.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

MUAVİYE HAZRETLERİNİN r.a. RİVAYETLERİNDEN

MUAVİYE HAZRETLERİNİN r.a. RİVAYETLERİNDEN

HAZRETİ MUAVİYE’DEN R.A. BAZI RİVAYETLER

 

HAZRETİ MUAVİYE'Yİ r.a. SEVMİYEN PROF. KARAMAN'A BİLDİRİLİR.....

Şu rivayetlerin sahibinin hiç mi kıymeti yok…. Dinimizde ahlakımızda bunların yeri ve tesiri yok mu?

Bana bir harf öğretenin kölesi olurum buyurulduğuna göre, şu aşağıdaki ilimleri öğrenip istifade ediyorsak halimiz nasıl olmalı? Sevmek mi sevmemek mi? Lütfen insafla okuyup halinizi düzeltin, müçtehid alimlerin önüne geçmeyin……

إتحاف الخيرة المهرة - (1 / 198)

262/5- وَرَوَاهُ أَبُو يَعْلَى الْمَوْصِلِيُّ : حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ ، عَنْ ثَوْرٍ ، عَنْ

خَالِدِ بْنِ مَعْدَانَ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم قَالَ : الله ، عَزَّ

وَجَلَّ ، لاَ يُغْلَبُ ، وَلاَ يُخْلَبُ ، وَلاَ يُنَبَّأُ بِمَا لاَ يَعْلَمُ ، مَنْ يُرِدِ الله بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ ،

وَمَنْ لَمْ يُفَقَّهْ لَمْ يُبَالِ بِهِ.

Muaviye bin Ebu Suyfan’dan (r.anhuma), Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allahu azze ve celle’ye galip olunmaz, ona hile yapılamaz ve ona bilmediği bir şey haber verilmez (her şeyi bilir). Allah kim için hayır murad etmişse, onu dinde fakih kılr. Kimi dinde anlayışlı yapmamışsa, o kişiye değer vermez.”

 

إتحاف الخيرة المهرة - (1 / 217)

300- وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ مَنِيعٍ : حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ بْنُ خَارِجَةَ ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ ، عَنْ

صَفْوَانَ بْنِ عَمْرٍو ، عَنْ أَبِي هزَان ، عَنْ مُعَاوِيَةَ : سَمِعْتُ رَسُولَ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ،

يَقُولُ : إِنَّمَا أَنَا مُبَلِّغٌ وَالله ، عَزَّ وَجَلَّ ، يَهْدِي ، وَقَاسِمٌ ، وَالله تَعَالَى يُعْطِي ، فَمَنْ بَلَّغَهُ عَنِّي

بِحُسْنِ هُدًى وَحُسْنِ رَعَةٍ ، فَذَلِكَ الَّذِي يُبَارِكُ الله لَهُ ، وَمَنْ بَلَّغَهُ عَنِّي بِسُوءٍ رَعَةٍ وَسُوءِ هُدًى

، فَذَاكَ الَّذِي لاَ يُبَارِكُ الله لَهُ ، وَهُوَ كَالآكِلِ لاَ يَشْبَعُ .@

Muaviye r.anhu derki: İşittim ki Resulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle diyordu: “Ancak ben tebliğ ediciyim, Allahu teala hidayet eder. Ben taksim ediciyim, Allahu teala verir. Kime benden güzel bir hidayet ve ittiba ulaşmış ise, Allahu teala o şeyde onun için bereket yapar. Kime de benden kötü bir hidayet ve tebaiyyet gelmişse, o şeyde Allahu teala o kişi için bereket yapmaz. Bu kişi, yeyip doymayan gibidir.”

 

إتحاف الخيرة المهرة - (1 / 221)

314- قَالَ : وَحَدَّثَنَا رَوْحٌ ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ ، عَنْ أَبِي الْفَيْضِ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ، قَالَ : مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا ، فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ.

Muaviye r.anhu der ki: Resulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kim bilerek benim üzerime yalan söylerse (demediğim şeyi dediğimi söylerse), cehennemden yerini hazırlasın.”

إتحاف الخيرة المهرة - (2 / 119)

1163- قَالَ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ : وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ ، عَنْ عَطَاءٍ الْخُرَسَانِيِّ ، عَنْ

مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ ، قَالَ : زُرْتُ أُخْتِي أُمَّ حَبِيبَةَ ، فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم يُصَلِّي

فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ قَدْ خَالَفَ بَيْنَ طَرَفَيْهِ .

Muaviye r.anhu der ki: “Kız kardeşin Ümmü Habibe’yi (r.anha) ziyaret ettim, gördüm ki Resulullah sallahu aleyhi ve sellem, bir örtü altında namaz kılıyordu. Örtünün iki tarafını (karşılıklı olarak) üzerine almıştı.” (Yani örtüyü iki tarafından ters olarak üzerine bürümüştü,bir ytarafı sol omuzdan atılır, diğer tarafı sağ omuzdan atılır. Böylece izar ve rida gibi olur.) (Bu rivayetten, Muaviye r.anhu Hazretlerinin de Efendimiz sallahu aleyhi ve sellem’in akrabası olduğu anlaşılmıştır.)

إتحاف الخيرة المهرة - (2 / 119)

1163/2- رَوَاهُ أَبُو يَعْلَى الْمَوْصِلِيُّ : حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنِ أَيُّوبَ ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَيَّاشٍ ،

أَخْبَرَنِي عَطَاءٌ الْخُرَسَانِيُّ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ ، قَالَ : دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ حَبِيبَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صَلَّى الله عَلَيه

وسَلَّم ، فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم قَائِمًا يُصَلِّي فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ فَقُلْتُ : يَا أُمَّ حَبِيبَةَ ،

أَيُصَلِّي النَّبِيُّ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم فِي ثَوْبٍ وَاحِدٍ ؟ قَالَتْ : نَعَمْ ، وَهُوَ الثَّوْبُ الَّذِي كَانَ فِيهِ مَاكَانَ - يعْنِي : الْجِمَاعَ.

Muaviye r.anhu der ki: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sallahu aleyhi ve sellem’in hanımı Ümmü Habibe’nin (r.anha) yanına girdim, gördüm ki Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sallahu aleyhi ve sellem ayakta olarak bir elbiseye bürünmüş halde namaz kılıyordu. Dedim ki: Ya Ümmü Habibe! Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sallahu aleyhi ve sellem bir kat elbise ile mi namaz kılıyor?

Dedi ki : Evet! ……………..

