.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Şüphenin hükmü

ahsap6.jpg74. MADDE:

Tevehhüme itibar edilmez. (1)
Şer’i bir hükmün vehme istinadı caiz olmadığı gibi, sabit olan bir şeyi, sonradan arız olan vehimle ertelemek te caiz değildir.
Misal: İflas eden kişi ölse, malı satılır ve alacaklılar arasında taksim edilir. Her ne kadar başka bir alacaklının çıkıp gelme vehmi olsa da, malın bir kısmı onun için bekletilmez, belki ordaki alacaklılar arasında taksim edilir, diğer bir alacaklı gelirse, şu taksim edilen alacaklılardan şer’i dava ölçüsünde hakkını talep eder.
Satılan bir binanın iki komşusu olsa, birisi o anda gaib olsa, hazırda olan komşu şuf’a hakkı ile binayı alabilir. Diğeri de alma hakkına sahiptir diye hüküm bekletilmez.
Birisi kendi arsasına saman yığını yapsa, yan komşu, samanların yanıp kendi evini de yakar’ vehmiyle dava ederek samanları ordan kaldırtamaz.
Pazartesi, 18 Mayıs 2009 18:11 tarihinde güncellendi

Hz. OSMAN Zinnureyn r.a. -2-

  hazreti_osman_.jpg

Hicretin altıncı yılında müslümanlar, Umre yapmak için Mekke'ye hareket ettiklerinde, Hz. Osman da onların arasındaydı. Ancak, putperest Mekke yönetimi, müslümanları Mekke'ye sokmama kararı almıştı. Bunun üzerine Hudeybiye'de karargah kuran Resulullah (s.a.s), müşriklerle görüşerek, maksatlarının yalnızca umre yapmak olduğunu onlara bildirmek istiyordu. Resulullah (s.a.s), bu iş için Hz. Ömer'i görevlendirmek istemiş, ancak Hz. Ömer, bir takım geçerli sebepler ileri sürerek Hz. Osman'ın daha uygun olduğunu söylemişti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), elçilik görevini Hz. Osman'a verdi. Daha önce elçi gönderilen Hıraş b. Umeyye el-Ka'bî'yi Mekkeliler öldürmek istemişlerdi (İbn Sa'd, a.g.e., II, 96). Müşriklerin hırçın davranışları böyle bir elçiliği tehlikeli bir hale sokuyordu. Resulullah (s.a.s), Hz. Osman (r.a)'a şöyle dedi:

  -"Git ve Kureyş'e haber ver ki, biz buraya hiç kimse ile savaşmaya gelmedik. Sadece şu Beyt'i ziyaret ve onun haremliğine saygı göstermek için geldik ve getirdiğimiz kurbanlık develeri kesip döneceğiz ". Hz. Osman (r.a), Mekke'ye gidip, müşriklere bu hususları bildirdi. Ancak onlar; "Bu asla olmaz. Mekke'ye giremezsiniz" karşılığını verdiler. Onların red cevabı gecikince bu İslâm kârargahına Osman (r.a)'ın öldürüldüğü şeklinde ulaştı. Onun dönüşünün gecikmesi bu haberi destekler nitelikteydi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), yanındaki bütün müslümanları, ölmek pahasına müşriklerle çarpışmak üzere, bey'ata çağırdı. Bey'atu'r-Rıdvan adıyla tarihe geçen bu bey'atlaşmada Resulullah (s.a.s) sol elini sağ elinin üzerine koyarak, "Osman Allah'ın ve Resulünün işi için gitmiştir" dedi ve onun adına da bey'at etti. Müşrikler, sahabeyi kiramın efendimize bu şekilde son derece teslimiyet göstererek itaat etmelerini görüp korkuya kapıldıkları için anlaşma yolunu tercih etmişlerdi (İbn Sa'd, II, 96, 97).

  Hz. Osman, bu arada Mekke'deki hicret edemeyen güçsüz müslümanlarla görüşmüş ve onları İslâm'ın yakında gerçekleşecek olan fethiyle teselli etmişti
(Asım Köksal, İslâm Tarihi, VI, 177).

