.

.

Ali Kara - İlim ve İrfan Menbaı

BİZDEKİ 1950 Lİ YILLARA DÖNMÜŞLER....

 minare2.jpg  Azerbaycan’da ezan yasağı genişliyor    

Cami kapatmalardan sonuç alamayan yönetim, uygulamaya soktuğu ezan yasağını Bakü dışındaki camilere de yayıyor

Azeri basınında yer alan haberlere göre, Bakü'nün bazı camilerinde ezan sesinin dışarı verilmesi yasaklandı. Dini İtikat ve Vicdan Hürriyetlerini Savunma Merkezi (DEVAMM), başkentin üç camisinde daha ezanın yasaklanması için yönetimin çaba sarfettiğini duyururken, yasağın resmi olarak henüz camilere bildirilmediği belirtiliyor.

Sadece başkent Bakü'de değil, Gence'nin dört camisinde de öğle ezanının dışarıdan duyulacak şekilde okunmasına izin verilmediği gelen haberler arasında. Gence'deki yasağın, Dini Kurumlar Devlet birimi şehir temsilcisi Firdovsi Kerimov tarafından uygulamaya sokulduğu iddia ediliyor.

Yerel medyanın haberine göre, bu durumdan Kafkasya Müslümanları İdaresi (KMİ) başkanı Hacı Allahşükür Paşazade de rahatsız ve camilere temsilcilerini gönderdi. KMİ başkan yardımcısı Hacı Salman da, ANSPRESS'e yaptığı açıklamada, haberleri doğruladı ve meselenin araştırıldığını bildirdi.

Ülke içerisinde son birkaç yıl ezan ve camilerle uğraşan bir grubun ortaya çıkması, Azeri Müslümanları oldukça rahatsız etmiş durumda. Camilerin, kimlerin talimatı ile kapatıldığı ya da yıkıldığı bilinmiyor! Bu konuda çeşitli iddialar ortaya atılmakta. En ilgi çeken iddia ise, iktidar içerisindeki Rusya'ya yakın bir grubun, sürekli devlet başkanı aleyhinde, insanları ayaklandırmak istemesi ve ülkede kargaşa çıkarmak için faaliyette bulunması.

BBC AZERİ HALKIN TEPKİSİNİ YANSITTI

Ülke içerisinde son birkaç yıldır artan din üzerindeki baskılar Azeri vatandaşları da rahatsız ediyor. Kapatılan ve yıkılan camilerle ilgili kararları tam olarak kimlerin verdiği konusunda kafa karışıklığı da sürüyor.

Azerbaycan'da yaşananları gündemine taşıyan BBC, cami kapatmalarının beş ay önce çıkarılan yeni din yasası sonrasında başladığına dikkat çekti. Ülkede farklı kesimlerin tepkisini çeken cami kapatmalarının, devletin din üzerindeki baskıyı "radikal akımlar" bahanesiyle artırması olduğu kaydedildi.

Gence'de kapatılan Akli Sünni Camii müezzini Vidad Abasov'un kızgın olduğunu aktarılırken, Abasov'un evinin arka bahçesinde ezan okuduğu ve namazların burada kılındığı ifade edildi.

Azerbaycan'ın yeni din yasası, yurt dışında eğitim gören kişilerin imam olmasını yasaklarken, tüm dini grupların devlet kurumlarına yeniden kayıt yaptırmasını zorunlu kılıyor.

RADİKAL AKIMLAR BAHANE; AMAÇ KONTROLÜ ELDE TUTMAK

Gence'deki caminin "tadilat" için kapatıldığı savunulurken, sadece ülkede yaşayanlar değil, uluslararası insan hakları kuruluşları da Azerbaycan'da din özgürlüğü üzerindeki baskının arttığını ifade ediyor.

Kapatılan Ebu Bekir Camii imamı Gamet Süleymanov da, 'radikal akımları önleme' gerekçesiyle kapatılan camilerin ve artan baskıların doğuracağı öfke ve dışlanmışlık duygusunun daha tehlikeli sonuçları olacağı uyarısında bulunuyor.

Gelişmeleri değerlendiren uzman Azar Valiyev ise, yeni yasanın köklerinin George Bush'un 2002'deki 'Terörle savaş' doktrinine uzandığını, dini ibadetler ve faaliyetler üzerindeki baskıların yıllardır sürdüğünü kaydediyor.

Dini İşler Birimi başkanı Hidayet Oruçov'un "yeni bir Çeçenistan, Dağıstan, ya da İnguşetya olmak istemiyoruz" açıklamasını da, Valiyev "İfade ve din özgürlüğünü kısıtlamak için olmayan tehlike abartılıyor" şeklinde yorumluyor.

Öte yandan, Azeri hükümetinin bir yandan camileri kapatıp bir yandan bazı büyük camileri restore etmesi de "hükümet kendi seçtiği İslam dışında bir anlayışın varlığını engellemeye çalışıyor" sözleriyle değerlendiriliyor.

Dünya Bülteni
Perşembe, 05 Kasım 2009 05:24 tarihinde güncellendi

73. MEKTUB

ferman.jpg73. MEKTUB

Yetmiş üçüncü mektup, Kılıç Han oğlu Kılıcullah’a yazılmıştır.

Dünya ve oğullarını zemmetmek, menfaat vermeyen ilimlerin tahsili-ni terk, fuzuli mubahlardan sakınmak ve hayırlı salih amelleri işlemeye teşvik ve bunlarla alakalı hususların beyanı hakkında olucudur.

 

MEKTUBUN TERCÜMESİ

Allahu subhanehu, Muhammed Mustafa’nın şeriat caddesi üzere istikamette bulunmakla bizi rızıklandırsın. O’nun sahibi üzerine salat selam ve ebedi-sürekli tahıyyeler olsun.

