.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

Cin mektubu

ferman_1.jpgEshab-ı kiramdan Ebu Dücane hazretleri anlatır:
Yatıyordum. Değirmen sesi gibi ve ağaç yapraklarının sesi gibi, ses duydum ve şimşek gibi, parıltı gördüm. Başımı kaldırdım. Odanın ortasında, siyah bir şey yükseldiğini gördüm. Elimle yokladım. Kirpi derisi gibi idi. Yüzüme, kıvılcım gibi şeyler atmaya başladı. Hemen Resulullaha gidip, anlattım. Buyurdu ki: (Ya Eba Dücane, Allahü teâlâ, evine hayır ve bereket versin!)

Kalem ve kağıt istedi. Hazret-i Ali'ye bir mektup yazdırdı. Mektubu alıp, eve götürdüm. Başımın altına koyup, uyudum. Feryat eden bir ses, beni uyandırdı. Diyordu ki: (Ya Eba Dücane, bu mektupla bizi yaktın. Senin sahibin, bizden elbette çok yüksektir. Bu mektubu bizim karşımızdan kaldırmaktan başka, bizim için kurtuluş yoktur. Artık, senin ve komşularının evine gelemeyeceğiz. Bu mektubun bulunduğu yerlere gelemeyiz.)

Ona dedim ki, sahibimden izin almadıkça bu mektubu kaldırmam. Cin ağlamasından, feryadından, o gece, bana çok uzun geldi. Sabah namazını, mescitte kıldıktan sonra, cinnin sözlerini anlattım. Resulullah efendimiz buyurdu ki:
(O mektubu kaldır. Yoksa, mektubun acısını, kıyamete kadar çekerler.) [Delail-ün-nübüvve, Tezkire-i Kurtubi]

 


Pazartesi, 25 Mayıs 2009 19:07 tarihinde güncellendi

Genelev karşısına cami!

ates.jpg   Genelev karşısına cami!     
Antalya'nın merkez Kepez İlçesi Kuzeyyaka Mahallesi'nde, 4 ay önce 10 metre yakınında cami inşaatı başlatılan genelevin çevresi, işletmecileri tarafından 2 metre yüksekliğindeki demir paravanlarla kapatıldı.

Paravanların bölge sakinlerinin ve Hz. Hamza Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği'nin baskıları nedeniyle yapıldığı iddia edildi.

Yeşilırmak Caddesi üzerinde 40 yıldır faaliyet gösteren genelevin kaldırılması için birçok kurum ve kuruluş girişimde bulundu. Ancak bu girişimler genelevin faaliyetine son veremedi.

Kuzeyyaka Mahallesi'nde bulunan Antalya Genelevi'nin hemen yanıbaşında yer alan boş arsa sahibi Yaşar Karahan, İl Müftülüğü'ne başvurarak, arsasını cami yapılması için bağışlayacağını söyledi.

Bunun üzerine Hz. Hamza Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği'ni kuran mahalleli, derneğin başkanlığına da Hasan Hüseyin Tanrıöver'i getirdi. Dernek Başkanı Tanrıöver ile Kuzeyyaka Mahallesi Muhtarı Binali Güney, genelevin hemen bitişiğindeki arsada cami için geçen 15 Ocak'ta temel atma töreni düzenledi.

Mahalle Muhtarı Güney genelevin bulunduğu bölgede yaklaşık 130 bin nüfus oturduğunu hatırlatarak, "Burasının şehir dışına çıkarılmasını istiyoruz. Genelevden dolayı yakın çevredeki binalarda oturanlar tedirgin. Umarız bu cami yapıldıktan sonra genelev de buradan taşınır. Aksi takdirde namazda kıbleye dururken genelevi göreceğiz. Burası bizim için utanç abidesi oldu" dedi.

Bu tartışma sürerken geçen günlerde genelevin çevresi, işletmecileri tarafından 2 metre yüksekliğindeki demir paravanlarla kapatıldı. Bölge sakinlerinin ve Hz. Hamza Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği'nin baskıları nedeniyle böyle bir uygulamaya gidilidiği ileri sürüldü. Uygulamanın tepkileri dindirmeyeceğini söyleyen Muhtar Binali Güney, "O paravanlar hem görüntüyü engellemek, hem de koruma amaçlı dikilmiş olabilir" dedi.

