KKTC’nin kuzeyinde, Türkiye’ye en yakın noktada bulunan ve Hz. İsa’nın bir havarisi tarafından kurulduğuna inanılan manastırı sahiplenmek için kampanya başlatan Rumlara kötü haber: Önce türbe, sonra cami Sahabe mezarlığının varlığını kanıtlayan Zeki Akcan, manastır restore edilmeden önce Rumların kutsal olduğuna inandığı ayazma ile arkasındaki Havari Andreas’ın ikonunun bulunduğu duvar altında arkeolojik çalışma yapılması gerektiğini söyledi. KKTC Vakıflar İdaresi de konuyla ilgili çalışmaları takip etmek üzere özel bir komisyon kurdu. Girne Amerikan Üniversitesi öğretim görevlisi Akcan’ın paneline katılan Magosa merkezli Genç Mücahitler Derneği ise bölge halkının yatırla ilgili birçok talebinin bulunduğunu belirtti. Dernek, sahabenin mezarının bulunduğu manastıra önce türbe yapılmasını, ardından da cami dahi inşa edilebileceğini savundu. Şam’dan Muaviye belgesi Girne Amerikan Üniversitesi araştırma görevlilerinden Zeki Akcan, 2001 yılından bu yana sürdürdüğü çalışmalarının sonuçlarını önceki gün açıkladı ve sahabe mezarının varlığını, İslam dünyası bilim adamlarından Herevi’nin Şam ve Beyazıt kütüphanelerindeki orijinal belgeleriyle tanıttı. Akcan şunları söyledi:“Herevi’nin Kitab-u Ziyaret gezi notlarını, hem Şam hem de Beyazıt kütüphanesinde bulduk. Burada Apostolos Andreas Manastırı’nın şu anda içinde kalan kısmında dönemin İslam Halifesi Muaviye’nin deniz seferleri zamanında Kıbrıs’a gelen Sahabe Urve bin Said’in mezarının bulunduğu açıkça yazılıyor. Hatta Herevi, 1171’de geldiği adada, o dönemde bir şapel olan ve daha sonra genişletilen bugünkü manastırın olduğu yerde, sahabenin kitabesini de kayda geçirmiş. İhlas Suresi ve besmele yazılı taş üzerindeki kitabede, ‘Burası Hicri 29 yılının Ramazan ayında vefat eden Urve bin Said’in mezarıdır’ yazılıymış. Orijinal Herevi’nin kitabı, Süleymaniye Kütüphanesi, Beşirağa bölümü, 110 sayılı demirbaşta bulunuyor. Türk tarihçi Prof. Dr. Osman Turan ile Fransız yazarların Kıbrıs’la ilgili eserlerinden de bu bilgilere yer veriyor.” Urve bin Said’in mucizesi Halk arasındaki inanca göre, Rumların bugün manastırın yanındaki ayazmadaki çeşmeden içerek hacı olduğu su kaynağı, Sahabe Urve bin Said’in bir mucizesi. Asasını yere vuran sahabe, su kaynağının çıkmasını sağlayarak bölge halkını susuzluktan kurtarmış. Rumlara göre Havari Andreas’ın mucizesi ise körleri iyileştirerek görmelerini sağlaması. Papa’yı kandırdı Katolik dünyası ile AB’yi yanına almayı amaçlayan Başpiskopos Hrisostomos, KKTC’nin Dipkarpaz köyünde yaşayan Rum papazların yönetimindeki manastır için Papa 16’ncı Benedikt’e “Türkler kiliselerimizi bize vermiyor, kültürel mirasımız yıkılıyor” diye şikayet etmişti. Karpaz bölgesini Metrolopit (dini bölge) ilan eden Hrisostomos, son olarak KKTC’nin restorasyon çalışmalarını engelleme girişiminde bulundu. Rumların hayal ettiği harita Manastır, Karpaz Yarımadası’nın kuzey ucunda bulunuyor. Kıbrıs Rum yönetimi, Annan Planı’nın müzakereleri sırasında, Türkiye’ye doğru uzanan stratejik öneme sahip bu yarımadayı istemiş ve taleplerini bir harita ile BM’ye sunmuştu. Rumlar şimdi, dini kullanarak Karpaz’a sahip olmak istiyor. Yarımada, petrol zengini Doğu Akdeniz’e de hâkimiyet kuracak bir konumda.
Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı
Havarinin dediler sahabenin çıktı!