Ey Evlad! Dünya imtihan ve belalanma yeridir. Zahiri, çeşitli süslerle süslenmiş ve bezenmiştir. Sureti, hayallerle nakışlanmış ve renklendiril-miştir. Vehmi çizgilerle, örgülerle ve yanaklarla bezenmiştir. İlk bakışta tatlıdır, göze görünmesinde tazelikle ve parlaklıkla süslüdür. Lakin hakikat te (dünya), üzerine hoş kokular saçılmış leştir. Kurtlar ve sineklerle dopdo-lu zibilliktir. İçecek (su) gibi görünen seraptır. Şekerle kaplanmış zehirdir. İçi harap ve bereketsizdir. Onun oğulları ile muamele, şu alçaklığı ve feca-atinin bulunmasıyla birlikte, hakkında söylenenlerden daha şerlidir. Ona aşık olanlar ahmak ve sihirlenmiş diye anılır. Ona vurgun olanlar, deli ve aldanmışlardır.

Onun zahiri ile fitnelenenler, ebedi ziyan alameti ile nişanlanmıştır. Onun tatlılığına ve tazeliğine bakanların nasibi, ebedi pişmanlıktır.

Kainatın Efendisi, alemlerin Rabbinin sevgilisi, O'nun ve âlinin üzerine salat ve selam olsun, şöyle buyurdu: “Dünya ve ahıret ancak iki kumadırlar, eğer biri razı olsa diğeri kızar.”

Herkim dünyayı razı ederse, muhakkak ahıreti kendine kızdırmış olur. Şüphesiz onun ahıretten nasibi olmaz. Allahu subhanehu sizi ve bizi, dünya ve ehlini sevmekten muhafaza eylesin.

Ey Evlad! Bilirmisin, dünya nedir? Seni Hak subhanehu ve teala’dan perdeleyip geri bırakan her şey dünyadır, bunlar kadın, evlat, mallar, rütbe, reislik, oyun oyuncak ve faydasız şeylerle meşgul olmak (gibileri) dünyaya dahildir. [1]

Ahıret işlerinde tesiri olmayan ilimler de aynı şekilde dünyadandır. Şayet yıldız /gök ilmini, mantığı, hendeseyi /geometri, hesab ve benzeri faidesiz ilimleri tahsil etmek fayda verseydi, elbette felsefeciler kurtuluş ehlinden olurlardı.[2] Peygamber aleyhissalatü ves-selam buyurdu:

“Allahu teala’nın kulundan yüz çevirmesinin alameti, onun faydasız işlerle meşgul omasıdır.”

Şiir:

Herkimin kalbinde hardal tanesi kadar olsa;

Hakkın gayrısından olan bir şey, bilki o hastalıktır.

‘Yıldız ilmini bilmek, namaz vakitlerini bilmek için lazımdır’ şeklinde denilen söze gelince, bunun manası ‘Namaz vakitlerini bilmek ancak yıldız ilmini bilmekle mümkündür’ şeklinde değildir, belki manası ‘Yıldız ilmi, namaz vakitlerini bilmenin yollarından biridir’ şeklindedir. Yıldız ilminden haberi olmayan pek çok insanlar, bununla beraber namaz vakitlerini, yıldız ilminde alim olanlardan daha iyi bilirler.[3]

Bunun gibi mantık, hesab ilmi ve benzerleri gibi, şeriat ilimlerinin bazılarında bir nebze etkisi olan ilimler hakkında getirilen izahlar da buna yakındır. (Yani, islamı iyi anlamak için mutlaka bu okulların ilimlerini okumak gerekir, diyenlere en güzel cevab verilmiş oldu. Nice kimseler varki okul yüzü görmemiştir, ama dünya işinde başarılıdır, zengindir, sanatkardır. Nice okulları bitirenler varki, meteliksizdirler ve başarılı olamı-yorlar. Asıl iş, Allah'ın rızasını kazandıracak ilimler ve ibadetlerdir.)

Netice olarak, şu ilimlerle meşgul olmanın cevazı, ancak çok fazla düşünmekten sonra zahir olabilir. Bu da, onlardan maksadın ancak şeria-tın hükümlerini bilmek ve kelam/akaid ilminin delillerini kuvvetlendirmek şartıyladır, böyle olmazsa onlarla meşgul olmak asla caiz değildir.

İnsafla düşünmek gerek, mubah olan iş, onunla meşgul olununca vacib olanı kaçırmaya sebeb olursa, (o iş) mubahlıktan çıkar mı çıkmaz-mı? Şüphesiz bu ilimlerle meşgul olmak, çaresiz şeriat ilimleriyle meşgul olmayı kaçırtır.[4]

Ey Evlad! Allahu subhanehu, nihayeti olmayan yardımının kemalin-den dolayı seni gençlik vaktinde tevbeye muvaffak kıldı, seni yüce Nakşi-bendi silsilesinden (Allah, ehlinin sırrını pak eylesin) olan dervişlerden birinin elinde inabeye muvaffak kıldı. Bilmiyorum! Senin için bu tevbe üze-rine sebat var mı, yoksa nefis seni çeşitli süslü şeylerle yoldan çıkarttı mı?

Tevbe üzerine istikametini müşkil görüyorum, zira mevsimin gençlik çağlarıdır, dünya eşyasını elde etme sebebleri kolaydır, ekseri yakınların bu hususta (istikamet işinde sana) uygun değildir.

Ey Evlad! İş ve ihtiyat, fuzuli mubahlardan sakınmak, zaruret miktarı ile yetinmektir. Bu miktarın da kuvvetin hasıl olması, kulluk vazifelerinin edasında cem’iyyetin hasıl olması niyetiyle olması gerekir. Mesela yemek-ten maksad, ibadetleri eda etmekte kuvvetin hasıl olmasıdır. Elbise giyin-mekten maksad, avreti örtmek, soğuk ve sıcağı def etmektir. Diğer zaruri mubahlarda durum aynı kıyas üzerinedir.

Nakşibendi büyükleri (Allah, onların yüce sırlarını pak eylesin), azimetle ameli tercih ettiler, mümkün oldukça ruhsattan sakındılar. Zaru-retle yetinmekte azimetler kısmındandır. Bu devlet hasıl olmazsa, mubah-lar dairesinden çıkıp, şüpheliler ve haramlara girmemek lazımdır.

