.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

SURİYE İSLAM DEVLETİ

M. Şevket Eygi

2012-11-23


Suriye İslâm Devleti'ni kimler istemez?

Suriye'de güçlü bir İslâm Devleti kurulmasını kimler istemez?..

1.İsrail böyle bir şeyi kesinlikle istemez. Suriye İslâm Devleti, İsrail'in sonunun başlangıcı olur.

2.İsrail'in koruyucusu, destekleyicisi ABD böyle bir şeyi kesinlikle istemez. Onun istediği Suriye'nin parçalanması, Sünnîlerin, Nusayrîlerin, Hristiyanların, Dürzîlerin, Kürtlerin, Arapların birbirini yemesidir.

3.AB böyle bir şeyi istemez.

4.Haçlı dünyası için Suriye İslâm Devleti bir felaket ve yıkım olur.

5.İslâm'dan uzaklaşmış, sekülerleşmiş Araplar istemez.

6.Suriye İslâm Devleti Sünnî olacağı için Şii İran böyle bir şeyi istemez.

7.Rusya Federasyonu istemez.

8.Türkiye'deki bilumum çağdaşlar, Kemalistler, gizli Yahudiler, kriptolar istemezler.

Suriye İslam Devleti'ni kimler ister?..

1. Allah'a ve Resulü'ne hakkıyla inanan müminler bunu isterler, buna yardımcı olurlar.

2. Adalete ve hakkaniyete inananlar isterler.

3. İslâm Dünyası'na örnek olacak, Kur'an Sünnet ve Şeriat temelleri üzerine kurulu bir devletin vücut bulmasını arzu edenler ister.

Kafası karışık Müslümanların böyle konulara pek aklı ermez. Onların entelektüel boyutları, kafa yapıları, kültürleri, zihniyetleri günlük ajans haberlerinin ötesine gidemez.

Suriye'de bir İslâm Devleti kurulabilir mi? Kurulması mümkündür ancak ülkenin yüzde 10'unu oluşturan Hristiyanlara, onların dışındaki Dürzilere ve savaş suçu işlememiş Nusayrîlere garanti verilmelidir.

Hristiyanlar İslâm rejimi altında korkusuzca, güven içinde, dinlerini ve kimliklerini koruyarak yaşayabileceklerse İslâm rejimini niçin kabul etmesinler?

Suriye'de İslâm Devleti kurulabilmesi için şu şartlar gereklidir:

1.Çok sağlam bir niyet...

2.Gerekli irade ve aksiyon.

3.Gayrimüslimlerin de güvenebileceği Selahattin Eyyubî çapında Müslüman bir lider.

4.Suriye İslâm devleti kurulmasına yönelik çok tutarlı, çok gerçekçi bir plan ve program...

Basra körfezinden Atlantik sahillerine kadar uzanan Arap dünyasında şu anda bir tek Selahattin veya Emir Abdülkadir Cezairî olduğunu sanmıyorum.

Mısır'da Müslümanlar iktidarı aldılar ama çok büyük ödünler verdiler.

Müslümanların Suriye'de İslâm Devleti kurabilmeleri, Kadir-i Mutlak olan Allah'ın yardımını kazanmalarına bağlıdır. Bu yardımın şartları Kur'anda, Sünnet'te, Şeriat'ta, İslâm tarihinde yazılıdır. İlâhi yardım, tevfik ve a'vn olmadan bırakın İslâm Devleti kurmak, İslâm köyü veya kasabası bile kurulamaz.

Müslüman Arap kardeşlerimiz hizipçiliği, fırkacılığı, cemaatçiliği, şu veya bu İslâmî aktivizm ve ideolojileri bırakıp Resulullah Efendimiz'in (salat ve selam olsun ona) ruhani başkanlığındaki "Ceyş-i Muhammed" birliğine dahil olsalar Tevfikât-ı İlahiye'ye inşallah nail olurlar.

* (İkinci yazı)

Sarhoşluğun Çeşitleri

İnsan sadece alkollü içkilerle sarhoş olmaz. Başka nice şeylerin de sarhoşları, mestleri vardır. Maddi sarhoşluklar, manevi sarhoşluklar vardır... Ayık sarhoşlar vardır. Bu konuda birkaç kelam etmeme müsaade buyurunuz.

