldürüldüğünü anlatan Abdülhay, zindanda gördüğü zulmü şu sözlerle dile getirdi:
"Gece ve gündüz işkence vardı. Her gün çok korku yaşıyorduk. Her şeyden men edildik. Hapishane duvarlarının arkasında neler var bilmiyorduk. Ne televizyon ne gazete ne de kitap biliyorduk. Ailemizden habersizdik. Hapishanenin bir odası 80 metre kareydi ve 180 kişiydik. Hiçbir ibadetimize izin vermiyorlardı. Battaniyelerin altında saklanarak ibadetlerimizi yerine getirmeye çalışıyorduk. Ben bir gün kıbleye döndüm ve sadece gözlerimle namaz kılıyordum. Asker, benim namaz kıldığımı anladı ve dışarı çıkardı. Beni saatlerce dövdüler ve öldüm zannettiler. Çünkü hapishanede namaz kılanların akıbeti ölümdür. Oradaki askerler bize hep şunu derlerdi. 'Siz Allah'a ibadet ediyorsunuz bizse Hafız Esed'e ibadet ediyoruz'."
5 YIL SONRA 50 SANİYELİK MAHKEME
Mahkemeye gittiklerinde her 5 kişiden 4'ünün idam edildiğini belirten Abdülhay, "Ben hapishaneden çıkana kadar yani 20 yıl hiç yüzümü görmedim. Hiç aynaya baktırmadılar. Her gün kesintisiz işkence vardı. Benim birçok arkadaşım işkenceler nedeniyle organlarını kaybetti. Bulunduğumuz hapishane odasının üstünde iki tane delik vardı. 24 saat nöbetçiler bizi oradan izlerdi. Beni tutukladıklarından 5 yıl sonra mahkemeye çıkardılar. Mahkeme 50 saniye sürdü. O 50 saniyede anne-baban kim? Ne iş yapıyorsun? diye sordular. Hakim 50 saniyeden sonra 'bunun suçu yok' diye yazdırdı. Ama serbest bırakmadılar. Her mahkemeye gittiğimizde 5 kişiden 4'ü idam ediliyor bir tanesi ömür boyu hapse mahkum ediliyordu" dedi.
İSİM YANLIŞ OKUNUNCA 6 YIL HAPİS DAHA!
İsim yanlış okununca 6 yıl daha hapishanede kaldığını ifade eden Abdülhay, "1995'te Hafız Esad'dan bin 200 kişiye ismen af geldi. Bende o kişiler arasındaydım. Çıkacak olanlarla tek tek mülakat yapıldı. İstihbarat başkanı benimle mülakat yaparken bana bir ismi sordu. Ama sorduğu ismi yanlış okumuştu. Bende tanımıyorum dedim. Ama doğru okusaydı tanıyordum. Öyle olunca beni tekrar hapishaneye gönderdi ve bu 6 yılıma mal oldu. İsmi bilerek mi yanlış okudu bilmiyorum. İşte hayatınızın ne olacağı bir kişinin iki dudağı arasındaydı" diye konuştu.
ESED YIKILMAZSA HAMA KATLİAMI YENİDEN YAŞANIR
'Esed yıkılmalı' diyen Abdülhay, şöyle devam etti:
"Bizim kurtuluşumuz ve tekrar yurdumuza ailemize dönüşümüz Esed'in yıkılmasına bağlı. Bu kesinlikle böyle olmalı. Eğer Beşşar Esed güçlenir ve galip çıkarsa binlerce insan idam edilir. 1982'de Hama katliamı olmuştu. Yaşları 15 ile 50 arası olan 60 bin Suriyeli duvara dizilerek tarandı, katledildi. Aynı Sırpların Bosnalılara yaptığı gibi Esed bunu kendi halkına yaptı. Eğer Esed yıkılmazsa bu katliamı intikam için yeniden yapar."
DUYULARINI YİTİRDİ!
Röportaj esnasında ikram edilen çayları yudumlamadan önce de ilginç bir olaya tanık olduk. İnce belli çay bardağına 10 adet küp şeker atan Abdülhay'a bunun nedenini sorduğumuzda zindanda geçen ağır işkenceli 20 yılda tüm duyularını yitirdiği cevabını verdi. Tat, tuz ve koku duyusu kaybolan Abdülhay, "Yine de tat alamıyorum ama tatmin olmak için bardak aldığı kadar şeker atıyorum" dedi.
TÜRKİYE OLMASAYDI BİZ NE YAPARDIK
Sözlerinin sonunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür eden Abdülhay, "Türk hükümeti ve Türk halkına çok teşekkür ediyorum. En zor anımızda bize yardım ettiler. Türkiye'nin bizim yanımızda durduğu gibi hiçbir Arap ülkesi ve halkı bizim yanımızda olmadı. Türkiye olmasaydı biz nereye giderdik, kime sığınırdık? İnşallah Esad yıkılır ve biz yeniden ülkemize dönerek hürriyetimize kavuşuruz" ifadelerini kullandı.
HALKI ONU, O HALKINI SEVİYOR
Suriye'de memur olan Riad Al Ali'yse, Beşşar Esed hakkında konuştukları yıllarda çok gizli davrandıklarını söyledi. 3 kişi olduklarında konuşamadıklarının altını çizen Ali, üçüncü şahısların ajan olabileceğini ve her zaman böyle ispiyonlamaların yaşandığını ifade ediyor.
Ali yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "2 ay önce Konya'ya yerleştirildik. Ben Suriye'deki yürüyüşlere katılmıştım. Suriye'den gelmeden önce evime 7 füze atıldı. Eğer evi boşaltmada bir hafta geç kalsaydık hepimiz can verecektik. Eğer ailem olmasa Suriye'de kalıp cihad edecektim. Bunu çok istiyordum. Bize Türkiye'nin yaptığını hiçbir Müslüman ülke yapamadı. Korktular. Ben şuan Türkçe öğreniyorum. Türkçeyi Suriye'ye taşımak istiyorum. Başbakan Erdoğan Pazar günü Konya'daki konuşmasında 'Allah için birbirinizi sevin' dedi. Bu sözler beni ağlattı. İçimden keşke bizim de böyle başbakanımız olsa dedim. Halkı onu, o halkını seviyor. Biz Türkiye'de insanlık gördük. Diğer halklara örnek olsun bu yaşananlar."
SURİYELİLER'DEN RİCA
Konya'daki Suriyeli mülteci ailelerin bir de istekleri var. Ailedeki erkekler çalışmak istiyor ve kendilerine harçsız verilen "İkamet Tezkeresi" için her bireyden istenen 172 liranın alınmamasını rica ediyor.
Sayfa 13 - 414
Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.