Muhakkak Allahu subhanehu kereminin kemalinden dolayı tam olarak pek çok nimetleri mubah eyledi. Cidden şu nimetler dairesini geniş yaptı. Şu nimetlerden nazarı kesmekle birlikte hangi yaşantı, kulun rabbi-sinin rızasına denk fiil olur. Hangi cefa, efendinin kölesinin amelleri üzeri-ne kızgınlığına benzeyebilir. Allah’ın cennetteki rızası, cennetten daha hayırlıdır. Allah’ın cehennemdeki gazabı, cehennemden daha şerlidir.

İnsan, mahkum bir kuldur, Mevla onu oğlu yapmadı, başıboş bırak-madı ki dilediği şeylere daldırsın. Düşünmek ve kalbî amelleri işlemek gerek. Yarın, nedamet ve hasretten başka bir şey hasıl olmaz. Amel vakti ancak gençlik zamanıdır. Akıllı olan bu vakti zayi etmez, fırsatı ganimet bilir. Zira iş mühimdir. Belki de yaşlılık vaktine ulaşamamak umulur. Şayet ulaşılsa, belki de onun için kalb huzuru hasıl olmaz. Şayet huzur olsa, acizlik ve zafiyet vaktinde (yaşlılıkta), amel etmeye kadir olamaz.

Hasılı kelam, cem’iyyet sebebleri şu an hasıldır, anne-babanın mev-cut olması da Hak subhanehu’nun ihsanlarındandır. Zira senin geçim işi sıkıntısı onların üzerinedir. Mevsim, fırsat mevsimidir, kuvvet zamanıdır, istitaat zamanıdır. Hangi özürle bu günün işini yarına bırakmak mümkün olsun da ertelemek tercih edilsin.

Aleyhis-salatü ves-selam Efendimiz buyurdu: “Erteleyenler helak oldu.”

Evet, alçak dünyanın mühim olan işlerini, bu günde ahıret işi ile meşgul olmak için yarına tehir etmek güzeldir, aksi cidden çirkin olur.

Gençlik çağları olan şu vakit, din düşmanı olan nefis ve şeytanın istila vakti olup bunda yapılan az amel için olan itibar, bu vaktin gayrısında kat katı yapılana itibardan daha fazladır. Nasıl ki askeri bir kaidede, cesaretli ve kalbleri kuvvetli askerler için, düşmanın istilası vaktinde fazla-ca itibar vardır, hatta onlardan bu vakitte az bir amel, birazıcık bir sebat itibar edilir, kıymetli olur. Bu gibi bir itibar, şerli düşmanlardan emin olun-duğu vakitte hasıl olmaz.

Ey Evlad! Bilki mevcudatın hulasası olan insanın yaratılmasından maksad, oyun oyuncak değildir, yemek uyumak değildir. Ancak yaratıl-masından maksad, kulluk vazifelerini eda, gaffar olan noksan sıfatlardan münezzeh Mevla celle’nin mukaddes canibine doğru zelillik, kırıklık, acizlik, muhtaç olmak, devamlı sığınmak, devamlı yakarmaktır.

Şeriatı Muhammediyye’nin beyan ettiği ibadetlerin edasından mak-sad, kulların menfaatleri ve maslahatlarıdır. Onlardan hiçbir şey, şanı yüce olan Mevla canibine dönmez. Bu durumda ibadetleri gayet memnu-niyyetle eda etmek gerekir. Emirleri yerine getirmekte, onlara sımsıkı yapışmakta, yasakları terk etmek ve çekinmekte, son derece sa’yu gayret etmek lazımdır.

Muhakkak Allahu subhanehu, son derece zengin olmasıyla birlikte kullarına emir ve yasaklarla ikram etti. Bizim için şu nimete karşılık tam bir şekilde şükretmek, tam bir memnuniyyetle hükümlerine yapışmakta gayret etmek gerekli oldu.

Bilki ey eylad! Dünyacılardan zahiri şafşatası ve rütbesi bulunan biri, bağlılarından birine bir hizmet ikram etse, onun menfaati yine onu emre-dene döner; nasıl onu aziz kabul eder! Ve derki ‘Kadri kıymetli filan şahıs, bana şu hizmetle emretti, benim için son derece memnuniyyetle o işi yeri-ne getirmek gereklidir.’ 

Hangi bela başımıza indi, hangi musibet isabet etti! Şanı yüce Hak tealanın azameti, nazarında şu adamın azametinden daha az oldu, çünkü azameti yüce olan Hak’kın hükümlerine yapışmakta gayret etmez. Haya etmek lazımdır, tavşan uykusundan uyanmak gerekir.

Allahu subhanehu’nun emirlerine yapışmamak iki şeyden hali değil-dir. Ya şeriatın verdiği haberleri yalanlar; ya da Hak teala ve tekaddes’in emirleri dünyacıların emirlerinden daha düşük olur. Şu iki işin çirkinliğini iyi düşünmek gerekir.

Ey Evlat! Şayet yalancılığı birkaç kere tecrübe edilen bir şahıs, geceleyin düşmanın aniden hücum edeceğini, tamamen filan kavmi istila edeceğini haber verse, o kavmin ileri gelenleri korunmak için elbette gay-ret ederler, şu belanın def edilmesi fikrine koşarlar, hemde haber verenin yalancılık töhmetinde olmasını bildikleri halde; zira tehlike vehmedilen yerde bile ondan sakınmak lazımdır.

Muhakkak sadık haberci aleyhis-salatü ves-selam Efendimiz, tam mübalağa ile ahıret azabından haber verdi, bununla beraber ondan asla tesirlenmezler, eğer tesirlenselerdi elbette etkilenip azabın defi için tefek-kür ederlerdi. Halbuki azabın definin ilacını, sadık haberci aleyhissa-latü ves--selamın beyanı ile bildiler. Sadık habercinin haberinin, kendi yanında yalancının haberi kadar itibarı olmayanın imanı, ne kötü bir imandır. İsla-mın sureti, kurtuluştan bir şey fayda vermez. Belki kurtuluşun hasıl olması için mutlaka yakin elde etmek lazımdır. Yakin nerde!