  Müşrikler, Osman (r.a)'a isterse Kâ'be'yi tavaf edebileceğini bildirmişler, ancak o, Resulullah (s.a.s) tavaf etmeden, kendisinin de tavaf etmeyeceği cevabını vermişti. Hudeybiye'de bulunan sahabiler ise Resulullaha: "Osman Beytullah'a kavuştu, onu tavaf etti; ne mutlu ona" dediklerinde Resulullah (s.a.s); "Beytullah'ı biz tavaf etmedikçe, Osman da tavaf etmez buyurmuştur" (Vakidî'den naklen, A. Köksal, a.g.e., 178-179).
   

   Hz. Osman, her fırsatta, Peygamber efendimizi memnun etmek, O’nun mübârek duasına mazhâr olmak için fırsat kollardı. Bir gün Hz. Osman, Resûlullah efendimizi evine davet etti. Resûlullah buyurdu ki:

- Yalnız beni mi davet ediyorsun?

- Eshâb-ı kirâm da davetlidir. Peygamber efendimiz, Bilal-i Habeşî hazretlerini, bütün Eshâbı’na haber vermesi için yolladı. Kendisi de Hz. Ali ile, Hz. Osman’ın evine doğru yürümeye başladı. Hz. Osman geriden, Peygamber efendimizin adımlarını sayıyordu. Resûlullah bunu fark edip, sebebini sorduğunda, şu cevabı verdi:

- Yâ Resûlallah! Her adımınıza bir köle azâd edeceğim. Davetten sonra da, saydığı adım kadar köle azâd etti. 

 

İslâmiyet yayılmaya başlayınca, her taraftan Müslümanlar çoğalıp Medine’ye geliyordu. Peygamberimizin mescidi dar gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz buyurdu ki:

- Bizim mescidimizi bir zirâ(Parmak uçlarından dirseğe kadâr olan kısım Bu miktara denk uzunluk ölçüsünün adı) genişleten Cennete gider.  Hz. Osman dedi ki:

- Yâ Resûlallah, malım mülküm sana fedâ olsun! Mescidi genişletme işini üzerime alıyorum.

Mescidi 40 zirâ(yani 20 metre) genişletti ve bütün masraflarını karşıladı. Bunun üzerine, “Allahın mescidlerini ancak, Allaha, âhiret gününe inanan, namaz kılan, zekât veren ve yalnız Allahtan korkan kimseler tamîr eder. İşte hidâyet üzere bulunanlardan oldukları umulanlar bunlardır” meâlindeki (Tevbe sûresi 18.) ayeti nâzil oldu.  

Cumartesi, 04 Temmuz 2009 23:19 tarihinde güncellendi

Dilsizin işaretlerinin hükmü

 ilim-2-.jpg

70. MADDE:


Dilsizin malum işaretleri, dili ile beyanı gibidir.(1)
Bu kaideye göre dilsizin malum işaretleri olan el ile veya kaşı ile olan hareketleri, dil ile beyan gibidir. Eğer işaretlerine itibar edilmese, insanlardan hiç kimse ile bir muamele yapamaz olur, neticede (ihtiyaçlarını karşılayamayacağından dolayı) ölüme arzolunurdu.
Dilsizin malum işareti anında sesinin de bulunması gereklidir denilmiştir. Malum olmayan işaretlerinde, yanında bulunan akrabası veya komşuları muradını açıklar. Bu kişilerin adaletli olması gerekir.
Dilsizin işaretleri iki türlü olur: Başını yan tarafa doğru hareket ettirmesidir ki bu, onun inkarıdır. İkincisi, başını yukarı aşağı uzunlamasına sallamasıdır ki bu, onun tasdiğidir.
Dilsiz yazıyı becerebilirse, buna da itibar edilir.
Dilsiz olmayanın işareti itibar edilmez. Yani birisi bir malı satsa, diğeri konuşabildiği halde başıyla hareket ederek kabul ettiğini işaret etse, buna itibar edilmez.
Dilsizin işareti satış, icare, hibe, rehin, nikah, talak, ibra, ikrar ve kısas hakkında itibar edilir.
Dilsizlik iki türlüdür. Asli dilsizlik, arizi dilsizlik.
Kaidemize göre kayıt getirilmediğinden, her iki dilsizlik nevisi de buraya dahildir. Arizi olan dilsizlik hali, şiddetli korku, hastalık veya yüksek bir yerden düşmekle olabilir. Bu durum geçici olunca, işaretine itibar edilmez; ancak dilsizlik hali ölümüne kadar veya bir sene devam ederse, bu durumda işareti geçer lidir.
Dilsizin işareti muameleler hakkında geçerli olur, şer’î cezalar hakkında işareti itibar edilmez, zira cezalarda -şehadet- sözcüğü kullanılmalıdır.