HAC İLE ALAKALI BAZI TABİRLER

Seher vakti: Sabah namazı vakti, şafak söktükten sonra.
Mescid-i Haram: Mekke’deki Kâbe’nin bulunduğu mescid.
Tekbir: Allahu Ekber.
Tehlil: La ilahe illallah.
Tahmid: El- hamdu lillah.
Haceri Esved: Kâbe’nin bir köşesine yerleştirilmiş siyah taş, tavafa oradan başlanır.
Tavaf: Kâbe etrafında yedi kere dönmek.
Şavt: Kâbe etrafında bir kere dönmek.
Veda, Sader Tavafı: Mekke’den ayrılırken yapılan son tavaf.
Ziyaret Tavafı: Bayram günlerinde yapılan farz tavaf.
Hatim: Kâbe’nin önünde altınoluk tarafındaki Kâbe’nin içinden sayılan yarım dairelik kısım.
İzdıbağ: İhramda sağ omuzu açık bırakıp tavaf yapmak.
Remil: İlk üç şavtı yaparken sert ve hareketli /süratli yürümek.
Rüknü Yemani: Kâbe’nin Haceri esved’e gelmeden evvelki köşesi
Makamı İbrahim: İbrahim aleyhisselam’ın ayak izinin bulunduğu camekân içindeki taşın bulunduğu yer ve arka tarafı.
Tavafı Kudüm: Mekkeli olmayanların, ilk defa oraya gelince yaptıkları tavaf olup Kâbe’yi selamlamak manasındadır.
Batn-ı Vadi: Safa ile Merve arasında say’ yapılırken koşulan düz kısım.
Sa’y: Safa ile Merve arasında yedi kere gidip gelmek.
Tevriye günü: Zilhiccenin sekizinci günü.
Temettu': Hac ile umrenin birleştirildiği hac.
Kıran: İhrama girerken hac ve umreye birlikte niyet edilen hac.
İfrad: Sadece hac için ihrama girilen hac şekli.
Hedy kurbanı: Haremde kesilmek için gönderilen kurban.
İş’ar: Büyük baş hayvanı sol tarafından yaralayıp nişanlamak.
Telbiye: İhrama girilince okunan “Lebbeyk…” lafızları.
Mina: Mekke yakınlarında bir bölge olup orda şeytan taşlanır.
Müzdelife: Arafat’tan inilince bayram akşamı toplanılan yerdir.
Meş’aril Haram: Müzdelife yakınlarında bir bölge olup orda bayram sabahı vakfe yapılır.
Cemre-i Akabe: Büyük şeytan.
Cemre-i Vusta: Orta şeytan.
Cemre-i Ula: Küçük şeytan.
Mültezem: Haceri Esved ile Kâbe kapısı arasındaki yer.
Bedene: Büyük baş hayvan. (Deve-inek)
Dem: Küçükbaş hayvan. (Koyun-keçi)
İhsar: Haccı yapmaktan men olmak.
Hangi diyanet???

Milli Gazete - 10 Nisan 2010
"Konuya girmeden önce İslam anlayışında "kutsal metin" ve "Allah kelamı" hakkında şunları belirtmek isterim: İslam anlayışında tartışmasız tek kutsal, uluhiyettir. Ancak Kur'an'ın Allah kelamı mı, yoksa Allah kelamının yansıması mı olduğu son derece tartışmalı olduğundan Kur'an'ı kutsal kitap olarak nitelendirmek daima sorunludur." (…)
"Modernizm kendi kural ve değerlerini yerleştirerek her şeyi tersine çevirdi. Müslümanların ek olarak Kur'an'la alakalı değişim ve yenilik fenomeni üzerinde düşünmeleri gerekti. Çünkü Kur'an vahyi hayatın hiçbir alanında güne uymuyordu. Kur'an ne güncel kavramlarla konuşmakta ne de güncel sorunları irdelemekte. Bu nedenle Kur'an'ın vahyi ile güncel dış dünya arasında birebir bağlantı bulunmamakta…"
Yukarıdaki paragraflar, Prof. Dr. Ömer Özsoy'un Almanya'nın Frankfurt şehrinde 2008 Haziran'ında düzenlenen bir sempozyumda sunduğu tebliğde geçiyor.[1] Özsoy, Ankara İlahiyat'ta görev yaparken 2006 yılında şimdiki Diyanet yönetimi tarafından Frankfurt Üniversitesi'ne bağlı İslam Dini Vakıf Profesörlüğü'ne atanmış. Liberal Frankfurt Üniversitesi'nin mezhepler üstü geleneğini sürdüreceği belirtilen bu kurum, 2003 yılında Frankfurt Üniversitesi ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan bir protokol doğrultusunda Almanya'da İslam Din Dersi Öğretmenliği, İmamlık… gibi görevleri deruhte edecek gençlerin eğitilmesi/yetiştirilmesi amacıyla oluşturulmuş. Türkiye Diyanet Vakfı tarafından finanse edilen bu kuruma bağlı İslam Din Bilimi bölümünde halen 100 civarında Müslüman öğrenci eğitim alıyor.