Bilakis (bu hususta) zan ve vehim de yoktur. Zira akıl sahipleri tehli-ke ve korku bulunan işlerde vehme itibar ederler. (Bu insanlar yakini habere itibar etmezler. Zevkleri için en ufak bir haberi değerlendirirler.)

Aynı şekilde Allahu teala yüce kitabında buyurdu:

“Allah, yaptıklarınızı görücüdür.”

Bununla beraber onlar şu çirkin amelleri işlerler, halbuki onlar değer-siz birinin kendi amellerinden haberdar olduğunu hissetseler, asla o çirkin amellerini işlemezler. Şunların hali, iki durumdan birinden boş kalmaz, ya Hak subhanehu’nun haberini yalanlarlar, ya da Allahu tealanın haberdar olmasına itibar etmezler. Bu gibi bir davranış imandan mı, yoksa küfürden mi dir?

Bu sebeble evladımız üzerine imanını tazelemek gerekir. Üzerine salat ve selam olan Efendimiz buyurdu.

“İmanınızı –lâ ilahe il-lel-lah- sözü ile tazeleyin.”

Allahu subhanehu’nun razı olmadığı işlerde nasuh tevbeyi tekrar etmelidir. Yasaklanmış haram işlerden sakınmak gerekir. Beş vakit nama-zı cemaatle eda etmelidir. Geceyi kaim olmak ve teheccüd namazı kılmak mümkün olursa ne büyük seadettir.

Malların zekatını vermekte islamın rükunlarındandır. Elbette ve mut-laka onu eda etmek gerekir. Edasının en kolay yolu, her sene zekat niyetiyle malından fakirin hakkını ayırmak, onu kendi yanında muhafaza edip sene boyunca zekat verilecek kimselere onu sarf etmektir. Bu takdirce, her defasında zekat niyetini yenilemek gerekmez, belki ayırırken yapılan bir kere niyet yeterlidir.

Fakirlere ve hak edenlere, sene boyunca nasıl sarf edileceği malum-dur; fakat zekat niyeti ile eda edilmezse, zekattan hesab edilmiş olmaz. Bu bahsettiğimiz şekilde zekat zimmetten düşer. Aynı şekilde, sıkıntı olma dan zorluktan halas bulmuş olur. Sene boyunca fakirlere zekat miktarı sarf edilmezse, belki ondan bir miktar kalsa, aynı şekilde diğer mallardan ayrı olarak onu muhafaza etmek gerekir. Zira bu gibi bir işe her sene ihtiyaç duyulur. Her ne zamanki fakirlerin malı ayrı ve müstakil olunca, yarın edasına muvaffakiyyet umulur, bu gün hasıl olmasa da.

Ey Evlat! Nefis bizzat cimridir, saltanatı yüce olan Mevlanın emirle-rine yapışmaktan kaçıcıdır, şüphesiz söz rıfk ve yumuşaklıkla sadır oldu, değilse mallar ve mülklerin tamamı Allahu tealanın hakkıdır, kul için durak lama ve beklemenin imkanı nerden olsun! Bilakis tam bir menuniyyetle onu eda etmek lazımdır.

Aynı şekilde nefsin hevasına tabi olarak ibadetlerin edasında gev-şeklik yapmamak lazımdır. Kul haklarını ödemekte son derece gayret et-mek gerekir. Bütün gayreti sarfetmeli ki, üzerinde hiç kimsenin hakkı kal-masın. Zira dünyada hakları ödemek kolaydır, çünkü uygunluk ve tatlı sözle elde edilmesi mümkündür, amma ahırette iş müşkil olup ilaç kabul etmez.

Şer’i hükümlerden sormak, onlar hakkında ahıret alimlerinden fetva istemek gerekir, zira onların sözleri için tesir vardır. Onların zatlarının bereketi ile, fetvaları ile amel etmeye muvaffakiyyetin hasıl olması umulur.

Dünya alimlerinden sakınmak gerekir, onlar ilmi, rütbe elde etmeye vesile ettiler. Ancak takva alimlerden kimse bulunmazsa zarureten, zaru-ret miktarı kadar onlara müracaat edilir.

Hacı Meyan Muhammed el Etreh, o tarafta dindar alimlerdendir. Şeyh Ali el Etreh ahbablarınızdandır. Bu iki şahıstan her biri o taraflarda ganimettir. Şer’î meselelerin tahkikinde bu iki alime müracaat en uygu-nudur.

Ey Evlad! Bizim için dünyacılarla ne alaka vardır? Bizimle onlar arasında hangi münasebet vardır ki onların hayır veya şerlerinden konu-şalım. Bu babta şer’î nasihatler tamam ve kamil şekilde geldi. Açık delil Allah içindir.

Fakat bu evladımız dervişlere dönünce, inabe yolundan onlara men-sub olunca, ekser vakitlerde kalbin yönelmesi onun hallerine oldu. Bu teveccüh arada konuşmamıza sebeb oldu.

Bilki şu nasihatlerin ve meselelerin ekserisi muhakkak ona ulaştı ve kulağına çalındı, fakat maksad onlarla amel etmektir, sadece bilmek değildir. Bakmazmısın ki hasta, hastalığının ilacını bilince, bu ilacı bilmek ona fayda vermez. İlacı yutmaksızın onun için şifa hasıl olmaz. Bütün ısrar ve mübalağamız amel etmek içindir. Amelden uzak olan ilim, sahibi aleyhine delil olarak dikilir.

Salat selam üzerine olan Efendimiz buyurdu: “Kıyamet gününde insanların azab bakımından en şiddetlisi, bir alimdir ki Allahu teala ona ilmi ile fayda vermemiştir.”

Şu evladımız bilsin ki evvelki dersi, cem’iyyet sahibleri ile olan soh-betin azlığı sebebiyle netice vermemişse de, fakat kendisinde bulunan nefis kabiliyyet cevherinden haber vermektedir. Umulan, Allahu subhane-hu’nun onu, şu inabe (dersin) bereketiyle, rızasına muvaffak kılması ve onu necat ehlinden yapmasıdır. Her halde, şu taifeye olan sevgi ipini yitirmemek gerekir. Şu cemaate sığınmak ve yakarmayı şiar/adet edinmek gerekir. Şu taifeye olan sevgi sebebiyle, Hak subhanehu’nun mahabbe-tinin teşrifini, tamamıyla kendine çekmesini, bütün leke ve kirlerden kurtar-masını  beklemek gerekir.