1. Haram gelirler, haram kazançlar, haram zenginlikler sahiplerini sarhoş eder. Öyle bir sarhoşluk ki, edilen nasihatleri anlamaz, kabul etmez. Şeytan ona fetvalar vermiştir. Bugün Türkiye'nin durumu bozuktur, binaenaleyh böyle bozuk bir düzende haram yollarla zengin olmak caizdir diye. Bu sarhoşluk ne zamana kadar devam eder; geberip kabre konuluncaya kadar. O zaman uyanacaktır ama iş işten geçmiş olacaktır...

2.Riyaset, makam, mevki sarhoşluğu. Buna Nemrud ve Firavun sarhoşluğu da diyebiliriz. Büyükler riyaset sevgisi ve ihtirası için, "cinsel şehvetten 360 derece şiddetlidir" buyurmuşlardır.

3.Şöhret, alkış sarhoşluğu. İçki içip zil zurna sarhoş olan biri, birkaç saat sonra ayılabilir. Ün, alkış sarhoşu ayılamaz. Ya ölünceye kadar devam eder bu sarhoşluk yahut alkışlar kesilip ün gidip halk kendisini terk edince. Bu da büyük bir zaman alır.

4.Cemaat, tarikat, sekt, hizib, fırka, grup militanlığından, holiganlığından, fanatizminden ileri gelen sarhoşluk. Bundan ayılmak da çok zordur.

5.Kendini beğenme sarhoşluğu. Bu sarhoşluk yarım litre rakının vereceği sarhoşluktan daha koyu, kötü ve öldürücüdür. Sarhoş hıçkırır durur, kendini beğenmiş durup dinlenmeden ben ben ben ben diye tekrarlar. Bu sarhoşluktan ayılabilenler çok azdır.

6.İsraf sarhoşluğu. İsraf, Kur'an Sünnet ve icma ile büyük günah ve haram olduğu sabit bir kötülüktür. Aynı zamanda derin bir sarhoşluk verir. İsraf sarhoşu, utanıp tevbe edeceğine lüks ve israflı eviyle övünür, lüks ve israflı otomobiliyle gurur duyar, lüks ve israflı yemek yer sonra gösteriş yapıp "Dün akşam Süper Zenginler Restoranda süper bir yemek yedim" diye utanıp arlanmadan konuşur. Sarhoştur...

7.İbadetlerinden, hayır hasenatlarından dolayı 'ucba düşen kimseler de bir tür sarhoş olur. Böyleleri, gizlenmesi gereken nafile ibadetlerin reklamını yapar adeta davul çalar. "Dün gece teheccüde kalkmıştım da... Bugün pazartesi orucu tutuyorum da... Yedinci umremde Zamzam Tower'ın üst katından aşağıya Kâbe'ye baktım da..." gibi gerçek bir dindara yakışmayacak davranışlarda bulunur. İbadetlerine güvenmek, onlarla övünmek ucbtur ve uyanık gerçek mümine böyle bir şey yakışmaz. Müslüman namaz kıldıktan sonra istiğfar eder. Niçin? Namaz kılmıştır ama Allahü Teala'ya layık ibadet edememiştir. Bunun bilincindedir.

8.İlim sarhoşları. Gerçek, muhlis, muttaki âlimleri tenzih ederek söylüyorum, bazı kimseler az veya çok ilim okuduktan sonra sarhoş olurlar. O ilim onları gurura, kibre, kendisi kadar âlim olmayanları tahkire götürür. Bu ise büyük bir ayak kaymasıdır. Gerçek İslâm âlimleri mütevazıdır, alçak gönüllüdür, kalp kırmaz, gönül yıkmaz. İlmi kendisini gurur ve kibre götüren kişi bir tür sarhoştur ve uyanıp kendine çeki düzen vermezse işi pek kötüdür.

Zamanımızda dünya fitne ve fesatları yaygın hale gelmiştir. Ahlaksızlık ve dinsizlik ayyuka çıkmıştır. Büyük günahlar, aşikâre, küstahça, hayâsızca, utanmazca, rezilce işlenmektedir. Dindar insanlar bunca pislik içinde namaz kıldıkları, oruç tuttukları için kendilerine pâye verebilirler. Mesela cahil bir âbid "Ya Rabbi, namazımı kılıyorum ama neden henüz uçamıyorum..." kuruntusuna kapılabilir. Bu gibi kuruntular da tekerrür ederse bir nevi sarhoşluk getirir.

Öyle sarhoşluklar vardır ki rakı veya şarap içenin sarhoşluğu onun yanında hafif kalır.