Yukarıda sözünü ettiğim sempozyum tebliğinde tam bir müsteşrik edasıyla konuşan Özsoy, "Anlaşılan Hz. Muhammed Kuran'ı yazılı hale getirmeyi kendi ödevi olarak görmedi" demiş. Özsoy'a göre bu şekilde düşününce kendiliğinden şu soru ortaya çıkıyor: Tanrı gerçekten yazılı bir metin mi istiyordu, yoksa inananlarla olan esnek iletişimini korumak için tam tersini mi?[2]
Din'in, kurumsallaşması halinde mesajını kaybedeceğini söyleyen Özsoy'un görüşlerine başvurulan yarı resmî yarı resmi qantara.de sitesinde şu satırlarla karşılaşıyoruz: "Özsoy'a göre Kuran'da anlatılmak istenen içeriğin yalnızca yüzde 10'u Kuran'ın ayetlerinde bulunabiliyor. Geri kalan kısım, tarihsel bağlamda yorum gerektiriyor. Dolayısıyla Özsoy Kuran'ı ne ebediyen geçerli, ne de evrensel bir belge olarak kabul ediyor. Bu tarihsel-eleştirel görüşleriyle, Kuran'ın emirlerini günümüzde de bağlayıcı olarak gören muhafazakar Müslümanların tepkisine neden oluyor."[3]
Burada mesele Ömer Özsoy'un görüşlerinin mahiyeti değil. Türkiye'deyken de katıldığı ilmî toplantılarda, kaleme aldığı metinlerde benzeri görüşleri dillendirdiğini biliyoruz. Burada bizim için önem arz eden soru şu: Diyanet İşleri Başkanlığı Prof. Dr. Ömer Özsoy'un bu görüşlerini paylaşıyor mu?
"Evet"se Diyanet yönetimi bu görüşleri paylaştığını ve onayladığını dürüstlük ve açık yüreklilik örneği göstererek millete duyursun.
"Hayır"sa Prof. Özsoy'u –görev süresini uzatmak suretiyle– niçin ısrarla o makamda tutuyorlar?
Siyasî, ideolojik vb. mülahazaların tamamını devre dışı tutarak soralım: Diyanet İşleri Başkanlığı, yukarıdaki görüşleri, vergileriyle iş yaptığı Müslüman millete izah edebilecek durumda mıdır? Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocanın, tamamının Ehl-i Sünnet olduğunu söylediği Din İşleri Yüksek Kurulu, Özsoy'un bu ve benzeri görüşlerinin –Ehl-i Sünnet bir yana– herhangi bir İslam içi fırka tarafından tensip edildiğini söyleyebilecek midir?
Alman toplumu içinde sayısız problemle boğuşarak ayakta durmaya ve kimliğini muhafaza etmeye çalışan insanımız, çocuklarının İslam'a oryantalist bakış açısıyla yaklaşmasını onaylıyor mu? O genç beyinlere bu düşünceleri zerk ederken oradaki insanımızın onayını aldılar mı?
Diyelim ki bir yolunu bulup bu skandalı millete izah ettiler. Peki Allah'a nasıl hesap verecekler?
[1] Sempozyum hakkında özet bir değerlendirme için bkz. http://www.tumgazeteler.com/?a=3925522
[2] http://tr.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-674/_nr-226/i.html. Bu siteyi Alman Dışişleri Bakanlığı'nın finanse ettiği biliniyor.
[3] http://tr.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-678/_nr-14/i.html
İZNİK - AYASOFYA KİLİSEYE DÖNDÜ
Ayasofya CAMİ değil KİLİSE OLDUKültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, 7 yüzyıl ibadet edilen Ayasofya Camii'nde Hıristiyanların ayin yapmasına izin verdi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü; Bursa'nın İznik ilçesinde bulunan, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün cami olarak tanımladığı Ayasofya'yı resmi yazışmasında kiliseye çevirdi ve 7 yüzyıl ibadet edilen Ayasofya Camii'nde Hıristiyanların ayin yapmasına izin verdi.
