.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

ÇARŞAF VE PEÇE

 

ÇARŞAFA ve PEÇEYE DAİR

Yazan: Yakup Kadri (Karaosmanoğlu)

Örtüyü inkar edenlere ithaf olunur….



Bu çirkin asrın ve bu çirkin muhîtin (ortamın) yegâne süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır ki, gözlere hâlâ bakmak tahammülünü, bakmak arzûsunu veriyor.

Niçin onlardan müştekî (şikâyetçi) gibisiniz? O mazrûfa (zarfın içindekine), bu zarftan daha muvâfık (uygun) ne olabilir? Sizi böyle gördükçe bir kadının başka türlü nasıl giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum.

Siz bizim aşkımızın, hürmetimizin, siz bizim kıskançlığımızın mutî (uysal) mahbûseleri değil misiniz? Vücudunuzun şeklini alan bu dil-firîb (cazibeli, alımlı) mahbesi, sizin etrafınıza, sizin yüzünüz üstüne biz ördük; bizim ihtimâmımız, bizim muhabbetimiz ördü. Sizi güneşten, havadan, sizi kem nazardan sakındık da böyle yaptık. Yazık değil mi ki, o saçlara güneş vursun, o yüzü havalar, tozlar hırpalasın! Yazık değil mi ki, -ma’azallah- o gözlerin harîmine kolayca lâubâli bir yabancı gözün kıvılcımı sıçrasın?

Düşündük ki, belki bilmeyerek, belki farkına varmayarak birine gülüverirsiniz. Nazarlarınız belki, bilâ-ihtiyar (elde olmayarak), birinin üstünde fazlaca tevakkuf ediverir (duruverir). Onun için yüzünüzü örttük. Zira tebessümlerinizin, bakışlarınızın kıymetini biz anlıyor, biz biliyorduk. Gönlümüz onların öyle lüzumsuz yere heder olmasına acıdı da, bir ipek mahfaza içinde muhâfazalarına lüzum gördü. Çünkü siz hilkaten (yaratılıştan) müsrifsiniz (elindeki kıymeti boşa harcayan), hazinelerinizin bahasını bilemezsiniz.

İnsanlar, kadınlara tehakküm (hüküm) ettikleri gündür ki tabîate gâlip geldiler. Cemiyetlerin (toplumların) ve medeniyetlerin esasını bir erkeğin kıskançlığı kurdu. Memleketlerden, vatanlardan evvel, ilk müdafaa edilen kadındı. Bana inanınız bütün bu evler, bu mâbedler ve bu şehirler sizin için yapıldı ve sizin açıldığınız ve sizin kıskançlık mahbesini yıktığınız yerlerde derhal evler yıkıldı, mâbedler harap oldu, şehirler çöktü. Çünkü, sizin mahbesleriniz, o yerlerin surları idi, kaleleriydi.

Niçin başka cinsten (toplumlardan) kadınlara bakıp da başınızda garip mütâlealara (görüşlere) meydan açıyorsunuz? Onlardan size ne? Siz başlı başınıza bir âlemsiniz. Ben o âleme girdiğim dakikadan itibaren hariçte bir başka mevcudiyet var mı, yok mu, unuttum bile. Siz niçin kendinizde herkesi unutmuyorsunuz?

Söze başlarken size demiştim ki, bu çirkin asrın, bu çirkin muhîtin yegâne süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Memnun ve müsterih (huzurlu) yaşamak için bu kanaat size kifâyet etmez mi? Halbuki benim ruhumu sadece bu kanaat dolduruyor: Peçeniz ve çarşafınız… Bunlardır ki, bana muhabbeti öğretiyor; hayata muhabbeti, aşka muhabbeti, memlekete muhabbeti öğretiyor, bâhusus (özellikle) memlekete muhabbeti…
Zira sizin bu örtüleriniz, bu süsleriniz değil midir ki, minarelerden ve o al râyetten (kırmızı bayraktan) sonra bu serseri ruha bir râz-âşinâ melce (dost sığınak) ve bir emin mersâ (güvenli liman) saadeti veriyor. Peçenizin kudsiyetini şuradan anlayınız ki, bir yabancı elin ona uzanması ihtimâli bile, gayz nedir, hırs nedir, intikam nedir, kin nedir hiç bilmiyen bu tenbel ve yorgun ruhda, beldeler yıkacak, burc ü bârûlar (kaleler ve kuleler) devirtecek bir ateş alevliyor.

