.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

DİYANET KIYAMET ALAMETLERİNİ KABUL ETTİ

NOT: DİYANETİN YAPTIĞI AÇIKLAMA, MAYA TAKVİMİ VE BENZERİ SAFSATALARA CEVAP VERMEK İÇİN EHLİ SÜNNET ANLAYIŞINDAN BAŞKA YOL OLMADIĞINI BEYAN ETMİŞ OLDU....

BÜTÜN  ZULUMATLARA KÜFÜR-ŞİRK-ATEİSTLİK VE BİD'ATLARA KARŞI TEK YOL EHLİ SÜNNET

Diyanet İşleri Başkanlığı internet sitesinin 'Dini sorular' bölümündeki sorular üzerine yayınlanan fetvada, kıyametin ne zaman kopacağının bilinmemediği, Hz. Muhammed'in kıyamet zamanına ilişkin bazı önemli olay ve belirtiler hakkında açıklamalarda bulunduğu belirtildi. Din İşleri Yüksek Kurulu, bu konuda şunları açıkladı:

KIYAMETİN KÜÇÜK ALAMETLERİ

"Bu işaretler büyük ve küçük olmak üzere iki kategoride gösterilmiştir. Kıyametin küçük alametleri olarak, din ve inanç hakkında bilgisizliğin yaygınlaşması, içkinin çokça içilmesi, fitne, öldürme ve kargaşanın çoğalması, maddî refahla birlikte kanaatsizlik ve nankörlüğün artması, Allah rızası yerine çıkar ve menfaatlerin ön plana çıkması gibi olayları saymak mümkündür.

KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİ

Büyük alametler ise, şu hadiste bildirilmiştir: 'On alamet meydana gelmedikçe kıyamet kopmaz. Deccal'ın çıkışı, Hz. İsa'nın yeryüzüne inmesi, Ye'cuc ve Me'cucun çıkışı, Dabbetü'l Arz'ın çıkışı, güneşin batıdan doğması, doğuda, batıda ve Arap yarımadasında meydana gelmek üzere yerin batışı, duman ve insanları mahşer yerine sürecek olan ve Aden çukurundan çıkan bir ateşin zuhuru.' Bu hadiste geçen alametlerin bir kısmı aynı zamanda Kuran'da da muhtelif ayetlerde yer almaktadır."

HABEŞİSTAN'A HİCRET-NECAŞİ

Ca'fer b. Ebî Tâlib, İslâm öncesi durumları ile Hz. Peygamber ve İslâm hakkında kısaca bilgi verdiği bu konuşmasında şunları söyledi: "Ey Hükümdar, biz, cahil bir kavim idik. Putlara tapardık. Ölü eti yerdik. Her kötülüğü işlerdik. Akrabamızla ilgilenmez, ilgimizi keserdik. Komşularımıza iyi davranmaz, kötülük yapardık. İçimizden güçlü olanlar zayıf olanları yer, ezerdi. Yüce Allah bize kendimizden, soyunu sopunu, doğru sözlülüğünü, eminliğini, iffet ve nezâhetini bildiğimiz bir peygamber gönderinceye kadar biz hep bu durum ve tutumda idik. O peygamber, bizim ve babalarımızın Allah'tan başka tapına geldiğimiz taştan vesâireden yapılmış putları bırakarak Allah'ın birliğine inanmaya ve yalnız O'na ibadet etmeye bizi davet etti. Doğru söylemeyi, emaneti sahibine vermeyi, akraba ile ilgilenmeyi, komşularımızla iyi geçinmeyi, haramlardan, kan dökmekten vazgeçmeyi bize emretti. Bizi her türlü çirkin, yüz kızartıcı söz ve işlerden, yalan söylemekten, yetim malı yemekten, iffetli kadınlara dil uzatmak ve iftira etmekten men ve nehyetti. Kendisine hiçbir şeyi eş, ortak koşmaksızın yalnız Allah'a ibadet etmemizi bize emretti. Ve yine bize namazı, zekâtı, orucu de emretti. Biz ona inandık ve kendisini tasdik edip doğruladık. Onun Allah tarafından getirdiklerine göre kendisine tabi olduk. Hiçbir şeyi eş, ortak koşmaksızın yalnız Allah'a ibadet ettik. Onun bize haram kıldığı şeyi haram, helâl kıldığı şeyi helâl bildik. Fakat kavmimiz üzerimize yürüyüp bizi yüce Allah'a ibadetten vazgeçirerek putlara taptırmak, dinimizden döndürmek, öteden beri serbestçe işleyegeldiğimiz kötülükleri tekrar işletmek için türlü işkencelere uğrattılar. Onlar bize galebe çalıp zulüm ve tazyikleri altında ezmeye başladıkları, dinimizle aramıza girdikleri zaman, senin ülkene çıkmak, sığınmak zorunda kaldık. Seni başkalarına tercih ettik. Senin himayene can attık. Ey Hükümdar, bir, senin yanında hiçbir zulme ve haksızlığa uğramayacağımızı umuyoruz" (M. Asım Köksal, İslâm Tarih,i, Mekke Dönemi, IV. 191-192; bk. İbn Hişâm, es-Sire, I, 356-362; Taberî Tarih, II, 225).