Ayasofya Camii, kilise olarak kullanılmakta iken, Osmanlı Devleti'nin ikinci padişahı Orhan Gazi tarafından 1331 yılında camiye çevrilmiş, bu amaçla kullanılmak üzere Mimar Sinan tarafından gerekli değişiklikler yapılarak tamir edilmişti. Ayasofya, tapu, imar ve eski eser kayıtlarında cami olarak kayıtlı bulunuyor.
ALMANLAR İSTEDİ
Alman yetkililer; Federal Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulf ve eşinin Türkiye'yi ziyaretlerinden önce St. Paul Kilisesi'nde ayin yapılması konusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan izin istedi. Bakanlık, söz konusu talebi inceledi ve 20 Ekim 2010 tarihinde Alman yetkililere bilgi yazısı gönderdi. Bakanlık, Bursa ili İznik ilçesindeki Ayasofya Kilisesi'nin, ayin yapılmasına izin verilen mekanlar olarak belirlendiğini açıkladı!
BAKANLIK AYASOFYA'YI KİLİSE YAPTI!
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Abdulkadir Karaoğlu, tarafından gönderilen yazıda, şöyle denildi: “Ülkemizdeki bazı kutsal mekanların inanç turizmi kapsamında Hz. İsa'nın doğumunun 2000. yılı münasebetiyle hac yeri olarak tanıtılması ile ilgili olarak (...) kurumlara bildirilmiştir.

Bu doğrultuda kültür turizminin yanı sıra alternatif olarak inanç turizminin de geliştirilmesi amacıyla Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve bakanlığımızca konu ele alınarak İzmir İli Selçuk ilçesindeki Meryemana Kilisesi ile St. Jean Bazilikası, Kapadokya'daki Derinkuyu Ortodoks Kilisesi, Kaymaklı Kilisesi, Göreme Kılıçlar Kilisesi, El Nazar Kilisesi, Ürgüp Mustafa Paşa Konstantin Eleni Kilisesi, Avanos Dereyamanlı Kilisesi, Antakya'daki St. Pierre Kilisesi, Antalya ili Derme beldesindeki St. Nikola Kilisesi (Noel Baba Müzesi) Mersin İli Tarsus ilçesindeki St. Paul Kilisesi, Isparta ili Yalvaç ilçesindeki St. Paul Kilisesi, Manisa ilindeki Sardes Örenyeri, Bursa ili İznik ilçesindeki Ayasofya Kilisesi ve Konsül Sarayı ile Denizli ili Laodicea'daki kiliseler gerekli bakım, onarım, düzenleme ve restorasyon çalışmaları yapılarak, ayin yapılmasına izin verilen mekanlar olarak belirlenmiştir. Söz konusu mekanlarda ilgili valiliklerden önceden izin alınması kaydıyla ayin, dua, dini içerikli sempozyum vb. gibi etkinliklerin düzenlenmesi uygun görülmektedir.”
KAYITLARDA CAMİ
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kilise olarak tanımladığı Ayasofya, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün mülkiyetinde bulunuyor. Dönemin Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı Ruşen Balta, Ayasofya Camii'nin müze olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı'na tahsisine onay vermemişti. Ruşen Balta, 13 Şubat 1995 tarihli yazısında, söz konusu alanın tapu, imar ve eski eser kayıtlarında cami olarak kayıtlı bulunduğuna dikkat çekmişti.
Söz konusu yazıda; 2762 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 10 maddesinde; tahsis edildikleri maksada göre kullanılmaları gerektiğine dikkat çekilerek, “Bu bakımlardan, söz konusu Ayasofya Camii'nin müze olarak kullanılmak üzere Kültür Bakanlığı'na tahsisi mümkün olamamaktadır” denildi.

TAPU SENEDİNDE DE CAMİ
Ayasofya Camii; Bursa'nın İznik ilçesi Mahmut Çelebi Mahallesi Atatürk Kılıçaslan Caddesi'nde yer alıyor ve tapusu 1331 yılında kurulan Orhangazi Vakfı'na ait... Tapu senedinde, söz konusu alanın niteliği, “Ayasofyayı Sağir Cami ve Arsası” olarak gösteriliyor.

Kaynak: Kenan Kıran / Yeni Akit
Daha Fazla İçerik...
Sayfa 70 - 414