Genelevin oluşturduğu görüntünün Antalya'ya yakışmadığını dile getiren Güney, "Biz kimsenin ekmeğiyle oynamaya çalışmıyoruz. Amacımız bu yerin daha uygun bir bölgeye taşınmasını sağlamak. Bunun dışında hiçbir isteğimiz yok. Fakat şu ana kadar yaptığımız girişimlerden hiçbir sonuç alamadık" diye konuştu.

Hz. Hamza Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Hasan Hüseyin Tanrıöver ise "Biz camimizin bitirilmesi için çalışıyoruz. Bunun dışında kimin nereye ne yaptığını bilmiyorum. Böyle bir şey yapsalar da bizi ilgilendirmiyor" dedi.

Hz. Hamza Camii, Antalya Genelevi'nin hemen güneyinde ve bitişiğine yapılıyor


Pazartesi, 25 Mayıs 2009 18:58 tarihinde güncellendi

KADERE İMAN - 2

tevhid.jpgİMAMI RABBANİ’NİN K.S. KADER HAKKINDAKİ AÇIKLAMALARI

(1. cilt 289. mektub’tan)

Rahman ve Rahim olan Allah'ın ismiyle başlıyorum!

Kaza ve kader sırrını, kullarından has olanlara açan, yolun doğru ve düzgün olanından kayma yeri olduğundan, avamdan bunu gizleyen Allah'a hamd olsun.

Salat-selam, kendisi ile hucceti baliğanın tamam olduğu ve helak yolunda olan asilerin özürlerinin kesildiği Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, âli ve ashabı üzerine olsun; öyleki bunlar iyilik ve takva sahibi olup kadere iman etmişler ve kazaya razı olmuşlardır.

Kader, hakkında hayret ve dalalet çok olan şeydir. Ekseri münazara edenleri, vehim ve hayalleri batıldır. Hatta bazıları kuldan ihtiyarı ile sadır olan işlerde sırf cebirle hükmetti. Bazıları bunu, yegâne kahredici bir olan (Allah'a) nisbet etmeyi men etti.

Bir taife itikatta, iktisad ve sıratı müstekim olan büyük kısmı aldı. Muhakkak bu yola fırkayı naciye muvaffak edildi ki onlar Ehli Sünnet vel Cemaattır. Allah onlardan, seleflerinden ve haleflerinden razı olsun. İfrat ve tefriti bıraktılar, orta yolu seçtiler.

Ebu Hanife'den rivayet edildi ki kendisi Caferi Sadık'a (radıyellahu anhu) sorup demiş ki, ey Allah'ın Resulünün evladı! Allah işi kulllarına havale etti mi?

-Dedi ki, Allahu teala, rububiyyeti kullarına havale etmekten yücedir.

-Ebu Hanife ona dedi, kulları bunun üzerine mecbur ettimi?

-İmamı Cafer Sadık dedi, Allahu teala onları buna cebretmekten sonra onlara azab etmekten daha adaletlidir.

-Bu nasıl olur?

-İkisinin arasında, cebir yok, işi onlara havale etmek yok, zorlama yok, musallat etme yok.

Bundan dolayı Ehli Sünnet derki, kulların ihtiyari fiilleri yaratmak ve icad etmek haysiyetinden Allah'ın kudreti altındadır, kesb diye isimlendiri-len diğer bir haysiyetten kulun kudreti altındadır.

Kulun hareketi, Allah'ın kudretine nisbetle halk diye isimlendirilir, kulun kudretine nisbetle kesb diye isimlendirilir.

Temhid kitabının sahibi der ki, Cebriyye'den bazıları, “fiil, kuldan zahiren ve mecazendir, amma hakikatte kulun kudreti yoktur” der. “Kul ağaç gibidir, rüzgar onu sallandırınca sallanır. Aynı şekilde kul ağaç gibi mecburdur (derler.)”