Şiir:

Aşk ancak bir şuledir ki muhakkak yaktı,

Bakî olan sevgiliden başka her şeyi.



[1] Bunların sevgisi, Allah ve resulünün önüne geçerse ve ibadetlere engel olursa, dünya hükmünde olurlar. Bunlardan muhab şekilde istifade edip kulluğu yerine getirmek lazım.

[2] Bu ilimlerin tahsili ancak dünyada helal kazanç için olursa caiz olur. Diğer maksadlar için vakti bunlarla öldürmek ve Kur’an ilimlerinden geri kalmak asla caiz olmaz.

[3] Hatta yıldızlar ve gök bilimleriyle uğraşanların ekserisi namaz kılmazlar. Şayet ilimlerinde bir fayda olsaydı, önce kendileri hidayet bulurdu, sadece desinler için ilim elde etmek kişiye zarar verir. Batı dünyası bu gibi ilimlerde ilerlediği halde neden Allah'a secde etmez!

[4] Bu zamandaki dünyacılar ve onların teşvik ettiği ilimlerin, kişileri gerçek marifetten nasıl men ettiğini iyi anlamak gerekir. Din ilmi tahsil eden, hafızlık yapan talebeleri bundan uzaklaştıranlar, yaptıkları zararı iyi düşünsünler.

Perşembe, 05 Kasım 2009 05:21 tarihinde güncellendi

NERDE TEVEKKÜL ? BÜTÜN HINZIRLAR İMHA EDİLSİN....

domuz-gribi-270409-ic1.jpgÖNEMLİ! OKUYUN

ve HERKESİN OKUMASINI

 

SAĞLAYIN

 

Dünyadaki diğer ülkeler, domuz gribinin labaratuvarda biyolojik silah olarak üretildiğini ve insanlığın başına bela edildiği yazıyor. Domuz gribi aşısıda henüz geliştirilen ve içeriği açısından ölümcül tehlikeleri olan bir ürün.

Şimdiye kadar üç firma üretim yapmış:

GlaxoSmithKilne firmasının Pandemrix, adlı aşısı.

Baxter International’ ın H1N1 aşısı.

Her ikisininde henüz lisansı yok. Avrupa ilaçlar kuruluşu tarafından onaylanmamış.

Novartis tarafından üretilen Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent .

Amerikan’nın bazı eyaletlerinde zorunlu aşılamaya karşı tepkiler artıyor. Aşılardan ölümler meydana gelmekte. İngiltere ülkesinde kesinlikle böyle bir uygulama yapmayacağını söylüyor. Diğer ülkelerdede durum farklı değil.

Bu aşılar yapıldıgı takdirde: ( ÖNEMLİ )

-         Guillain-Barre sendromu

-         Vaskülit

-         Felç

-         Anafilaktik şok

-         ve ölüme neden olabileceği duyuruluyor.

Ayrıca Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini Novartisin kendi labaratuvar sonuçlarından okuyabilirsiniz.

Yukarıdaki siteden Novartis’in kendi resmi evrağında bulunan yan etkilerden bazıları:

*Local injection site reactions (including pain, pain limiting limb movement, redness, swelling, warmth, ecchymosis, induration)
*Hot flashes/flushes
*Chills
*Fever
*Malaise
*Shivering
*Fatigue
*Asthenia
*Facial edema.
*Immune system disorders
*Hypersensitivity reactions (including throat and/or mouth edema)
*In rare cases, hypersensitivity reactions have lead to anaphylactic shock and death
*Cardiovascular disorders
*Vasculitis (in rare cases with transient renal involvement)
*Syncope shortly after vaccination
*Digestive disorders
*Diarrhea
*Nausea
*Vomiting
*Abdominal pain.
*Blood and lymphatic disorders
*Local lymphadenopathy
*Transient thrombocytopenia.
*Metabolic and nutritional disorders
*Loss of appetite.
*Arthralgia
*Myalgia
*Myasthenia
*Nervous system disorders
*Headache
*Dizziness
*Neuralgia
*Paraesthesia
*Febrile convulsions
*Guillain-Barré Syndrome
*Myelitis (including encephalomyelitis and transverse myelitis)
*Neuropathy (including neuritis)
*Paralysis (including Bell’s Palsy)
*Respiratory disorders
*Dyspnea
*Chest pain
*Cough
*Pharyngitis
*Rhinitis
*Stevens-Johnson syndrome
*Pruritus
*Urticaria
*Rash (including non-specific, maculopapular, and vesiculobulbous).

Dünya gribe karşı vitamin takviyesi ve geçmişte kullanılan ilaçlarla çözüm sunuyor!

Domuz gribi ve tedavisi ile ilgili yakınlarımızı bilgilendirelim.

Perşembe, 05 Kasım 2009 05:26 tarihinde güncellendi

birazda yakın geçmişi hatırlayalım ...2

ergenkn.jpgTürkiye'nin yakın geçmişini ve ordu-siyaset ilişkisini bulunduğu konumlar ve yaptığı görevler nedeniyle çok iyi bilen, 12 Eylül'de İstanbul'da sıkıyönetim savcılığı yapan ve daha sonra Turgut Özal'ın yanında ANAP'tan politikaya atılan emekli askerî hâkim ve savcı Faik Tarımcıoğlu ile yaptığımız konuşmanın dün birinci bölümünü yayımladık. Konuşmayı, kaldığımız yerden bugün tamamlıyoruz.

* * *

NEŞE DÜZEL: Bugün ordu içinde bir cunta olduğu iddia edildiğine ve bazı isimler söylendiğine göre ordu ne yapacak şimdi?