(1) Kaidenin arapçası: َاْلاِشَارَاتُ الْمَعْهُودَةُ  لِْلاَخْرَسِ كَالْبَيَانِ  بِالِّلسَانِ

 71. MADDE:


يُقْبَلُ قَوْلُ الْمُتَرْجِمِ  مُطْلَقًا

Manası: Mütercimin sözü, mutlak olarak kabul edilir.
Mütercim, diğer lügatı tefsir eden kişidir. İmamı A’zam ve Ebu Yusuf’ a göre bir tercümanın sözü kabul edilir, İmamı Muhammed’e göre iki tercüman olmalıdır. Ancak İmamı A’zam’a göre tercümanın kör olmaması gerekir.
Hakim davacı, davalının veya şahitlerin lisanını bilmiyorsa, bunların iddialarını veya şahitlerin şahitliğini tercüman vasıta-sıyla dinleyebilir. Tercümanın adil olması ve kör olmaması lazım-dır. İhtiyaten iki tercüman olması evladır.
Tercümanın sözü akitlerde, yeminlerde, yeminden dönmek te, kısası, hadleri ve borcu ikrarda kabul edilir.


72. MADDE:


لاَ عِبْرَةَ  بِالظَّنِّ الْبَيِّنِ خَطَأُهُ

Manası: Hatası açık olan zanna itibar edilmez.
Zanna dayanarak bir fiil sadır olsa, sonra bunun şeriatın hükmüne muhalif olduğu belli olsa, bu zanna itibar edilmez.
Mesela: Kefil borcun ödenmediğini zannederek asîlin borcunu ödese, sonradan borcun ödendiği anlaşılırsa ödediğini geri alır.
Kendi malı zannederek başkasının malını harcasa, sonra anlaşılınca bedelini öder.
Birisi başkasından bin lira alacağı olduğunu iddia etse, dava edilen kişi, “Benden alacağın olduğuna dair yemin edersen veririm” dese, davacı da yemin etse, davalı kendinin bin lirayı vermesi lazım geldiğini zannederek parayı verse, fakat bundan sonra davacının yemin etmesinin gerekme diğini, bilakis davalının yemin etmesi gerektiğini öğrense, (davalı) verdiği bin lirayı geri alma hakkına sahiptir.
Tüccarda mal alan kişi, toplam ödemeyi istediği anda tüccar, toplamda hata yapıp bin lira yerine iki bin lira borcu olduğunu söylese ve müşteri de iki bin lirayı ödese, sonra hatalı olduğu anlaşılırsa, müşteri bin lirayı geri alır.
Müstesna:
Birisi başkasına bir hayvan satsa, satıcının komşusu olan kişi şuf’a (komşuluk hakkı) ile hayvanı taleb etse, müşteri olan da şuf’a hakkının gayrı menkullerin haricinde de cari olduğunu zannetse ve hayvanı kendi rızası ile komşu olana teslim etse, daha sonra hatasını anlayıp hayvanı geri isteme hakkına sahip değildir, zira hayvanı teslim etmekle komşu ile elden ele mal satışı yapmış oldu.