Hüccetü'l-İslâm İmam Gazali hazretlerinin İhyau Ulumi'd-din adlı kitabının Muhlikât (helâk edici huylar) cildini iyice okuyup, yazılanların manasını güzelce anlayıp hayata geçirenler sarhoşluklardan kurtulabilir. Yazık ki, zamanımızda Ehl-i Sünnet'e uygun nice kitaplar yayınlandı ama bunlar doğru dürüst okunmuyor, içlerindeki bilgiler gerektiği gibi anlaşılıp öğrenilmiyor ve en fenası hayata uygulanmıyor.

 

DİYANETTE FEMİNİSTLER....

Diyanet'te Militan Feministlerin Yeri Yoktur!

Feminizm İslama, bilime, Kur'ana, Sünnete, gerçeklere aykırı sapık ve bozuk bir ideolojidir.

Gizli, derin, sinsi güçler Diyanet İşleri Başkanlığına militan feminist elemanlar sokarak dinimizi bozmaya çalışıyor.

İnsanlar erkek veya kadın hukuk önünde eşittir ama mutlak eşitlik yoktur.

Kadınların erkeklerden üstün tarafları vardır.

Erkeklerin kadınlardan üstün olduğu taraflar.

Soruyorum:

1. Niçin futbol takımları kadın erkek karışık değildir?

2. Niçin atletizm yarışmalarında kadınlar ve erkekler ayrı takımlarda yarışır?

3. Niçin ordularda kadınlarla erkeklerin sayısı eşit değildir?

4. Niçin millet meclislerinde kadın vekillerle erkek vekillerin sayısı eşit değildir?

Çünkü erkeklerle kadınlar her konuda eşit değildir.

Son yıllarda Diyanet kadrolarına binlerce müftü yardımcısı, vâize ve diğer kadın eleman doldurulmuştur.

İslam tarihinin hangi devrinde müftülerin kadın yardımcıları olmuştur? Hiçbir devirde...

Bir ara çok büyük bir vilayetimizin müftülüğü, imamlara açık bir hanımı müzik ve şan dersi hocası olarak tayin etmişti. Bu da İslam tarihinde görülmemiş bir bid'attir. İmamlara müzik ve şan dersi verilecekse bu iş ehliyetli erkek bir öğretmene verilemez miydi?

Büyük vilayetlerimizden birinin kadın müftü yardımcısı bundan birkaç yıl önce ilmî bir seminerde Sahih-i Buharî'de geçen bir hadis için "Peygambere söyletmişler" tabirini saygısızca kullanmıştı. Sahih-i Buharî Ehl-i Sünnet Müslümanlarının katında ve gözünde "Kur'andan sonra kitapların en doğrusudur", feminist bir Diyanetçi böyle bir sözü söyleme cesaretini nereden almıştır? Diyanet bu kadın müftü yardımcısı hakkında ne gibi muamele yapmıştır?

Kadın müftü yardımcısı olamaz.

Sadece kadınlara vaaz edecek kadın vaizeler olabilir.

Kız çocuklarını ve kadınları eğitecek kadın Kur'an hocaları olabilir.

Onların da mutlaka Ehl-i Sünnet ve Cemaat itikat ve mezhebinde olmaları gerekir.

Hiçbir din görevlisi ve Diyanet mensubu militan feminist olamaz. Çünkü feminizm İslam'a aykırı bozuk bir ideolojidir. Bir Diyanet mensubu nasıl Marksist, Nazi, rasist olamazsa feminist de olamaz.

İmamlara, açık genç bir kadın müzik ve şan hocalığı yapamaz. Erkek öğretmenlerin kökü mü kurudu ki, Diyanet böyle açık bir kadın hoca bulmuş?

İslam dini erkek Müslümanların, farz namazlarını cemaatle kılmalarını emr eder. Kadınlar isterlerse camilere gelebilir ve kendilerine ayrılan yerlerde namaz kılabilirler ama onlar için cemaat sünnet-i müekkede-i 'ayn değildir, namazları evlerinde kılmaları daha hayırlıdır.

Bir yatsı ve teravih namazında büyük camiye erkek cemaati sokmamak, mâbedin içini otobüs ve minibüslerle taşınmış kadınlarla doldurmak, on dört asırlık İslam tarihinde görülmemiş bid'at ve rezalettir.

Genç kadınlardan bir koro kurup erkeklere konser verdirmek, işte bunun İslamda ve Şeriatta yeri yoktur.

Feministler Kur'andaki muhkem hükümlerin bir kısmını reddediyor.