 

إتحاف الخيرة المهرة - (2 / 256)

1461- وَعَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ عَلِيٍّ قَالَ : صَلَّى بِنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ الْمَغْرِبَ ثَلاَثًا ، فَقَامَ فِي

رَكْعَتَيْنِ ، فَسَبَّحُوا بِهِ ، فَأَوْمَأَ إِلَيْهِمْ أَنْ قُومُوا ، فَلَمَّا قَضَى صَلاَتَهُ وَسَلَّمَ ، انْصَرَفَ فَخَطَبَهُمْ ثُمَّ

قَالَ : رَأَيْتُ رَسُولَ اللهِ صلى الله عليه وسلم فَعَلَ كَالَّذِي رَأَيْتُمُونِي فَعَلْتُ ، وَلَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُهُ

فَعَلَهُ لَمْ أَفْعَلْهُ. رواه أبو يعلى.

Muaviye bin Ali derki, Ebu Sufyan oğlu Muaviye bize akşam namazı kıldırdı, ikinci rekatta (oturmadan) ayağa kalktı, tesbih ettiler (uyardılar), kendisi cemaate ima ile kalkmalarını işaret etti. Namazı bitirdikten sonra dönüp cemaate hitap etti, sonra dedi: Resulullah sallahu aleyhi ve sellem’i, benim yaptığımı gördüğünüz şeyi yaparken görmüştüm. Şayet onun, böyle yaparken görmeseydim, asla böyle yapmazdım.”

إتحاف الخيرة المهرة - (3 / 338)

2865- قَالَ أَبُو دَاوُدَ الطَّيَالِسِيُّ : حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ ، عَنْ عَبْدِ الله بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ

عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْحَنَفِيَّةِ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ , رَضِيَ الله عَنْهُ , قَالَ : قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه

وسَلَّم : الْعُمْرَى جَائِزَةٌ لأَهْلِهَا.

Muaviye r.anhu der ki: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Umra (ömür boyunca kullanmak için bir şeyi hibe etmek), ehli için caizdir.”

إتحاف الخيرة المهرة - (4 / 69)

3187- قَالَ : وَحَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعِيدٍ ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَاصِمٍ ، عَنِ الْجَرِيرِيِّ ، عَنْ أَبِي

بُرَيْدَةَ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم : خَيْرُكُمْ

خَيْرُكُمْ لأَهْلِهِ.

Muaviye r.anhu der ki: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizin en hayırlınız, ehli (hanımı) için en hayırlı olanınızdır.”

إتحاف الخيرة المهرة - (4 / 400)

3826- قَالَ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ ، وَأَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ : حَدَّثَنَا يَعْلَى بْنُ عُبَيْدٍ ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ يَحْيَى ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ ، سَمِعْتُ رَسُولَ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم يَقُولُ : مَا مِنْ شَيْءٍ يُصِيبُ الْمُؤْمِنَ فِي جَسَدِهِ يُؤْذِيهِ إِلاَّ كَفَّرَ بِهِ عَنْهُ مِنْ سَيِّئَاتِهِ.

Muaviye r.anhu der ki: İşittim ki Resulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Mü’minin cesedine isabet edip ona eziyyet veren bir şey yok ki, o sebeble günahlarına keffaret olmasın.”

إتحاف الخيرة المهرة - (5 / 18)

4162- قَالَ أَبُو يَعْلَى الْمَوْصِلِيُّ : حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ سَعِيدٍ ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ ، عَنْ جَدِّهِ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ , رَضِيَ الله عَنْهُ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم : تَوَضَّؤُوا ، قَالَ : فَلَمَّا نَظَرَ إِلَيَّ ، فَقَالَ : يَا مُعَاوِيَةُ ، إِنْ وُلِّيتَ أَمْرًا فَاتّقِ الله وَاعْدِلْ ، قَالَ : فَمَا زِلْتُ أَظُنُّ أَنِّي مُبْتَلًى بِعَمَلٍ ، لِقَوْلِ رَسُولِ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم حَتَّى وُلِّيتُ.

Muaviye r.anhu der ki: İ Resulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Abdet alınız!  Bana bakınca şöyle buyurdu: “Ey Muaviye! Eğer emre (idareciliğe) tayin edilirsen Allah’tan kork ve adaletli ol.”

Resulullah’ın (sallahu aleyhi ve sellem) bu sözüne binaen, görev işi ile imtihan edileceğim zannımdan ayrılmadım, taki görevlendirildiğim ana kadar.

 

إتحاف الخيرة المهرة - (5 / 60)

4232- وَقَالَ أَبُو يَعْلَى الْمَوْصِلِيُّ : حَدَّثَنَا أبو هِشَامٌ ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ ، عَنْ عَاصِمٍ ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ , رَضِيَ الله عَنْهُ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم : مَنْ مَاتَ وَلَيْسَ لَهُ إِمَامٌ ، مَاتَ مِيتَةَ جَاهِلِيَّةٍ.

Muaviye r.anhu derki: İşittim ki Resulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kim, imamı olmadığı halde ölürse, cahiliyye ölümü üzere ölmüştür.”

 

إتحاف الخيرة المهرة - (5 / 62)

4237- قَالَ أَبُو يَعْلَى الْمَوْصِلِيُّ : حَدَّثَنَا خَلِيفَةُ بْنُ خَيَّاطٍ ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ سَعْدٍ ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عُقْبَةَ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ , رَضِيَ الله عَنْهُ ، قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ، يَقُولُ : يَكُونُ أُمَرَاءُ لاَ يُرَدُّ عَلَيْهِمْ ، يَتَهَافَتُونَ فِي النَّارِ ، يَتْبَعُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا.

Muaviye r.anhu derki: İşittim ki Resulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle diyordu: “Bir takım emirler (idareciler) olacaktır ki onlar (ın sözü) ret olunmaz.cehenneme düşeceklerdir, bazısı bazısını takip eder.” (Peşpeşe gelecek olan bazı zalim idarecilerin cehenneme düşeceğini haber vermiştir.)

إتحاف الخيرة المهرة - (5 / 528)

5184- قَالَ مُسَدَّدٌ : حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ الْمُثَنَّى ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عِيسَى ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ ، عَنْ سُفْيَانَ بْنِ عُيَيْنَةَ ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ ، عَنْ وَهْبِ بْنِ مُنَبِّهٍ ، عَنْ أَخِيهِ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم قَالَ : اشْفَعُوا إِلَيَّ تُؤْجَرُوا وَإِنِّي لأُرِيدُ الأَمْرَ فَأُؤَخِّرُهُ كَيْ تَشْفَعُوا إِلَيَّ فَتُؤْجَرُوا.

Muaviye r.anhu der ki: Resulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bana (insanların ulaşması için) aracı olun ki mükafatlanasınız. Muhakkak ben, bir işi yapmak istiyorum da, sizin aracı olarak mükafaatlanmanız için o işi erteliyorum.”