73. MADDE:


لاَ حُجَّةَ  مَعَ اْلاِحْتِمَالِ  النَّاشِى عَنْ دَلِيلٍ

Manası: Delilden ortaya çıkan ihtimal ile birlikte hüccet olmaz.
Her hangi bir delil ki, bir delile dayanan ihtimal ona karşı gelse, delilin hükmü kalmaz. Delile dayanmayan ihtimaller yok gibidir.
Misal: Birisi varislerinden biri için borcu olduğunu ikrar etse, eğer ölüm hastalığında ise, diğer varisler bunu tasdik etme dikçe bu borç sabit olmaz. Zira hasta, bu ikrarıyla diğer varisleri mahrum bırakmayı kasdetmiş olma ihtimali vardır. Zira hastalık hali bunun delilidir.
Eğer sıhhat halinde bu ikrarı yapsa borç sahih olur, mal kaçırma ihtimali, delile dayanmadığından itibar edilmez.
Hastanın, varislerden başkası için yaptığı ikrarı vasıyyet kabilinden olduğu için, onda varislerin hakkını kaçırma ihtimali yoktur ve sahih olur.


AKP içinde Ermeni lobisi

 

akpartilogocq1.gifAKP içinde Ermeni lobisi var
16 Mayıs 2009 Cumartesi 14:30
Bu sözler AKP hakkında kitaplar yazıp, AKP'ye satan Utah Universitesi'nden Prof. Hakan Yavuz'a ait...

Taraf Gazetesi yazarları Önder Aytaç ve Emre Uslu, bugünkü köşesinde Utah Universitesi'nden Prof. Hakan Yavuz'un görüşlerine yer verdi. "AKP içinde güçlü bir Ermeni lobisi var iddiası bize ait değil. Kendini Amerika'da AKP uzmanı olarak tanıtan ve AKP hakkında kitaplar yazıp, AKP'ye satan bir akademisyene ait." diyen yazarın bu açıklamaları oldukça tartışılacak gibi görünüyor

Kim bu fitne ve fesat odakları
Erdoğan Azerbaycan'da; “Türkiye-Azerbaycan arasında 'tek millet iki devlet' anlayışının geleceğe taşınmasına yönelik bizim birliğimizi, beraberliğimizi, dayanışmamızı, sağdan soldan gelebilecek bize ait olmayan herhangi bir düşünce bozamaz. Bu tür fitne odaklarına, fesat odaklarına hiçbir zaman fırsat veremeyiz, vermemeliyiz” anlatımında bulundu.

Şimdi soru şu: Kim bu fitne-fesat odakları. Erdoğan hükümetinin muhtemelen farkında olmayarak, bırakın fitne-fesat odaklarına fırsat vermemeyi, onlara proje(ler) adı altında, yüklü paralar da verdiğini söylersek ne dersiniz? Örneğin yayınladığı kitapları, proje(ler) adı altında, AKP'ye ve Dışişleri Bakanlığı'na satan akademisyen Hakan Yavuz bu fitne-fesadın neresinde?

Kanımızca Hakan Yavuz'un söylediklerine baktıktan sonra, Azerbaycan'da Türkiye aleyhine havanın nasıl bozulduğunu çok daha iyi anlamış olacağız. Azerbaycan'ın APA ajansına 7 Nisan 2009'da konuşan Hakan Yavuz, kendisine sorulanlara bakın nasıl yanıtlar vermiş:

Sınırların açılması Türkiye'nin Azeri ve diğer Türki cumhuriyetlerindeki imajını nasıl etkiler?
Türkiye o kadar kötü ve yanlış iş yaptı ki bölgede hiç bir ülke, Türki cumhuriyetler de dahil, Türkiye'yi ciddiye almaz. Türkiye bütün bunları Avrupa ve Amerika'nın baskısıyla yaptı. Bu da Türkiye'nin bağımsız bir ülke olmadığı anlamına geliyor. Türkiye Amerika ve Avrupa'nın kuklasından başka bir şey değil. Bir başka deyimle eğer Türkiye şu andaki dış politikası devam ederse, Ortaasya ve Kafkasya da birçok problem yaratır.

AKP içinde güçlü bir Ermeni lobisi var
Türkiye yanlış insanlar tarafından yönetiliyor bu da en son seçimlerle ispatlanmıştır. Şunu da iyi bilmelisiniz ki Türkiye'nin içinde çok ama çok güçlü bir Ermeni lobisi, özellikle de AKP içinde çok güçlü bir Ermeni lobisi mevcuttur. Ancak Türk kamuoyu bu yapılanlara çok karşıdır. Bunlar Türkiye'nin imajını yerle bir edecektir. Onlar (AKP yönetimi) Türk dünyasında şimdiden Türkiye'nin imajını yerle bir ettiler zaten.