Gördünüz mü? Peçenizden bahsederken, haşin adımlarla, yüksek surlar etrafında dolaşan bir eski kahraman gibi söz söylemeye başladım. Belki, bunların hiç birini yapmıyacağım, fakat emin olunuz ki, şu dakikada çok samimiyim. Size, sizin örtülerinize ve süslerinize doğru teveccüh edince (yönelince), kendimi her şeye kadir (gücü yeter) farzediyorum. Tarih, menâkıb-ı beşeriyeyi (insanlık destanlarını) dolduran en büyük kahramanlıklar, bana birer çocuk oyunu gibi geliyor.

Sakın onları çıkarmayınız, sakın onları atmayınız. Bu çirkin asrın, bu çirkin muhîtin ortasında, asâlet (soyluluk) ve zerâfete yegâne dâl (delil ve âlâmet) olarak, bunlar, sade bunlar kaldı. İnsanlar senelerden beri, insanlığı terzîl (rezil etmek) için ve cemiyetlere manzaraların en fenasını vermek için sevimsiz bir cinnetle her şeyi devirdiler. Bu gürûha (şuursuz kalabalık) peyrev olmak (peşinden gitmek) size yakışır mı? Ben sizi zamanların ve insanların fevkinde (üstünde), onların haricinde (dışında) biliyorum. Siz mestûr (örtülü, gizli, hayalı, namuslu) ruhlardan değil misiniz? Dünya yüzünde tek başına kalan ulvî bir dinin İlâhı, sizi bu sıfatla sâir mahlûkat arasında mümtaz (seçkin) kılmamış mıydı? Siz O’nun halkettiği (yarattığı) cennet-âsâ (cennet gibi) âlemin meleklerisiniz. O, “Kitab”ında (Kur’an-ı Kerim’de) sizin isminizi zikretti. O vakitten beri siz, mukaddesat meyânına (arasına) girdiniz. Artık ne hâle (bugüne), ne mâzîye (geçmişe), ne de âtîye (geleceğe) mensupsunuz… Yalnız unutmayınız ki, size bu mertebeye (yüksek dereceye), bizim aşkımız, bizim hürmetimiz, bizim kıskançlığımız is’âd etti (yükseltti). (Aralık 1915)

 

Cuma, 12 Kasım 2010 23:55 tarihinde güncellendi

KURBAN BAHSİ

Kurban Yüce Allah'ın rahmetine yaklaşmak için ibadet niyeti ile kesilen özel hayvandır. Kurban bayramı günlerinde (ilk üç günde) böyle Allah rızası için kesilen kurbana (Udhiyye), bunu kesmeğe de "tazhiye" denilir.

Kurban kesmenin hükmü: Kurban Bayramında ibadet niyeti ile kurban kesmek, hür, mukîm (yolcu olmayan), müslim ve zengin kimseye vacibdir. Zenginden maksad, temel ihtiyaçlarından başka, artıcı olsun olmasın, en az iki yüz dirhem gümüş değerinde bir mala sahib olan, fitre vermekle yükümlü olan kimselerdir. (200 dirhem gümüş, 561 grama tekabül etmektedir.)

Kurban kesme günlerinde (kurban bayramının ilk üç gününde) kurban kesmeğe gücü varken kurban kesmeyip de sonra fakir düşse, buradaki vaciplik üzerinden düşmüş olmaz.