Bu söz küfürdür. Buna itikad eden kafir olur.

Yine cebriyyeden bazılarının şu sözü de böyledir. “Kulun hakikaten bir fiili yoktur, ne hayırda ne de şerde. Kulun yaptığı işin faili Allahu subhanehudur.” Bu söz de küfür dür.

Bilki, Ehli Sünnet vel Cemaat, kadere iman eder. Şöyleki kaderin hayırlısı, şerlisi, tatlısı ve acısı Allahu subhanehu'dandır. Zira kaderin manası, ihdas ve icattır. Malumdur ki Allah'tan başka ihdas ve icad eden yoktur.

"Ondan başka ilah yoktur. O, her şeyin halıkıdır. Ona ibadet edin!"

 Mutezile ve Kaderiye, kaza ve kaderi inkar ettiler, zannettiler ki kulların fiilleri sadece kulun kudretiyle hasıldır.

Şöyle derler: Şayet Allah şerre hükmetse ve sonra da onlara bunun üzerine azab etse, bu Allahu subhanehu'dan zulüm olur.

Bu söz onlardan cehalettir. Zira kaza (hüküm), kuldan kudreti ve ihyitarı yok etmez. Çünkü Allah hükmetti ki kul, bunu ihtiyarı ile yapacak veya terk edecek.

Netice olarak derim ki bu, kulun ihtiyarının olmasını gerektirir. Bu, ihtiyarın olmasını sabitleştirir. Bunda bir zıtlık yoktur.

Ayrıca bu görüşleri, Allahu tealanın fiilleri ile de nakzedilir, zira Allahu subhanehu'nun fiilleri kazasına itibarla, ya vacibtir veya yasaktır. Eğer kazası vacibe tealluk ederse  o şey vacib olur. Veya yok olmasına tealluk ederse o şey imkansız olur. Eğer ihtiyar ile fiilin vacib olması ona zıt ise, Allahu teala faili muhtar olamaz, bu ise küfürdür.

Gizli kalmasın ki kulun son derece acizliği ile birlikte fiillerini icat etmekte müstakil kudreti olduğuna hükmetmek, son derece sefihliktir, ahmaklığın son derecesinin kaynağıdır. Bu yüzden Maveraunnehir alimleri (Allah çalışmalarını şükrana layık eylesin), bu meselede onların dalalette olduğunu, son derce mübalağa ile ifade ettiler, hatta mecusiler banlardan hal bakımından daha ehvendir, dediler, zira onlar sadece bir ortak isbat ederler, Mutezile ise sayısız ortakları isbat ederler.

Cebriye zannederki kulun asla fiili yoktur, onun hareketleri cemad varlıkların hareketi gibidir. Asla kulun kudreti yoktur, ihtiyarı da yoktur. Zannederlerki kullar hayırla sevab kazanamazlar, şer ve küfürle ceza görmezler. Asiler de mazur olup mes'ul değillerdir. Zira bunların hepsinin fiilleri Allah tarafındandır, kul bunlarda mecburdur. Bu sözleri küfürdür. Bunlar o lanetlenmiş mürcielerdir ki, derler ki “masıyet, zarar vermez, asi azab görmez.” 

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'den rivayet edildi ki, şöyle buyurdu;

'Mürcie, yetmiş Nebinin lisanı üzere lanet olundu.'

   Zarureten mezhebleri batıldır, zira (isteği ile) tutan kişi ile, eli titrek kişinin hareketi arasında açıkça fark vardır. Kesin biliriz ki evvelkisi dileği iledir, ikincisi böyle değil.

Not:

Kaderiyye ve Mutezile, ihtiyarı kula verir. Cebriye ise kulu tamanen mecbur halde bırakır. Her ikisi de batıldır. Hak olan orta yoldur ki ehli sünnet ona muvaffak edilmiştir. Yani kuldankesb, Allah’tan yaratmak. Bu durumda kul yapılan işten mesul olur veya sevab kazanır.