إتحاف الخيرة المهرة - (7 / 349)

7033- وعن ثابت بن سعد ، عن معاوية ، رضي الله عنه ، قال : قال رسول الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم : لا تزال طائفة من أمتي يقاتلون على الحق , أو قال : ظاهرين على الحق , حتى يأتيهم أمر الله وهم كذلك.  ورواه أبو بكر بن أبي شَيْبَة.

Muaviye r.anhu derki: Resulullah sallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ümmetimden bir taife, hak üzere savaşmakta daim olacaktır. Veya şöyle dedi: Hak üzere galib oldukları halde… Taki Allah’ın emri onlara gelene kadar; onlar bu halde (galib oldukları halde veya açıkta zahir) oldukları halde iken.”

إتحاف الخيرة المهرة - (7 / 411)

7210- وَعَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ , رضي الله عنهما ، سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ صَلَّى الله عَلَيه وسَلَّم ، يَقُولُ : إِنَّ رَجُلاً مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ ، لَقِيَ رَجُلاً عَالِمًا , أَو عَابِدًا ، فَقَالَ : إِنَّ الآخَرَ قَتَلَ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ نَفْسًا كُلَّهَا يَقْتُلُهَا ظُلْمًا ، فَهَلْ تَجِدُ لَهُ مِنْ تَوْبَةٍ ؟ قَالَ : لَئِنْ قُلْتُ لَكَ : إِنَّ اللَّهَ لاَ يَتُوبُ عَلَى مَنْ تَابَ قَدْ كَذَبْتُ ، هَاهُنَا دَيْرٌ فِيهِ قَوْمٌ يَتَعَبَّدُونَ ، فَأْتِهِمْ فَاعْبُدِ اللَّهَ مَعَهُمْ ، لَعَلَّ اللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْكَ ، فَانْطَلَقَ إِلَيْهِمْ ، فَمَاتَ قَبْلَ أَنْ يَأْتِيَهُمْ ، فَاخْتَصَمَ فِيهِ مَلاَئِكَةُ الْعَذَابِ وَمَلاَئِكَةُ الرَّحْمَةِ ، فَبَعَثَ اللَّهُ مَلَكًا أَنْ قِيسُوا مَا بَيْنَ الْمَكَانَيْنِ ، فَأَيُّهُمَا كَانَ أَقْرَبَ فَهُمْ مِنْهُ ، فَقَاسُوهُ ، فَوَجَدُوهُ أَقْرَبَ إِلَى دَيْرِ التَّوَّابِينَ بِأُنْمُلَةٍ ، فَغَفَرَ اللَّهُ لَهُ.

رَوَاهُ أَبُو يَعْلَى الْمَوْصِلِيُّ ، وَالطَّبَرَانِيُّ بِإِسْنَادَيْنِ أَحَدُهُمَا جَيِّدٌ.@

 

مسند أحمد - الرسالة - (45 / 395)

 

عَنْ سُوَيْدِ بْنِ قَيْسٍ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ حُدَيْجٍ عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ أَنَّهُ سَأَلَ أُخْتَهُ أُمَّ حَبِيبَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ هَلْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يُصَلِّي فِي الثَّوْبِ الْوَاحِدِ الَّذِي يُجَامِعُهَا فِيهِ قَالَتْ نَعَمْ إِذَا لَمْ يَكُنْ فِيهِ أَذًى

 

مسند الطيالسي - (2 / 306)

عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ ، قَالَ : قُبِضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ ، وَأَبُو بَكْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ وَهُوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ ، وَعُمَرُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ وَهُوَ ابْنُ ثَلاَثٍ وَسِتِّينَ.

 

مسند الطيالسي - (2 / 311)

1054- حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ ، عَنْ قَتَادَةَ ، عَنْ مُطَرِّفٍ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ ، قَالَ : لَيْلَةُ الْقَدْرِ لَيْلَةُ سَبْعٍ وَعِشْرِينَ. هَكَذَا قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَبَلَغَنِي أَنَّ مُعَاذَ بْنَ مُعَاذٍ رَفَعَهُ.

 

مسند الطيالسي - (2 / 314)

1059- حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ ، قَالَ : أَخْبَرَنِي جَرَادٌ ، قَالَ : سَمِعْتُ رَجَاءَ بْنَ حَيْوَةَ ، يُحَدِّثُ ، عَنْ مُعَاوِيَةَ ، قَالَ : قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم : مَنْ يُرِدِ اللَّهُ بِهِ خَيْرًا يُفَقِّهْهُ فِي الدِّينِ.

 

مسند الربيع - (1 / 127)

310 أبو عبيدة عن جابر بن زيد قال بلغني عن معاوية بن أبي سفيان حين قدم من مكة ورقي المنبر فقال يا أهل المدينة أين علماؤكم سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول لهذا اليوم يوم عاشوراء لم يكتب الله عليكم صومه وأنا صائمه فمن شاء فليصم ومن شاء فليفطر ولكن في صيامه ثواب عظيم وأجر كريم

مسند الشاميين - (1 / 351)

 

عن أبي عبد رب عن معاوية قال سمعت رسول الله صلى الله عليه و سلم يقول : إنما مثل أحدكم مثل الوعاء إذا طاب أعلاه طاب أسفله وإذا خبث أعلاه خبث أسفله

السنن الكبرى للبيهقي وفي ذيله الجوهر النقي - (3 / 272)

 

عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِى سُفْيَانَ عَنِ النَّبِىِّ -صلى الله عليه وسلم- أَنَّهُ قَالَ :« لاَ تَرْكَبُوا الْخَزَّ وَلاَ النِّمَارَ ». وَكَأَنَّهُ -صلى الله عليه وسلم- كَرِهَ زِىَّ الْعَجَمِ فِى مَرَاكِبِهِمْ وَاسْتَحَبَّ الْقَصْدَ فِى اللِّبَاسِ وَالْمَرْكَبِ.

 

 

بلوغ المرام من أدلة الأحكام - (1 / 28)

80- وَعَنْ مُعَاوِيَةَ - رضي الله عنه - قَالَ: قَالَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - - الْعَيْنُ وِكَاءُ السَّهِ, فَإِذَا نَامَتْ اَلْعَيْنَانِ اِسْتَطْلَقَ اَلْوِكَاءُ – رَوَاهُ أَحْمَدُ, وَالطَّبَرَانِيُّ وَزَادَ - وَمَنْ نَامَ فَلْيَتَوَضَّأْ

 

بلوغ المرام من أدلة الأحكام - (1 / 61)

- صحيح. رواه البخاري (612) وفي رواية له برقم (914) من طريق أبي أمامة بن سهل بن حنيف قال: سمعت معاوية بن أبي سفيان، وهو جالس على المنبر، أذن المؤذن قال: الله أكبر. الله أكبر. قال معاوية: الله أكبر. الله أكبر. قال: أشهد أن لا إله إلا الله. فقال معاوية: أنا فقال: أشهد أن محمدا رسول الله. فقال معاوية: وأنا. فلما قضى التأذين. قال: يا أيها الناس! إني سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم على هذا المجلس –حين أذن المؤذن- يقول: ما سمعتم مني من مقالتي.