Miras konusundaki Kur'anî hükümleri reddeden dinden çıkar.

İslam dinine göre ailenin reisi erkektir.

Bir kısım militan ve aşırı feministler Ehl-i Sünnet İslamlığını yıkmak, onun yerine bozuk Fazlurrahmancılık mezhebini getirmek istiyor.

Bu feministler dinde reform, yenilik, değişiklik yapmak istiyor. Onlar dinimizi tahrif etmek istiyor.

M. Kemal bile bu kadarını yapmamıştı, Diyanet kadrolarına kadın elemanlar almamıştı.

Ülkemizde oldukça hürriyet vardır, militan ve reformcu feministler de hürdür ama onların Diyanet kadrolarında yeri yoktur.

Müslüman kadınların vazifesi Hz. Hatice, Hz. Fâtimatü'z-Zehra, Hz. Âişe, diğer Ezvac-ı mutahharat, Râbiatü'l-Adeviyye, Ehl-i Beyt'e mensup saliha hanımlar, veliyye hanımlar gibi taqvalı bir hayat sürmek, kadınlar alemine güzel bir örnek ve model olmaktır.

Buyursunlar Hz. Aişe gibi ilimde, fıkıhta, edebiyatta, en yüksek dereceye çıksınlar, buna kim itiraz edebilir?

Erkeklerle ihtilât etmemek şartıyla öğretmenlik yapsınlar, insanî hizmetler yapsınlar, hayır işlerinde yarışsınlar. Bunlara kim itiraz edebilir?

Feminist kadınlar, samimî iseler, devletin TC başlıklı vesikalarla niçin KDV'li seks köleliğine izin verdiğini sorgulasın ve protesto etsinler.

Esahhü'l-kitab bâde Kitabillah olan Buharî'deki sahih bir hadîs için "Peygambere söyletmişler" diyen zihniyeti protesto ediyor, bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak hakkımı helal etmiyorum.

Laik bir düzende çarşaflı bir İslam kadını cumhurbaşkanı da olabilir, başbakan da... Feminist Müslüman kadınlar bid'at fantezilerini bir kenara koysunlar, laik rejimin başına çarşaflı güçlü kadınlar geçirmek için çalışsınlar.

İndira Gandi, Şansölye Merkel, Madam Thatcher gibi...

Bu dediğim, açık ve genç bir kadın öğretmene, imamlara müzik ve şan dersi verdirtmek kadar kolay olmasa gerek!

* (İkinci yazı)

Allah Bizi Korusun

Cenab-ı Hak bütün mü'minleri aşağıdaki felaket, bela ve tuzaklardan korusun:

(1) Zaruret olmadığı halde, faizli krediyle ev ve otomobil alınabilir şeklinde şeytanî fetvalar veren aldatan sahte müftülerin (muhtilerin) şerlerinden, onlara uymaktan.

(2) Bozuk düzenlerde bozuk işler yapılır ve haram yenilir diyen iblislerden.

(3) Kur'anı ve hadîsleri, sapık Feminist ideolojiye göre te'vil eden dall ve mudillerin hilelerinden.

(4) Kur'andaki ve Sünnetteki yüzlerce zarurî, muhkem, kesin nass tarihseldir, günümüzde geçerli değildir diyen Pakistanlı zındığın; inananları dinden çıkartan sapık inanç, fikir ve görüşlerinin tesiri altında kalmaktan.

(5) İslam Şinasi adlı kitabında "Allah gerçek bir Janus'tur=Hoda Janus-i hakikî est" diyen İranlı yazarı bir İslam büyüğü olarak tanıtanların tuzaklarına düşmekten.

(6 Hem Müslüman geçinip hem de İslam'ı yıkmak için çalışmış Stalin, Mao gibi Deccal ve Kezzab'ları, zalim ve hunhar diktatörleri sevmek, onların izinden gitmek.

(7) Erkeklerin dikkatlerini açık kıyafetlerden daha fazla çeken Avrupaî alaca bulaca sözde tesettür kıyafetlerine bürünmek ve saçlarını hörgüç gibi yapıp üzerine renkli bir eşarp bağlamak, böylece "Saçlarını hörgüç gibi yapan kadınlar Cennetin kokusunu alamayacaklardır" hadîsindeki tehdidin altına girmekten.

(8) Ehl-i Sünnet, Ümmet, Hilafet şuurunu ve hassasiyetini yitirip; hizip, fırka, grup, parça, cemaat, sekt, klik fanatizmi, holiganlığı, militanlığı bataklıklarına düşüp şeytanın maskarası olmaktan.

