Hicretin altıncı
yılında müslümanlar, Umre yapmak için Mekke'ye hareket ettiklerinde,
Hz. Osman da onların arasındaydı. Ancak, putperest Mekke yönetimi,
müslümanları Mekke'ye sokmama kararı almıştı. Bunun üzerine
Hudeybiye'de karargah kuran Resulullah (s.a.s), müşriklerle görüşerek,
maksatlarının yalnızca umre yapmak olduğunu onlara bildirmek istiyordu.
Resulullah (s.a.s), bu iş için Hz. Ömer'i görevlendirmek istemiş, ancak
Hz. Ömer, bir takım geçerli sebepler ileri sürerek Hz. Osman'ın daha
uygun olduğunu söylemişti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s), elçilik
görevini Hz. Osman'a verdi. Daha önce elçi gönderilen Hıraş b. Umeyye
el-Ka'bî'yi Mekkeliler öldürmek istemişlerdi (İbn Sa'd, a.g.e., II, 96). Müşriklerin
hırçın davranışları böyle bir elçiliği tehlikeli bir hale sokuyordu.
Resulullah (s.a.s), Hz. Osman (r.a)'a şöyle dedi:
-"Git ve Kureyş'e haber ver ki, biz buraya hiç kimse ile savaşmaya
gelmedik. Sadece şu Beyt'i ziyaret ve onun haremliğine saygı göstermek
için geldik ve getirdiğimiz kurbanlık develeri kesip döneceğiz ".
Hz. Osman (r.a), Mekke'ye gidip, müşriklere bu hususları bildirdi.
Ancak onlar; "Bu asla olmaz. Mekke'ye giremezsiniz" karşılığını
verdiler. Onların red cevabı gecikince bu İslâm kârargahına Osman
(r.a)'ın öldürüldüğü şeklinde ulaştı. Onun dönüşünün gecikmesi bu
haberi destekler nitelikteydi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s),
yanındaki bütün müslümanları, ölmek pahasına müşriklerle çarpışmak
üzere, bey'ata çağırdı. Bey'atu'r-Rıdvan adıyla tarihe geçen bu
bey'atlaşmada Resulullah (s.a.s) sol elini sağ elinin üzerine koyarak, "Osman Allah'ın ve Resulünün işi için gitmiştir"
dedi ve onun adına da bey'at etti. Müşrikler, sahabeyi kiramın
efendimize bu şekilde son derece teslimiyet göstererek itaat etmelerini
görüp korkuya kapıldıkları için anlaşma yolunu tercih etmişlerdi (İbn
Sa'd, II, 96, 97).
Hz. Osman, bu arada Mekke'deki hicret edemeyen güçsüz müslümanlarla
görüşmüş ve onları İslâm'ın yakında gerçekleşecek olan fethiyle teselli
etmişti
(Asım Köksal, İslâm Tarihi, VI, 177).
Müşrikler, Osman (r.a)'a isterse Kâ'be'yi tavaf edebileceğini
bildirmişler, ancak o, Resulullah (s.a.s) tavaf etmeden, kendisinin de
tavaf etmeyeceği cevabını vermişti. Hudeybiye'de bulunan sahabiler ise
Resulullaha: "Osman Beytullah'a kavuştu, onu tavaf etti; ne mutlu ona" dediklerinde Resulullah (s.a.s); "Beytullah'ı biz tavaf etmedikçe, Osman da tavaf etmez buyurmuştur" (Vakidî'den naklen, A. Köksal, a.g.e., 178-179).
Hz. Osman, her fırsatta,
Peygamber efendimizi memnun etmek, O’nun
mübârek duasına mazhâr olmak için fırsat kollardı. Bir gün Hz. Osman,
Resûlullah efendimizi evine davet etti. Resûlullah buyurdu ki:
- Yalnız beni mi davet ediyorsun?
- Eshâb-ı kirâm da davetlidir. Peygamber
efendimiz, Bilal-i Habeşî hazretlerini, bütün Eshâbı’na haber vermesi için
yolladı. Kendisi de Hz. Ali ile, Hz. Osman’ın
evine doğru yürümeye başladı. Hz. Osman geriden, Peygamber efendimizin
adımlarını sayıyordu. Resûlullah bunu fark edip, sebebini sorduğunda, şu cevabı
verdi:
- Yâ Resûlallah! Her adımınıza
bir köle azâd edeceğim. Davetten sonra da, saydığı adım kadar köle azâd etti.
İslâmiyet
yayılmaya başlayınca, her taraftan Müslümanlar çoğalıp Medine’ye geliyordu. Peygamberimizin
mescidi dar gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Bizim mescidimizi bir zirâ(Parmak
uçlarından dirseğe kadâr olan kısım Bu miktara denk uzunluk ölçüsünün adı) genişleten
Cennete gider. Hz. Osman dedi ki:
- Yâ Resûlallah, malım mülküm
sana fedâ olsun! Mescidi genişletme işini üzerime alıyorum.
Mescidi 40 zirâ(yani 20 metre) genişletti ve
bütün masraflarını karşıladı. Bunun üzerine, “Allahın
mescidlerini ancak, Allaha, âhiret gününe inanan, namaz kılan, zekât veren ve
yalnız Allahtan korkan kimseler tamîr eder. İşte hidâyet üzere bulunanlardan
oldukları umulanlar bunlardır”
meâlindeki (Tevbe sûresi 18.) ayeti nâzil oldu.