Konuşmayı dikkatle dinleyen Necâşî, yanlarında Kur'an'dan bir bölüm bulunup bulunmadığını sordu. Bunun üzerine Ca'fer, hicretlerinden hemen önce nazil olan Meryem Suresinin ilk otuzbeş ayetini okudu. Rivayetlere göre, ayetleri gözyaşları içinde dinleyen Necâşî, bunların Hz. Musa ve İsa'nın getirdikleriyle aynı kaynaktan geldiğini tasdik ederek, elçilere müminleri teslim etmeyeceğini bildirdi. Amr'ın, müslümanların Hz. İsa hakkında çok kötü sözler kullandıklarını söyleyerek Necâşî'nin kararını değiştirme çabası da Ca'fer'in, "O, Allah'ın kulu, resulu, ruhu ve O'nun, dünyadan ve erden geçerek Allah'a bağlanmış bir bakire olan Meryem'e ilka ettiği kelimesidir" şeklindeki cevabıyla yalnızca Necâşî'nin bu konudaki gerçeği kavramasına yaradı.

Habeşistan muhacirleri uzun yıllar hayatlarını burada huzur ve güven içinde sürdürdüler. Bu süre içinde başta Necâşî olmak üzere birçok kişinin müslüman olmasına vesile oldular. Bunların bir bölümü, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden önce Mekke'ye geri döndü. Başta Ca'fer b. Ebî Tâlib olmak üzere büyük bölümü ise Hicret'ten sonra, Hayber'in fethi (H. 7/628) sırasında Medine'ye gelerek müslümanlara katıldı.

SARIK HAKKINDA RİVAYETLER

Sonra… Bil ki; haberlerde ve eserlerde Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in sarık sardığı, neredeyse ma’nen mütevâtir olacak şekilde sâbit olmuştur. Kezâ, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in sarık sarmaya teşvik ettiği de birçok hadîsle sâbit olmuştur. Bunlar, zayıf yollarla gelmiş olsalar da, tamamından, onları hasenlik hatta sahîhlik mertebesine ulaştıracak ve sarığın müstehâblığını ifâde edecek bir kuvvet hâsıl olacaktır.

 

Sarığı Teşvîk Eden Hadîslerden Bir Takımı

 

Bir: اعتموا تزدادوا حلما   (رواه الطبرانى والحاكم عن ابن عباس رضى الله عنه مرفوعا)

 

Sarık sarınız ki hilminiz artsın.\[6]

 

İki:  اعتموا خالفوا الامم قبلكم   (رواه البيهقى ن خالد ابن معدان مرسلا)

 

Sarık sarınız, sizden önceki ümmetlere muhâlefet ediniz.\[7]

 

Üç: اعتموا تزدادوا  حلما والعمائم تيجان العرب (رواه ابن عدى والبيهقى عن اسامة ابن عمير رضى اللع عنه)

 

Sarık sarınız ki, hilminiz artsın. Sarıklar, Arabların tâclarıdır.\[8]

 

Dört:   ان الله تعالى اكرم هذه الامة بالعمائم واللالوية. (رواه ابن وضاح عن خالد بن معدان مرسلا)

 

Şübhe yok ki, Allah teâlâ bu ümmete sarıklar ve sancaklarla ikrâmda bulundu.\[9]

 

Beş: لا تزال امتى عتى الفطرة ما لبسوا العمائم على القلنسوة. (واه الديلمى عن ر كانة)

 

Ümmetim takkeler üzerinde sarıkları giydiği müddetçe fıtrat (İslâm) üzere olmaya devam edeceklerdir.\[10]

 

Altı: فرق ما بيننا وبين المشركين العمائم عتى القلانس. ( رواه ابو داود و الترمذى عن ركانة)

 

Bizimle müşrikler arasındaki fark, takkeler üzerindeki sarıklardır.\[11]

 

Yedi: العمامة على القلنسوة فصل بيننا و بين المشركين يعطى المئؤمنين يوم القيامة بكل كرة يدورها على رأسه نورا.( رواه الباوردى عن ركانة)

 

Takke üzerindeki sarık bizimle müşrikler arasındaki ayırıcıdır. Mü’minlere, başlarına sardıkları her bir sarık dolamadan dolayı kıyâmet gününde bir nûr verilecektir.\[12]

 

Başka bir rivâyette,  ومن اعتم فله بكل كورة حسنة فاذا حط فله بكل حطةٍ حطُ خطيئة.