(9) Âlem-i İslam'da milyonlarca Müslüman ezilirken, kan kusarken, öldürülürken, evleri tahrip edilirken, yerlerinden yurtlarından sürülürken, dünyayı kendilerine yalancı bir cennet yapıp keyflerine bakanların durumuna düşmekten.

(10) Kur'anda açık olarak listesi bildirilmiş olan Müslüman miskinlerin, fukaranın, borca batıkların, yolda kalmış yolcuların, muhtaçların hakları olana zekatları gasb edip fukaranın ezilmesine sebep olmaktan.

(11) Birtakım din baronlarını erbab haline getirmekten.

(12) Büyük günah ve haram olan lükse ve israfa kapılmaktan; lüks meskenleri, lüks otoları, lüks giysileri, lüks yemekleri ile öğünmek gibi beyinsizlikler sergilemekten.

(13) Ticaretlerin en iğrenci olan din ve mukaddesat bezirganlığı yaparak bu haram yolla nârî zengin olmaktan.

(14) İhalelere fesat karıştırmaktan.

(15) Nemrud'un kulesine nazire yaparcasına göğe ser çeken deccalhâneler inşa etmekten.

(16) Parayı, zenginliği, kazancı put haline getirmekten.

(17) Münâdilerin "Ey Allahın kulları, ey âbidler, ey müstağfirler, ey günahlarına tevbe edenler, ey afvedilmek isteyenler, Allahın lütuf ve keremiyle kurtulmak ve Cennete konulmak isteyenler!.. Haydi kalkın sabah namazı kılın, Allahı anın" dedikleri mübarek vakitte leşler gibi uyumaktan.

(18) Komşusuna eziyet etmekten.

(19) Gıybet etmek suretiyle ölü kardeşinin etini yemek kadar iğrenç ve büyük bir günahı işlemekten.

(20) Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışıp âhireti unutmaktan.

(21) Hem Müslüman geçinip, hem de Şeriati kabul etmemek beyinsizliğinden.

KŞLİSELERİ BELEDİYELER YAPACAKMIŞ........

KİLİSELER SERBEST-YAPIM HIZLANACAK

Büyükşehirlere ilişkin yeni kanunda 5216 sayılı Büyükşehir Kanunu'na eklemeler gizlenerek yapıldı. TBMM'ye sevk edilen tasarıda mabetlere ilişkin maddeler 'Bazı Kanun' diye tabir edilerek, Yeni Büyükşehir Kanun Tasarısı'nın içine gizlendiği ortaya çıktı. Sözü edilen kanunda mabet kelimesinin altında Cami'nin yanı sıra Kilise ve Havraları da kapsadığı da belirtiliyor.


5216 sayılı Büyükşehir Kanunu'nda yapılan eklemelerde, en dikkat çekeni ise '5216 sayılı Kanunun 7'nci maddesinin birinci fıkrasının (n) bendindeki "Gerektiğinde" ibaresinden sonra gelmek üzere " mabetler ile" ibaresi eklenmiştir' maddesi. Eski hali 'Gerektiğinde sağlık, eğitim ve kültür hizmetleri için bina ve tesisler yapmak, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bu hizmetlerle ilgili bina ve tesislerin her türlü bakımını, onarımınıyapmak ve gerekli malzeme desteğini sağlamak' olan maddenin başına böylece 'mabet'lerde eklenmiş oldu.

Belediyeler Kilise ve Havra yapabilecek

Kanuna 'mabet' kelimesinin eklenmesiyle de yetinmeyen siyasi iktidarın yasada bu mabetlerin belediyeler tarafından yapılmasına da olanak sağlıyor. 5393 sayılı kanunun 14'üncü maddesinde yapılan değişiklikte ise '5393 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin son cümlesi yürürlükten kaldırılmış, aynı bendin sonuna aşağıdaki cümleler eklenmiş, aynı fıkranın (b) bendinin birinci cümlesindeki "sağlıkla ilgili her türlü tesisi açabilir ve işletebilir;" ibaresinden sonra gelmek üzere "mabetlerin yapımı, bakımı, onarımınıyapabilir;" ibaresi eklenerek, büyükşehir belediyelerinin Cami'nin yanı sıra Kilise ve Havra yapmalarının önü de açılmış oldu. Kanun da yapılan bir başka değişiklikle de mabetlerin beceri kursları açabileceği yönündeki değişiklik. Yasanın 13'üncü maddesinde ise 5216 sayılı kanunda yapılan değişiklik dikkat çekiyor.