Sizin Kafkasya Barış Kooperasyonu hakkındaki düşünceniz ne?
O hızlı alınmış bir karardı ve iyi düşünülmemiş bir karardı. Ben Gürcistan savaşı sırasındaki Türk dış politikası ve şimdiki dış politika konusunda oldukça eleştirel bakıyorum. AKP liderinin, Azerbaycan ile konuşmadan kararlar vermesini de eleştiriyorum. Şunu da bilmelisiniz ki sadece ben değil, muhalefet partilerinin birçoğu da Recep Tayyip Erdoğan'ın politikalarına karşı çıkıyor. Onların Kafkasya politikaları iflas etmiştir. Gürcistan'la ilişkiler iyi değil, çünkü savaş sırsında Gürcistan'ı desteklemediler fakat Rusya'yı desteklediler. Aynı şeyler şimdi Azerbaycan için de geçerlidir. Onlar (AKP) kendi kendilerini ayaklarından vuruyorlar. Tam da bu nedenle Kafkasya ülkeleri Türkiye'ye güvenmiyor. Türkiye Gürcistan'ı kaybetti, şimdi de Azerbaycan'ı kaybediyor.

Türk kamuoyunun ve politikacılarının sınırı açma politikası hakkında tutumu nasıldır?
Duyduğuma göre, bu politikalara askerin içinden büyük bir reaksiyon var. Asker hükümetin politikalarından hiç de memnun değil. Özellikle de sınırların açılması ve diğer konularda asker hiç hoşnut değil. Benim anladığım kadarıyla sınırlar açılmayacak. Sınır konusunda asker çok ama çok rahatsız. Türkiye düzülüyor. Türkiye güvenilmez bir ülke olduğunu gösterdi. Ben de bir Türküm ama maalesef bu aptal politikalar yüzünden en yakın devleti, Azerbaycan'ı da kaybettik. Elimize ne geçti? 2,5 milyonluk aç insanlar, işin ve paranın olmadığı yerde, Ermenistan bize ne sunabilir? Bu bakımdan sınırları açmak Türkiye'nin menfaatlerine değildir. (Kaynak: http://en.apa.az/news.php?id=99958)

Bunu nasıl okumalıyız
Şimdi de yanıtlanması gereken soru şu; Türkiye'nin Ermeni tezlerini akademik çevrelere anlatılmak üzere Dışişleri Bakanlığı ile proje(ler) yapan ve AKP iktidarından proje karşılığı para aldığını söyleyen bir akademisyen, Türkiye'nin hükümetine karşı Azerbaycan kamuoyunu ve TSK yetkililerini kışkırtmasını nasıl okumalıyız?

Bu adama ne kadar para ödendi
Başbakan Erdoğan ve yeni Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu, kendi bakanlığının Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü'nün bu akademisyene ne kadar para aktardığını biliyor mu? Ayrıca AKP'den bu akademisyene, yayınladığı kitap(lar) karşılığı ne kadar para ödendi? Bu Akademisyen'in yayınladığı kitapları satın alan devlet kurumları, kendi politikalarına karşı Azeri kamuoyunu ve Türk askerini yanıltmaya ve hatta kışkırtmaya kalkan bu şahsın yaptıklarından haberleri var mı?

Bu ne yaman çelişki
Başbakan; “fitne ve fesat odaklarına hiçbir zaman fırsat veremeyiz, vermemeliyiz” derken, sanırız haberi olmadan bizzat kendi partisi, kendi partisine mensup belediyeler ve kendi hükümetindeki bakanların bürokratları, bu odakları fonluyorlar mı?.. İnsanın 'bu ne yaman çelişki anne' diye Ahmet Kaya'nın şarkısını mırıldanası geliyor...
 

Pazar, 17 Mayıs 2009 05:34 tarihinde güncellendi

Sayfa 186 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.