 

بلوغ المرام من أدلة الأحكام - (1 / 496)

 

1243 - وَعَنْ مُعَاوِيَةَ - رضي الله عنه - عَنْ اَلنَّبِيِّ - صلى الله عليه وسلم - أَنَّهُ قَالَ فِي شَارِبِ اَلْخَمْرِ: - إِذَا شَرِبَ فَاجْلِدُوهُ, ثُمَّ إِذَا شَرِبَ [ اَلثَّانِيَةِ ] فَاجْلِدُوهُ, ثُمَّ إِذَا شَرِبَ اَلثَّالِثَةِ فَاجْلِدُوهُ, ثُمَّ إِذَا شَرِبَ اَلرَّابِعَةِ فَاضْرِبُوا عُنُقَهُ - أَخْرَجَهُ أَحْمَدُ وَهَذَا لَفْظُهُ, وَالْأَرْبَعَة ُ (1) .

 

بلوغ المرام من أدلة الأحكام - (1 / 590)

1522- وَعَنْ مُعَاوِيَةَ - رضي الله عنه - قَالَ: قَالَ رَسُولُ اَللَّهِ - صلى الله عليه وسلم - - مَنْ يُرِدِ اَللَّهُ بِهِ خَيْرًا, يُفَقِّهْهُ فِي اَلدِّينِ - مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ . (

 

تهذيب الاثار مسند عمر بن الخطاب - (1 / 83)

 

عن معاوية ، قال ، قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : إياكم والمدح ، فإنه الذبح .

 

التمهيد لما في الموطأ من المعاني والأسانيد - (18 / 23)

 

عن راشد بن سعد عن معاوية قال سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: "إنك إن اتبعت عورات الناس أفسدتهم أو كدت أن تفسدهم" .

 

التمهيد لما في الموطأ من المعاني والأسانيد - (24 / 72)

 

قال حدثنا ابن لهيعة عن جعفر بن ربيعة عن ربيعة بن يزيد عن عبد الله بن عامر اليحصبي عن معاوية بن أبي سفيان أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: "خير الأسماء عبد الله وعبد الرحمن وحارث وهمام حارث يحرث لدنياه وهمام يهم بالخير وشر الأسماء حرب ومرة" وهذا مما قلنا من باب الفأل لأنه صلى الله عليه وسلم كان يعجبه الاسم الحسن والفأل الحسن وكان يكره الاسم القبيح لأنه كان يتفاءل بالحسن من الأسماء

 

البدر المنير في تخريج الأحاديث والأثار الواقعة في الشرح الكبير - (4 / 36)

 

عَن مُعَاوِيَة بن أبي سُفْيَان ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْه ، «أَنه كَانَ يعلم النَّاس التَّشَهُّد وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَر ، عَن النَّبِي - صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسلم - : التَّحِيَّات لله والصلوات والطيبات ، السَّلَام عَلَيْك أَيهَا النَّبِي وَرَحْمَة الله وَبَرَكَاته ، السَّلَام علينا وَعَلَى عباد الله الصَّالِحين ، أشهد أَن لَا إِلَه إِلَّا الله ، وَأشْهد أَن مُحَمَّدًا عَبده وَرَسُوله» .

 

 

شرح سنن أبي داود ـ عبد المحسن العباد - (26 / 230)

 

عن أبي عامر الهوزني عن معاوية بن أبي سفيان أنه قام فينا فقال: (ألا إن رسول الله صلى الله عليه وآله وسلم قام فينا فقال: ألا إن من قبلكم من أهل الكتاب افترقوا على ثنتين وسبعين ملة، وإن هذه الملة ستفترق على ثلاث وسبعين: ثنتان وسبعون في النار، وواحدة في الجنة، وهي الجماعة)

 

 

Şu rivayetlerin hiç mi hatırı yok, bu kadar ilmi ve dini hükümleri ihtiva eden bir çok hadisi şerif makbul kitablar almış ve bize aktarmış, ravilerini ve özellikle Muaviye r. A. Hazretlerini makbul ve adil bir ravi kabul ederek rivayetleri bize ulaştırdılar. Şimdi bu zatı sevmemek, artık işi nereye götürür, maazallah onun naklettiği hükümleri de sevmemeye ve itibar etmemeye götürür, zira size (ilahiyyatçı Prof taifesine) göre sevilmeyen günahkar birinin sözü de alınmaz dı ya……

Allahu Teala bizleri ehli sünnetten ayırmasın… Ashabın tamamını sevmeye muvaffak eylesin…

 

Salı, 24 Şubat 2015 14:56 tarihinde güncellendi

PROF. KARAMAN VE TAKİPÇİLERİ HAZRETİ MUAVİYE'YE DAYANDILAR....

Normal 0 21 false false false MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-ansi-language:#0400; mso-fareast-language:#0400; mso-bidi-language:#0400;}

Prof Karaman, diyalog gazetesinde yaptığı üst üste açıklamalarla iyice kendini deşifre etti. Gerçekten bu kadarını da beklemiyorduk, demek ki fırsatını bulmuş, ortamı müsait görmüş, ama islamın gerçek sevdalıları ve ilim erbabı mevcut oldukça yaptıkları fitne kendi aleyhlerine dönecektir, biiznillah!

Üç günlük yazılarında bir çok saptırma var, ele alacağımız konuları 15 madde ile tasni ettik. Elimizden dilimizden gelen şekilde cevab vermeye çalışacağız….

Bu sözüyle kasdettiği ilk anlaşılan şey, Hazreti Muaviye’nin r.a. çıkışını tamamen dünyevi sebeblere dayandırmış oluyor… Halbuki durum böyle değildir, ilk çıkışı Aişe validemiz r.anha, Talha ve Zübeyr r.anhuma ve binlerce ashabı kiram yapmıştır. Cemel vakasında Muaviye r.a varmıy dı? Yok… Tarih bilgisi olmayan cahil ve kasıtlı kişiler ancak böyle konuşur…

Şu kitabın açıklaması sizin için bir mana ifade etmezmi?:::

Yadinci ihtilaf: Mü’minlerin emiri Ali r.a zamanında üzerine ittifak olduktan ve onun için bey’at akti tamam olduktan sonradır, evvela Talha ve Zübeyr’in Mekke’ye çıkışıdır. Sonra Aişe, Basra’ya yöneldi. Sonra onunla birlikte savaş oldu. Bu, cemel harbi diye bilinir.