İlgili kanunun 7'inci maddesi için '7'nci maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendindeki "beceri kursları açmak;" ibaresinden sonra gelmek üzere "mabetler ile" ibaresi eklenmiştir' ibaresi eklenerek, mabetlerin kurs açabileceği de kaydediliyor.

Kilise ve havranın suyu da belediyeden

Kanuna mabet kelimesinin eklenmesi ve bu mabetlerin büyükşehir belediyeleri tarafından yapımı ve onarımınıneklenmesinden sonra yasa da dikkat çeken bir başka unsur daha göze çarpıyor. Mabetlerin su ve diğer giderlerinin de büyükşehir belediyeleri tarafından karşılanması da kanuna da yer alıyor. 28'inci maddesinde yer alan 5393 sayılı kanunun 15'inci maddesinde ise mabetlere ücretsiz içme suyu teminin de yolu açıldığı değişiklik şöyle: '5393 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının sonuna aşağıdaki (r) bendi ve dördüncü fıkranın sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir: 'Belediye ve bağlı idareler, meclis kararıyla mabetlere indirimli bedelle ya da ücretsiz olarak içme ve kullanma suyu verebilirler'

Misyonerlik faaliyetlerine çanak

Yeni Büyükşehir Yasası'nda yapılan bu eklemelerden sonra ise ülkede tartışma konusu olan Misyonerlik faaliyetlerinin hız kazanacağı belirtiliyor. Mabet kelimesi altında Cami'nin yanı sıra Kilise ve Havra'yı da kapsadığı ve bu şekilde bir değişiklikten sonra ülkede giderek artan misyonerlik faaliyetlerini de tekrar gündeme taşıyacağı kaydediliyor.

idam -kısas- hayattır...

Bizleri yaratan Rabbimiz, nasıl huzur içinde yaşayacağımızı da bizlere bildirmiştir.
Kısasta hayat vardır... buyurarak adam öldürmelerin kan davalarının önünü kesmiştir.
Dolayısıyla kısas olarak idam edileceğini bilen biri adam öldürmeye yeltenmez ve böylece katil ve maktul diri kalmış olur, cemiyet hayat bulur.
Bu incelikleri anlamayan elin avrupa gavuru, geçenlerde onlarca genci öldüren bir sapığa 21 yıl hapis cezası vermiş.. Onların ahmaklığı ve zalimliği bizi ilgilendirmez onlar kafirdir inkarcıdır.. Biz müslüman isek imanımızın gereğini yapmalıyız....
bakın adamlar ne diyor:::::
<<
'Bu konuda tavrımız çok net '
Konuyla ilgili olarak değerlendirmede bulunan üst düzey bir AB yetkilisi de 7 yıldır üyelik müzakerelerini yürüten ve idam cezasının kaldırılmasının üyelik için olmazsa olmaz şart olduğunu bilen bir ülkede bu tartışmaların yeniden alevlenmesini endişe verici bulduğunu belirterek, “Bu konuda tavrımız çok net. AB 'ye üye olmak isteyen bir ülkede idam cezası olamaz. İdam gelirse AB gider. Türk hükümetinin bir yandan AB hedefine bağlı olduğunu beyan edip diğer yandan idam cezasının yeniden devreye sokulabileceği imasında bulunması dikkat çekici” diye konuştu. Türkiye 'de idam cezasının kaldırılmasında AB sürecinin etkili olduğunu hatırlatan bir başka yetkili ise “Siyasi kriterlerin yerine getirilmesi açısından kaldırılması ileri bir adım olan bu cezanın yeniden tartışılmasını Türkiye 'nin demokrasi standartları açısından olumlu bir gelişme olarak görmek mümkün değil” dedi.
Haber Kaynağı: Rotahaber>>>
Şimdi bu açıklamaları okuyunca ne anladık! Avrupalı gavur, kendi dinine tabi olursak bizi arasına alacaktır, değilse köpek gibi kapıda bekletir ve oyalar... Zaten bir müslümanın orda ne işi var. Onların itikadını ve yaşantısını yaşayan bir kişi müslüman kalabilirmi? Asla..... Bütün batıllardan kaçıp Allaha yönelen İbrahim a.s. ve tabilerinin hanif dini olan islam üzere yaşayıp rabbimize kavuşmak dileğiyle... Hicri 1434 seneniz mübarek olsun.

Sayfa 16 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.