FAİK TARIMCIOĞLU: Ordunun içinde her zaman cuntalar vardır. Üstelik bu cunta yapılanmaları bir bayrak yarışıdır. Ordu, bu cunta alışkanlığından bir türlü kurtulamadı. Cunta faaliyetleri bir tek Hilmi Özkök Paşa'yla durağanlaştı, o kadar. Genelkurmay Başkanlığı döneminde Özkök, Kuvvet Komutanlarından Aytaç Yalman'ı, Şener Eruygur'u tasfiye etti. Ama cuntacılığı tasfiye öyle üç beş yılda olacak bir hadise değildir. Nitekim, yeni ortaya çıkan eylem planı da bir cunta faaliyetidir. Bu da bir darbe teşebbüs planıdır.

Peki, ordu ne yapacak şimdi?

Çok vahim olaylar söz konusu. Ordu kesinlikle bu dejenerasyonu, rejenere etmek zorunda. Yani bu çürümeden, bünyesini temizleyerek kurtulmak zorunda.

Temizlik dediğiniz tasfiye. Orduda bir tasfiye olur mu?

Başarılı veya başarısız olmuş her darbe teşebbüsünde mutlaka bir tasfiye olmuştur, bunda da olacaktır. Eğer olmazsa bu dejenerasyon, bu çürüme bütün bünyeyi sarar. Bir silahlı gücün çürümesi büyük bir tehlikedir.

Genelkurmay Başkanlığı Başbakan'a bağlı. Bu temizliği Başbakan Erdoğan yapmak zorunda. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ görevden alınabilir mi?

Hükümetin o noktaya kadar gideceğini sanmıyorum. Başbuğ bu eylem planından haberdardır ama bu planın 'cebine esrar koy, evine silah yerleştir' gibi ayrıntılarını bilmeyebilir.

Ama Başbuğ bu planın bir darbe teşebbüsü olduğunu biliyordur, öyle mi?

Elbette.

Eğer cunta üyesi olduğu söylenen generaller açığa alınırsa ordunun tepkisi ne olur?

Ordunun kurumsal bir tepki göstereceğini sanmıyorum. Çünkü ordu kendi genel piramidini, terfi, tayin sistematiğini bozmayan bir tasfiyeye fazla tepki göstermez. Bu geniş bir tasfiye olmayacak. Başbuğ'un Genelkurmay Başkanlığı'nda dokuz ayı kaldı. Tasfiyeyi Başbuğ yapacak.

Cunta üyesi olduğu söylenen generaller yargılanır mı?

Türkiye'deki genel yargılama biçimini, hukuk düzeyini ve yargıya musallat olmuş hastalıkları gözönüne alırsanız, böyle toptan bir yargılama yapılmaz.

Kimler yargılanır sizce?

Çok bulaşmış olanlar hariç, diğerleri yargılanmaksızın tasfiye edilirler. Planın hazırlanması için emri veren, planı paraf eden askerler de yargılanmazlar, onlar da sadece tasfiye edilirler. Düşünün... Sarıkız, Yakamoz, Eldiven, Ayışığı adlarıyla dört ihtilal teşebbüsünü fiilen tasarlayan, sokak hareketlerini organize edenler bile nasıl yargılanıyorlar... Ya GATA'da ya da evlerinde dışarıdan yargılanıyorlar. Bizdeki Ergenekon süreci İtalya'daki gibi hızlı gitmiyor, yavaş yavaş gidiyor.

Orduyla yargının nasıl bir ilişkisi var?

Ordunun sürekli Atatürkçülüğü ve cumhuriyeti ön planda tutmasından, yargının etkilenmemesi mümkün değil. "Biz de cumhuriyeti koruyoruz, bizim de adımız cumhuriyet başsavcılığı" diyerek yargı da devleti koruyan bir politika edindi. Yargıya musallat olan hastalıkların nedeni budur. Yani yargı da kendini ordunun yerine koydu, kendini 'koruma, kollama' göreviyle vazifelendirdi. Türkiye'yi, yüksek bürokrasiyle yüksek yargı yönetir.

Yüksek bürokrasi kim?

Yüksek bürokrasi, ordudur. Yüksek yargı da Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi'dir. Hükümetler yüzde 47 veya yüzde 55 oy alsalar da siyaset pastasının ancak çok basit bir dilimini yönetirler.

Türkiye, Ergenekon sürecini yaşıyor. Hâlâ bu durum değişmedi mi?

Elbette çok şey değişti. Bir dönemin sonuna geliyoruz. Bir muhasebenin son

Eğer böyle bir plan ortaya çıktıktan sonra kimse açığa alınmazsa ya da kimse yargılanmazsa bunun sonucu ne olur?

Büyük bir tepkiye yol açar ve gelecek seçimde AKP yüzde 50'lerin üstüne çıkar. Ve yüzde 55 oyla seçilmiş bir iktidar bu ülkeye siyasi istikrar değil, büyük bir siyasi istikrarsızlık getirir. Toplum daha kolay kışkırtılabilir. Çünkü bazı kesimler kendilerini köşeye sıkıştırılmış bir kedi gibi hissederler. Bu köşeye sıkışmışlık da, ülkede provokasyona çok elverişli bir ortam yaratır.

Bu darbe planının ortaya çıkması, ordunun durumunu nasıl etkiler peki?

"Yeter artık, bu ne? 50 senedir darbe darbe" diyenlerin oranı toplumda giderek artar. Orduyu siyasetin içinde istemeyenler, Türkiye'de artık çoğunluğu oluşturur.

Bu darbe planının yakalanmasından sonra ne tür değişimler yaşayacağız?

Demokratik düzlüğe doğru gidiyoruz. Yüksek bürokrasi artık bütün devlet kademelerine hâkim olamadığı hissediyor. 22 Temmuz seçimlerinden sonra bir korgeneralin, hazırladığı raporda bu konuda tesbitler vardı. Korgeneral, "Artık devlete hâkim olamıyoruz. Kendimize müttefik bulamıyoruz" diye feryat ediyordu. Türkiye'de bir dönemin sonuna gelindiği anlaşılıyor ama dirençler de sürüyor.

Kimler direniyor?