الفتنة في عهد الصحابة - (1 / 297)

( الخلاف التاسع : في زمن أمير المؤمنين علي بعد الاتفاق عليه وعقد البيعة له، فأوّلا خروج طلحة والزبير إلى مكة، ثم حمل عائشة إلى البصرة، ثم نصب القتال معه، ويُعرف ذلك بحرب الجمل،

Bu açıklamalar ilk çıkışı yapanlar içinde kesinlikle Muavi’yenin olmadığını bildiriyor….

Aslında Hazreti Ali r.a., kendisine bey’at etmede erteleme yapan Muaviye’ye karşı harekete geçmiş ve itaat altına almak için şam üzerine yürümüştür. İki ordu Sıffın de karşılaşmışlar ve önce aralarında muhavereler olmuş iş nerdeyse sulha varacakken ibni sebe ve taraftarları iki tarafı savaşa sokan bir hile ile Müslümanları kırdırmıştır.

 

<<<3- Medine'ye gelmiş, yaptığı usulsüzlüğe muhalefet eden bazı genç sahabiler ile Peygamberimiz'in torunu Hz. Hüseyn'i bir odaya hapsettirmiş, başlarına silahlı nöbetçiler koymuş ve şöyle demiştir: "Ben şimdi halka sizin bana bey'at ettiğinizi söyleyeceğim, eğer aksine bir söz söylerseniz nöbetçiler kellelerinizi uçursunlar".>>>

Bu olayın aslı doğuştan günümüze büyük İslam tarihi isimli eserin 310 sayfasında şöyledir:

<< evvel üç kişi Hüseyin bin Ali, Abdulah bin Zübeyr, Abdullah bin Ömer Medineyi terk ederek Mekke’ye gitmişlerdir. Muaviye Mekke ye geçip hac vazifesini ifa etti ve üçünü de yanına çağırttı. Bu üç kişi Muaviye ile konuşmak üzere Zübeyr’i seçtiler. >>>

Sonra aralarında uzun bir konuşma geçer ve Muaviye’den istekleri olan üç şartı söylerler…. Görüldüğü gibi olay Mekke de olmuş ve hapis edilmeleri söz konusu değildir belki, oğlu Yazidin hılafetini kabul etmeleri için tehdit etmiştir.

İnsanların ortasına çıkıp üç kişinin biat ettiğini söyleyen Muaviye (r.a) ye karşı ibni Ömer r.a. şöyle demiştir:

Bu açıklamadan anlaşıldığına göre her nekadar silah zoruyla sıkıştırılmış olsalar da yine hakikatı açıkça söylemişler ve şartlı olarak kabul etmişlerdir. İki tarafın uzlaşması kabilinden olan ve fitnelerin kol gezdiği bir dönemin halini tasavvur edemeyen kısa görüşlü reformcular acaba orda olasaydı ne yapacaklardı, Donkişot gibi isyan mı edeceklerdir. Evvelki isyanların ölümden başka bir şey getirmediği bir ortamda yapılacak şey sadece ıslah ve sulhtur, ehli sünnetin tutumu budur. Zalim idareci karşısında hakkı söylemektir. Fitne çıkartmak değildir.

 

Taftazani, Şerhil Akaid isimli eserde bu konuyu şöyle açıklamıştır:

-----

(والخلافة ثلاثون سنة ثم بعدها ملك وأمارة) لقوله عليه السلام: ((الخلاقة بعدي ثلاثون سنة ثم تصير ملكاً عضوصاً)).

Hılafet, otuz senedir, sonra melik ve imaret (emirlik) olur. Efendimiz’in s.a.v kavli vardır:

“Benden sonra hılafet otuz senedir. Sonra kuvvetlendirilmiş mülk olur.” ----

وقد استشهد علي رضي الله عنه على رأس ثلاثين سنة من وفاة رسول الله صلى الله عليه وسلم، فمعاوية ومن بعده لا يكونون خلفاء بل كانوا ملوكاً وأمراء، وهذا مشكل، لأن أهل الحل والعقد من الأمة قد كانوا متفقين على خلافة الخلفاء العباسية وبعض المروانية كعمر بن عبد العزيز مثلاً، ولعل المراد أن الخلافة الكاملة التي لا يشوبها شيء من المخالفة وميل عن المتابعة تكون ثلاثين سنة وبعدها قد يكون وقد لا يكون.

---Ali r.a., Resulullah s.a.v in vefatı üzerine otuz sene geçince şehid edildi. Muaviye ve ondan sonra gelenler halife olmazlar, belki melikler ve emirler olur.

Bu ifadeler mişkildir, zira imamlardan olan ehli hal ve akt muhakkak Abbasilerin ve bazı mervanilerin (Ömer ibni Abdul Aziz r.a gibi) halife olduklarında ittifak etmişlerdir.

Belki de bundan murad, kendisine muhalefet ve ittibadan meylin karışmadığı kamil hılafetin otuz sene olduğudur, ondan sonra bazen olur, bazen olmaz. -----

Bu açıklamalar da haber verilen bir mucizenin tahakkukudur ve insanların itaat altına alınması gerçeğini ifade eder. Bunu tenkit edip ayıplayacağınıza yapılan işlerdeki faideli şeyleri yazarak vefat eden kişilerin hayırlarını söyleyin emrine tabi olunması lazım gelirdi ama siz rafiziler gibi beşeri hataları ayyuka çıkarıp ashaba yükleniyorsunuz, yazık…. Diğer yazılarınızda delil aldığınız Taftazani r.aleyhin şu net açıklamalarını niçin göz ardı ettiniz???

 

Bu muhaliflerin sayısı öyle az değil on binlerle ifade edilen büyük bir topluluktur, onlar içtihad neticesinde Aişe, Talha Zübeyr ve diğerlerine destek olmuşlardır. Hedef hılafetin yıkılması değil, hazreti Osmanın r.a. katillerinin kısas edilmesidir, işi tam açıklayın. Hılafet meselesi daha sonra gündeme gelmiştir.

Bu açıklamalardan anlaşılan sanki, -oğlun kötü işleri babasından sorulur- gibi bir manadır…

Herkes kendi amelinin hesabını veriri, Yezidin hataları onun boynunadır, onun işini destekleyen onun gibi olur, bunu anlamayan varmı? Ama yazının akışı sanki babasına da işi uzatıyor.