 

MEKTUBAT 1. CİLT – 18. MEKTUB’TAN

Aynı şekilde kaza ve kader meselesinin sırrına vakıf oldum. O şekil üzere onu bildim ki, onunla şeriatın zahiri asılları arasında hiçbir şekilde muhalefet vakı olmaz. Bu ilimler, icab noksanlığından ve cebir şibesinden münezzeh ve beridir. Açıklıkta, ayın ondördündeki dolunay gibidir.

Şaşılacak şey, bunların şeriatın asılları ile muhalefeti bulunmama-sıyla birlikte gizlenmesinin vechi nedir? Şayet onlarda muhalefet kokusu bulunsaydı, örtmek ve gizlemek için bir münasebet bulunurdu.

‘Yaptığından sorulmaz’ (Enbiya:23)

2. Bin yılın müceddidi böyle açıklamış, artık kabiliyyeti olan teslim olur ve kazanır, inatçı olanı ikna edemeyiz….

 

BÜYÜK İSLAM İLMİHALİNDE KADER MESELESİ

Malumdurki Allahu teala’dan başka yaratıcı yoktur. Bu alemde herne vucude gelirse, mutlaka Allahu teala’nın bilmesi, dilemesi ve yaratmasıyla vucude gelir. Buna göre herhangi bir şeyin, muayyen bir şekilde vucude gelmesini Allahu teala’nın ezelde dilemiş olmasına kader denir. Hak tealanın böylece dilemiş olduğu herhangibir şeyi zamanı gelince meydana getirmesine de kaza denir.

Mesela herhangi bir insanın filan günde vucude gelmesini Hak tealanın ezelde dilemesi bir kaderdir. O insanın bu takdir edilen günde meydana gelmesi de kazadır, halk ve icattır.

Kaza ve kadere iman, müslümanlarca büyük bir esastır. Buna inanmak, Allaha inanmaktır. Hangi mümkin şeyki, Allah takdir ettiği halde vucude gelmesin? Hangi şeyki hak teala dilemediği halde vucude gelsin?

Biz Allahımızın kaza ve kaderine iman ederiz ve buna razı oluruz. Fakat kendi irademiz ve kesbimiz neticesinde Allahu teala’nın yaratıp vucude getirdiği bazı şeyler varki, bunlar Allahımızın rızasına muhalif olduğu cihetle, bizim de bunlara razı olmamız lazım ve caiz olmaz.

Kaza ve kader insanın mesuliyyetine mani değildir. Kişi kendine verilen kudret ve ihtiyarını bir işe sarfeder, buna kesb denir. Allahu teala da dilerse o işi, o kişinin isteğine göre yaratır. Bu da bir kazadır, bir halktır. İnsanın bu kesbi kendi ihtiyarı ve irade-i cüziyyesiyle olduğundan, bunun mahiyyetine göre mesul olması gerekir. Yoksa: ne yapayım, kaderde böyleymiş, diyerek kendini mesuliyyetten azade sayamaz.

Amma kişi, bir iş yapacağı zaman kaderin nasıl olduğunu bilemez, kendi arzusuna göre hareket eder. Ona göre tahakkuk eden şeyden kendini beri göremez. Hayırlı ise sevab alır, şerli ise cezayı hak eder.

İradeyi yok sayanlara cebriyye denir.

İşleri kendi iradesiyle yaptığını iddia edenlere de kaderiyye denir.

En doğrusu ehli sünnetin dediğidir ki: Kul kesb eder, Allah halk eder.

 

Kader Konusunu şu müthiş hadisi şerifin mealiyle tamamlayalım:

Abdullah ibni Mes’ud r.a., Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“Muhakkak sizden birinin yaratılması, annesinin karnında kırkı günde nutfe olarak toparlanır (tamamlanır.) Sonra bu (kırk gün) kadar alaka olur. Sonra bu kadar muzga olur. Sonra (120 gün sonra) Allahu teala, dört kelime ile bir melek gönderir. Amelini, ecelini, rızkını ve şaki mi-said mi olacağını yazar.