Büluğa ermek şart mıdır? Kurban kesme yükümlülüğü için, İmam Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göre, akıl ve buluğ şart değildir. Bundan dolayı zengin olan bir çocuğun veya bir delinin malından bunların velisi kurban keser. Bu çocuk veya bu mecnun o kurbanın etinden yer. Geri kalan kısmı da, elbise gibi aynından faydalanacakları bir şeyle değiştirilir.
Fakat İmam Muhammed'e göre, kurban yükümlülüğü için akıl ve büluğ şarttır. Bundan dolayı çocukların ve mecnun olanların mallarından kurban kesilmesi gerekmez. Fetva da buna göredir. Velileri onlar adına mallarından kesecek olsalar, kurban bedelini onlara ödemeleri gerekir. Ancak bir kimsenin kendi malından çocuğu için kurban kesmesi mendubdur.
(İmam Malik ile İmam Şafiî'ye göre, kurban vacib değil, müekked bir sünnettir.)

Vacib olan kurban görevi, Hak yolunda fedakarlığın bir nişanıdır. Yüce Allah'ın verdiği nimetlere karşı yapılan bir şükürdür. Bunun sonucu da sevaba ulaşmak ve birtakım belalardan korunmaktır.

Kurbanlıklarda aranan şartlar:

Kurbanlar yalnız koyun, keçi, deve ve sığır cinsi hayvanlardan kesilebilir. Mandalar da sığır cinsindendir. Bunların erkekleri ile dişileri eşittir. Ancak koyun cinsinin erkeğini kurban etmek daha faziletlidir. Keçinin erkeği ile dişisi kıymetçe eşit olsalar, dişisini kesmek daha faziletli olur. Aynı şekilde devenin veya sığırın erkeği ile dişisi et ve kıymet bakımından eşit olsalar, dişisinin kurban edilmesi daha faziletlidir.

Koyun ile keçi ya birer yaşını doldurmalı veya koyunlar yedi sekiz aylık olduğu halde birer yaşında imiş gibi gösterişli bulunmalıdır. Deve, en az beş yaşını, sığır da en az iki yaşını bitirmiş bulunmalıdır.

Tavuk, horoz ve kaz gibi evcil hayvanlar kurban olamaz. Bunları kurban niyeti ile kesmek tahrimen mekruhtur. Çünkü bunda Mecüsîlere benzeyiş vardır. Etleri yenilen vahşî hayvanlar da kurban edilmez.

Koyun ve keçiden her biri yalnız bir kişi adına kurban edilir. Bir deve veya bir sığır, bir kişiden yedi kişiye kadar kimseler için kurban edilebilir. Ancak bu ortakların hepsi müslüman olup her biri kendi hissesine malik olmalı ve Allah rızası için bir ibadet niyeti taşımalıdır. Ortaklar kesilen kurbandan hisselerini tartı ile ayırırlar, göz kararı ile ayıramazlar.

Kurban olmaya engel olan ve olmayan kusurlar:

Kurbanlık hayvanın şaşı, topal, uyuz ve deli olmasında, doğuştan boynuzlu veya boynuzsuz veya boynuzunun azı kırık bulunmasında, kulaklarının delinmiş veya enine yarılmış olmasında, kulaklarının uçlarından kesilip sarkık bir halde bulunmasında, dişlerinin azı düşmüş olmasında, cinsel organı bulunmamasında, burulmuş olarak bulunmasında bir sakınca yoktur; bu hayvanlar kurban edilebilirler.

İki gözü veya bir gözü kör, dişlerinin çoğu düşmüş veya kulakları kesilmiş, boynuzlarının biri veya ikisi kökünden kırılmış, kulağının veya kuyruğunun yarıdan fazlası veya memelerinin başları kopmuş, kulakları veya kuyruğu yaratılışında bulunmayan bir hayvan kurban olamaz.

Kurbanın semiz olması daha faziletlidir. Kemikleri içinde iliği kalmamış derecede zayıf veya aksak ayağını yere basıp kesileceği yere kadar topal veya aşikâr bir halde hasta bulunan bir hayvan da kurban olamaz.