 

Kim sarık sararsa her sardığı sarım için ona bir sevâb verilir. Onu çözerken de onun için her bir çözüşte bir günâhın silinmesi vardır.

 

Bu hadîsin şiddetli zayıflığı olmasaydı sarıkların büyütülmesi için bir hüccet olacaktı.

 

Sekiz: ركعتان بعمامة خير من سبعين ركعة بلا عمامة. (روا الديلمى فى مسند الفردوس عن جابر رضى الله عنه)

 

Sarıkla kılınan iki rek’at, sarıksız kılınan yetmiş rek’attan daha hayırlıdır.\[13]

 

Dokuz: صلوة تطوع او فريضة بعمامة تعدل خمسا و عشرين صلوة بلا عمامة و جمعة بعمامة تعدل  سبعين  جمعة بلا عمامة. (رواه ابن عساكر رضى الله عنهما)

 

Sarıkla kılınan bir nâfile yâhud farz namaz, sarıksız kılınan yirmibeş namaza denktir. Sarıkla kılınan bir Cum’a namazı, sarıksız kılınan yetmiş cumaya muâdildir/denktir..\[14]

 

On: ان الله ومليئكته يستغفر للابس العمائم يوم الجمعة. (كذا رواه بعضهم)

 

Hiç şüphesiz ki Allah ve melekleri Cum’a günü sarık takanlar için istiğfar eder.\[15]

 

On bir: ان الله تعالى و مليئكته يصلون على اصحاب العمائم يوم الجمعة.       (كذا رواه بعضهم)

 

Hiç şüphesiz ki, Allah ve melekleri Cum’a günü sarıklı olanlara salât ederler.\[16]

 

On iki: العمائم وقار المؤمن وعز للعرب فاذا وضعت العرب عمائمهم وضعت عزها. (ديلمى عمران ابن الحصين رضى الله عنه)

 

Sarıklar mü’minin vekârı, ‘Arab’ın ‘izzetidir. ‘Arablar sarıklarını çıkarınca ‘izzetlerini atmış olurlar.\[17]

 

Onüç: العمائم تيجان العرب…(رواه القضاعى والديلمى عن عتى المرتضى رضى الله عنه)

 

Sarıklar Arabların tâclarıdır….\[18]

 

Ondört: العمائم تيجان المسلمين (رواه ابن عدى عن عتى رضى الله عنه)

 

Sarıklar Müslümanların tâclarıdır.\[19]

 

On Beş: (Nebîmiz Efendimiz) sallallâhu aleyhi ve sellem, harbte beyaza mâil kulaklı yemâni takkeler giyerdi. Bazen takkesini çıkarır ve önünde sütre yapardı.\[20]

 

“Yehûdîlere muhalefet ediniz, bu yüzden sarık sarmayınız, zîrâ sarıkların muhkem bağlanması Ehl-i Kitâb’ın kıyâfetindendir” ve “Sağır olan sarıktan Allah’a sığınırım” sözlerine gelince… Hafız Süyûtî bu iki rivâyetin aslının olmadığını söylemiştir.

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 12:08 tarihinde güncellendi

MÜRTED -DİNDEN DÖNENLER- BAHSİ

MÜRTED BABI

Her kim dinden dönerse –bundan Allahu Teala'ya sığınırız- üzerine islam teklif edilir, eğer varsa şüphesi izah edilir. Eğer mühlet isterse üç gün haps edilir. Eğer tövbe ederse ne güzeldir. Değilse öldürülür.

Mürdetin tövbesi islamdan başka bütün dinlerden beri olma-sıyladır veya intikal ettiği (dinden) beri olmasıyladır.

İslam ona sunulmadan evvel öldürülmesi mendubu terk sayı-lır, bunda ödeme yoktur.

Mürtedin malından  mülkiyeti, durdurulmuş olarak yok olur. Eğer müslüman olursa mülkiyeti geri döner. Eğer ölse veya öldü-rülse veya darul-harbe kaçıp bununla hükm edilirse, müdebber olan kölesi ve ümmü veled köleleri hür olur, borçlarının müddeti biter.

İslamda kazandığı mal müslüman varisleri içindir. Mürted iken kazandığı mal ganimettir. İslamdaki borçları islamdaki kazandığın-dan ödenir. Riddet halindeki borçları o haldeki kazancından ödenir.