Mesela bugün sistemin en önemli direnç noktalarından biri YARSAV'dır. Bu, özellikle kurulmuş bir yapıdır. YARSAV, yüksek yargı mensuplarının psikolojik ve ideolojik olarak bir dayanışmasıdır. İşte bu dayanışma, yargı kararlarına yansıyor. Ama bu tür yansımaların sonuna da artık geliniyor.

Ordu siyasetin içinde kalabilir mi?

Ordu, siyasetin içinde kalamaz. Siyasetin dışına çıktığında da, işte o zaman gerçek Atatürkçülük gerçekleşir. Bu ülkede Atatürkçülük hiç yaşanmadı. Atatürkçülük hep bir slogan ve bir maske olarak kullanıldı. İttihatçılık sürdü. Ordumuz kendini çok Atatürkçü olarak tanımlar ama bütün ihtilalleri de Atatürk maskesiyle yapar. Ergenekon bu İttihatçı virüsün devamıdır...

Sizce bu cunta planını kim ortaya çıkardı?

Amerika bu plandan haberdardır. Bunun istihbaratını hükümete veya MİT'e Amerika vermiş olabilir. Çünkü Irak'ta ve Afganistan'da çırpınan Amerika'ya bugün istikrarlı bir Türkiye lazım. Düşünün, bu ortaya çıkan eylem planı gerçekleşmiş olsaydı, Türkiye'de istikrar diye bir şey kalmayacaktı. Amerika, Türkiye'de darbe istemez. Hele hele böylesini hiç istemez.

Niye böylesini istemez?

Çünkü bunların içinde İran, Rusya, Almanya ittifakı gibi farklı şeyler terennüm edenler vardır. Geçmişte ise Türkiye'deki darbeler Amerika'nın işine yarıyordu. Mesela Yunanistan'ın NATO'ya geri dönme meselesi vardı. Yunanistan'ın NATO'ya dönüşüne evet demeyi Ecevit de, Demirel de reddetti. Çünkü böyle bir şeyi sivil bir iktidar yapamazdı. Amerika, 'halka hesap vermeyecek generaller gelsin, Yunanistan NATO'ya dönsün' diye düşündü ve 12 Eylül darbesine yeşil ışık yakıldı. Ama devlet artık bu tür darbecilerden arınmaya çalışıyor. Bu çaba Hilmi Özkök'le başladı. Dört büyük darbe teşebbüsü önlendi.

Ergenekon yapılanması tümüyle tasfiye olur mu?

Yüzde yüz tasfiye olmaz. Ana yapısına ulaşılmaz. Çünkü Türkiye'nin yargı sistemi henüz bağırsakları temizleyecek güçte değil. Yargı, yüksek bürokrasinin yani ordunun paralelinde, emrinde ve tesirindedir. Bunlar tasfiye olmuş gibi bir süre sütreye yatarlar. Sonra "Cumhuriyet tehlikede" diye tekrar ortaya çıkarlar. İttihatçıların en silahşorlarından biri olan Resneli Niyazi olmak isterler. Harbiye'ye giren her teğmen kendini Resneli Niyazi zanneder. Atatürk zanneder. Türkiye'de cuntacılık bitmez. Ama şu var. Devletin bir bölümü de bundan kurtulmaya çalışıyor. Ordunun tamamı cunta fikriyatıyla hareket etmez.

Siz Başbakan Erdoğan'ın çetelerin hedefinde olduğunu söylemiştiniz. Hâlâ aynı şekilde mi düşünüyorsunuz?

Evet. Çeteler derken darbecileri, cuntayı kastediyorum. Bu darbe planının hedefi Başbakan'dır.

Turgut Özal suikasta uğradığında siz onun yakınıydınız. Suikast araştırıldığında bir basın patronunun ismine ulaşıldığını söylediniz. O basın patronunun suikasta karıştığı belgelendi mi yoksa bu bir tahmin miydi?

Belgelenmedi fakat bütün işaretler, izler oraya doğru gitti. Çünkü işin finansmanı İsviçre'de hazırlanmıştı. Ben suikast yapıldığında kongre salonundaydım. Her şeyi gördüm. Özal suikast akşamı beni çağırdı. Başparmağı sarılı, kırmızı bir koltukta oturuyordu. Parmağını bir silah gibi bana doğrultup, "Faik beni kim vurdu" dedi.

Ne cevap verdiniz?

Özal'ın vurulması hadisesi çok nettir, bu bir resmî organizasyondur. Ona, "Siz Türkiye'yi komünist bir rejimden liberal bir rejime geçirdiniz. Siz döviz, altın, sigara, içki kaçakçılarının tekerine çomak soktunuz" dedim. Bu sistem, varlığını yüksek bürokrasiyle işbirliği yaparak sürdürüyordu. Sistemin en büyük ayaklarından biri de basındı.

O patron sonra ne oldu?

Bırakıp kaçtı. Hürriyet Gazetesi el değiştirdi. Özal bu işi daha fazla irdelemenin toplumda kargaşaya yol açacağını düşündü. Ayrıca kendisi o sırada cumhurbaşkanı olmak istiyordu. Olayın arkasındaki isimler aşağı yukarı belli olmuştu, açıklasaydı gene suikast teşebbüsleri olurdu.

Özal'ın ulaştığı isimler kimdi?

Özal açıklamadı, benim de açıklamam doğru olmaz. Ama bunun cevabı, "Ergenekon nedir" sorusuna verilen cevaplardadır belki. Şöyle düşünün... Eğer Özal genelkurmay başkanı olacak olan bir kadroyu değiştirmeseydi, kimler genelkurmay başkanı olacak idiyse, onları gözönüne alarak irtibatı sağlayabilirsiniz. Özal bir sürü kişinin önünü tıkadı. Önü tıkananlar bu hadiseyi organize ettiler.

O suikastın arkasında kimlerin olduğunu devlet içinde kimler biliyor?