<

Bu hadisi şerif hakkında alimler zayıf demiştir, ancak zayıf hadislerin faziletli amellerde geçerli olduğu herkesçe malumdur ibni Hacer r.a. üç şartla kullanıldığını söyler. Kaldıki ashabın tamamını medh eden bir çok ayet ve rivayet vardır ve rivayetler nerdeyse tevatür olmuştur. O halde bu hadisi şerifi zayıflatarak ne elde etmek istiyorlar???

Muaviye r.a. hakkında Tirmizi hadisinde “Allahım ona hesabı öğret, onu azabtan koru” rivayetini ne yapacaksınız???

Hadisi şerif kitablarının bütün ashabtan yaptığı rivayetler, hepsinin adil olduğunu sözlerinin makbul olduğunu bildirir, üstelik üç asır halkının hayırlı oldukları hakkında Efendimiz s.a.v şehadet etmiştir, bunları ne yapacaksınız???

 

Taftazaninin bu açıklaması aslında muhalif prof’un aleyhine delildir. Dil uzatmamaya gayret sarfedeceğinize, sevmiyorum demekle, aslında dil uzatıyorsunuz.

 

 

Ashab olmayanların işlerini kimse tenize çıkartmıyorki sen bunu nerden araya sokup işi bulaştırıyorsun. Konu, ashabın (Muaviye ve yanındaki ashab) nefis ve hevasına tabi olmaları zannından onları uzak tutmak, hepsini hayırla anmaktır, hüküm vermek değil.

 

 

Ehli beytin inciltilmesine razı değilsin güya peki diğer ashabın inciltilmesi hoşunamı gidiyor, aralarını niçin ayırıyorsun, sevgide ortak değillermi??? Ashabım hakkında dilinizi tutun, onları hedef edinmeyin…. Buyrulmadımı, hadisi şerifleri tam alın beştaşilik yapmayın….

 

Şu saçma ifadelere bakın, Allah bu zamane müçtehid bozuntularına akıl ve insaf versin! Ashabı masum sayan kim? Bunu kime karşı kullanıyorsun, git Şiilere söyle onlar imamları masum görüyorlar, onlara lafın yok ehli sünnete kusur buluyorsun, yazık….

Günah işleyen yanlış yapan ashabın rivayet ettiği sahih hadisleri ne yapacağız, kabul etmeyecekmiyiz, onların haber verdiği dini meseleleri inkar mı edeceğiz. Buhari de bütün ashabtan rivayet yokmu, Muaviye r.a. tan rivayet yokmu, Ebu Hureyre r.a. Muaviye r.a. tarafında değimliydi? Onun rivayetleri dinin üçte ikisini hasıl etmiyormu??? Be adam sen ne diyorsun farkındamısın???

 

Ceza verdiklerini kafir veya münafıkmı ilan etmiş yoksa yine beraberinde bulunan ashabım diyerek bağrınamı basmıştır. Günah işleyip savaştan geri kalan üç ashabın boykot edilmeleri ve uzun zaman sonra tevbelerinin kabul edilmesi ne manaya geliyor… Günah adamı dinden çıkartırmı? Ashablıktan edermi??

Dediğin gibiyse o zaman binlerce ashabı da sevmemek gerekir ki bunu hiçbir ehli sünnet alim dememiştir…. Ehli sünnetin kuralı ashabın tamamını sevmek, onları hayırla anmaktır, olaylarına dil sokmamaktır. İmam Şafii r.a. “O bir kan idi, Allah elimizi bulaştırmadı, biz de dilimizi bulaştırmayalım” demiştir. Bundan daha güzel söz varmı????

 

Bu konular ehli sünnet alimleri tarafından net şekilde açıklanmış haklıya (Ali r.a.) haklı, haksıza (MUaviye ve taraftarları) haksız denmiştir, ancak hepsini sevmek te ehli sünnetin alameti olmuştur, bu inceliği anlamayanlar şii rafizi sapıklardır.

İmamı Rabbani k.s. mektubatının bir çok yerinde konuyu detaylı olarak açıklıyor, tenezzül edip bir bakın ve itikadınızı düzeltin. 251. mektub, 266. mektub ve diğerleri.

Rivayetlerin sahih olması, daha düşük olması hadis alimlerinin tasnifiyle asırlarca incelenmiş, sıraya konmuştur. Bunların tertibini kurcalayacak ilim sizini gibi yeni diyalog meraklılarında yoktur.

İmamı A’zam r.a. kitab, sünnetten sonra ashabın kavillerini alır, daha sonra kendisi içtihad eder.. İmamlarımız ashabın sözüne itibar etmiş, kitablarında hepsini övgüyle bahsetmiştir. O zaman en yakın olan imamların başında İmamı A’zam gelir bakın fıkhı ekberde ashab hakkında ne der???

İmamların önüne geçip dinin hassas noktalarına burnunuzu sokmayın, vatikanın emelleri için şiaya çanak tutmayın.

Sonuç olarak derizki:

Ehli sünnetin tesis ettiği nezih itikadı kurcalayanlar, siz önce bozuk mezhebleri sapık şia ve mutezileyi ıslah edin, onların yanlışlarını düzeltin, ehli sünneti bize bırakın. Şianın vazgeçtiği bir yanlışı varmı? Onlar asla kötü itikadlarından vazgeçmiyor da bize ne olacak ki biz hak itikadımızı değiştirelim de onlarla diyalog yapalım. Onlar evvela üç halifeyi kabullensinler, Aişe validemizi ve diğer ashabı kabullensinler de ondan sonra bakarız…..

Bu cevablarımı acele ile yazdım, anlayana yeter…. İşi uzatanlar olursa biz de delilleri uzatırız…..

ASHAB ARASINDAKİ OLAYLAR.....

 

Mektubatı Rabbani 1. 266. mektubtan….

İkinci binin müceddidi İmamı Rabani k.s. ashab sevgisi ve aralarındaki ihtilafları bir çok mektubunda dile getirmiş ve güzel bir şekilde yorumlamıştır.. Sağlam yol budur, bunun ötesine gitmek ilhad ve sapmaktır….

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'a Hulefai Raşidîn'den dolayı gelen eziyetlendirmeler, torunları tarafından gelen eziyetlendirme gibidir. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

"Allah Allah Ashabım hakkında (sakının) onları benden sonra hedef tutmayın (onların aleyhine konuşmayın.) Kim onları severse beni sevdiği için onları sever, kim onlara bu'z ederse bana bu'z ettiği için onlara bu'z eder. Kim onlara eziyet ederse muhakkak bana eziyet etmiştir, bana eziyet eden muhakkak Allah'a eziyet etmiştir. Kim Allah ve Resülüne eziyet ederse so­rumlu tutulması (hesaba çekilmesi) umulur."