Kurban kesmekle yükümlü olan bir kimsenin satın aldığı kurbanda yukarıdaki kusurlardan biri sonradan meydana gelse, yerine başkasını alıp kesmesi gerekir. Fakat fakir bir kimsenin aldığı kurban böyle kusurlanırsa, yine kurban olarak kesilmesi caiz olur, yerine başkasını alması gerekmez. Hatta böyle kusurlu bir hayvanı satın alıp kurban kesmesi de yeterli olur. Çünkü bu kurban o fakir için bir nafiledir. Nafilelerde ise, genişlik ve kolaylık vardır.

Zengin kimsenin aldığı kurban henüz kesilmeden ölse, yerine başkasını alması gerekir. Fakir kimsenin aldığı kurban ölse, başkasını alması gerekmez.

Zengin kimsenin aldığı kurban kaybolduktan veya çalındıktan sonra yerine başkası kurban edilmiş olsa ve ondan sonra da kaybolan kurban bulunsa bunu da kesmesi gerekmez. Çünkü üzerine düşen vacibi yerine getirmiştir. Fakat bu duruma düşen fakirin o bulunan kurbanı kesmesi gerekir; çünkü fakirin satın aldığı kurban, kurban olmak üzere belirlenmiştir; kendisine vacib olmadığı halde, bunun kurban olmasını kendisine gerekli kılmıştır.
Kurban için alınan hayvan çalındıktan veya kaybolduktan sonra onun yerine başkası alınıp ondan sonra kurban kesme günleri içinde bulunsa, bakılır:

a- Sahibi zengin ise bu iki kurbandan dilediğini keser. Ancak sonradan almış olduğu hayvanın kıymeti ilk hayvandan daha az olur da bunu kesmiş olursa, aradaki kıymet farkını sadaka olarak vermesi gerekir.

b- Fakat kurban sahibi fakir ise o iki hayvanı da kesmesi gerekir. Çünkü bu kurbanlar fakir hakkında birer adak yerindedir. Bir görüşe göre de, bunlardan yalnız birini kesebilir.

Kaybolan kurbanlık yerine alınan ikinci kurbanlık hayvan daha kesilmeden nahr/kurban günlerinden sonra önceki kayıp hayvan bulunsa, bunların sahibi hiç birini kesmez, bunların en kıymetlisini sadaka olarak verir.

Bir kimse aldığı kurbanlık hayvanı satıp onun yerine dengini almış olsa, İmam Ebû Yusuf'a göre caiz olmaz. Çünkü bunun aynına Allah'ın hakkı geçmiştir. Fakat İmam Azam ile İmam Muhammed'e göre, bu kerahetle caiz olur.

Kurbanlık bir hayvan kesilmeden önce doğursa, yavrusu da kendisi ile beraber kesilir. Çünkü yavru anasına bağlıdır. Eğer yavru kesilmeyip satılırsa, parasını sadaka olarak vermek gerekir.

Not: Ömer Nasuhi efendinin Büyük İslam ilmihalinden muhtasarca alınmıştır.

Perşembe, 11 Kasım 2010 00:52 tarihinde güncellendi

HAC KİTABI

 

Hac, husisi mekanı, hususi zamanda, hususi fiillerle[1] ziyaret etmektir. İmamı Muhammedin hılafına,[2] fevri (hemen) olarak ömürde bir kere olmak üzere, İslam, hürriyet, akıl, buluğ, sıhhat, azık ve yol masrafına kudret ve asli ihtiyaçlarından ve dönene kadar aile fertlerinin nafakasından fazla olarak yol emniyetiyle birlikte gidip gelme masraflarına kudret şartlarıyla birlikte farz kılındı. Hacı eğer kadın ise bulunduğu yerle Mekke arasında sefer mesafesi varsa koca veya mahreminin bulunması da şarttır. Kadın kocası veya mahremi olmaksızın hac edemez. Mahremin akıl, baliğ olması, mecusi ve fasık olmaması şart kılındı. Mahremin nafakası kadın üzerinedir. Kadın mahremiyle kocasının izni olmadan da farz haccını yapar.

Şayet çocuk veya köle ihrama girse, çocuk buluğa erse veya köle hür edilse, bu şekilde (hac fiillerine) devam etseler, farz haccı yerine caiz olmaz. Eğer çocuk ihramını farz hac için yenilerse sahihtir, köle ise böyle değildir.