Şu anda MİT'in bilmesi lazım bunu. Ama MİT bunu açıklamaz. Özal kasetleri defalarca izledi. Kongre salonunda uzun boylu, bej elbiseli pos bıyıklı zayıf kikirik birisinin makineli tüfeği saklayarak kaçtığını gözümle gördüm ben. "Kaçıyor" diye bağırdım. O şahsı Özal da gördü. Resmî bir görevliydi bu. O şahsın görevi Özal'ı vuran Kartal Demirağ'ı öldürmekti. Böylece Özal'a suikastı bir cinayetle kapatmaktı. Ama başaramadılar.

O suikast da bugün Ergenekon denilen yapıya benzer bir yapı tarafından mı gerçekleştirilmişti?

Evet, aynen öyle. Uğur Mumcu, Gün Sazak ve Turgut Özal'ı aynı örgüt öldürdü.

Özal'ın ölümünü şüpheli buluyor musunuz peki?

Benim de endişelerim var... Semra Hanım Özal'ın saçından bir tutam örnek kesmiş. O saç, Amerika'ya gönderildi. Özal'ın zehirlenip zehirlenmediğini anlamak için. Amerika'dan rapor geldi. Zehir bulunduğu ortaya çıktı. Sonra bir hırsızlık olayıyla o rapor çalındı. Ayrıca Özal'dan kan alınmıştı. O tüp de kırıldı. O tüp sonradan kırıldı. Birileri gitti kırdı. Çünkü kanda da, saçta çıkan zehir çıkacaktı. Saç ve kan olayları üst üste geldi.

Özal'ın zehirlendiği bilgisini neye dayandırıyorsunuz?

O dönemde Semra Hanım ve oğlu Ahmet Özal televizyonda, söz konusu raporun, Turgut Bey'in zehirlendiğini söylediğini teyit etmişlerdi. Sonra adlî bir kriminal olay oldu. Daha doğrusu basına olay öyle yansıdı. Çok 'profesyonel' bir hırsızlık olayıyla, Semra Hanım'ın evinden sadece bir kaset ve bu rapor çalındı. Başka hiçbir maddi kayıp olmadı.

Çalınan kasette ne vardı?

Bilmiyorum. Belki bir konuşma, belki bir görüntü vardı. Özal'ın ölümü böyle kapatıldı. Bir olayın kapatılmasının bin bir türlü yolu vardır zaten. Olayı sulandırırsınız, dikkati başka bir şeye çekersiniz falan...

Cunta faaliyetlerine dönersek... Bu son ortaya çıkan eylem planından sonra ne tür gelişmeler bekliyorsunuz?

Eğer 'açılım politikaları' sabote edilmezse, ordu ve yargı kendi bünyesini temizlerse Türkiye kazanır. Yalnız çok dikkatli olmalıyız. Bir sürü sabotaj gündemdedir. Kürt sorununun, Kıbrıs ve Ermeni meselelerinin çözülmesi, Suriye'yle sınırın kaldırılması, AB'ye üyelik süreci derken, Türkiye fırlamaya hazır bir ülke haline geliyor. Bu yüzden bu hamleler dış istihbarat servislerinin de sabotajlarıyla geriletilecektir. Şu anda İsrail Türkiye'nin açılım politikasına şiddetle karşı çıkıyor. Çünkü İsrail, Türkiye hep düşmanlarla boğuşsun, hep laik-anti laik gerginlik yaşasın, Türkiye AB üyesi olmasın istiyor.

Siz ordu-yargı-siyaset üçgeninde yıllarınızı geçirdiniz. Ordu artık siyasete müdahale etmesinin halk tarafından tepkiyle karşılandığını fark etmiyor mu?

Şimdi fark ediyor. Artık herkes şunu tekrarlamalı. "Bu ülkede bütün kötülüklerin anası 27 Mayıs darbesi" demeli. 27 Mayıs'ta ordu ilk darbesini yaptı ve bu bugüne dek devam etti. 27 Mayıs'ta yedi bin subay bir gecede emekli edildi. Bunların parasını Amerika ödedi.

Niye Amerika ödedi?

27 Mayıs cuntası başarılı olsun diye yapıldı bu. Ondan sonra orduda cunta faaliyetleri büyük bir hızla ve şehvetle devam etti. 27 Mayıs'ta 38 subay bütün TSK'nın sesiymiş gibi davrandılar. Onlara bunu basın sağladı. Tabii CHP'nin de büyük günahı var. Millete öyle yutturdular ki... Ordu millet el ele sloganını getirdiler. Aslında bu, CHP, ordu el ele demekti. Bu, CHP artı ordu, eşittir iktidar formülüydü.

Ordu neden hâlâ siyasetten çıkmak istemiyor?

Ordudaki bütün zihniyet, 'Cumhuriyet'i biz kurduk biz yönetiriz' zihniyetidir. 86 yıllık hadisedir bu. Bu zihniyete göre, siyasetçiler ikinci sınıf vatandaştır. Sivil siyaset başı bozuktur, ülkeye hâkim olamaz.
İnanılması imkânsız bir şey ama, şu telkinde bulunur.
Rütbeler aşağıya doğru iner... Mareşal, general, albay yüzbaşı, binbaşı, teğmen, başçavuş , onbaşı, er... Ve, sonra sivil başbakan gelir.
sayfalarındayız. Türkiye'nin demokrasisi ve medenileşmesi açısından çok hayırlı ama... Bunlar hâlâ yargılanamazlar. Çünkü 1982 Anayasası hâlâ tepemizde Demokles'in kılıcı gibi sallanıyor. Anayasa sistemi bunların yargılanmalarına izin vermez ve vermiyor. Çünkü bu, 1982 Anayasası'dır. 1982 Anayasası da, askerî vesayet sisteminden başka bir şey değildir. Ordu bu harekât planıyla ilgili bir tasfiyeye gider ama büyük çapta bir yargılama olmaz, generaller yargılanmaz.
Perşembe, 05 Kasım 2009 05:13 tarihinde güncellendi

Sayfa 129 - 414

Yasal uyarı : Sitedeki sohbet, yazı ve resimler; üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadan ve kaynak göstererek alınabilir.
Üzerinde değişiklik yapılması, ticari amaçla kullanılması hukûken yasaktır.