Sonra ona ruh üfürülür. Kendinden başka ilah olmayan Allaha yemin ederim ki, muhakkak sizin biriniz cennet ehlinin amelini işler, taki onunla cennet arasında bir zira’ kalana kadar. Üzerine yazısı gelir de cehennem ehlinin amelini işler ve oraya girer. Muhakkak biriniz de cehennem ehlinin amelini işler, taki onunla cehennem arasında bir zira’ kalana kadar. Üzerine yazısı gelir de cennet ehlinin amelini işler ve oraya girer.”

          (Buhari-Bed’il halk, enbiya, kader, tevhid. Müslim, kader)

İşte bizler, hakkımızda yazılanların ne olduğunu bilmediğimizden, bize verilen iradeyi hayırlı tarafa kullanırsak, hem dünya hem de ahırette saadette oluruz. Ayrıca Allahımızın rızasını da kazanmış oluruz.

Amma, aksi takdirde kötü yaptığımız fiillerden dolayı dünya ve ahıretimiz berbat olur. Hem de Allahımızın gazabına düçar oluruz.

 

 

Pazartesi, 25 Mayıs 2009 12:03 tarihinde güncellendi

KADERE İMAN - 1

akm--.jpgTAHAVİ AKAİDİ

 

Kaderin aslı, Allahu teala’nın halkında sırrıdır, bunun üzerine ne bir mukarreb meleği ve hiçbir nebi-resulü muttali kılmadı. Bu hususta derine dalmak ve fikir yürütmek, hızlana seebtir, mahrum olmaya basamaktır, azgınlıkta yükselmektir. Bundan nazar, fikir yürütmek ve vesvese bakımından son derece sakın! Sakın!

Zira Allahu teala halkından kader ilmini dürdü, meramından onları nehyetti. Kitabında buyurduğu gibi: “Yaptığından sorulmaz, halbuki onlar mes’uldür ler.”

Herkim Niçin yaptı? Diye sorarsa, muhakkak Kitabın hükmünü red etmiştir. Herkim Kitabın hükmünü red ederse, kafirlerden olur. (Tahavi Akaidi 1/32-33-34)

 Bu durum, kalbi Allahın nuruyla münevver olan dostlarının gittiği usul olup rasih alimlerin derecesidir. Zira ilim ikidir:

Birincisi halkta mevcuttur. İkincisi halkta yoktur.

Halkta mevcut olan ilmi inkar küfürdür. Yok olan ilmin kendinde olduğunu iddia etmek te küfürdür. İman ancak, mevcut olan ilmi kabul ve yok olan ilmi talebi terk ile hasıldır.

Levhi mahfuza ve kaleme iman ederiz; herşeyin ona yazıldığına da.

Bütün halk bir şey üzere toplansa, halbuki Allahu teala onun olacağını Levhi mahfuza yazmıştır, halk onun olmaması için gayret etseler, buna kadir olamazlar. Bütün halk toplansalar da Allahu teala’nın levha olmayacağını yazdığı şeyi oldurmaya çalışsalar, buna kadir olamazlar.kalem, kıyamete kadar olacak şeyleri yazmakla kurudu. Kuldan geri kalan şey ona isabet etmez. Ona isabet eden şey de ondan geri kalmaz. 

O halde kul üzerine, Allahu teala’nın ilminin, halktan olacak olan herşeyi bildiğini, bunu dilediği şekilde takdir ettiğini, muhkem ve kesin olarak hükmettiğini, bunu bozan, takip edecek olan, izale edecek olan, değiştirecek olan, nakzedecek olan, göklerde ve yerde halkında bir şeyi ziyade eden veya noksan edenin olmayacağını bilmesi lazımdır. İşte bu, iman aktindendir, marifet asıllarındandır, Allahu teala’nın tevhidini ve rububiyyetini itiraftandır. Allahu teala’nın buyurduğu gibi: “Herşeyi yarattı, bir takdirle onu takdir etti.”

“Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kader oldu.”