Haccın farzı, ihram ki bu şarttır, Arafat’ta vakfe ve tavafı ziyarettir. Bu ikisi rükunlarıdır.

Haccın vacibleri, Müzdelifede vakfe, Safa ve Merve arasında sa’y (koşmak), taşları atmak, dışardan gelenler için tavafı sader[3], saçı tıraş etmek veya kısaltmak ve terk edilmesiyle kurban kesmek vacib olan fiillerdir. Bu ikisi (farz ve vacibi)nden gayrısı sünnet ve edepleridir.

Hac ayları Şevval, Zilka’de ve Zilhicce’nin ilk on günüdür. Bu aylardan evvel ihrama girmek mekruhtur.

Umre sünnettir.

MÎKATLAR (İhrama girilen Yerler)

Medineliler için mîkat Zulhuleyfe’dir, Şamlılar için Cuhfe’dir, Iraklılar için Zatu-ırk’tır, Necidliler için Karn’dır, Yemenliler için Yelemlem’dir. Bu mikatlar, orada oturanlar ve oralardan geçenler için de mikattır.

Mekke’ye girmeyi kast eden için, ihrama girmeyi mikattan geri bırakmak haramdır. Mikattan evvel ihrama girilmesi caizdir, bu efdaldir. Mikat bölgesinde oturanlar için, Mekke’ye ihramsız girmek helaldir. Onun ihram vakti, Hıll[4] bölgesidir. Mekke’de oturanlar için mikat, hacta Harem bölgesidir, Ümrede Hıll bölgesidir.

İHRAM HAKKINDA BİR FASIL

İhrama girmeyi murat edince tırnaklarını kesmesi, bıyıklarını kısaltması, menduptur. Sonra abdest alır veya gusleder, gusletmesi efdaldir. Şayet yıkanmış olsalar da, yeni ve beyaz izar ve ridasını[5] giyer. Beyaz ve yeni olmaları efdaldir. Veya bütün avret mahallini örten tek bir elbise giyse caizdir. Kokulanır ve iki rekât namaz kılar. Eğer Haccı ifrad için ihrama girmişse, iki rekâtın peşinde söyle dua eder:

‘Allahım ben hac yapmayı murad ediyorum, bunu bana kolay et ve bunu benden kabul et’. Eğer kalbiyle niyet ederse ona yeterlidir.

Sonra telbiye okuyarak şöyle der:

‘Lebbeyk, Allahümme lebbeyk, lebbeyk la şerike leke Lebbeyk, innel hamde venni’mete leke vel mülk, la şerike lek’.

‘Emret Allahım, emrine hazırım, senin hiç bir ortağın yoktur, emret Allahım, muhakkak hamd ve nimet ve mülk senindir, senin hiç ortağın yoktur’.

Telbiyeyi bundan noksan okumaz. Ziyade edilmesi caizdir. Niyet edip telbiye okuyunca, muhakkak ihrama girmiş oldu.

(Bundan sonra) Refesten, fasıklıktan, cidalden, kara avlarını öldürmekten, kara avına işaret etmek veya delalet etmekten, bit öldürmekten, kokulanmaktan, tırnaklarını kesmekten, başındaki veya bedenindeki saçı tıraş etmekten, sakalını kesmekten, başını ve yüzünü örtmekten, hatmi otuyla sakalını veya başını yıkamaktan, gömlek veya şalvar veya cübbe giymekten, sarık sarmak, takke takmak veya mest giyinmekten, ‘ancak ayakkabı bulamazsa mestlerini topuk kısmından keser’ (onları giyebilir), zaferanla veya usfur ile veya başka bir boya ile boyanmış elbise giymekten sakınsın.[6] Ancak boyalı elbise, artık boya çıkarmayacak kadar yıkanmışsa müstesnadır (giyilebilir.)