Allahu Azze ve Celle şöyle buyurdu: “Allah ve Resulüne eziyet e-denlere Allah, dünya ve ahirette lanet etmiştir.”

Ashab arasında vaki olan olaylar, harbler, çekişmelere gelince; bunları güzel bir hamil ile manalandırmalıdır. Onları heva ve ırkçılık taassubundan uzak tutmak gerekir. Taftazani (Şerhul Akidin Yazarı) Hz. Ali'nin sevgisinde çok ileri olmasıyla beraber şöyle dedi: "Ashab arasında olan olaylar harbler, hilafet hakkında değildi, belki ictihadda olan bir hata idi. (Şerhul Akaidin üzerine yazılan) Hayalî isimli Haşiyede, "Muaviye ve adamları, Hz. Ali'nin zamanında en efdal olduğunu kabul etmeleriyle birlikte onun itaatından, bir şüpheden dolayı çıktılar; o şüphe, "Hz. Osman'ın katillerinden kısası terk edeceği endişesi idi."

Kara Kemal Haşiyesinde Hz. Ali'den nakledil di ki, şöyle buyurdu: "Kardeşlerimiz bizim üzerimize azdılar, onlar kafir ve fasık değillerdir, çünkü onların te'villeri vardır."

Şüphesiz ictihad hatası levm ve ta'ndan uzaktır, bu kişiden çirkin muamele kaldırılmıştır.

Ashabın tamamı, Hayrul Beşerin (sallallahu aleyhi ve sellem) sohbe-tine riayetle ancak hayırla anmak gerekir. Onları seven Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) sever. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu "Onları seven beni sevdiği için onları sever, onlara bu'z eden bana bu'z ettiği için onlara bu'z eder. Yani Ashabımla alakalı mahabbet, benimle alakalı mahabbetin ta kendisidir. Aynı şekilde onlarla alakalı bu'z, benimle alakalı bu'zun ta kendisidir."

Bizim Hz. Ali'nin muhaliflerini de sevmemizden asla bir maksadımız yoktur, belki bize gerekli olan, onlardan dolayı (sebep oldukları savaşlar, kargaşalıklardan dolayı) eziyetlenmemiz, üzülmemizdir. Zira sonuçta bu iş Resulullah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) ulaşır. Fakat haklıya haklı, haksıza haksız deriz. Hz. Ali (r.a.) haklı idi, muhalifleri hatada idiler. (İctihad hatası.) Bundan fazlası fuzulî (söz) olur. Bu meselenin incelenmesi, Hoca Muhammed Eşref e yazılan mek­tuptadır, (1. Cilt, Sayfa 229, 251. Mektup) oraya müracaat edilsin.

(1. Cilt, 251. Mektup, Sayfa 229)

Bilki Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in ashabının tamamı azamet sahibi büyük zat­lardır. Hepsini tazim ve hürmetle zikretmek gerekir. Hatîb, Enes (r.a.) 'ten rivayet etti ki: Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah beni seçti, benim için ashab seçti, onların içinden bana hısım (akrabalar) seçti, ensar seçti. Kim beni onlar içinde muhafaza ederse (hakkıma riayet ederse), Allah o kişiyi korusun, kim bana onlar hususunda eziyet ederse, Allah o kişiye eziyet versin."

Tabaranî İbni Abbas (radıyellahu anhüma) dan rivayet etti ki Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu. "Kim ashabıma söverse onun üzerine Allah'ın, meleklerin, bütün insanların laneti olsun."

İbni Adiyy, Aişe’den (radıyellahu anhâ) rivayet etti ki; Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, "Ümmetimin en şerlileri as-habım aleyhine cür'et edenlerdir. (Dil uzatanlardır).

Fakat bimek gerekir ki Hz. Ali'ye muhalif olanlar hatada idi, Hak Hz. Ali tarafında idi. Lakin bu hata ictihad hatası olunca, bu kişi Levmden uzak oldu, sorumluluk ondan kalktı, İmam Amed’den "Mevakıf" şarihi naklettiği gibi "Cemel ve siffîn vakaları içtihattan dolayı meydana geldi."

"Temhîd" kitabında Şeyh Ebu Şekur Essâlimi açıkladı ki, Ehli Sünnet vel Cemaat şu görüşe gittiler ki, Muaviye (r.a.) Ashabtan bir taife ile birlikte hata üzere idiler, hataları ictihadî idi.

"Savaik" kitabında Şeyh ibni Hacer dedi. "Muaviye’nin, Ali ile çekişmesi içtihattan dolayı idi. Bu itikadı Ehli Sünnet itikadı saydı.

Ulemanın sözleri "İçtihadi hata" olduğu sözüyle doludur, İmam Gazali, Kadî Ebu Bekr ve diğerleri bunu böyle açıkladılar, îmam Ali'nin muhaliflerini fasıklıkla ve sapıklıkla vasıflamak doğru değildir.

Kadı, "Şifa" kitabında der ki, imam Malik (r.a.) "Kim Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'ın ashabından birisine söverse Ebu Bekir, Ömer, Osman, Muaviye veya Amr ibn As (radıyallahu anhum ecmain), eğer bunlar dalalet üzeredirler, kafirlerdir derse, o kişi öldürülür. Eğer insanların sövmeleri gibi bir şeyle söverse, şiddetli şekilde cezalandırılır.

Hz. Ali'nin muhalifleri, Gulatı Rafizîlerden bazılarının dediği gibi kafir değillerdir. Bazılarının dediği gibi fasık değillerdir. Bu görüşü "Mevakıf" kitabı, ashabtan pek çoğuna nisbet etti. Nasıl olmasın ki muhakkak Aişe Sıddıka (validemiz) Talha, Zübeyr onlarla birlikte idi. Halbuki Talha ve Zübeyr, Cemel savaşında öldürülen on üç bin kişi arasında vardı: Muaviye (r.a.) daha ortaya çıkmamıştı. Bunları fasık, sapık saymak, hiçbir müslümanın cür'et etmiyeceği şeydir, ancak kalbinde maraz ve batınında habaset (pislik) olan müstesnadır.

Bazı alimlerin sözlerinde bulunan Muaviye (r.a.) hakkındaki "Zülüm" sözünün söylenmesinin maksadı şudur ki; "Muaviye imamı cairdir" yani Ali'nin zamanında hilafete layık olmadığıdır. Yoksa sonuçta zulme ve fıska götüren zulüm manasında değildir. "Hatada idiler" sözü üzerine ziyade etmek caiz değildir. Nasıl caiz olsun ki; Hz. Muaviye Allah'ın ve kulların hakkında adil bir îmam idi; "Savaik" kitabında böyledir.