Yazık o kimseye ki, kader meselesinde Alla’ha hasım olmuş, ona karşı hasta kalbiyle münazaraya hazırlanmış, sırf gaybtan olan şeyi arzulayarak gizli olan sirları vehmiyle taleb etmiş, neticede günaha dalmış.  (Tahavi Akaidi)

 

FIKHI EKBER

Kader Bahsi:

Allahu teala eşyayı yokluktan yarattı. Allahu teala ezelde eşyayı olmadan evvel bilici idi. Allah, eşyayı takdir eden ve hükmedendir.

Dünya ve ahırette hiçbir şey, onun dilemesi, ilmi, kazası, kaderi, levhi Mahfuza yazması olmaksızın meydana gelemez. Fakat bunları, vasıfla yazdı. Hükümle değil. Kaza, kader, meşiyyet, ezeli olan keyfiyyetsiz sıfatlarıdır.

Allahu teala madum olanı, madum (yok) olduğu anda yok olarak bilir. Onun meydana geldiğinde nasıl meydana geleceğini de bilir.

Allahu teala mevcudu, mevcut olduğu halde iken mevcut olarak bilir. Onun nasıl yok olacağını da bilir.

Allahu teala ayakta olanı, ayakta olduğu halde iken ayakta olarak bilir, oturunca, oturduğu halde onu oturucu olarak bilir. Bütün bunlarda ilmi değişmeksizin, veya O’nun için yeni bir ilim ortaya çıkmaksızın. Ancak değişiklik-ler ve ihtilaflar, mahluklarda ortaya çıkar. (Fıkhı Ekber 1/29)

 

 

ET-TEBSIR FİDDİN

Amr bin Zürare’den rivayet edildi, kendisi babasının şöyle dediğini işitti. <Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyordum, “Muhakkak mücrimler dalalette ve ateştedir” ayetini, surenin sonuna kadar okudu.

Sonra buyurdu:  Bu ayetler, ümmetimden son zamanda gelecek olan bazı insanlar hakkında inmiştir ki onlar, kaderi yalanlarlar.>

 

İbni Abbas’a r.a. denildi: bazı kimseler kader hakkında konuşuyorlar.

Dediki: Onlar hakkında şu ayet indi: “Sekarın/ateşin dokunuşunu tadın. Biz herşeyi bir kaderle/ölçü ile yarattık.”

Eğer hasta olurlarsa, onları ziyaret etmeyin, ölürlerse cenazeleri üzerine namaz kılmayın. Şayet onlardan birini görsem, şu iki parmağımla gözlerini çıkartırdım.

 “Muhakkak biz, herşeyi bir kaderle yarattık” ayeti inince, Resulullah’a denildi: Niçin amel edilecek?

Buyurdu: Amel edin! Herkes yaratıldığı şeyi işlemeye kolaylaştırıldı.

Ali bin Ebi Talib r.a. dedi: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: “Allahu teala, Âdem’i a.s. yaratmadan iki bin sene evvel, miktarları takdir etti, tedbirleri düzenledi.”

Ebu Hureyre r.a. derki, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Kadere iman, gammı giderir.”

İbni Abbas r.a, Basra’da kaderiyyeciler çoğalınca şöyle demiştir: Basra harab oldu.

Selefi salihin cemaatinden, şöyle dedikleri rivayet edildi:

 Sana bir kaderiyeci selam verirse, yahudiye cevab verdiğin gibi (selamı kendi üzerine alarak) cevab ver, sadece “Ve aleyke”  de. Zira Allahu teala kitabında herşeyin kendi iradesi ve dilemesiyle olduğunu açıkça beyan etmiştir.

 

Kasım ibni Habib, tefsirinde Ali bin Ebi Talib’e isnad ederek şöyle rivayet etti:

Ali’ye r.a. birisi kaderden sordu;

Dediki: İnce bir yoldur, orda yürüme.

Adam dediki Ey Mü’minlerin emiri! Bana kaderden haber ver.

Ali: Derin denizdir, oraya dalma. Dedi.

Adam dediki Ey Mü’minlerin emiri! Bana kaderden haber ver.

Ali: Allah için gizli olan bir sırdır. Onu soruşturma. Dedi.

Adam dediki Ey Mü’minlerin emiri! Bana kaderden haber ver.