İhramlı için gusl etmek, hamama girmek, Beytullah’ın gölge-sinde veya mahfil içinde gölgelenmek, beline kemer bağlamak ve düşmanıyla vuruşmak caizdir. Beş vakit namazın peşinde ve her bir yüksek mekâna yükselince veya vadiye inince veya kafileyle karşılaşınca ve seher vakitlerinde sesini yükselterek telbiyeyi çok okur.

 



[1] Husussi mekan: Kabe, Arafat, Mina. Hususi Zaman: ilhiccenin on günü.

Hususi fiil: Tavaf, ihram, vakfe gibi.

[2] İmamı Muhammed’e göre ilerki senelerde yapılabilir.

[3] Sader Tavafı: Dışardan gelen hacıların Mekke’den ayrılınca yaptıkları veda tavafı.

[4] Hıll bölgesi, Harem ile mikatlar arasında bir sınırdır. Umre için ordan ihrama girilir. Mescid-i Ten’im yakınlarıdır.

Harem bölgesi, kâbe’nin doğusundan 6 mil, kuzeyden 3,4 mil, batıdan 18 mil, güneyden 14 mil uzaklığında Kâbe’yi çevreleyen bölgedir.

[5] İhram elbiseleridir. Üst kısmına rida, alt kısmına izar denir.

[6] Bu sayılanlar ihramlıya yasaktır. Refes, cima ile alakalı sözlerdir. Cidal, kavga ve tartışmak.

Perşembe, 11 Kasım 2010 00:05 tarihinde güncellendi

İLKOKULDA BAŞÖRTÜSÜ TAKMAYA KARŞIYIZ...

Cumhurbaşkanı'nın eşi Gül ilkokulda başörtüsüne 'dur' dedi

Cumhurbaşkanı'nın eşi Hayrünnisa Gül, ilkokul öğrencilerinin derse başörtü ile girme isteği konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı

Üniversitelerde türban serbestisinin ardından, 'İlkokulda da türban serbest olacak mı?' tartışmasına Hayrünnisa Gül noktayı koydu. Gül, "İlkokul öğrencisinin kendi isteği ile başörtüsü takması gibi bir şey söz konusu olamaz" diyerek ilkokulda türban cehaletini ortadan kaldıracaklarını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül eşi ile birlikte geldiği İngiltere’nin başkenti Londra’da üniversitelerde okuyan öğrenciler ve dernek üyeleri ile biraya geldi.

İngiltere’nin başkenti Londra’da ikamet ettiği Mandarin otelde yaklaşık bir saat süren bir görüşme gerçekleştiren Hayrünnisa Gül, burada yaptığı konuşmada yurtdışında eğitim gören gençlerin ne kadar şanslı olduğuna dikkati çekerek, Türkiye’nin geçen on yılda çok mesafe kaydettiğini artık Türkiye’nin eski Türkiye olmadığını tüm gençlere Türkiye’de imkanlar sunulduğuna dikkati çekti.

İLKOKULLARDA BAŞÖRTÜSÜ CEHALETİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ

Gençlerin sorularını yanıtlayan Gül, bir soru üzerine ilkokullarda başörtüsü konusuna da değinerek, 'Bu konuda yaşanan bir cehalet varsa biz bunu da ortadan kaldıracağız. İlkokul öğrencisinin kendi isteği ile başörtüsü takması gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu konuda karar verecek yaşa geldiğinde kararını verir' görüşünü savundu. 

NOT:

Çocuklarınızı namaza alıştırın, 7 yaşından itibaren alıştırın, 10 yaşına gelince kılmazlarsa hafifçe dövün, buyuran Efendimiz s.a.v bu emrini sadece namaz için mi vermiş oluyor yoksa bunun gibi diğer emirleri de alıştırın mı demk istiyor ey gidi avrupa kafirlerinin yağcıları,  o makamlar kimseye kalmaz, ancak sorumluluk üzerinize kalır, teb'anın bütün sorumluluğu idarecilerin üzerinedir hadisi şerifini de hatırlatırız......

Çarşamba, 10 Kasım 2010 23:45 tarihinde güncellendi

Sayfa 69 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.