Satışı, alışı, kiralaması, hibesi, rehni, azat etmesi, müdebber yapması, mükateb yapması ve vasiyyeti durdurulur. Eğer müslü-man olursa bunlar sahihtir. Eğer ölse veya öldürülse veya darul-harbe kaçtığına hükmedilse şu tasarrufları batıldır.

İmameyn derler ki, mürtedin malından mülkiyeti zail olmaz. Mutlak olarak borçları her iki haldeki kazancından ödenir, her iki haldeki kazancı da, müslüman varisleri içindir. İmamı Muhammed darul harbe kaçış anında varis olmasına itibar etti. Ebu Yusuf kaçtığına hüküm verildiği ana itibar etti.

Mürtedin tasarrufları sahihtir. Mufavaza[1] ortaklığından gayrısı durdurulmaz, fakat Ebu Yusuf’a göre (bunun tasarrufları) sahih kişinin tasarrufları gibidir. İmamı Muhammede göre hasta kişinin tasarrufları gibidir.

İmamların ittifakıyla mürtedin (cariyesini) ümmü-veled yapma-sı, (hanımını) boşaması sahihtir. Nikahı, kesimi batıl olur. Mufavaza ortaklığı durdurulur. İddette olduğu halde iken hanımı, ölen veya öldürülen mürtede varis olur.

Darul-harbe kaçtığı ile hüküm verildikten sonra müslüman olarak geri dönse, varislerinin elinde mevcut olarak bulduğu şeyi alır. Müdebberinin ve ümmü-veledinin hürriyeti bozulmaz. Hakkın-da hüküm verilmeden evvel dönüp gelirse sanki  dinden dönmemiş gibidir.

Dinden dönen kadın öldürülmez, belki tövbe edene kadar hapsedilir. Her gün dövülür. Cariye (dinden dönse) efendisi onu islama- zorlar.

Dinden dönen kadının malındaki bütün tasarrufları geçerlidir. Öldüğü vakitte bütün kazancı müslüman varisi içindir. Eğer hasta iken dinden dönse ve ölse kocası ona varis olur. Ancak sıhhatte iken dinden dönerse müstesnadır. Onu öldüren kişi sadece tazir edilir. Diğer hükümleri erkek gibidir.

Mürtedin cariyesi çocuk doğursa, mürted olan onu iddia etse ondan nesebi sabit olur ve cariye onun ümmü veledi olur, çocuk hür olur. Eğer cariye müslüman ise mutlak olarak (çocuğu) baba-sına varis olur. Hırıstiyan ise de yine aynı şekildedir, ancak  hırıs-tiyan cariye efendisinin dinden dönüşünden altı aydan ekserisinde çocuğu doğurmuşsa müstesnadır.

Şayet malı ile darul harbe kaçsa ve onun üzerine müslüman-lar tarafından galip gelinse o mal ganimettir. Eğer daru-l harbe kaçsa, sonra dönüp malını götürse ve üzerine galip gelinse, ganimet taksiminden evvel o mal varisi içindir.

Eğer darul-harbe gitse, kölesinin oğluna ait olduğuna hükm edilse ve oğlu köleyi mükateb yapsa, sonra mürted olan müslüman olduğu halde gelse  kitabet bedeli, velayet hakkı onun içindir.

Her kimi, mürted olan kişi hataen öldürse, (ve o mürted) riddet halindeyken öldürülse veya daru-l harbe kaçsa, öldürülenin diyeti (mürtedin) islamdaki kazancındandır. İmameyn derki mutlak kazan-cındandır.

Her kimin eli kasten kesilse ve bu kişi dinden dönse –bundan Allahu Teala'ya sığınırız- ve bu (yaradan dolayı) ölse, diyetinin yarısı elini kesenin malından varisleri için verilir. Eğer darul harbe kaçmaksızın müslüman olsa ve ölse diyetinin tamamı verilir. İmamı Muhammede göre yarısı verilir.

Dinden dönen mükateb darul harbe kaçsa, malı ile yakalansa ve öldürülse kitabet bedeli efendisi için, geri kalanları varisleri içindir.

Karı-koca birlikte dinden dönseler ve daru-l harbe kaçsalar, kadın çocuk doğursa, sonra çocuğunun çocuğu olsa, bunlar üze-rine galip gelinse, iki çocuk ganimettir. Çocukları islama zorlanır, çocuğunun çocuğu (torunu) değil.

Akıllı çocuğun müslüman olması sahihtir. Dinden dönmesi de aynı şekildedir. Ebu Yusuf buna muhalefet etti. Bu çocuk islama dönmekle zorlanır, eğer yüz çevirirse öldürülmez.

 


[1] Şirket bahsine bak.

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 12:03 tarihinde güncellendi

Sayfa 15 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.