Eğer Yezid hakkında böyle söylense, ona cevaz vardır, Muaviye (r.a.) hakkında "Hata" dan başka şey söylenmesi çirkindir.

Halbuki sağlam isnadlarla rivayet edilen hadisi şeriflerde, Peygam-berimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Muaviye (r.a.) için dua etti, "Allah'ım ona yazı ve hesabı öğret, onu azabtan koru."

Başka bir duasında, "Allah'ım onu (Muaviye'yi) hidayete ulaşan ve hidayet edici eyle." Peygambenmizin (s.a.v.) duası makbuldür.

Geride geçen kısımda İmamı Malik, Muaviye'ye sövmeyi büyük günah kabul etmiş ve öldürülmesine fetva vermişti. Ona sövenleri Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a yapılan hakaretler gibi görmüştür.

Ey kardeş bilki Muaviye bu olaylarda tek başına değildi. Tahminen ashabı kiram'ın yarısı ona ortak idi. Eğer Ali ile savaşanlar kafir ve fasık ol­salar dinin yarasından itimat kalkar. (O din ki onların tebliği ile bize ulaştı). Buna ancak zındık olan izin verir ki bunun maksadı da dini iptaldir.

Ey kardeş bu fitnenin çıkmasına sebep, Osman'ın (r.a.) öldürülmesi ve kısas yapılmasını istemekti. Talha ve Zübeyr Medine'den kısasın gecikmesi sebebiyle çıktılar. Bu işte onlara Aişe-i Sıddîka uygunluk göster di ve Cemel Vakası meydana geldi. Bu Cemel vakasında onüçbin sahabe öldürüldü. (Allah hepsinden razı olsun). Aynı savaşta Talha ve Zübeyr'de öldürüldü. Bu ikisi cennetle müjde-lenen on kişidendir. Bu savaştan sonra Muaviye Şam'dan çıktı, onlara katıldı. Bu defa Sıffîn harbi meydana geldi.

İmamı Gazali bu muhaberebelerin hilafet için olmadığını açıkladı. Belki Hz. Ali'nin hilafetinin evvelinde meydana gelen kısas hükmünün ifa edilme­siydi. İbni Hacer (r. Aleyh) bu sözü Ehli Sünnet itikadından saydı.

Hanefî fakihlerinin büyüklerinden olan Şeyh Ebu Şekûr Essalîmi şöyle dedi: Muaviye'nin Ali ile çekişmesi hilafet işinde idi. Zira Peygambe-rimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Muaviye (r.a.)'ye şöyle buyurmuştur, "İnsanlara melik olursan, onlara yumuşak davran" Bu sözden dolayı Muaviye'nin hilafete arzusu ortaya çıkmıştı. Fakat o hatada idi. Ali (r.a.) haklı idi. Zira o vakit, Ali'nin hilafet vakti idi.

Bu iki söz arasını şöyle birleştirebiliriz, ihtilafın sebebi evvela kısasın geri kalması idi. Sonra hilafete geçmek arzusu işe karıştı. Bu iki durumda da ictihad eden eğer hatada ise sevaptan tek derece alır. Eğer isabet ederse iki derece, belki on derece alır.

Ey evlat Ashab arasıdaki bu kargaşalıklarda en sağlam yol olaylar hakında susmakta, bunların kavgalarından uzak durmaktır.

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Ashabım arasında olan olaylardan uzak durun."

Yine buyurdu ki, "Ashabım zikredilince kendinizi tutun."

Yine buyurdu, "Allah, Allah Ashabımı hedef tutmayın." Yani Asha-bım hakkında Allah'tan korkun sakının, Levm ve taan oklarınıza onları hedef yapmayın.

İmam Şafî (rahmetullahi aleyh) buyurdu; aynı şekilde bu söz Ömer ibni Abdul Aziz'den nakledildi: Şu (harbler, kargaşalıklar) bir kan idi, Allah bizim ellerimizi on­dan temizledi bizde lisanlarımızı ondan temizleyelim. Bu sözden anlaşıldı ki, lisana da onların hatasını konuşmamak gerekir.

 

Pazar, 30 Ocak 2011 15:07 tarihinde güncellendi

KARAMAN İYİCE AZITTI...ECELİ GELEN.....

Aşağıdaki yazısı, daha bir çok zırvasından alınmış bir kısmıdır. Yazısında bir çok saptırmalar iftiralar ve Ashabın bir kısmını zalim azgın v.s. dünya makam hırsı olanlar diye göstermiş... Sözlerini kendisine aynen iade ediyoruz....

<<

Evet ben böyle dedim ve diyorum.

Peygamberimiz (s.a.) "Sövmeyin" diyor, ben de sövmüyorum, Peygamberimiz "onları seven benim sebebimle (beni sevdikleri için severler, onlardan nefret edenler de benden nefret ettikleri için böyle yaparlar" buyuruyor. Ben bu hadise de dayanarak "Peygambermiz'in göz bebeklerini inciten adamı ve adamları sevmiyorum; çünkü hadis Peygamberimize olan sevgiyi öne alıyor ve ashabın da bu sebeple sevilmesini istiyor. Bir kişi Peygamberimizin üzerlerine titrediği aile fertlerini üzer, onlara hakaret eder, tehdit eder, sonunda meşru halifeye isyan eder ve kılıç çekerse "yine de onu sevin" demiyor, hadis bu manaya gelmiyor. >>>

Onları seven, beni sevdiği için onları sever hadisinin manasını nasıl saptırmış..... -Onlar - tabirine kimler girer? Hazreti Ali ehli beyt ve taraftarları olan tüm ashab ve karşısında olan Hazreti Aişe, Talha, Zübeyr, Muaviye, Ebu Hureyre r.anhum ecmain hazaratının hepsi girer.... Bunları birbirinden nasıl ayırırsın.....

Ashabın sevgisini, Yezid'le birleştiren kimmiş, kendisimi yoksa ehli sünnet mi?? Yezid'in bedbaht olduğu, çok büyük bir cürüm işlediği hatta bunu firenk kafirlerinin bile yapmadığını kitablarımız beyan eder.. Sayın prof acaba neyi neyle karıştırıyor. Sevilmesi gereken zatlarla, sonradan gelen ve haksızlık yapan çocuklarını bir tutarak kimi kandıracak??

Bunların ağzındaki bakla yavaş yavaş açığa çıkıyor, bakalım daha neler kusacaklar....

Cevblarımız şu linkte  .

http://www.vimeo.com/19229680

Pazar, 30 Ocak 2011 14:53 tarihinde güncellendi

Sayfa 64 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.