Ali: Ey soran! Allahu teala seni kendi dilediği gibi mi yarattı, yoksa senin dilediğin gibi mi yarattı? Adam: kendi dilediği gibi yarattı, dedi.

Ali: Allahu teala ahıret gününde seni dilediği gibimi diriltecek yoksa senin dilediğin gibimi? Adam: Dilediği gibi, dedi.

Ali: Ey soran! Senin için Allahın dilemesiyle birlikte bir dileme varmı, yoksa onun dilemesinden daha yüsek, veya onun dilemesinden daha düşük mü?

Eğer, onun dilemesiyle beraberdir, dersen; muhakkak onunla ortaklık iddia ettin. Eğer, onun dilemesinden aşağıdır, dersen; onun dilemesinden ihtiyaçsız kaldın. Eğer onun dilemesinden üsttedir, dersen; senni dilemen onun dilemesine galib olu.  

Sonra Ali r.a. dedi: Sen, Allah’tan afiyet istemiyormusun?

Adam, evet! Dedi.

Hangi şeyden afiyet istersin? Seni imtihan ettiği bir beladan mı? Yoksa imtihan ettiğinin gayrısı bir beladan mı?

Adam, beni imtihan ettiği beladan, dedi.

Ali r.a. dedi: La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim demiyormusun?

Adam, evet, derim.

Ali: Bunun açıklamasını bilirmisin?

Adam: hayır! Ey Mü’minlerin emiri, Allahın sana bildirdiğini bana öğret, dedi.

Alir r.a: Bunun tefsiri: Muhakkak kulun Allaha itaate kudreti yoktur, masıyetine de kudreti yoktur; ancak Allah azze ve celle (nini yardımı) ile.

Ey Soran! Allahu teala hasta eder, şifa verir. Şifa da ondandır, hastalık ta. Allah’tan haberin oldumu?

Adam: Anladım, dedi.

Ali r.a.: Dikakt et, şimdi müslüman oldun. Müslüman kardeşinize koşun, onun elinden tutun.

Sonra Ali r.a. dedi: Şayet kader ehlinden birini bulsam, boynunu tutup vurmaya devam ederdim, taki boynunu kırana kadar. Zira onlar, şu ümmetin yahudileridir.  (Tebsır fiddin 1/93)

 

Muhakkak haberde (hadisi şerifte) şöyle geldi; Allahu teala Musa a.s. ya, Firavuna gitmesini emretti.

Musa: Nasıl giderim, halbuki sen bilirsin o iman etmeyecek!

Allahu teala: Emredileni yap, zira semada on iki melek varki  kaderin ilmini bilmek istiyorlar, henüz onu bilemediler. Yani, “Allahın dilediğini yapar, dilediğine hükmeder” olduğunu anlamak istiyorlar. (Tebsir fiddin 1/95)

 

Rivayet edildiki İbni Abbas r.anhuma şöyle dedi; Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: Kıyamet günü bir münadi nida eder “Allahın hasımları nerdedir?”  Kaderiyeciler ayağa kalkarlar, yüzleri simsiyah, gözleri masmavi, kalblari darmadağınık, ağızlarından salyalar akar. Onlar şöyle derler: Allaha yemin olsun ki senden başka güneşe veya aya ibadet etmedik. Senden başka ilah edinmedik.

İbni Abbas r.anhuma derki: Dediklerinde Allahı tasdik ettiler. Lakin bilmedikleri taraftan onlara şirk geldi. Sonra ibni Abbas şu ayeti okudu: “Allahu teala onların hepsini o günde diriltecek, size yemin ettikleri gibi ona yemin edecekler. Zannederlerki kendileri bir şey üzeredirler; dikkat edin, onlar yalancıların ta kendileridir.”

Sonra üç kere, “onlar kaderiyyecilerdir” dedi. (Tebsir fiddin 1/95)

 

Muhakkak Allahu teala, cebriyye ve kaderiyye yi, şu ayette red etmiştir:

“Attığın zaman sen atmadın, lakin Allah attı.”

 

Cumartesi, 23 Mayıs 2009 17:19 tarihinde güncellendi

Sayfa 182 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.